Saat 00:08 Oturdum mutfak tezgâhının üstüne.
Karşımda 155 metrekarelik, 5 odalı, bahçeli, şöminesiz, (Önemli bir eksik) 1920 yapımı müstakil evim duruyordu. İnsan bazen kendi evine bakıp onu ilk kez görüyormuş gibi oluyor.
Bugün evi düşündüm.
Beş oda var ama insanın aradığı şey bazen altıncı odada oluyor. O altıncı oda da hiçbir mimarın planında yok zaten: ANILAR ODASI.
Koridorda yürürken sanki yıllar ayak seslerini saklamış gibi. Ev sahibi bahçedeki elma ağacı çok yaşlı demişti sanki bu dünyadan emekli olmuş kökleri dünyada gövdesi cennette gibi.. kuşlar için yem koymasam dalına varlığından kendide habersiz gibi..
Evde maalesef ki şömine yok. Ama yıllarca içimi ısıtan şey de zaten şömine değildi. Mutfaktan gelen çay, yemek kokusu, pencereden görünen yağmur, yanlış yere bırakılmış bir kitap, unutulmuş bir kahkaha..gelecek umutları.Bunlar odun yakmadan da insanı ısıtabiliyormuş.
Bu ev, benden önce kimleri gördü kim bilir. Belki birileri burada büyük hayaller kurdu, sonra onları erteledi. Belki bir çocuk pencereye çıkıp büyümeyi bekledi. Şimdi ben aynı evde oturup geçmişi düşünüyorum. Evin kendisi ise muhtemelen şöyle diyordur:
Ben, insanların içinde biriktirip dışına söylemediği sözlerim.. söylenmeyen sözler arşiviyim
Hayat bazen büyük olaylardan değil, sessiz, sakin akşam üstlerinden oluşur. Bugün de öyle bir gün.
Ev sustu.
Bahçe sustu.
Zaman akmaya devam etti.
Ben ise yaşlı duvarların arasında, geçmişle bugünün aynı bardaktan su (sütte olabilir) içtiğini gördüm..