Barış Terkoğlu

Barış Terkoğlu

Yazar
8.3/10
470 Kişi
·
1.120
Okunma
·
26
Beğeni
·
1.594
Gösterim
"Diyanet" deyip geçmeyin

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 2019 bütçesi, 10,4 milyar lirayla devletin 29 kurumunu geçti. Diyanet, bu bütçesi ile Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Sanayi ve Teknoloji bakanlıklarını geride bırakti. Kurumun personel sayısı 120 bin civarındaydı.

-------
Not: Bu kadar para vergi nereye gidiyor, neden MEB köy okulları konusunda, öğretmen atamaları konusunda yetersiz? Anlıyorsunuz okuyunca.

İşin daha hazin kısmı bu kadar paraya boğulan kurum, en çok mücadele etmesi gereken yapıyla savaşmak bir tarafa o yapıyı besliyor. Nasıl mı? Nasılı kitapta. Okuyun.
"Zenginlerin suç işlediği ancak yoksulların yargılandığı bu düzeni tastamam nasıl anlatabiliriz?"
Barış Terkoğlu
Sayfa 13 - Kırmızıkedi Yayınevi, 4.Baskı, Önsöz
Nurettin Yıldız’ı bilmeyenimiz yoktur.

”Altı yaşındaki kızlar evlenebilir”,
”Kız çocukları 7-8 yaşından itibaren tesettür şekli almalı”,
”3 yaşında kız çocukları amcalarının yanına külotla çıkmamalı”,
"Kız çocukları cehennem kadar risktir",
”Çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapan sürece destek oluyor” gibi fetvalarıyla tanınıyordu.
Barış Terkoğlu
Sayfa 77 - Kırmızıkedi Yayınevi, 4.Baskı
Türkiye Cumhuriyeti'ni, her biri kendi egemenlik alanını kurmuş tarikatlere teslim edersek asla hukuk düzenine varamayacağız. Suçun peşinde koşan polise, suçluyu cezalandıran yargıya, ülkeyi ilerleten bürokrasiye ulaşamayacağız.
Türkiye, dün nasıl FETÖ düzeniyle hesaplaştıysa yarın da bugünkü düzenle hesaplaşacak.
Umarız bu hesaplaşma hukukla, akılla ve en sancısız yolla olur.
Yol, hepimizin yolu olsun.
Barış Terkoğlu
Sayfa 254 - Kırmızı Kedi
Tahliye ettiği FETÖ şüphelisi işadamlarını tutuklatan savcıya ”FETÖ’cü” diyen hâkimi,

FETÖ soruşturmasında rüşvet aldığını ortaya çıkaran başsavcının ”rüşvet alan bir FETÖ’cü” olduğunu iddia ettikten sonra tutuklayan hâkim,

FETÖ’den tutuklandı.
Barış Terkoğlu
Sayfa 58 - Kırmızıkedi Yayınevi, 4.Baskı
Birçok AKP’li belediye, evlenenlere ”Aile Saadeti” isimli kitabı veriyordu.

Kimdi yazarı? Menzil Cemaati liderlerinden Muhammed Saki Erol!

Kitapta kadınların nasıl dövüleceği anlatılıyordu. ”Sopa, demir gibi tehlikeli bir' alet kullanılmayacak” ya da ”dövme halkın içinde değil, gizli ve kendi evinde olacak" şeklinde, açıkça dayağın usulleri bir dizi kuralla anlatılıyordu.

Menzilci şeyhlerin kadınlara dayak tavsiyelerine, bizzat devlet eliyle uymaya çağrılıyordu. Menzilciler bir tür cemaat misyonerliği ile devletin her kademesine, özellikle FETÖ’den doğan boşluktan faydalanarak yerleşiyordu.
Barış Terkoğlu
Sayfa 33 - Kırmızıkedi Yayınevi, 4.Baskı
Çok severler Araf Suresi'ne atıf yapmayı;

" Kulakları vardır duymazlar, gözleri vardır görmezler, dilleri vardır gerçekleri söyleyemezler!"
"Altı yaşındaki kızlar evlenebilir", "Kız çocukları 7-8 yaşından itibaren tesettür şekli almalı", "3 yaşında kız çocukları amcalarının yanına külotla çıkmamalı", "Kız çocukları cehennem kadar risktir", "Çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapan sürece destek oluyor" gibi fetvalarıyla tanınıyordu.
Asansörde yabancı bir erkek ile kadının bir arada olması halvet şartını oluşturduğu ve yatak, yorgan ile battaniyenin şehvet uyandırabileceği şeklindeki sözleriyle, birçok kişiye "yok artık" dedirten hocadan bahsediyoruz.
Baharat, ketçap, kahve, çay ve etin şehveti arttırdığını ifade ederek, özellikle gençlerin bu gıdaları tüketmemesi gerektiğini söyleyen dinciyi anlatıyoruz.
264 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
*

“(…)Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.”

