Ayşe Kulin

Ayşe Kulin

Yazar
8.0/10
22,7bin Kişi
·
107,5bin
Okunma
·
4.377
Beğeni
·
82,9bin
Gösterim
Adı:
Ayşe Kulin
Unvan:
Türk Yazar ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, 26 Ağustos 1941
Ayşe Kulin (d. 1941, İstanbul), Türk yazar ve gazeteci.

Kariyeri

Kaleme aldığı biyografik eserleri ve romanlarıyla çok okunan yazarlardan biri olmuş ve birçok ödül kazanmıştır. Üslubundaki akıcılık ve yalınlıkla büyük övgü alan yazarın öykü ve kitapları senaryolaştırılıp beyazperdeye aktarılmıştır.

Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı.

1984-1996 arası

Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayımlandı. Bu kitaptaki Gülizar adlı öyküyü, Kırık Bebek adıyla senaryolaştırdı ve bu filmi 1986 yılında Kültür Bakanlığı Ödülü'nü kazandı. Kulin, 1986'da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracılarıadlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği'nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü'nü kazandı.

1996 yılında Münir Nureddin Selçuk'un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü'nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazandı.

1997-2003 arası

1997'de yayınlanan ve Aylin Devrimel'in hayatını konu alan Adı: Aylin adlı kitabı ile, İstanbul İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. Bu kitap yazarın çok geniş kitleler tarafından tanınmasını sağladı. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999'da Iletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000'de yine bir biyografik roman olan ve Füreya Koral'ın hayatını aktardığı Füreya yayınlandı.

Ayşe Kulin, 2001 yılında yayımlanan Köprü isimli romanı ile Türkiye'nin doğu illerinde yaşanan dramın kökenleri ve cumhuriyet tarihi içindeki nedenlerini ele aldı. Bu romanı, 2006 ve 2008 yılları arasında Star TV'de aynı isimle dizi olarak yayınlandı. Yine 2002 yılında yayınlanan Nefes Nefese isimli romanı ile İkinci Dünya Savaşı sırasında yüzlerce Yahudi'yi soykırımdan kurtaran Türk diplomatlarının kahramanlıklarını bir aşk öyküsü ile birlikte işliyor. Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 2007 yılında Star TV'de aynı adla dizi olarak yayınlandı.

2004-Günümüz

2004 yılında yazdığı Gece Sesleri romanı, aynı adla televizyona uyarlanarak 2008 ve 2009 yılları arasında Show TV'de yayınlandı.
"Bennet öldüyse gazetelerde okuruz," dedi Kemal.
"Sansürlenmezse eğer."
"Sansurlense de kokusu çıkar, merak etme."
"Ölmemiş olmasını temenni ediyorum," dedi Pehlivan.
"Neden be Pehlivan? Bunca gayret boşa mı gitsin?"
"Ölmesin de, ettiği işkencelerin cezasını çektiğini bilsin. Bunu bilmek ölümden beterdir."
Ayşe Kulin
Sayfa 269
.
"Sonumuzu bilerek yaşasak, her gün ölürdük herhalde.....Oysa en ümitsiz hasta dahi küçük bir "umut''la yaşıyor yüreğinde..."
.
304 syf.
·2 günde·8/10 puan
"Aksaray'dan kar geliyor
Ben sandım ki yar geliyor
Çıktım baktım pencereye
Çerkez Hasan can veriyor..."türkünün tüm duygularının kitabın her sayfasında bize hissettirildiği tarihi yolculukta nefes nefese okuyacaksınız.Kitaba geçmeden önce kitabın konusu olan Abdülaziz'den bahsetmek istiyorum son yıllarda tarihi dizilerin etkisiyle Ertuğrul Gazi gibi en merak edilen padişahlardan birisi de 2.Abdülhamid'dir.Ama Abdülhamid'in dönemi anlayabilmek için öncelikle kendisinden önceki dönem olan amcası Abdülaziz'in dönemini iyi bilmek gerekiyor.Abdülaziz tahta geçtiğinde ülke dış borçlar nedeniyle ekonomisi çökme noktasına gelmişti.1857 yılında devlet dış borcunu ödeyemeyeceğini açıklamasıyla hem dış hem de iç siyasette yalnızlığa terk edilir.Padişahtan rahatsız olan çevrelerde bu durumu kullanarak planlar yapmaya başladılar.Sessiz sedasız planlarını işleyerek 1876 tarihinde darbe yapılarak Abdülaziz indirildi ve yerine 5.Murad tahta çıkarıldı.Bundan sonra Abdülaziz'i ölüm korkusu sarar ve gün geçtikçe daha kötü olmaya başlar.Ölümüne gelecek olursak öldü mü öldürüldü mü tam olarak bilinmemektedir hiç bir zaman da tam bilinmeyecek.

