Fakat insanoğlu bununla kalmıyor, bu büyük, değişmez zaruretin yanında kendi de yeni baştan talihler icat ediyordu. Yaşıyorum diye başka ölümler yaratıyordu. Hakikatte bunlar hep o varlık vehminin çocuklarıydı.
Çünkü hakiki ölüm ızdırap değildi, kurtuluştu; hepsini, hepsini bırakıyorum, sonsuzluğa karışıyorum. Aklın bittiği yerde parlayan büyük incinin kendisi oldum; ondan bir zerre değil, kendisi. Aklın serhaddinde hiçbir aydınlığın gölgelemediği yerde kendi içinden aydınlık, pırıl pırıl tutuşan büyük su nergisiyim. Fakat hayır, o bunu diyeceği yerde, "Mademki düşünüyorum. O hâlde varım, mademki duyuyorum, o hâlde varım, mademki harp ediyorum, o hälde varım, mademki ızdırap çekiyorum, o hâlde varım! Sefilim varım, budalayım varım, varım, varım!" diyordu.