Ali Ece

Ali Ece

YazarÇevirmen
7.5/10
23 Kişi
·
44
Okunma
·
2
Beğeni
·
1.933
Gösterim
Adı:
Ali Ece
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1977
20 Ocak 1977 tarihinde, İstanbul'da doğdu. En az herkesinki kadar harika bir çocukluk geçirdi. 5 yaşında okula başlatılınca hayatı alt üst oldu. 1987 yılında Saint-Joseph Erkek Lisesi'ni kazandı, orada geçirdiği 8 yıl hayatının en güzel zamanı oldu. Edebiyat hocası Mişel Tagan'dan Fransız şiiri ve Albert Camus'u sınıf arkadaşı Orçun Türkay'dan Rus, dedesindende Türk edebiyatını öğrendi. Bu arada Efes Pilsen, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ta basketbol oynadı ama hep futbolcu olmak istedi.
Okuduklarını hayatta uygulamaya çalışınca başı sürekli derde girdi. 1995 yılında Galatasaray Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünü kazandı. Kısa bir süre sonra "devlet" kavramıyla arasındaki uçurum onu geri dönülmez biçimde sanatın bulanık sularına itti. Birçok müzik grubu kurdu. Daha fazla yaşamak için uyumadı. Kendini resim ve tiyatroya verdi. 2000 yılında hayata atılmamak için aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler Anabilimdalı'nda yükseklisans yapmaya başladı. Yapı Kredi Yayınları'nda editör olarak çalıştı. Cogito, Sanat Dünyamız ve daha birçok dergide yazıları yayınlandı. Bir süre çevirmenlik yaptı. Ayın En Güzel Hali yayınlanan ilk romanı olan Ece; halen Dinar Bandosu grubunda gitar, org ve bas çalmaktadır.
"Kimse benim gibi düşünmek zorunda değil, ancak başta futbol olmak üzere herhangi bir konu üzerine konuşup yazarken herkes düşünmek zorunda. Yoksa bir dönem biter, başkası başlar ve sizi kimse hatırlamaz. Düşünmeyen herkes çöpe gider... Düşünenler ise düşünerek önce ayağa kalkar, sonra zirve yapar."
2002 Dünya Kupası'nın en iyi 2. kalecisi ise Rüştü Reçber seçildi. Halen dün gibi... Brezilya ile oynanan yarı final maçında Ronaldo golü atınca, hemen arkamda Rüştü'ye, "Rezil herif, bir topu da tut" diyen geri zekalı, eğer Türk futbol gazeteciliğinden bu kadar zaman para kazandıysa bizim ülke futbolunun bu halde olması kaçınılmaz!
Thomas Müller ise Ballack'ın olağanüstü pas verme ya da liderlik özelliklerine sahip değildi. Halen de Müller için hiçbir dalda ( şut, pas, top kesme, koşu vs. ) faal oyuncular arasında dünyanın en iyisi değil, ancak her özelliği neredeyse 20 üzerinde 15, yani tam bir ideal takım oyuncusu.
Üstelik İngilizlerin önemli bir kısmı "The Sun'da bir tek günün tarihi doğrudur" demelerine rağmen halen The Sun ülkenin en çok satan gazetesi olmaya devam ediyor.
Uzun lafın kısası: O yaz Almanya, Dünya Kupasında 2. olduktan sonra almanya futbolunun en büyük kanaat önderi Franz Beckenbauer, "Dünya kupasında ikinci olduk ama dünyanın en güçlü ikinci milli takımı değiliz" dedi. Almanya futbolu köklü bir reforma ihtiyacı olduğunu Euro'2004'te dibe vurmadan önce bile fark etmişti.
Hoddle maalesef İngiltere teknik direktörüyken, çakma ruh doktorunun etkisindeyken, "Engelliler daha önceki hayatlarındaki günahlarının bedelini ödüyor" demiş, hemen milli takımla ilişkisi bitirilmişti.
''Yaşadığımız çağda korkunç, sıkışık kalabalıklar içinde sonsuz yalnızları oynuyorum; belki de dış dünyayı değiştiremeyecek kadar zayıf bir varlık olduğumu anladığımdan kendi iç dünyamı değiştirmeye çalışıyorum. Dünyayı ikiye ayırdım: Bir tarafında seslerini duymaya, yüzlerini görmeye tahammül bile edemediğim ''diğerleri'' diğerinde ise ''biz'' yaşıyoruz.''
Ali Ece
Sayfa 26 - İthaki
"Babaannemle nasıl anlaşıyorsun 40 yıldır?" diye sordum.
"Sevdiğin insanları salt akılla kavramaya çalışma, onlara inanmakla yetin." dedi.
Ali Ece
Sayfa 17 - İthaki Yayınları
"Cümleye dönüşmeyen düşüncelerin, insan sesine indirgenemeyen duyguların ne kadar asil ve bir o kadar da ışıltılı olduğunu sana anlatamam. Artık sen dahil hiç kimseye bir şeyler anlatmaya çalışmayacağım. Hepsinden önemlisi, hiç kimseyle hiçbir şey üzerine tartışmayacağım. Tartışmak, konuşmaktan bile daha anlamsız bir şey. Söylesene hangi tartışmadan sonra biri diğerinin savunduğunu kabul etmiştir ki?"
Ali Ece
Sayfa 21 - İthaki Yayınları
Yorgun olduğu kadar tatlı bir sesle ''Hiç düşünmeden içinden ne geliyorsa yaz, düşünmenin değil yaşamanın tam zamanı,'' diye fısıldadı. Hiç düşünmeden ''Ayın en güzel halinde gölgeni arıyorum,'' yazdım.
Ali Ece
Sayfa 174 - İthaki
192 syf.
Ayak Oyunlarından Akıl Oyunlarına Futbol, Ali Ece’nin bir kitabı. Futbol/spor kitaplarını yıllardır düzenli olarak takip eden ve okuyan bir okur olmam rağmen bu kitabı gözden kaçırmışım. 2016’nın Mayıs ayında piyasaya çıkan kitap için ilk olarak şunu söylemem lazım; gerçekten beğendim.

İşin doğrusu, bir ortamda Ali Ece ile karşılaşıp, biraz futbol sohbeti yapmasak bu kitaptan yine haberim olmayacaktı. Sadece medyada tanıdığım Ali Ece ile sohbetimiz ona hem sempati duymamı sağladı hem de kendi kitabından hiç bahsetmese bile benim kitabı bulmama sebep oldu.

Ayak Oyunlarından Akıl Oyunlarına Futbol, üç bölümden müteşekkil. Bunlardan ilkinde Alman futbolu var. Daha doğrusu, Raphael Honigstein tarafından kaleme alınan ve bence en iyi futbol kitapları arasında yer alan Dördüncü Yıldız’da anlatılan Alman futbolunun dönüşme hikayesi… Ali Ece ile aşağı yukarı aynı kuşağın çocuklarıyız. Ancak onun sevmeye başladığı yeni Almanya’yı ben ezelinden beri seviyordum. Yani 1994 Dünya Kupası’nda Yordan Lechkov’un kafa golüyle Almanya, çeyrek finalde Bulgaristan’a 2-1 yenilip elenirken Ali Ece sevinç taklaları atarmış ancak ben üzüntüden ağlamak üzereydim… Ancak her ne kadar, doğal olarak üzerinde ayrıca çalışmış olsa bile Alman futbolu üzerine yazdığı her şey bana hitap etti. Çünkü 1991-92’deki kahır sezonundan beri sıkı bir Bayern Münih taraftarı olan ben, Avrupa futbolunda en çok Alman Liginin takip etmekteyim. Ali Ece, -buraya dikkat- adeta bir Simon Kuper ya da David Winner üslubuyla yazmış bu bölümleri, hatta kitabın tamamını…

İkinci bölümde ise Ece’nin tam bir uzmanlık, benim ise yarı ilgi alanım sayılabilecek olan İngiltere futbolu vardı. Acaba ilk bölümden aldığım hazzı burada da alabilecek miydim? Cevap: evet… Ali Ece, İngiltere Milli Takımı ve onun müzmin başarısızlıklarını merkeze alan harika bir anlatım yapmış. Kitabın genelinde olduğu gibi burada da altını çizdiğim epeyce kısım oldu.

Üçüncü bölüm ise transferler üzerine kurulu. Burada yine İngiltere ağırlıklı olmak üzere, Almanya, İtalya, İspanya takımları örnekleriyle dolu. Verilen örnekler hem hafıza tazeleyici hem ufuk açıcı. Genel bir ilkesi olduğu da açık. Kitabın genelinde olduğu gibi zaman zaman eliniz Google amca ya da Youtube dayıya gidiyor ve bazı şeyleri aratıyorsunuz.

Bu arada Ali Ece’nin transfer örneklerine Samsunspor cephesinden iki örnek de ben vereyim. Birincisi Sami Hyypia. Kitapta atıfta bulunulan ve övgüyle söz edilen bir isim olan Hyypia, henüz 20 yaşında iken bizim yaz başı kampımıza katılmış ama bir rivayete göre kendisi ayrılmış bir rivayete göre ise dönemin teknik direktörü Multescu tarafından beğenilmemiş; çok nazik bulunmuş. Belki iki rivayet de doğrudur, bilemiyorum. Ancak bildiğim bir şey varsa o da, Hollandalı büyük golcü Jimmy Floyd Hasselbaink’in aynı Multescu tarafından Ekim 1994’te, Samsun’a gelip bir hafta idmanlara çıkmasına rağmen beğenilmeyip gönderilmesidir.
Genel anlamda kitabı beğendim ve kısa sürede okuyup, bitirdim. Ali Ece, iyi bir iş çıkarmış doğrusu… Bitirirken bizim, bize özgü ve kötü hallerimizin bir kısmını oluşturan futbol medyamızla ilgili kitaptan bir alıntı yapmak istiyorum.

“2002 Dünya Kupası'nın en iyi 2. kalecisi ise Rüştü Reçber seçildi. Halen dün gibi... Brezilya ile oynanan yarı final maçında Ronaldo golü atınca, hemen arkamda Rüştü'ye, "Rezil herif, bir topu da tut" diyen geri zekalı, eğer Türk futbol gazeteciliğinden bu kadar zaman para kazandıysa bizim ülke futbolunun bu halde olması kaçınılmaz!”
356 syf.
Marcel Desailly’nin otobiyografisi niteliğinde olan Kaptan, 2001’de yayınlanmıştı. Yani, Desailly faal futbol hayatına ve dahi Fransa milli takımında oynamaya devam ederken. Bu ilginç bir durumdu zira bizde zaten çok az olan futbolcu otobiyografileri dünyada da genelde futbol hayatı bittikten sonra yayınlanır. Ancak Desailly, farklı bir yolu tercih etmişti.

Marcel Desailly, gerçek bir futbol yıldızı değildi. İyi bir futbolcuydu, harika bir kariyere sahipti ama mesela oynadığı takımların bir numarası asla değildi. Buna rağmen hayatı adeta bir roman gibi.

Gana’da başlayan ve küçük yaşta Fransa’ya, Nantes’a doğru yol alan bir hayat hikayesi var. Annesi’nin üç farklı evlilikten olan dört çocuğunun en küçüğü Marcel. Adını taşıdığı kişi ise gerçek babası değil, Gana’da da görev yapan yaşlıca bir Fransız diplomat.

Desailly’nin kitabı oldukça dobra şeylerle dolu. Yani pembe renkli hayatlar ve herkesin iyi, herkesin mükemmel olduğu bir öykü değil. Ancak özellikle 90’lı yıllar biz futbolseverler için pek çok tanıdık simayı da içinde barındırıyor. Marsilya’dan Abedi Peleve başkanları Bernard Tapie, AC Milan’da yine başkan Berlusconi başta olmak üzere teknik direktör Fabio Capello ile oyuncular Tassotti, Baresi, Maldini gibi isimler… Fransız futbolundan Jean Pierre Papin, Eric Cantona, David Ginola gibi sonradan bertaraf edilecek oyuncular ile Desailly kuşağından Zidane, Djorkaeff, Lizarazzu, Dugarry, Leboeuf, Thuram, Blanc, Petit… Yeni nesilden Anelka, Henry, Trezeguet, Pires gibi oyuncular… Ama en önemlisi Desailly’nin çocukluk arkadaşı da olan Deschamps.

Kitapta Deschamps da kendine epeyce yer buluyor ve iyi futbolculuğu kadar sağlam karakteriyle de kendini gösteriyor. Marcel’in Nantes’ta başlayıp, Marsilya, AC Milan ve Chelsea ile devam eden kariyeri, aile hayatı ve pek çok düşüncesi bu kitapta hayat buluyor.
Gana ile Fransa arasındaki gelgitleri de ilgi çekici. Bir dönem Gana ile olan bütün bağlarını reddediyor mesela, kendini tam bir Fransız olarak görüyor. Ama sonrasında dengeyi sağlamayı başarıyor.

Kitapta sıkı itiraflar da var. Özellikle Tapie dönemi Marsilya’sı ile ilgili bunlar. Marcel’in en sık telaffuz ettiği şeylerden birisi de para oluyor. Açık yüreklilikle futbolcular için en önde gelen şeyin para olduğunu anlatıyor.

Eğer okumayı da seven bir futbol severseniz ve yaşınız da 90’ların futbolunu hatırlama için idealse bu kitabı beğeneceksiniz.
192 syf.
·Beğendi·10/10
Futbol yorumcuları arasında farklı bir soluk Ali Ece. Bunu kitabında da yansıtıyor. Programlarda İngiltere 3. Liginden topçu önermesi ya da bilmem kaç sezonundaki bir maçın iki takımın onbirlerini sayması gibi enteresanlıkları da var. Kitap da enteresan olmuş. :))
192 syf.
Ali Ece'nin ekrana çıkmasının boşa olmadığını gösteren kitap, salt gol sevinci için futbol izleyenlerden farklı olarak, derin bir bilgi ile futbolun felsefesine bakış atan bir kitap..
217 syf.
Kitap aslında gençliğimizi anlatıyor. Ben 80 lerin sonunda doğmuş biri olarak 80 leri yaşamadım ama 90 ları iyisiyle, kötüsüyle yaşadım. ''Sokakta oynayan son çocuklardık'' Kitabı okurken de kendimi 90 larda yaşıyormuş gibi hayal ettim neredeyse tüm çocukların, gençlerin hayatın bir döneminde, futbol olsun müzik olsun bir türlü ne olmaya karar veremediği, olmak istediği kişi ile olduğu kişi arasında kaldığı dönemler. Şimdi mesela o dönemlerde elimizden tutan biri olsaydı daha farklı olurduk diye genel olarak düşünürüz. İşte kitapta ''Ruhi abi'' gibi biri olsaydı eminim bende farklı yerlerde olurdum :) Okurken hayallere dalıp çocuklukta yaptıklarınızı yaşayabilirsiniz. Belki kitapta bahsedilen dönemi, şarkıcıları, yazarları falan çok anımsamayabilirsiniz (ilginiz yoksa tabi) onun yerine kendi döneminizi hayal edip okuduğunuzda keyifli olacağını düşünüyorum.
356 syf.
Futbol severlerin zevkle okuyacağını düşündüğüm bir otobiyografi. Fransa'nın büyük kaptanının hikayesi oldukça ilgi çekici, özellikle milan dönemi...
192 syf.
·4 günde·7/10
Spor kitapları okumayı sevenler için, Ali Ece'den Avrupa'daki futbol kültürünün zaman içindeki gelişimi ve bunların ülkemize yansımaları hatta yansıyamamaları üzerine güzel bir kitap. Bilhassa 90'lar ve 2000'lerin başlarındaki Avrupa futbol atmosferi ve ülkelerdeki bakış açılarının farklılığı, kulüp yapısı ve transfer kriterleriyle çok güzel anlatılmış.
356 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10
Kendi döneminin önemli futbol yıldızlarından Marcel Dessailly gerçekten ilginç olan hayat hikayesini akıcı bir dille anlatmış. Dessailly soy adını alışı, Fransa'ya yerleşmesi, futbolcu olan abisine hayranlığı, yıllar geçtikçe yaşadığı yükseliş ve elit bir futbol yıldızı haline gelişi ilham alınası birçok hikayeyi içinde barındırıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Ece
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1977
20 Ocak 1977 tarihinde, İstanbul'da doğdu. En az herkesinki kadar harika bir çocukluk geçirdi. 5 yaşında okula başlatılınca hayatı alt üst oldu. 1987 yılında Saint-Joseph Erkek Lisesi'ni kazandı, orada geçirdiği 8 yıl hayatının en güzel zamanı oldu. Edebiyat hocası Mişel Tagan'dan Fransız şiiri ve Albert Camus'u sınıf arkadaşı Orçun Türkay'dan Rus, dedesindende Türk edebiyatını öğrendi. Bu arada Efes Pilsen, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ta basketbol oynadı ama hep futbolcu olmak istedi.
Okuduklarını hayatta uygulamaya çalışınca başı sürekli derde girdi. 1995 yılında Galatasaray Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünü kazandı. Kısa bir süre sonra "devlet" kavramıyla arasındaki uçurum onu geri dönülmez biçimde sanatın bulanık sularına itti. Birçok müzik grubu kurdu. Daha fazla yaşamak için uyumadı. Kendini resim ve tiyatroya verdi. 2000 yılında hayata atılmamak için aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler Anabilimdalı'nda yükseklisans yapmaya başladı. Yapı Kredi Yayınları'nda editör olarak çalıştı. Cogito, Sanat Dünyamız ve daha birçok dergide yazıları yayınlandı. Bir süre çevirmenlik yaptı. Ayın En Güzel Hali yayınlanan ilk romanı olan Ece; halen Dinar Bandosu grubunda gitar, org ve bas çalmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 44 okur okudu.
  • 23 okur okuyacak.