Mustafa Kemal Atatürk (Hâkimiyet-i Milliye: 01.09.1925 – Kastamonu’da ikinci konuşma)

*
Gazi Paşa bu sözlerin öncesinde “ Türkiye Cumhuriyeti halkı, ileriye ve yeniliğe uzun adımlarla yürümeye devam edecektir.” diyor. Bunu derken, daha önce uykuya dalmış, hastalıklı bir dönemden bahis ediyor. Ve bu durumun kalıcı değil, geçici olduğunu, bakınız uyandınız diyerek konuşmasına devam ediyor…

Ve Yıl 2019…

Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir kurumu!
Her bir özel kuruluşu!
Adliyesi!
Polisi!
Askeri!
Jandarması!
Okulları!
Hastaneleri!
Aklınıza gelecek ya da gelmeyecek her bir iştirak cemaatin, bir tarikatın ağına takılmış!
Her bir Unvan kula, KUL olmuş!
Hepsi menfaat ve rant uğruna peşkeş çekilmiş!
Sağınız ya da solunuz, selam verdiğiniz herkes bir taraf olmuş!
Yukarı çıkabilmek adına;
BERABER YÜRÜMÜŞLER BU YOLLARDA!
BERABER YÜRÜMÜŞLER BU YILLARDA!

Ne istedin de vermedikten;
Aldatıldık, Kandırıldık durumuna evrilmiş, ama;
Bu husus bir son için değil, başka cemaat ve tarikatların devletin içine girmesine vesile olmuş!
*
Kamu Spotu:
“Spoiler olma ihtimali olan sürpriz bozanlar olabilir. Bu uyarı sadece bilgilendirme amaçlıdır.”
*

15 Temmuz Öncesi ve sonrası neler yaşandı, neler yaşanıyor, bu duruma kısaca bir göz atalım.

METASTAZ: DEVLETİN İÇİNDE DEVLET, DEVLETİN İÇİNDE KANSER!

İncelemeye İlker Başbuğ’un her şeyi çok önceden öngördüğü, başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, hepimizi uyardığı 2009 Harbiye konuşması ile başlamak istiyorum. Malum bu konuşmasından sonra ki evrelerde, Ergenekon kumpası çerçevesinde itibarsızlaştırılmak için içeri alındı! Bu konu kitap içeriğinde bulunmamaktadır.

5 Dakikalık Video Linki: https://www.youtube.com/watch?v=dCDDLaKTSwU

İlker Başbuğ bu konuşma da diyor ki;

“Bazı marjinal grupların, dinsel eğilimleri kullanarak, sermaye biriktirerek yatırımlara yönelmesi, dernek ve vakıflar kurarak eğitim ve öğretim alanında ve nihayetinde siyasal alanda etkin olmaya çalıştıklarını sıkça görmekteyiz.”

FETÖ yapılanmasının hem yurt içi hem de yurt dışında büyümesi, dershaneler başta olmak üzere, liselere, üniversitelere, özel okullara sızması, bu vesile ile siyaseten güçlenip devlet kadrolarına yerleşmeye çalışması… Çalışması kelimesi biraz basit, işte bu yıllarda yerleşmesi ve bizzat kurucusu, işleticisi, ders vericisi olması. Polis olması, doktor olması, yargıç olması, Türk Silahlı Kuvvetlerinde yetkin konumlara gelmesi ayyuka çıkmış vaziyette.

2000 yılından önce var olan yapı, 2000 yılından sonra ete kemiğe bürünmeye başlıyor, 2005 yılından sonra ise yavaş yavaş idareyi ele alıyor ve ufaktan fikir ayrılıkları başlıyor. Bu fikir ayrılıklarından önce, FETÖ ile ilgili kimler ne diyordu?

Bu HASRET niye, bu gurbet NİYE? Diye başlayan 5 dakikalık bir video izlemek ister misiniz?
https://www.youtube.com/watch?v=BNWmW3tALJU

Çünkü yazmak istemiyorum, yazdıkça insanın ruhu daralıyor.

Hep birlikte yavaş yavaş geldiler, sabır ile geldiler, imam hatiplerden mezun olanlar, imam olmadılar; Avukat oldu, Savcı oldu, Emniyet Genel Müdürü oldu, Vali oldu, Profesör oldu, Bakan oldu, Milletvekili oldu, Bilişim Uzmanı olmaya çalıştı, büyük sermayelerle Holding sahibi oldu, gün geldi bunların hepsi gizlenmeyi bıraktı ve gün yüzüne çıktı. Fetö dediğimiz oluşum, vücut buldu, televizyonlarda yayın yapmaya başladı, devletin en yetkilileri gel artık hasret bitsin demeye, Türkçe Olimpiyatları düzenlemeye, hatta bu olimpiyatların anısına bozuk paralara bile basılmaya, Devletin televizyonu TRT’de boy göstermeye başladılar.

Şimdi … Derin bir nefes alın…

Yıl 2000… Cumhuriyet Başsavcısı Nuh Mete Yüksel FETÖ soruşturması başlattı, yalnız vücut bulan örgüt, bu durumu oy birliği ile saf dışı bıraktı. Nuh Mete Yüksel kumpas kasetler düzenlenip, bertaraf edildi.

Daha sonra Savcı Hamza Keleş, davaya devam etmek istedi… Gülen’in terörden ceza almasını ve yakalanmasını istedi… Oy birliği ile reddedildi, Gülen temize çekildi. Savcı’nın ödülü ise yetkileri alınarak sürülmek, daha sonra ise Ergenekon kumpasına karıştırılmaktı.