Kitaba gelecek olursam yazar ne kadar geçmişi anlatmaya çalışmışsa da günümüzde de hiçbir şeyin değişmediğini ve tarihin tekerrürden değil tefekkürden ibaret olduğunu görmekteyiz.Yazar Alan Palmer’ın “Osmanlı İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi” adlı kitabını okuduktan sonra yazma kararı almıştır.Yazar kitabında padişahın bir cinayete kurban gittiğini belirtmektedir.Kitabı saraydaki bir çok kahramanın gözünden anlatmaktadır.Kitap iki bölümden oluşmaktadır ve Osmanlı İmparatorluğunun 15 günlük bir sürecini anlatmaktadır.Abdülaziz'in sır ölümüyle başlayan kitap Çerkez Ethem ile son bulmaktadır.Kitap basılmadan önce Murat Bardakçı'nın kontrolünden geçirilmiştir.Kitabın beğenmediğim yanı ilk başta vermiş olduğu soyağacında 2.Mahmut'un torunları olan Vahdettin ve Reşat'ın çocuklarıymış gibi gösterilmesi ve Valide Sultan Pertevniyal torunu olan Sultan Murat'a üvey oğluymuş gibi mektup yazması gibi bilgi yanlışlıkları yer almaktadır.Ayrıca kitabı yazarken 16 kitaptan yararlanılması ve kontrolden geçirilmesine rağmen böyle yanlışlıkların yapılmasına şaşırmamak elde değil.
Tarihseverlerin severek okuyacağı bir kitap tavsiye ederim.
296 syf.
Polisiye kitapları okumayı sevmiyorum. Belki işimi mesai saatleri bitiminde hayatıma taşımak istemediğimden olsa gerek diye düşünsem de, asıl mesele polisiye romanlarını okurken anlatımın bana çok komik gelmesinden kaynaklı. Hakikatten okurken çok gülüyorum. Yazarlar genellikle; Arka Sokaklar dizisinden esinlenerek karakterleri belirleyip olayları şekillendiriyorlar. Ama inanın ki o dizi ile uzaktan yakından alakamız yok. Hiç bir zaman bu denli aile birliği derecesinde iş arkadaşlarına bu kadar da anlayışlı üstlere sahip olmadım. Bir de Behzat Ç vardı ki, zannedersiniz teşkilatta hiç disiplin tüzük yok:)
Sayın Polisiye Roman Yazarları;
Tunceli'li olup; Elazığ'lıyım , Elazığ'lı olup Malatyalı'yım, Malatya'lı olup Sivas'lıyım diyerek batılı olmayı lütuf zanneden, buna rağmen ben Şafiiyim abdest aldığımda bana dokunma abdestim bozulur, aleviyim ramazan ayında oruç tutmam diyebilecek yürekte memurlarla çalıştım.
Para ödememek için WC lerde kimlik göstermeye kalkan hatta bunu verilmiş hak olarak kabul edip itiraz edildiğinde kavga çıkaran memurların yanı sıra, aldığı maaş ile hiç bir kanı bağı bulunmayan öğrencileri okutan bunun duyulmaması için elinden gelen gayreti sarf eden adam gibi adamlarla çalıştım.
Şirin gözükmek için gündemim gerektirdiği gazeteleri okumadıkları halde sırf tarafım bu işte demek için araçlarının ön camlarında sergileyen zavallıların gündem değişince birden bire sahte milliyetçilik ahkamlarına tanık olurken, Ahmet Kaya da dinlerim, Orhan Pamuk , Zülfü Livaneli de okurum ben neysem oyum diyerek ruhuna ihanet etmeyenleri de gördüm.
Saçlarım sarı olduğu için (boya aslında :)) ) ''ben amir karısıyım sadece benim saçlarım sarı olacak değiştir rengini'' diyen , eşleri bir rütbe alırken kendileri iki rütbe atlayan densiz amir eşleri ile de didiştim, çocuğum hasta olduğunda benimle birlikte hastanede sabahlayan halen dualarımda yer alan vefalı amir eşlerini ise her daim saygıyla andım.
Eskiden sadece hemşehricilik gruplaşmalarına maruz kalırken; ''toprağım, memleketlim '' korumalarını üzülerek seyrederken o günleri arayacak zamanları yaşadım.
İbadet etmeyen, eden, alkol alan almayan, işinden çıkıp hemen evine giden, gitmeyen kategorilerinin oluşturulduğu, birbirine zıt iki karakterin aynı ekip aracında düşmanlık beslediklerini iki tarafın da kişiliklere saygı duymadan açık arayarak kaba tabirle satışa getirme oyunlarından nefret ettim.
Bunları bilmiyorsunuz evet bilemezsiniz de. Yani yazmayın polisiye romanları.
Ayşe Kulin 'in her ne kadar kitabın türü polisiye olarak belirtilmemişse de konusunun belirlenmediği bir olay içerisinde buluyorsunuz kendinizi. Casusluk, örgütler, polisler, tanık korumalar var. Ama dediğim gibi olay ne öğrenemedim. Bir iki yerinde bir kaç terör örgütü gündemi yazmak adına anlatılıyor ama inanın onu da anlamadım. Sayın Ayşe Kulin, sen biyografi yaz, Kardelenleri yaz, ama illa gündemde satış yapar kitaplarım diye düşünerek açıkça ifade edemediğin olayları polisiye kisvesi altında yazma lütfen.
Niye mi okudum? Bir yazarın bir çok kitabını okumuş isem diğerlerini de okumalıyım zaafından kaynaklı bir hata.
Okumanıza değecek hiç bir tema yok. Okudum hata ettim, okur musunuz bilemem. Gerisi size kalmış:)
438 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
Nefes nefese okuyacağınız bir kitap "Nefes nefese". Dini, dili, ırkı ne olursa olsun her insan, insanca yaşamayı hak eder. İnsanlık bunu başarırsa dünyaya huzur gelecektir.
Her insan şunu bilmeli ve özümsemeli :
Senin dinin seninle Allah arasındadır ve seni ilgilendirir. Ama senin İNSANLIĞIN beni de ilgilendirir, çünkü kötü insan herkese dokunur. Ve hiç bir din insana kötülüğü emretmez...

İyi okumalar
440 syf.
Selamlar...
Yeni tip incelemelerime uyguladığım teknik burada da geçerli olduğu için kitabı merak eden okurlar adına ufak bir konu bilgilendirmesi, tamamıyla öğrenmek isteyenler için alıntı olarak paylaştığım cümlelerin yorumlarını, kendi ,kitap hakkındaki, görüşlerimi ve konuyu detaylı bir şekilde ele almak istiyorum çünkü günümüzle bağlantı kurabilmek için ya da o dünyayı siz okurlara daha iyi anlatabilmek için bir sürü not çıkardım. Bu cümle uzun oldu, bir daha okumayın. :D


1.TİP OKUR NOTU:

Profesör Yuna Otis oğluyla ve annesiye birlikte yaşamaktadır. Gezegeni ve Güneşleri arsaına giren Gökcisim onun D vitamini eksikliğinden unutkanlık derecesini etkileyip psikoloğa yönlendirirken, Yuna geçmişine dair birçok sır keşfeder. Ailedeki muhalifler bir olup -aynı evin içinde 3 kişi de muhalif ama haberleri yok :d – hükümete karşı ayaklanma çıkarır. Bu ayaklanma öyle basit bir protesto değildir. Ölümcüldür, yaralayıcıdır. Yuna'nın bir yandan işi, ailesi, muhalifliği, aşkı... Her şeyle başa çıkmak onun için zordur ve kitap bu süreci işler. Merak ettiğiniz bir şey varsa yorumlara değil de mesaj yoluyla iletebilirsiniz çünkü okuyacak olanlar spoiler yemesinler. ;)

