Andrew Heywood

Andrew Heywood

Yazar
8.5/10
48 Kişi
·
198
Okunma
·
39
Beğeni
·
1.721
Gösterim
Adı:
Andrew Heywood
Unvan:
Siyaset bilimci, yazar
Andrew Heywood, önde gelen bir siyaset bilimi ders kitabı yazarıdır. Britanyalı olan Heywood, Croydon Col­lege’ın yardımcı müdürlüğü ve Orpington College’da yöneticilik görevlerinde bulunmuştur. 20 yılı aşkın bir süre çeşitli üniversitelerin Siyaset Bilimi bölümlerinde dersler verip bölüm yöneticiliği görevlerinde bulun­muştur. Şu anda yayınevlerine danışmanlık yapmaktadır.
“Sol” ve “Sağ” terimlerinin kökeni, 1789’da Genel Zümreler’in (Etats Grenaux) ilk toplantısında benimsenen oturma düzenine, Fransız Devrimi’ne kadar gider. Üçüncü Zümrenin üyeleri olan radikaller solda otururken, kralı destekleyen aristokratlar kralın sağında oturuyorlardı. Daha sonraki Fransız Meclisleri’nde benzer bir oturma tarzı takip edilmiştir.

Çok kısa bir süre sonra “sağ” terimi, gericilik veya kraliyet yanlılığı olarak, “sol” terimi de devrimci veya eşitlikçi duygudaşlığı barındıran terim olarak anlaşılmaya başlanmıştır. Ancak çağdaş siyasette sağ-sol ayrımı, aşırı derecede karmaşıklaşmaya devam etmiştir.
Gerçekten de gerici feminizm, ataerkilliğin ideolojik gücünün, kadınları yeniden kendi baskıcılığı altına almak üzere devşirebilme kapasitesi aracılığıyla ortaya koyduğu bir kanıt sunmaktadır.
Sosyalist feminizme göre kadınların ev işleri ve annelik gibi evcil alanla sınırlandırılması, kapitalizmin ekonomik çıkarlarına hizmet eder. Bazıları ise kadınların “bir işçi ordusu stoğu”nu oluşturduğunu iddia etmiştir; üretimde artışa ihtiyaç varsa bu ordu işgücüne katılır, ancak işveren veya devlete yük olmadan ekonomik kriz dönemlerinde evcil hayata geri döndürülebilir. Ayrıca geçici işçiler olarak kadınlar, düşük maaşlı, düşük statülü işler kabul etmeye şartlandırılır, böylece “erkeklerin işlerine” bir tehdit oluşturmadan maaş oranlarını aşağı çekme avantajı elde edilir. Aynı zamanda kadının ev içi çalışması, ekonominin sağlığı ve verimliliği için hayatî önem taşır. Kadınlar çocuk doğurup yetiştirerek bir sonraki nesil için işgücü üretirler ve gelecek üretimi garanti altına alırlar. Ayrıca kadınlar, çocukların sosyalleştirilmesi, şartlandırılması ve hatta eğitilmesinden sorumludurlar ve böylece disiplinli ve itaatkâr işçilere dönüşmesini sağlarlar.

Benzer şekilde ev hanımları olarak kadınlar, ev işi ve çocuk büyütme yükünden erkekleri kurtarırlar ve erkeklerin enerjilerini ve zamanlarını maaşlı ve verimli istihdama yoğunlaştırmalarına imkân sağlarlar. Bu anlamda fabrika veya ofislerde maaşlı iş gören erkekler ve maaşsız ev işi yapan kadınlar arasındaki işle ilgili cinsiyet ayrımı ekonomik verimliliği destekler. Ayrıca ev hanımları, eşlerinin iyi giyimli ve beslenmiş olarak, zor günün işlerine başlamaya hazır bir şekilde işlerine zamanında ulaşmalarını da sağlarlar. Geleneksel aile, desteklemesi gereken bir eşi ve çocukları olduğundan bir iş bulup ona devam etmesi için işçiyi teşvik eder. Aile yine işçiye, “maaş kölesi” olarak hayâl kırıklıkları ve yabancılaşmasına karşı gerekli bir rahatlama sağlar. Gerçekten de geleneksel aile hayatı, eş-babaya önemli karşılıklar sunar: Baba-eş “ekmeği kazanan” olma statüsünü kazanır ve kadın, “sıradan” ev işi ile meşgulken kendisinin evde rahatlaması ve dinlenmesi garanti edilir.
İngiliz sosyalist feminist Juliet Mitchell (1971), kadınların dört işlev yerine getirdiğini ileri sürmüştü: (l) Onlar işgücünün bir parçasıdır ve üretimde aktiftir, (2) çocuk doğururlar ve böylece insan neslini üretirler, (3) çocukların sosyalleştirilmesinden sorumludurlar ve (4) cinsel nesnelerdirler. Bu açıdan bakılınca özgüleşme, kadınların bu alanların hepsinde bağımsızlaşmasını gerektirir, sadece kapitalist sistemin sosyalist sistemle yer değiştirmesiyle özgürleşme elde edilmez.
Kadınlar erkekler tarafından değil, özel mülkiyet kurumu, kapitalizm tarafından baskı altına alınır. Ayrıca kadının özgürleştirilmesi kapitalizmin devrilip yerini sosyalizmin aldığı sosyal bir devrimin yan ürünü olacağı anlamına da gelir. Dolayısıyla özgüleşme arayan kadınlar, “sınıf savaşının" “cinsiyet savaşı”ndan daha önemli olduğunu görmelidirler. Böylece feministler, enerjilerini ayrılıkçı bir kadın hareketini desteklemeye harcamak yerine işçi hareketine yönlendirmelidirler.
Kadınların bebek doğurabilme gerçeği, “biyolojik aile” dediği kurum içinde “doğal bir iş paylaşımı”na neden olmuştur. Çocuk doğurarak kadınlar, sürekli biyolojinin merhametine bağlıdır ve dolayısıyla çocuklar gibi fiziksel açıdan hayatta kalmaları için erkeklere bağımlıdırlar. Yine de Firestone, ataerkilliğin doğal veya kaçınılmaz olduğunu kabul etmiyor. Ona göre kadınlar, biyolojik doğalarını aşabilirler ve “Havva’nın laneti’nden kaçabilirler. Firestone, modern teknolojinin kadınları hamilelik ve doğum yükünden kurtararak gerçek cinsel eşitlik umudunu getirdiğine inanıyor. Hamilelik, doğum kontrolü ile engellenebiliyor veya kürtaj ile sonlandırılabiliyor; ancak yeni teknolojiler, ayrıca, test tüplerinde yapay üretim ile hamileliği önleme ve çocuk yetiştirme sorumluluklarını sosyal kurumlara devretme imkânı da sağlıyor. Başka bir ifadeyle biyolojik üretim süreci, sibernetik kullanılarak laboratuarlarda gerçekleştirilebiliyor ve böylece kadınlara tarihte ilk defa biyolojik aileden kaçma ve erkeklerin gerçek eşitleri olarak topluma katılma şansı sunuyor.
Kadın ve erkeğin farklı rollerinin temeli “şartlanma” sürecinde yatar: Erken yaşlardan itibaren kızlar ve erkekler çok belirgin toplumsal cinsiyet kimliklerini, kabul etmek için teşvik edilirler. Bu süreç büyük ölçüde aile içinde, “ataerkilliğin temel kurumu’nda, gerçekleşir ancak, edebiyat, sanat, kamusal hayat ve ekonomide de görülür. Millett, 1960’larda ve 1970’lerin başlarında Siyahı Güç hareketinden etkilenen bir fikir olan “bilinçli yükseltme” (consciousness rising) süreci ile ataerkilliğe meydan okunmasını önerdi. Tartışma ve eğitim ile kadınlar, toplumlarına yayılan ve onu şekillendiren cinselliğin farkına varabilir ve ona daha iyi meydan okuyabilecek durumda olabilirler. Böylece kadının özgürleşmesi devrimci bir değişiklik gerektirir: Aile kurumu yıkılmalıdır ve toplumun her düzeyinde işlerlik gösteren kadınlara yapılan psikolojik ve cinsel baskı yok edilmelidir.
Sosyalist feministler, cinsiyetler arasındaki ilişkinin sosyal ve ekonomik yapının kendisinden kaynaklandığını ve hiçbir âni sosyal değişimin, yani sosyal devrimin, kadına gerçek bir özgürlük umudu veremeyeceğini ileri sürerler. 1980’de Birleşmiş Milletler raporunda belirtildiği gibi: “Kadınlar dünya nüfusunun %50 sini temsil ederken toplam çalışma saatlerinin üçte ikisini çalışarak geçiririrler, dünya gelirinin onda birini alırlar ve dünyada mülkiyetin sadece %1’ine sahipler.”
"Muhafazakarlar, dünyaya yönelik olarak temkinli, ılımlı ve hepsinden öte pragmatik bir yaklaşım içinde ve mümkün olabiliyorsa doktriner veya dogmatik inançlardan uzak durarak fikirlerini geleceğe, tecrübeye ve tarihe dayandırmayı tercih etmektedirler."
''Özgürlük, bireylere kendi hayatlarının kontrolünü ele alma, özerklik sahibi olma veya kendini gerçekleştirmeyi başarma yeteneği vermektedir.''
417 syf.
·140 günde·8/10
Siyasi konulara ilgi duyuyor ve bazı siyasi ideolojilerin kökenine inmek, nasıl evrilip günümüze ulaştığını anlamak istiyorsanız başucu kitabı niyetine okuyacağınız bir kitap olabilir. Okurken de yanınızda internetin olmasını tavsiye ederim. Verilen bazı kavram ve kişiler yeterince açık değil zaten her şeyin derinlemesine açıklanmasını beklemek de doğru olmaz. Bu yüzden ders çalışır gibi araştırarak ve notlar alarak okumak daha verimli ve kalıcı oluyor bu tarz kitaplar için.
Fakat çevirisini yeterli bulduğumu söyleyemem. Benim okuduğum baskısı yenilenmiş çeviri olmasına rağmen bazı cümleleri anlamak için üç dört kere okudum; yapısal bozukluktan dolayı. Yine de siyasi ideolojilere başlangıç için faydası dokunacak bir kitap olduğunu düşünüyorum. Genel bir bakış açısı kazandırıyor.
İyi okumalar.
384 syf.
·Puan vermedi
Bu kitap kapağındaki mikrofondan da anlaşılacağı gibi siyasetin temel kavramlarını hiç sıkmadan ve gayet anlaşılır şekilde anlatıyor.
Her Türk gibi siyasetten konuşmaya bayılıyoruz bari kavramlar konusunda eksiğimiz olmasın
567 syf.
·68 günde·3/10
Gördüğüm en vasat Siyaset kitabı. Türkiye'de siyasete meraklı iseniz Ahmet Taner Kışla'nın kitaplarını öneririm. Çünkü kendi içinizden örnekler olmadan ve bilgilerin detayına girmeden siyaset kitapları hiç bir zaman iyi olmayacaktır. Dünyanın pek çok yerinde Siyaset öğrencilerine okutulan bu kitap, benim için 1 dönemin işkencesi oldu. Diğer yardımcı kaynaklar bile bu kitaptan çok daha iyiydi.
417 syf.
·343 günde·Beğendi·10/10
Hitler'in Yahudi düşmanlığının nedeni neydi?https://youtu.be/gE8dOfB-4-M
Alıntılarla Bir Siyasi İdeoloji Özeti | FAŞİZM:
https://youtu.be/O9iOqke27zI

Bugüne kadar 8 aydan uzun bir ilişkim olmadı fakat bu kitabı tam 343 gün boyunca azar azar okuyup bitirdim. 2018 yılına benim için siyasi konuda bir aydınlanma yılı oldu desem abartmış olmam.

Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık kitabını okuduğum sıralar karşıma bazı kelimeler çıkıyordu. Liberalizm, muhafazakarlık vs... İşte Andrew Heywood'un Siyasi İdeolojiler kitabını edinmem de bu tür siyasi kelimelere karşı "Ne demek yahu bu kelimeler?" dememin sonucunda gerçekleşti.

Kitap, 12 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerin içerisinde ideolojinin kelime anlamı ve tarihsel evrimi, liberalizm, muhafazakarlık, sosyalizm, anarşizm, milliyetçilik, faşizm, feminizm, ekolojizm, dini köktencilik, çok-kültürcülük ve ideoloji kavramının küresel-çağdaş boyutu konusunda açıklamalar bulunmaktadır. Kitabın sonundaki kaynakçada bulunan kitapları sayayım dedim, yoruldum. 300-350 arası bir sayıda kaynaktan yararlanılmış muhteşem bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Örnek olarak, eğer Hitler'e sadece faşist deyip de geçmek istemiyorsan, faşizm kelimesinin kökenini, tarihsel gelişimini ve etkilediği devletleri, diğer siyasi görüşlerle olan karşılaştırmalarını ve kesişim kümelerini, bu görüşü savunan siyasi liderleri de tanımak istiyorsan bu kitabı gönül rahatlığıyla edinebilirsin.

Yazarın herhangi bir siyasi görüşü anlatma metodunu kısaca anlatacak olursam bu kitabın nasıl bir kitap olduğunu daha rahat anlayabilirsiniz. Örnek olarak, elimizde herhangi bir siyasi görüş olduğunu düşünelim. Bu siyasi görüşün kelimesinin kökeninden itibaren başlayıp eski uygarlıklarda bulunan karşılıklarını, tarihsel gelişimini, birey ve toplum konusundaki ilişkilerini, bütün diğer siyasi görüşlerle olan karşılaştırmalarını, özgürlük, din, kültür ve bireye yaklaşım açısıyla olan tarihsel sürecini, piyasa tasarılarıyla bağlantılarını ve en az 6 kişiden oluşacak biçimde de en önemli savunucularını bahsediyor desem yanlış konuşmuş olmam.

Diyeceğim o ki, siyasi görüşünüz ne olursa olsun objektif bir kitap okumak istiyorsanız tam olarak başucu yapabileceğiniz, doyurucu siyasi bilgiler içeren bir kitaptır.
%19 (95/504)
·Puan vermedi
Siyaset bilimi okuyorsanız okunması gereken kitaplar arasında. Heywood işini iyi yapan bir siyaset bilimci. Yarım bıraktım çünkü çok daha sakin bir kafayla okuyup,dusunup,yorumlayip devamını oyle tamamlamam gerektigini düşünüyorum. Kitabın tarafsız olduğunu düşünmekteyim. Tavsiye edilir..
389 syf.
·10 günde
İşte geldik önemli bir eserin daha sonuna. Büyük Britanyalı siyaset bilimcisi ve bu konuda önemli eserler kaleme almış Andrew Heywood’un, ‘Siyasî İdeolojiler’ isimli kitabının incelemesinde, eserin ve içinde ihtiva ettiği fikirlerin niçin önemli olduğunu anlatmaya gayret edeceğim. Eser 12 ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde ‘ideoloji’ kavramı üzerine bir giriş yapılıyor. Daha sonraki bölümlerde ise sırasıyla: ‘Liberalizm, Muhafazakarlık, Sosyalizm, Anarşizm, Milliyetçilik, Faşizm, Feminizm, Ekolojizm, Dinî Köktencilik, Çok-Kültürcülük’ ideolojileri açıklanıyor. Kitabın son kısmında ise özellikle Fukuyama ve Giddens gibi düşünürlerin etkilerinin olduğu ‘İdeoloji Sonrası Bir Çağ’ fikri inceleniyor. Ben bu incelemem de tek tek bölümlerde anlatılan siyasî ideolojileri açıklamayacağım. Ancak Heywood’un bu tek tek kısımları nasıl ele aldığını açıklamam da bir incelemeden kesinlikle beklenmesi gereken bir özellik.

Örneğin liberalizm ideolojisini ele alalım. Liberalizm başlığının altında, bu ideolojinin etimolojik kökeni açıklanıyor. Ardından kısaca kökenleri ve tarihsel gelişimi hakkında bilgi veriliyor. Ardından incelenmekte olan ideolojinin ana temaları açıklanıyor. Örnek vermek gerekirse liberalizmin ana temaları: “Bireyselcilik, özgürlük, akıl, adalet ve hoşgörüdür.” Daha sonra tek tek bu temalar ayrı başlıklar altında inceleniyor. Bu ayrı başlıklar altında sorulan sorulara: “Özgürlük ne demeye gelir? Özgürlük kaç anlamda söylenir? Negatif özgürlük ile pozitif özgürlük arasındaki fark nedir? Klasik liberaller ile neoliberallerin özgürlük konusundaki duruşları nelerdir?” bu tarz örnekler verebiliriz. Ayrıca bu küçük başlıkların altında diğer siyasî ideolojilerin (muhafazakarlar, sosyalistler, faşistler v.b) bahsi geçen konu hakkındaki düşüncelerine de ufak bir bilgilendirme kutucuğu içerisinde yer veriliyor. Ardından siyasî duruşundan, temel birtakım kavramlarından, alt türlerinden (klasik liberalizm, modern liberalizm, anarko kapitalizm, Keynesyen ekonomi), felsefesinden (insan hakları, rasyonalizm v.b), ekonomik (laissez-faire, serbest piyasa) ve kültürel duruşundan, tarihteki (ABD, Birleşik Krallık, birçok Avrupa devleti v.b) örneklerinden bahsediliyor. İdeolojiye ayrılan bölümün sonuna gelindiğinde ise bu siyasî görüşün önemli filozofları ve onların görüşleri kısa birer paragraf şeklinde anılıyor. Liberalizm için örnek vermek gerekirse: büyük dahî Immanuel Kant, James Madison, John Locke, J. S. Mill gibi filozofların isimlerini sayabiliriz. Bölümün son kısmında bahsi geçen ideolojinin ‘küresal çağ’daki durumundan, günümüzdeki eleştirilerinden bahsediliyor. Ayrıca bölümün içinde bir veya iki defa bulunan kutucuklarda ideolojinin içerisindeki çatışmalara da atıflarda bulunuyor. Örneğin: ‘Klasik Liberalizm’ ile ‘Modern Liberalizm’in ya da ‘Faşizm’ ile ‘Nazizm’ arasında bulunan farklar buna örnek olarak gösterilebilir. İlgili ideolojiye ayrılan bölümün sonunda okuyucuyu düşündürmeye yönelik birtakım tartışma soruları bulunuyor. Liberalizm bölümüyle ilgili örnek vermek gerekir ise: “Liberaller, eşitliğin hangi biçimlerini desteklemekte, hangilerini ise reddetmektedir?” sorusu kitapta bulunan birçok sorudan yalnızca bir tanesidir. Hemen ardından gelen ve genellikle dört adet eserin ismini ihtiva eden bölümde ise ilgili ideoloji hakkında daha derin okumalar yapmak isteyen okuyuculara yönelik birtakım eser tavsiyeleri bulunmaktadır. Ancak burada bir parantez açmak gerekirse bu eserlerin bir kısmının Türkçe çevirileri bulunmamaktadır. Bu yüzden İngilizce seviyesi yeterli olmayan Türkiyeli okuyucuların pek işlerine yarayacağını düşünmüyorum. (Liberalizm ve İslami köktencilik -özellikle liberalizm ve alt türleri- ile ilgili daha derin okuma önerilerine ihtiyaç duyan arkadaşlar bana özel mesaj atarlar ise yardımcı olmak isterim.)

Peki Andrew Heywood’un bu eseri bizler için neden önemli? Günümüzde ideoloji sonrası bir çağda yaşadığımızla ilgili söylemlerde bulunan siyaset düşünürlerinin sayısının hiç de azımsanmayacak kadar çok olmasına rağmen, şahsi kanaatimce dünya siyaseti halen ideolojiler ve ideolojilerin alt başlıkları etrafında dönmektedir. Her ne kadar 1991 yılında SSCB’nin ortadan kalkması ile Leninizm ve Stalinizm’in çökmesiyle sosyalizm güç kaybetsede, günümüzde dinî köktencilik, çok-kültürcülük ve feminizm gibi ideolojiler güç kazanmaktadır. Eski ideolojilerin (liberalizm, sosyalizm, muhafazakarlık) yanısıra bu görece yeni sayılabilecek ideolojiler daha net bir şekilde anlaşılabilmesi açısından bu eser gerçekten bir ders kitabı görevi görebilecek yeterlilikte olduğuna inanıyorum. İdeolojileri ve bu ideolojilerin temel görüşlerini bilmek, kişiyi siyasî açıdan daha yetkin kılabilir. Siyasî anlamda yetkinlik hem kişinin yaşamakta olduğu ülkenin siyasetini, hem de hızlanan küreselleşme ile birlikte daha büyük önem kazanan dünya siyasetini anlamasında yardımcı olabilir. Ayrıca siyasî ideolojilerin bilinmesi, tarih okumalarında ve tarihten dersler çıkarılmasında anahtar bir rol oynayabilirler. Bu sebeplerden ötürü siyaset ile ilgilenen, bağlı olduğu fikirlerin hangi ideolojinin altında bulunduğunu öğrenmek isteyen, dünya siyasetini ve ülke siyasetini daha net bir şekilde görebilmek isteyen, seçmen kitlelerinin fikirlerini ve buna bağlı olarak o seçmenlerin bağlı oldukları değerleri anlamayı arzu eden ve tarihi incelerken daha bilgi dolu farklı bir şekilde türlü bakış açıları elde etmek isteyen tüm okurlara ‘Siyasî İdeolojiler’ isimli bu eseri gönül rahatlığı ile önerebilirim. İyi okumalar dilerim.
567 syf.
·18 günde·Beğendi·9/10
Siyaset kitabı olarak önerilen bir kitap idi ve benim ders çalışmam gerektiğinden bu kitap tam anlamıyla işime yaradı. Eğer siyasete ilginiz var ise ve bilinmeyen birçok şeyin bilmek isterseniz okumanızı tavsiye ediyorum.
417 syf.
·Puan vermedi
Sosyalizim, liberalizm, kapitalizm, faşizm, feminizm ve bu tür diğer bütün kavramlar. Ne nedir kafanızda tam anlamıyla oturtmak istiyorsanız mutlaka okuyun derim.
504 syf.
·111 günde·Beğendi·9/10
siyaset bilimi eğitimi alan ya da siyaseti bilimsel kuramları ile öğrenmek isteyenler için bu kitap biçilmiş kaftan. Kafa karışıklığına sebep olmayacak düzeyde sistemli anlatılmış her konu...

Yazarın biyografisi

Adı:
Andrew Heywood
Unvan:
Siyaset bilimci, yazar
Andrew Heywood, önde gelen bir siyaset bilimi ders kitabı yazarıdır. Britanyalı olan Heywood, Croydon Col­lege’ın yardımcı müdürlüğü ve Orpington College’da yöneticilik görevlerinde bulunmuştur. 20 yılı aşkın bir süre çeşitli üniversitelerin Siyaset Bilimi bölümlerinde dersler verip bölüm yöneticiliği görevlerinde bulun­muştur. Şu anda yayınevlerine danışmanlık yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 39 okur beğendi.
  • 198 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 329 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.