Daha sonra bu durumu kaşıyıp, kim Gülen’in ceza alması ve örgüt kurma suçundan yargılanması için bir adım atsa, bertaraf edildi, kamu önünde itibarsızlaştırıldı, Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılandı. Kısacası Fetö ve işbirlikçileri Cumhuriyet ile hesaplaşma evresine girdi!

Aklınıza gelebilecek her Holding… Bunların içine Koç’u da koyun, Sabancı’yı da koyun hiç fark etmez, hepsi bu işin içine bir taraftan girmiş ve girmeleri sağlanmış. Birçok parasal konu BANK ASYA üzerinden dönmüş… Zaten bilinen bir durum.

Yıllar geçmiş, araları bozulmuş…

Gülen, Bank Asya’ya para yatırılmasının yaygarasını koparırken, Erdoğan paraların bankadan çekilmesinin talimatını veriyordu. Sonuç: Parayı çekenler masum, yatırılanlar suçlu idi. Bu kim olursa olsun demek isterdim ama güçsüz kalan kısım suçlu kalacak, parası olan büyük gruplar bu durumdan yara almadan sıyrılacaktı…

Çünkü nemalanacak kişiler için *vergi büyük bir mükafattı…

***

Şimdi bu örgüt, kendi arasında birlikte yola çıktıkları ile bozuştu ve anlaşamadı. Rant, para, unvan… Birçok sebebi var. Malum 15 Temmuz Darbe girişimi yaşandı. Bu zamana kadar olan şeyler ile bundan sonra olan şeyler değişti, ama nasıl değişti…

Yargının içinde FETÖ hala vardı, bu Hakim ve Savcılar, para karşılığı FETÖ Terör örgütüne yardım ve yataklık yapanları beraat ettirmeye başladı. Kimisi tanınan isimler, kimisi tanınmayan isimler… Bunun yargı önündeki adı: Fetö Borsası idi…

Ortada dönen rakamlar 3-5 bin değil, 3 Milyon Amerikan dolarları, 1 Milyon Eurolar… Bu paraları almak için, iş adamları şantaja uğruyor, kimisi mal mülkten vazgeçiyor ve beş kuruş almadan holdinglerini devir ediyor, kimisi ise şikayette bulunup, bu hakim ve savcıların yakalanmasını sağlıyor ya da çalışıyor… Yalnız, çok cüzi miktarlara bu şirketlere konanlar, iktidarın en yakınları oluyor!

Anlayacağınız, işin içinde iş, Fetö’nün içinde Fetö var.!

Hiçbir kurum birbirine güvenmiyor, parası olan iş adamları sıkıştırılıyor. Bak sen bizi gör, yoksa sana operasyon düzenlenecek diyorlar ve para koparmaya çalışıyorlar. Dediğim gibi bu da kendi içinde gelişen bir örgüt ve kim bilir yargılanan kaç kişi bu sayede cezasız kurtuldu bu işten.

Bu neden önemli? Yesinler birbirlerini diyenler olabilir, lakin işin içinde daha önce kurulan kumpaslar var.

Fenerbahçe’ye kurulan bir kumpas var, Ergenekon, Balyoz, Odatv var… Var oğlu var… Bu davalarda canına kıyan kaç yüz masum insan var, işlerinden olan, annesiz babasız kalan kaç çocuk var, yıllarca boşu boşuna hapis yatan, psikoloji bozulmuş kaç masum insan var?

Düşünün; 2009’da üretilmiş Word yazı fontu, 2002 yılında işlenmiş suçta kullanılıyor, bunun akıl ve mantığı nedir? Bolca sahte belgeler var, bu belgelerle atılan iftiralar var, bozuk silahların bahçelere gömüldüğü, TRT’nin bizzat canlı verdiği görüntüler var, bu görüntüler üzerinden yapılan örgüt suçlamaları var…

O kadar çok şey var ki, insan ne yok diyor?

Yok olan şey adalet! Adalet yok!

KENDİ İÇLERİNDE Kİ ÇEKİŞME, KENDİ İÇLERİNDE Kİ RANT, DÖNÜP DOLAŞTI HEPİMİZİ VURDU!
Devlet kurumlarına maalesef güven kalmadı.

Güven kalmadı derken, güven kalmadı demek istiyorum…
24.02.2019… Yeni Meclis başkanı seçildi, malum Binali Bey İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve onunla birlikte yürüyenlerin kurduğu ülkenin 2019 yılı Meclis başkanı cemaat için ne diyordu?
Gülen’in kasetlerini dinleyerek, yazılarını okuyarak yetiştik. Bu ve daha fazlasına Youtube üzerinden ulaşabilirsiniz.
Yani demem o ki, bu operasyonlar başlamadan çok ama çok önce… Ahmet Taner Kışlalılar, Uğur Mumcular, Abdi İpekçiler bugünleri görüp seslerinin yettiğinden daha fazlası ile bu halkı uyarmadı mı?
Bunun karşılığını ne olarak aldılar, ödedikleri bedel ne oldu?
Canları… Evet, canlarıyla ödediler, neye yaradı? Gördüğümüz kadarı ile hiçbir şeye…
KANDIRILDIK dediler ya, geçiniz efendim…
Herkesin ALLAH’a şükür, aklı var yahu, yemezler yani… Bu kaçıncı kandırılma?

*

Bu kitapla beraber, kafanızda hiç belirmemiş konuları daha fazla öğrenmek isteyeceksiniz,
Cemaat denen olgunun sadece din temalı olmadığını,
Amaçlarının Laik Cumhuriyeti temellerinden yıkmak istediklerini,
Devletin kontrolünü tamamen ele geçirmek istediklerini,
İşin içinde sadece para varsa var olduklarını,
Manevi tek bir hareketlerinin olmadığını,
Zengin iş adamları ve holdinglerin nasıl hizmet ettiğini,
15 Temmuz’da başlatılan yargılamalardan, parası olanların nasıl beraat ettirildiği,
Yargı’nın içinin hala temizlenmediğini, temizlense dahi, aynısının laciverti ile nasıl yeniden tertip edildiğini,
Medya gruplarının nasıl istila edildiğini,
İktidarın hep birlikte nasıl yan yana YÜRÜDÜĞÜNÜ,
İnsanları nasıl itibarsızlaştırdıklarını,
Ve nasıl ders almadan, aynı hataları yaptıklarını göreceksiniz.

Metastaz, bir distopya değildir. Devletin bütün organlarının nasıl virüs kaptığını ve bu organların birer birer nasıl iflas ettirildiğini anlatan, her gün bir başka organa nasıl sıçradığını kanıtlarıyla size sunan acı ama gerçek sözcüğünün vücut bulmuş halidir.

Batılı yazarların distopyalarını, ütopyalarını okuyup, kendi ülke gerçekleri ile yüzleşeyemeyen, söz de APOLİTİK okurlara ise söyleyecek sözüm yoktur. Sizin görmezden geldiğiniz kadar, zamanı gelecek siz de görmezden gelineceksiniz… Haksız yere içeri atılan insanların, neyin savaşını verdiğini bilmemek sizin ayıbınızdır. Bu bir kitap meselesi değil, bir karakter meselesidir. Gün gelir canınız yanar, ADALET diye bağırırsınız, kimseden ses çıkmaz, işte o zaman o işin öyle olmadığını başınıza geldiğinde, tek olduğunuzda anlarsınız. Seçim sizin sayın APOLİTİK arkadaşlar…

*

Sözcü Gazetesi, 15 Ocak 2014 günü işte bu gazete manşeti ile durumu özetledi…
DEVLETİ KAYBETTİK!
https://ibb.co/Y0nLfpd

*

1920 yılında Mustafa Kemal şöyle diyordu;

“Memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız.”

Ve bunu yaptı değil mi? Bu CUMHURİYET kolay kurulmadı, kolayca teslim olmayı da HAK ETMİYOR!

*

Ve son Söz;

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, MUHAFAZA VE MÜDAFAA etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin YEGÂNE temeli budur. Bu temel, senin, en KIYMETLİ hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, DAHİLÎ VE HARİCÎ bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin İMKÂN VE ŞERÂİTİNİ düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNE kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir GALİBİYETİN MÜMESSİLİ olabilirler. CEBREN VE HİLE ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün ORDULARI DAĞITILMIŞ ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, İKTİDARA SAHİP OLANLAR gaflet ve dalâlet ve HATTÂ HIYANET içinde bulunabilirler. Hattâ bu İKTİDAR SAHİPLERİ şahsî menfaatlerini, müstevlilerin SİYASİ EMELLERİYLE TEVHİT EDEBİLİRLER. Millet, fakr ü zaruret içinde HARAP VE BÎTAP düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu AHVAL VE ŞERÂİT içinde dahi, vazifen;
TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAKTIR!

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

*

Aldous Huxley demiş ya;

”Tarihten alınması gereken en önemli ders, insanların tarihten pek fazla ders almadıklarıdır.” #41302634