2.TİP OKUR NOTLARIM:

Prof. Yuna Otis, oğlu Regan 7-8 aylık bir bebek iken boşanmıştır. Çünkü o dünyada ailede olması gereken çocuk sayısı bu değildir. Herkesin 5-6 oğlu/kızı olmalıdır. Böyle kalabalık ailelerde babanın maaşı kat kat arttırılarak verilir. Hükümete çok fazla birey vermek adına. Son olarak çocuğu olmayan kadınları, eşleri boşayabilir. Bu hukuk için çok güçlü bir göstergedir. 1984'te de hükümet için casuslar yetiştiriliyordu. Birkaç benzer detayda her ana başlığı paylaşacağım.

Bu gezegen Dünya değildir. Gezegenle Güneş'in arasına “GÖKCİSİM” girmiştir. #115422791 Ayşe KULİN bunun hakkında çok iyi değerlendirmeler yapmış. İnsanlar ışık görmediği için vitaminsizlikten kolayca hastalanıp ölüyorlar. Bu günlerde biz de eve kapanıp oturduğumuz iyi bir mesaj oldu bana da. Buna benzer bir detay yani bununla bağlantılı: Haliyle Güneş olmayınca herkesin gözlerinin feri gitmiş, ışığı yani. Teni solmuş. Saç dökülmesi gibi birçok şikayet var. Güneş ışınlarının D vitamini yaydığı, çıkıp güneşli ülkelerde tatil yapmak gerektiği söylenmiş. Hoca demişti, başka ülkelerden ,güneş göremeyen ülklerlerin insanları, bizim ülkeye güneşlenmeye geliyor diye. Bu da öyle çarpıcı bir nokta.

Şimdiki madde herkes için geçerli. Paketlenmiş gıdacılar, pizzacılar, hamburgerciler, dürümcüler... Fast food dediğimiz hazır, market yiyeceklerinden kendini alamayanlar. Hoparlörle anons yapıyormuş gibi hissettim kendimi. :D Bu gezegende de uzayda astronotların bizden farklı tüketimleri gibi toz yiyecekler tüketiliyor. Kâh suyla karıştırıp, kâh diledikleri gibi. Ailenin diğer üyeleri sebze ağırlıklı yemek tüketirken ünlü bir profesör olduğu için vakit bulamayarak bunlarla aldanarak unutkanlık yaşıyor. Bunun için gittiği psikologda başına gelmeyen kalmıyor geçmişi ile ilgili. Arkadaşı uyarıyor onu. Bol bol sebze, et ye diye.

Bu gezegende bir atkı, bir çorap, bir çizme, bir pantolon var. Her şeyden bir tane. Üzerindeki düğmeyi istediğimiz gibi ayarlayınca kıyafet istediğimiz rengi alıyor. Bu gerçekte de olmalı...

Eşler/kızlar evin erkeğinden dayak yiyebiliyor ve bu zavallılar herhangi bir resmi kuruma başvurduğu zaman “eş/baba oldukları için” yaralama, öldürme gibi -tabi nadiren ceza veriliyor bunlara- olaylarda hafifletilmiş ceza alıyorlar.

Muhalifler suyun elektromanyetik güç ile sinyalleri etkilediğini bulmuşlar. Böyle bir şey gerçekte var mı, bilgilendirirseniz sevinirim.

Bu dünyayı tanıdığımıza göre başlayalım. Buraya geldiyseniz 1. notu da okumuşsunuzdur. Yuna arkadaşı Arike sayesinde Tamur adında biriyle tanışır. Tamur onun gözlerini açar. Tamur'un arkadaşı Kutkar gezegenin arasında duran bu gökcismin tam olarak hangi ülkeleri karartıyorsa, patlayıp bu ülkelere zarar verceğini keşfeder. Kutkar kaçırılır vs. olaylar. Bir de Yuna eşinden boşandığı için Zogar bir daha evlenmiştir yani Yuna'nın eşi. Regan baba bağı ile birçok kardeşe sahip olmuştur. Ona en yakın kardeşi Dina'dır. Dina da muhalif... Regan ise hükümetin yanında gibi ama o baş muhalif çıktı ya şok oldum. Ya da BİM =)

Yuna'nın annesi Samira yaşlıdır, bugüne kadar hep bunaklık numarası yapmıştır ve eşinin arkadaşı yani Yuna'nın babasının arkadaşı tarafından tecavüze uğramıştır. 1 puan kırmamın sebeplerinden biri çok gereksiz, sadece sayfa doldurmak adına oluşturulmuş bir karakter Malek. Güya o olaydan sonra vicdan azabı çekip Regan'ın önünü açmıştır. Neyse boş verin bunları.

Protesto, onların tabiriyle dayanışma günlerinden bahsedelim biraz. Robotlar bu eylemci insanları hükümet karşıtı olduğu için eziyor, ateş edip öldürüyor. Bir diğer ayrıntı ise bu robotlar aşırı sevimli. Gülüyorlar ama kendilerine kodlanan işi yapıyorlar. Çok korkunçtu o sahneler. En sonunda muhalif Anneanne ölüyor ama ezildiği için değil... Burada Regan ile nişanlanacak olan Ayserin ve doktor babası tespit ediyor ve kadın söylemeyin dediği için kimseye söylemiyorlar. Şimdi sayfa 384'te geçen, bizim Samira'nın hastalığını ele alalım:
“ Masona'nın bir adı da 'Sinsi Hastalık'. Hiçbir belirti göstermeden son evreye kadar ilerleyebiliyor. Tıp, kanseri yıllar önce halletti, şimdi de bu çıktı başımıza. Dünya yirmi yıldır Masona'nın sırrını çözmeye çalışıyor.” Bu hastalığa yakalandı anlayacağınız üzere ve son 20 sayfa kala öldü ama ülkenin kötü yönetimden kurtulduğunu gördü. Daha çarpıcı bir bitiş olabilirdi ama: Tamur ile Yuna tatile çıktı ve kitap bitti. Şaka gibiydi bu son. Önemli nokta, Oğulhan'ın emriyle, Ramanis Cumhuriyeti, Faraday Krallığı'na savaş açtı. Böyle bir son. “Ne okudum ya ben” diyebileceğiniz distopik bir eser.

Biraz da eleşiri yapalım ama değil mi? İlk başta Ayşe Kulin'in dilini hiç sevmedim. “O ne öyle devrik devrik bir sürü cümle...” dediğim oldu. Aslında ben kendimi eleştiriyormuşum fark etmeden. Birkaç yazımı okuyunca fark ettim. Yani devrik cümle çok ve ben devrik cümle kurmaya bayılıyorum, tam anlamıyla! Bir de çok özgün gelmediği için bazı bölümleri atladım. Televizyonlar, saatler dinleniyor. 1 puanı o yüzden kırdım. 1984 sonra yazılsaydı ondan da kırardım zaten. :) Yayınevi çok gereksiz virgül kullanmış ya da yazar, artık her kimse işte.Benim inclemem bu kadardı ancak şöyle bir ricam olacak. Ne kadarını okudunuz, nasıl buldunuz, fikir sahibi oldunuz mu yorumdan ya da DM'den litfen yazın. Kitapla, Güneş'le (:D) kalın. Sevgiler... (: :)
340 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabın her sayfasında, o zamanlara ait haberler, yaşananlar, tüm dünyanın üç maymunu oynadığı,görmezden geldiği dramlar ve insanlık suçları tekrar canlandı hâfızamda.

Medeni (!) dünyanın şahit olduğu ve yaşanan soykırıma sessiz kaldığı Sırp katliamlarını okudukça yüreğim tekrar tekrar burkuldu, hüzünlendim yeniden.

Kendi iktidarları uğruna, asırlarca komşu olarak yaşamış insanları birbirine düşman eden yöneticilerin sebep olduğu bir insanlık dramı.

Maalesef iktidar sahipleri her asırda, her dönemde kendi koltuklarını korumak için (bu hangi inanç, hangi anlayış adına olursa olsun) zulmedecek birilerini buluyorlar.

Kendinizi asla iyi hissedemeyeceğiniz bir okuma olacak ama yine de iyi okumalar ...
372 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Kesinlikle nefes nefese okuyacağınız bir kitap.
Bir yahudi erkeği ile Türk kızının aşkı var...Ve bütün engelleri aşma çabaları.Aşk tüm engelleri aşarak yaşamak değil mi zaten? Burada kitaptaki baba karakterimiz önemli bir yer tutuyor.Çünkü damadını istememekte direniyor.Peki baba ve kız birbirinden vazgeçebilir mi? Kitabın sonuna geldiğimde gözyaşlarım tamamen aktı,gitti.
Yüreğimize dokunan kitapları okumaktan asla vazgeçmeyelim.
İnsanın ırkı,dili,dini ne olursa olsun her insan,insanca yaşamayı hak eder.Ancak insanlık bunu başarırsa dünyaya huzur gelir.
Bence her insan şunu bilmeli ve özümsemeli: Senin dinin seninle Allah arasındadır ve seni ilgilendirir.Fakat senin insanlığın beni de ilgilendirir, çünkü kötü insanlar herkese dokunur ve hiçbir din insana kötülüğü emretmez...
340 syf.
·5 günde·10/10 puan
“Sevdalinka” ya yazacağım incelememe nereden ve nasıl başlayacağımı bilemez haldeyim... Halâ yüreğim yanıyor... Hangi acıyı,hangi kaybı,hangi çaresizliği,dehşeti ve savaşın hangi kirli tarafını ele alacağımı bilemiyorum.

Evde kalmak zorunda olduğumuz şu günlerde Ayşe Kulin tuttu ellerimden,bir dost eli gibiydi kalemi tutan elleri...O yazdı bir kadın gazeteci etrafında hikayeye dönüşen Bosnalıların içler acısı halini,ben okudum...Oturduğum yerden beni çetrefilli bir yolculuğa çıkardı Balkanlara doğru...

Haçlı Seferinde,Dünya Savaşlarında,Yugoslavyanın dağılması sırasında Boşnakların payına hep acının düştüğüne bir kere daha şahit oldum,okuduklarım ağır geldi dağıldım,sarsıldım...
Bir kere daha lanetler okudum savaşı icat edenlere...

‘Bir insan acı duyarsa canlıdır.Bir başkasının acısını duyarsa insandır.’ diye bir söz vardır bilir misiniz?
Peki savaşı görmeyen,yaşamayan bilebilir mi? Bomba sesleriyle uykuya dalmanın nasıl bir kabus olduğunu?
Bilir mi yiyecek ekmeğini dahi bulamadığın,en temel ihtiyaçlarını karşılayamadığın o çaresiz günleri? Bilir mi elektriksiz kalmayı?Sığınaklarda bir mum ışığında titrek , her an sönecek bir umuda tutunup yinede eğitime devam etmeyi?
Karınları deşilen türlü fiziki ve manevi işkenceye maruz kalan erkeklerin acısını bilir mi?Her gün en vahşi işkencelere maruz kalıp kadınların,küçücük kız çocuklarının tecavüz makinesine dönmüş Hırvat ve Sırp kansızlarca tecavüze uğrayıp ölmek isteyip de ölememelerini ...?Gözü önünde çocukları doğrama makinesine atılan annenin acısını kim bilebilir?

Açlık,sefalet,acı bunlar değil... İnsanın insanlıktan çıkması; yaşamayanların bilemeyeceği...

Asırdır süren, kapı komşuları düşmana dönmüş bir çile Boşnakların dramı.Halâ toprağından kanlar sızıyor Bosnalıların...

Bugün ve yarın acılarını yüreğimde hissedeceğim Boşnak kardeşlerime selam olsun...
Çünkü ben:
“Bayrakları değil insanları seviyorum.”
Sevgi ve Muhabbetle..
440 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
ÇOK SÖZE GEREK YOK !
Harun olma vaadiyle gelip Karun olanların düzenini ve düzenlerini korumak için ne entrikalar çevirdiklerini anlatan bir kitap. Okudukça fark edeceksiniz. Çok tanıdık gelecek yaşananlar.

George Orwell"in 1984"ün de yaşananların daha modern / teknolojik hali...

İyi okumalar
272 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10 puan
Halide Edib Adıvar'ın ölümsüz karakteri Handan'ın eşliğinde; yaşadığı aşkları, hüzünleri, sevinçleri, entrikaları, ölümleri, maceraları, yakın tarihimizde yaşanan ve "Gezi Olayları" olarak adlandırılan olaylarla harmanlayarak sizinle paylaşacak romanın kahramanı HANDAN.
İki Handan arasında yaşanan diyaloglar ilgi çekici. Bu konuşmalarda -aradan çok zaman geçmemesine rağmen- iki karakterin birbiri ile anlaşamamasının nedeni olan kaybettiğimiz dilimizi görmek üzüntü verici...

İyi okumalar
272 syf.
·5/10 puan
Büyük bir istekle çok kısa zamanda okuyup bitirdiğim ilk üç kitabın yanına yakışmayan serinin son kitabıdır. Handanın hikayesi diğer kitapların birine sıkıştırılabilirdi. Sırf konu uzasın, kitap şekline dönüşsün diye anlamsız olaylar katılmayabilirdi. Serinin iki karakteri vardı onların da hikayeleri ayrı ayrı kitaplarda anlatılmıştı. Handan benim için bu seride yan karakterdi ve ayrı bir kitaba sığacak kadar hikayesi olmadığından yabancı memleketlerden yeğen ithal edilip onun hikayesine dönüşmüştü. İlle gezi olayları anlatılacaksa farklı bir karakterle seriden bağımsız bir kitap oluşturulabilirdi. Serinin güzelliğini bozmaya hakkın yoktu Ayşe Kulin.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ayşe Kulin
Unvan:
Türk Yazar ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, 26 Ağustos 1941
Ayşe Kulin (d. 1941, İstanbul), Türk yazar ve gazeteci.

Kariyeri

Kaleme aldığı biyografik eserleri ve romanlarıyla çok okunan yazarlardan biri olmuş ve birçok ödül kazanmıştır. Üslubundaki akıcılık ve yalınlıkla büyük övgü alan yazarın öykü ve kitapları senaryolaştırılıp beyazperdeye aktarılmıştır.

Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı.

1984-1996 arası

Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayımlandı. Bu kitaptaki Gülizar adlı öyküyü, Kırık Bebek adıyla senaryolaştırdı ve bu filmi 1986 yılında Kültür Bakanlığı Ödülü'nü kazandı. Kulin, 1986'da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracılarıadlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği'nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü'nü kazandı.

1996 yılında Münir Nureddin Selçuk'un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü'nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazandı.

1997-2003 arası

1997'de yayınlanan ve Aylin Devrimel'in hayatını konu alan Adı: Aylin adlı kitabı ile, İstanbul İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. Bu kitap yazarın çok geniş kitleler tarafından tanınmasını sağladı. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999'da Iletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000'de yine bir biyografik roman olan ve Füreya Koral'ın hayatını aktardığı Füreya yayınlandı.

Ayşe Kulin, 2001 yılında yayımlanan Köprü isimli romanı ile Türkiye'nin doğu illerinde yaşanan dramın kökenleri ve cumhuriyet tarihi içindeki nedenlerini ele aldı. Bu romanı, 2006 ve 2008 yılları arasında Star TV'de aynı isimle dizi olarak yayınlandı. Yine 2002 yılında yayınlanan Nefes Nefese isimli romanı ile İkinci Dünya Savaşı sırasında yüzlerce Yahudi'yi soykırımdan kurtaran Türk diplomatlarının kahramanlıklarını bir aşk öyküsü ile birlikte işliyor. Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 2007 yılında Star TV'de aynı adla dizi olarak yayınlandı.

2004-Günümüz

2004 yılında yazdığı Gece Sesleri romanı, aynı adla televizyona uyarlanarak 2008 ve 2009 yılları arasında Show TV'de yayınlandı.

Yazar istatistikleri

  • 4.377 okur beğendi.
  • 107,5bin okur okudu.
  • 1.167 okur okuyor.
  • 18,5bin okur okuyacak.
  • 1.044 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları