esma

esma
@yataykaplumbaga
1 okur puanı
Haziran 2024 tarihinde katıldı
Minjun kelimenin tam anlamıyla, elinden ne geliyorsa o kadarı yapıyordu. Buna rağmen becerileri gelişmiş, kahvelerin tadı güzelleşmişti. Bu hızla ve bu anlayışla büyümek yeterli değil miydi? Dünyanın en iyi baristası olsa ne faydaydı? Tüm hayatı baştan aşağı değişmişken en iyisi olduğunu söyleyen övgüler alsa ne yazardı? Minjun bir an, uzanamadığı ciğere murdar diyen kedi gibi hissetse de durumun bu olmadığı sonucuna vardı, Sadece hedeflerini düşürmesi, hayır, hedefleri tamamen ortadan kaldırması gerekiyordu. Amaç belirlemek yerine, o gün için yaptığı her işte gayret gösterecekti. En iyi kahve tadı... Minjun sadece elinden gelenin en iyisine odaklanmaya karar verdi. Artık geleceği hayal etmiyordu. Ona göre şimdiki zamandan geleceğe uzanan mesafe, dripper'a birkaç kez su döktüğü süreyle sınırlıydı. Minjun'un kontrol edebileceği gelecek o kadar ediyordu. Ardından benzer uzunluğa sahip bir gelecek daha ortaya çıkıyor ve bu böyle tekrarlıyordu. Sadece o kadarlık bir geleceği dört gözle bekleyerek elinden geleni yaptığı gerçeğinin cesaretini kırdığı da oluyordu. O anlarda sırtını dikleştiriyor ve iki üç saatlik, o da yetmezse bir günlük geleceği düşünerek resmi genişletiyordu. Minjun artık geçmişi, bugünü ve yarınını kontrolün mümkün olduğu süre içinde değerlendirmeye karar vermişti. Bundan daha fazlasını hayal etmenin gereksiz olduğunu hissediyordu, bir sene sonra nasıl bir hayat yaşayacağını bilmek insan kabiliyetinin ötesindeydi.
Sayfa 219
Bu kısım fazlaca beni yansıtıyor...
Minchul'un sevdiği tek öğretmen olan Kore dili hocası, ka süre önce şöyle demişti: "Insanlar sevdiği işi yaptıklarında mutlu olurlar, o yüzden siz de ne yaparken keyif aldığınızı ve sizi neyin heyecanlan dırdığını mutlaka bulmalısınız. Toplumun onayladığı işi değil, kendi sevdiğiniz işi yapın. O zaman insanların söylediklerin den daha az etkilenerek yaşayabilirsiniz. Cesur olun. Anladınız mı?" Minchul birçok arkadaşının bu konuşmadan etkilendiğini söyledi. İçlerinden biri coşkuyla o sözlerin ne kadar tehlikeli olduğundan bahsetmişti, onların da bir kalbe sahip varlıklar olduğunu kabul etmesi yönünden tehlikeliydi. Arkadaşı sevini yükselterek şöyle demişti: "Bir düşünün. Başka hangi hoca böyle konuşuyor? Anne balarımızın isteklerine ters düşen sözler söyleyen hoca nerede görülmüş diyorum. Bu sözler o yüzden tehlikeli ve tehlikeli sözleri zihnimize kazımamız lazım!" Arkadaşları öğretmenin konuşmasına hayran kalmış, ancak Minchul o sözler yüzünden ilk defa endişeye kapıldığını hissetmişti. Gerçekten sevdiği bir işi mi yapmalıydı? Onun sevdiğ bir iş yoktu ki. Bir şey yaparken keyif aldığı da, heyecanlandı da olmamıştı. Hepsi birbirinin aynıydı, zaman zaman hem eğlenceli, hem de sıkıcıydı. "Bu işi yapmazsam ölürüm" diyecek kadar istek duyduğu bir şey de, ölmek istemesine sebep olacak kadar zor olmasına rağmen yapmaktan kaçındığı bir şey de yoktu. İyi olduğu bir iş de yoktu. Hepsi ortalamaydı Sevdiği ve iyi olduğu bir iş olmayan Minchul, nasıl yaşaması gerektiğini bilmiyordu.
Sayfa 212
Alıntı
kirlangic ve prensin aski yarim kalir...
Ancak son bir kere daha uçup Prens'in omzuna konacak gücü kalmıştı. "Hoşça kal, sevgili Prens!" diye mırıldandı, "Elini öpmeme izin verir misin?" "Nihayet Mısır'a gidecek olmana seviniyorum, küçük Kırlangıç," dedi Prens, "burada çok uzun kaldın; ama beni dudaklarımdan öpmelisin, çünkü seni seviyorum." "Gittiğim yer Mısır değil," dedi Kırlangıç. "Ölüm'ün evine gidiyorum. Ölüm, Uyku'nun kardeşidir, öyle değil mi?" Sonra Mutlu Prens'i dudaklarından öptü ve ayaklarının dibine düşüp öldü.
Alıntı