Reşat Nuri okurken kendimi hep, bir Eylül ayında, ağaçlar yapraklarını dökerken gün batımına müteakip sayfaları çevirir gibi hissediyorum. Sanırım sevilen belki de en sevilen yazarımı, en sevdiğim mevsimle özdeşleştirdim.
İnsan duygularının tahlil ve anlatımı konusunda bunu satırlara döküşündeki maharetinde yazarı her seferinde takdir ve rahmetle anıyorum.
Jülide aslında Nazmi Bey’in yeğeni konumunda. Babası ölmeden önce bir mektupla Jülide‘nin vasisinin Nazmi Bey olmasını istiyor.
Nazmi, genç bir subay ve ele avuca sığmaz türden bir delikanlı. Bir zamanlar amcası da Nazmi’ye vasilik yapmıştır. Yaşadığı kötü bir savaş anından sonra vücudunda kalıcı bir hastalık (andokardit) sonucu genç yaşta takaüte ayrılıyor.
M.S.’ deki Ayazma çiftliğinde amcazade Şükran ile evlenip sakin bir yaşam sürmekte iken Jülide hayatlarına dahil oluyor.
Gençlik yahut çocukluk dönemlerinde olur genellikle, kendinden bir hayli büyüklere hissiyatlara sahip olmak. Jülide de, ah zavallı yavrucak, Nazmi Beye tutuluyor. Bu ise bir mektupla ortaya çıkıyor. Nazmi Bey de ise aşk denebilir mi bilemiyorum, Jülide’ye hisler besliyor. Neyse ki bir faciaya sebep olmadan her şey yoluna giriyor.
Sevmek… aşk… bunlar güzel duygular. Doğru kişiye, doğru zamanda olursa. Sağlıkta doğru ilaç, doğru doz gibi çok önemli ilkeler var, onun gibi bir şey aslında bu da. Herkes istediği ile olamıyor bu hayatta, ki keşke olsa demeyeceğim, önemli olan kıymet görmek ve vermek karşılıklı. Yani sevgi her zaman doğru olmayabiliyor sözün özü.
Biz, minik koalamla, okurken çok mutlu olduk. Siz de okuyun diyoruz…