*
264 syf.
''Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk İlke ve İnkılaplarına Anayasada ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliğine sadakatla bağlı kalacağıma Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarını Milletin hizmetinde olarak, tarafsız ve eşitlik ilkelerine, bağlı kalarak uygulayacağıma, Türk Milletinin, Milli, Ahlaki, İnsani, Manevi ve Kültürel değerlerini benimseyip, koruyup bunları geliştirmek için çalışacağıma, İnsan Haklarına ve Anayasanın Temel İlkelerine dayanan, Milli, Demokratik, Laik bir Hukuk Devleti olan, Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.''
Nedir mi bu ? Tören alanında , ailelerin, protokolün karşısında , üzerinde silah, bayrak ve anayasa kitabı bulunan masalar etrafında öğrencilere hep bir ağızdan, polis okulundan mezun olurken ettirilen yemindir.
Eskiden okul bitimi kura çekimi vardı. Torbalara atılan illerin yazılı olduğu kağıtları çeker göreve başlayacağınız yeri kendi şansınızla belirlerdiniz. Sonraki yıllarda bu sistem yerini mezuniyet puanına bıraktı. Not ortalamanıza göre sıralanan illere atamanız yapılıyor artık.
Şartlara uygun olursunuz, sınavlara katılır belirlenen puanları alırsınız , hakkınızda yapılan soruşturmadan da hiç bir olumsuzluk çıkmazsa eğitim almaya hak kazanırsınız. Eğitim biter atama yeriniz belli olur , atama ilinde de çalışacağınız birim amirleriniz tarafından tespit edilir ve göreve başlarsınız.
Buraya kadar herhangi bir sıkıntı yok değil mi?
İşte benim ilk mesleğe başladığım zaman işleyiş aşağı yukarı böyle idi. Sadece hemşehricilik gruplaşmaların olduğu, yeni başlayan memurun eski memurlar tarafından korunup yetiştirildiği, mezhep farklılıkların kimse tarafından öğrenilmeye çalışılmadığı , eski memurların yanında saygıdan ayak ayak üstüne atılmanın , sigara içmenin ayıp olduğunun bilincinde hakikatten ABİ, ABLA, ünvanlarının yaş ve çalışma yıllarının esas alarak hitap edildiği, eşlerimizi kendimizin seçtiği katalog modasının çıkmadığı yıllardı.
Aradan yıllar yıllar geçti birden bire herkes onlarca gruba bölündü. Namaz kılanlar, kılmayanlar, ailesi türbanlı olanlar olmayanlar, bazı dergi ve gazetelere abone olanlar, içki içenler, kahveye takılanlar, çocuklarını A dersanesine gönderenler falanlar filanlar. O kadar çok arttı ki gruplar herkes birbirinden şüphe etmeye başladı.
Sonra mı ne oldu?
Teşkilatta yeni bir hiyerarşi düzeni başladı.
Ve ABİ ler, ABLA lar..
Emniyet hizmet binalarının çoğunun bahçelerinde bulunan çeşmede görmesi gerekenlere göstermek adına sadece abdest alıp , namaz kıldıklarına bir kere bile şahit olmadıklarım.
Eşleri türbanlı, hiç bir sosyal etkinliğe birlikte katılmayıp ama gözleri fıldır fıldır sağda solda karıya kıza sulananlar.
İki kelimeyi bir araya getirmekten aciz, meslekten bi haber HİZMET aşkına rütbe terfi alanlar.
Vatan haini , dinsiz , gavur ilan edildiğim yıllarda da çalıştım.


GÖRÜLEN LÜZUM ÜZERİNE tayinleri yapılmaya başladı. Uzun yıllar defalarca farklı eğitimlerini aldığım şubeden alınarak başka birimlere atamam yapıldı.
Her görev değişikliği yapılan birimde verilen bilgi formunu doldururken bana kefil olacak üç referans gösterilme şartını hayretle okudum.

3 metrekarelik nöbetçi kulübelerinde GÖRÜLEN LÜZUM ÜZERİNE , hizmetlerine hizmet etmediğim için aylarca çalıştım.
Hamili ABİ ve ABLA lara yakındır kartlara sahip olmadığım için emniyet bahçesine bile girişime engel olmak için sürekli yollarda trafik uygulamalarında görev aldım.
Çalıştığım amirlerimden ikisi tarafından tutulan teşkilat disiplinine uygun hareket etmiyor, MEVCUT DÜZENİ bozuyor tutanağı sebebiyle psikiyatri muayenesine sevk edildim. ( İki amir de halen darbe girişiminden tutuklu)
Dışlandım, ayıplandım , bunalıma sürüklenmem için yapılan tüm mobing uygulamalarından nasibimi aldım.
Vardır elbette bunun da bir sonu diye diye sabrederken gecenin bir vakti hani şu eğitimini aldığım şube vardı ya GÖRÜLEN LÜZUM ÜZERİNE gönderildiğim , tekrar o şubede çalıştırılmaya başladım.
Abdest alıp namaz kılmayanlar, birden alkol almaya , eşleri türbanlı olanlar boşanıp mini etekli hatunlar ile gezmeye, A dersanesinde çocuğu okuyanlar özel eğitim hocaları tutmaya , zamanında isimleri dualarla zikredilen efendilere ana avrat sövülmeye başlandı.
Bırakın gruplaşmayı üç kişi yanyana gelmekten imtina etti, herkeste bir vatan millet sevgisi arttı ki sormayın gitsin. Tüm kapanan kapılar ardına kadar açılmaya başladı biz HİZMET e hizmet etmekten aciz kullara …
ABİ ler ABLA lar şubelerden alınıp yollara, kapı görevlerine atandılar. Tüm önemli giriş şifreleri iptal edilerek SİZE GÜVENMİYORUZ yaftası ile sınıflandırıldılar.
Pişman olanlar, pişkin olanlar, tekrar kıymetimiz bilinecek umuduyla HİZMET ten vazgeçmeyenler , hiç bitmedi ama gruplaşmalar.
Taa ki darbe eylemi sonraki gününe kadar;
İşte en iç acıtan bölümü buralarda gizli. Senelerce birlikte aynı odada çalıştığınız, aynı araca binerek göreve gittiğiniz belki de birlikte can verip aynı cenaze namazında yan yana duanızın okunacağı meslektaşlarınızın gözaltına alınma dönemleri. Çay içmeye gittiğiniz eve, ev araması yapmak için gittiğiniz , sabah kahvesini birlikte içtiğiniz arkadaşınıza kelepçe taktığınız , anam babam asgari ücretli ekmeğe muhtaç deyip ağlayanların çoluklarının çocuklarının rızkından kısıp verdikleri himmet adlı ödemeleri, ifadelerini alırken sizin hakkınızda yazdıkları HİZMET e bildirdikleri notları hayretle öğrendiğiniz zamanlar.
Kimler geldi, kimler geçti?

Bunlar sadece yaşadıklarımdan bahsedebildiğim detayların sansürlü hali. Kitapta çok daha fazlasını okuyacaksınız. Eğitimden, sağlığa, emniyetten askeriyeye kimlerin nelere tutunarak nasıl bir sistem kurduklarını. Adliyelerin kendilerine nasıl hizmet ettiklerini , Fetödan menzile , kurulan düzenlerin karartılan hayatların , siyasilerin gerçek yüzlerinin çirkinliklerine hayret ederek vay be diyeceğiniz onlarca delil.
Hani en üstte bir yeminden bahsetmiştim; İşte yeminine bağlı kalmaz, vatanına milletine hainlik ederken için sızlamaz , hak etmediğin yerlerde , rütbelerde çalışmak için kendi bedelini kendin belirlersen , satın alınmaya müsait olursan iflah olmazsın.
Vicdanların hiç unutulmadığı bir hayata . Keyifli okumalar.
264 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
İçimden geçenleri yazmak isterdim ama Silivri soğuktur şimdi başka bişey deneyeceğim.


Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellal, horozlar berber iken uzak uzak diyarlarda (far far away) herkesin kıskandığı bir ülke varmış. Bu ülke türlü türlü badireler atlatmış çok zor şartlarda bugünlere gelmiş, sınırlarını korumuş.

Günün birinde Transilvanya’da yaşayan AĞLAYAN bir hodja efendi ile kolkola bir takım uzun adamlar ülkenin yönetimine geçmiş. Her şey güllük gülistanlık ama, hükümet kadroları akrabalarla dolduruluyor, ülkenin milli gelirinin sağlayan demirbaş sayılan kurumlar TATAR’lılara satılıyor, ihaleler canının istediği hodjanın selamıyla iletilen kurumlara veriliyor, muhalefet bile muhalefetlik yapmayı unutmuş, he hey ülkede görünürde her şey güllük gülistanlık, sıradan vatandaş hariç! Ama konumuz bu değil.

Masal bu ya birilerinin kem gözü değiyor, iktidar savaşı mı desek, çıkar çatışması mı bilemiyorum AĞLAK hodja ve uzun adamın arası açılıyor. M.Ö. 2013 senesinde ilk çatırdamalar başlıyor. Karşılıklı tehditler, ellerinde bulunan tape’ler kimin eli kolu daha uzunsa bu süreçte onun borusu ötüyor elbet. AĞLAK hodjanın sahneyi terketmeye hiç niyeti yok.

Gel zaman git zaman bir yaz gecesi bu çatırdama kırılmaya dönüyor. AĞLAK hodja bütün gücü eline geçirmek için var gücüyle saldırıyor, burada hedefin çok çok uzaklardaki ülkenin yönetimini ele geçirmeye çalıştığı aşikar ama bu kez o kadar şanslı değil. Rüzgarın yönünü tayin eden havarileri hemen uçan halılarına atlayıp Transilvanya’ya uçuyor. Kalanlar için LEGO Terör örgütüne üyelikten yargılama süreci başlıyor.

Yargılama süreci dediysem hemen gözünüz korkmasın, zira sen, ben tutuklansak belki ömür boyu hapiste kalacağımız suçlamarda, bir takım kravatlı beyler, fularlı hanımlar jet hızıyla tahliye oluyor, nasıl mı :) bunun cevabını o uzak ülkede yaşayan herkes biliyor. Böyle bir süreç işte LEGO terör örgütüyle mücadele süreci. Bu kitapta dümenin ne yönde döndüğünü daha iyi anlayacaksınız. İzahı olmayan şeyin mizahı olur ve Vegas’ta olan Vegas’ta kalır ve unutmayın kasa hep kazanır arkadaşlar. Hep kazanmış bunca zaman!

Çok gergin bir okumaydı benim için, saatlerce düşündüm, gerginliğim geçmedi böyle bir şeyler karalamak istedim. Umudum yoktu, artık hiç yok, ama işte insan bilmek istiyor. El kitabı olarak dağıtılması gereken bir kitap, iyi bir derleme. Bakan ama göremeyen gözlere özellikle.
264 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öncelikle metastaz nedir? Metastaz, kanserin kaynağını aldığı organdan daha uzak bir yere yayılmış olma durumudur. Ülkenin kanseri nedir, ülkenin her noktasına nasıl yayılmıştır bu irdelenmiş.

"Ben cemaate gittim ama sadece sohbetlerine gittim."

"Ben böyle olduklarını bilmiyordum."

"Gerçek yüzlerini görememişim."

Ulan hepiniz oradaydınız be. Bu ülkenin evlatlarının hakkı yenirken, sınav soruları birilerine peşkeş çekilirken, bir cahil din adamı uğruna ülke yağmalanırken hepiniz oradaydınız. İşte bu kitapta anlatılan senin hikayen. Çünkü o gün cemaate gittiğin için değil, bugün o cemaat güç kaybettiği için pişmansın. Nereden biliyorum? Çünkü o cemaatin yerine başka cemaatler ülkeye çörekleniyor ve sen yine sessizsin. Kanıtı da aha bu kitapta.

FETÖ ile mücadele ediliyor mu yoksa şirketlere kayyım atanıp sonra bazı gruplara bu şirketler peşkeş mi çekiliyor? Yani sermaye bu sayede el mi değiştiriyor? Önce suçlanıp sonra hapisten kurtarılmak uğruna insanlardan para alınıp düzenin aynen tahsisi mi sağlanıyor? Hukuk gerçekten var mı? Varsa rüşvet yiyen hukukçular kim? Bu kitap önüne gelene Fetöcü diyenlerin aslında geçmişteki birlikteliklerinden ötürü, kendi iplikleri de pazara çıkmasın diye Fetöcüler ile pek de mücadele etmediğini gösteriyor.

İşçiler ufacık zam istese diğer şirketlerle rekabet edemeyiz, karımız azalır diye karşı çıkacak para babalarının, yeri gelince bazı menfaatleri uğruna nasıl da hükümete yakın vakıflara milyonlarca lira yardım yaptığını görün. Laik olduğu anayasada yazan Türkiye Cumhuriyeti'nin nasıl da şeyhler, müritler yuvasına döndüğünü görün. "O suçlanan FETÖ'cü değil; bizim tarikatımızdan." diyen sözde kanaat önderlerinin sözüyle hapis cezası almaktan kurtulanları da Cumhur İttifakı'na destek verdiği için okullar açmasının önündeki engellerin kaldırıldığı Menzilcileri de anlatıyor.

Bankada hesabı olanlar açığa alınırken Diyanet'ten Yargıtay'a, siyasilerden şirket CEOlarına kadar darbecilerle bağlantısı olanlar hakkında işlem yapılmıyor. Hatta bazı suçluların davasında gazeteci-polis-hukuk üçgeni mücadeleyi sulandırıyor, işte tüm bunlar belgelerle yazılmış.

3-5 şirket hatır gönül ilişkisi ile adeta oligarşi kurmuş, devleti de bu pislikleri örtmesi için paravan olarak kullanmış, pisliği kazıdıkça altından pislik çıkan, liyakatin sonsuzluğa uğurlandığı bir Türkiye. Hepinize afiyet olsun. Kandırıldık dememek için bugünden gerçekleri görmek lazım. Bunu da taraflı medya göstermeyeceğine göre cesur kalemler gösterecek. Sırf bu nedenle okuyun.
264 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Metastaz, bir distopya değildir. Devletin bütün organlarını nasıl virüs kaptığını ve bu organların nasıl iflas ettiğini, başka organlara nasıl şıcradığını kanıtlarlarla acıda olsa bizlere sunan gerçek sözcüğünün vücut bulmuş halidir.
Devlet içinde yapılanan Fetönün yargıyı, iş dünyasını, bürokrasiyi din kisvesi adı altında çarpık ilişkilerle nasıl yönetildiğini bu günlere, bu kudrete nasıl ve kimlerin çanak tutarak buralara kadar geldiğini en güzel biçimde bizlere sunmuş. Fetöyle mücadele adı altında kimlerin serbest, kimlerin ceza aldığı ve gerçekten mücadele oluyormu sorusunu getiriyor bizlere.
Değişen bir şey yok aslında al birini vur ötekini daha akıllanmayacağız. Şimdide başka tarikat, marikat.
Kanaatimce gerçekten Fetöyle mücadele olsa direk hükümet düşer zaten buda bir gerçek :)
264 syf.
·2 günde·Beğendi
Beklentilerimin biraz altında kaldı, ancak yine de ülkenin ne kadar boka battığını gözler önüne seriyor. Ülkenin ana artellerinde oluşmuş kanser tedavi edilmiyor, bilakis yeni dokulara sıçramasına göz yumuluyor.
Bilinçlenmeyen, sorgulamayan bu halk sorunun ana kaynağı. Yoksa bir siyasetçi gider, bir başka siyasetçi gelir.
264 syf.
·2 günde·10/10
Yazılması güç olan şeylerin yazıldığı kitap. Benim bu kitaba ilgimi çeken şey bu site üzerindeki puanlama oldu. Yani şöyle diyeyim, kitabın okunma sayısı ile puanlama sayıları farklıydı. Puan verenler okunma sayısından yüksekti. Ve puanların bir puan olarak verildiği sitede gözüküyor. Kısaca birileri bu kitabın popülerliğinin olmamasını istiyor. Bazı kesimler kitaplardan da korkmaya başladıysa veya insanların bilgi sahibi olunması istenmiyorsa işler baya tuhaf hal almaya başlamış demektir. Neyse biz kitaba geri dönelim. Kitap Fetö'nün yüksek makamlara nasıl adam yerleştirdiğini nasıl kadrolaştığını, hangi iş adamlarıyla samimiyet içerisinde olduğunu, finansal anlamda nasıl ayakta durduğunu ve 15 Temmuz darbe girişimine neden olan durumları anlatıyor. Tabi sadece bu kadar değil Fetö'nün yıkımı sonrasında diğer tarikatların harekete geçip boşluğu doldurma çabasını ve bu boşluk dolarsa başka 15 Temmuz olayı yaşanacağını anlatılıyor. Bunun gibi birçok konunun ele alındığı bu kitabın her birey tarafından okunması gerekiyor.
Ben kendimde muhafazakar aile de büyümüş biriyim. Olay şu ki dine mensup olmak ile dincilik çok farklı şeyler. İnsanın inançlarının doğurduğu duygulardan beslenen kan emicilere fırsat verilmemesi gerekiyor. Dini öğrenmek ve ona sadık olmak, Kur'an-ı Kerim'e ve Allah'a inanmakta gizli. Yani arada bir kişinin (tarikat lideri) rehberlik yapmasına gerek yoktur. Bu sizi, ülkenizi ve milletinizi zora sokar. Diyebilirsiniz ki benim güvendiğim insanlar öyle şeyler yapmaz. 15 Temmuz öncesinde de Fetöye inananlar onun öyle bir şey yapmayacağına yemin edebilirlerdi. Bana kızanlar, sövüp sayanlar olabilir. Ama unutmayalım bu millet ve topraklar bizim ve onu başkalarına yem edecek değiliz. Kanla yıkanmış bu topraklara atalarımızın akıttığı kanlar uğruna sahip çıkılacaktır.

"Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın."
-Hüseyin Nihal Atsız
264 syf.
Pek de bildiğimiz şeylerden farklı bir şey yok...
Ben ne yalan daha doyurucu bilgiler bekliyordum.

En azından FETÖ'nün siyasi ayağı konusunda bir kaç bilgi...
Ama koskoca Devlet FETÖ' nün siyasi ayağına dokunmak istemezken, bu adamlar neyin nesini yazsın kitaplarında..?

Yazsın da başı mı ağrısın gariplerin ...?

Bir ADAM çıktı ve şöyle dedi :

"Adama, kişiye, kişilere, gruplara, cemaatlere, vakıflara, derneklere hizmet işi bitti".

İnşallah bu söylem tüm TÜRKİYEMİZE örnek olur...
257 syf.
·4 günde·8/10
Metestazın sosyal medyada, özellikle sağlık bakanlığındaki tarikat yapılanmasını işlemiş imajıyla, yaptığı reklamlara aykırı olarak, bu bakanlıktaki yapıyı yeterince derin işlemediğini düşünüyorum.

Ben özellikle bu yapılanma(menzil) ile ilgili bilgi almak için kitabı almışken tatmin edici düzeyde bilgi verilmediğini düşünüyorum.

Ayrıca örneğin sağlık bakanının şeyhi arayıp yardım istemesi gibi konular işlenmiş. Ancak bu gibi iddialar belgelendirilemediği gibi kanıta dayalı bir çalışma olma konusunda eksiklikleri olduğunu düşünüyorum.

Rahmetli Uğur Mumcu'nun çalışmalarında olduğu gibi resmi belgelerin sayılarının/numaralarının kitapta yer aldığı bir çalışma beklerdim.

Kitapta yer yer çeşitli raporlardan bahsediliyor ancak kaynak olarak baktığınızda çoğunlukla gazetelere verilmiş ifadeler dipnotlarda alıntı olarak gösteriliyor.

Resmi evraklara kitabın içinde yer verilmemesi okuma akışını olumsuz etkilemese de ben bunu bir eksiklik olarak görüyorum.

Ancak FETÖ yapılanmasının özellikle sermaye ayağının yargılanması sürecindeki yaşanan haksızlıkları belgelemesi, tarihe not düşmesi açısından da çok değerli bir çalışma olduğunu düşünüyorum.

Keyifli okumalar dilerim..
264 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Normalde şu an okuduğum iki kitap, gündüz ofiste Maksim Gorki “Ekmeğimi Kazanırken” akşam evden Charles Dickens “İki Şehrin Hikayesi” kitaplarıydı... 2 gün önce bu kitabı aldım biraz bakayım diye açtım sonra bırakamadım 2 gündür diğer kitapları bıraktım bunu okudum...
Size söyleyeceğim kesinlikle okuyun...
Ve okurken kitapta yazanlara inanamayacaksınız. Yargıdan diyanette, diyanetten TRT, TRT den emniyete, emniyetten sağlığa kadar ne kadar kurum varsa kokuşmuşluğu adamcılığı, feto den kurtulduk derken diğer tarikatların nasıl her yere çöreklendiğini, adliyedeki davalarda parayı indirenlerin nasıl yol aldıklarını dahasını ve dahasını okudukça tiksineceksiniz...
Hayırlı okumalar dileyip okurken Allah sabır versin diyorum...

Yazarın biyografisi

Adı:
Barış Terkoğlu
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 26 okur beğendi.
  • 1.120 okur okudu.
  • 92 okur okuyor.
  • 700 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları