Cesare Pavese

Cesare Pavese

Yazar
8.0/10
563 Kişi
·
1.845
Okunma
·
741
Beğeni
·
27856
Gösterim
Adı:
Cesare Pavese
Unvan:
İtalyan Şair, Romancı, Çevirmen ve Eleştirmen.
Doğum:
İtalya , Torino , Santa Stefano Belbo Köyü, 9 Eylül 1908
Ölüm:
İtalya , Torino, 27 Ağustos 1950
Cesare Pavese (d. 9 Eylül 1908 – ö. 27 Ağustos 1950) İtalyan şair, romancı, çevirmen ve eleştirmen.
Cesare Pavese, ailesinin yazlarını geçirdiği Torino'nun Santa Stefano Belbo köyünde bir memur çocuğu olarak doğdu. Torino Üniversitesi'nde edebiyat okudu. İngiliz ve Amerikan edebiyatına ilgi duydu; bitirme tezini Walt Whitman şiirleri üzerine yazdı. Öğrenimini bitirdikten sonra orta öğrenimini tamamladığı eski okulu Liceo d'Azaglio'da edebiyat ve dil dersleri verdi. Bu dönemde İngiliz ve Amerikan yazarları ile ilgili yazıları La Cultura dergisinde yayınlandı. Daha sonra bir arkadaşının kurduğu Einaudi Yayınevi'nde çalışmaya başladı. 1935'te anti-faşist çalışmaları nedeniyle tutuklandı, 1936'da serbest bırakıldı. Brancaleone Hapishanesi'ndeki bir yılından esinlenerek Carcera (Hapis) romanını yazdı. 1950'de Yalnız Kadınlar Arasında romanı ile İtalya'nın önemli edebiyat ödüllerinden Strega Ödülü'nü aldı. Edebi kariyerinin doruğunda olmasına rağmen özel hayatı karışıktı. Sonu olmayan aşk ilişkileri onu bunaltmıştı. Ödülü aldıktan sonra Torino'daki bir otel odasında bütün özel kâğıtlarını yok edip, 21 adet uyku hapı alarak intihar etti.
İntiharından önceki gün, “Artık sabahı da kaplıyor acı.” diye kısa bir not düştükten sonra 27 Mayıs'ta günlüğüne şunları yazmıştır:
" ’48-’49′daki mutluluğumun hesabı görüldü. Bu soylu mutluluğun gerisinde şu vardı: Güçsüzlüğüm ve hiçbirşeye bağlanmayışım. Şimdi, kendime göre, girdabın içine girdim; güçsüzlüğümü seyrediyor, onu iliklerimde hissediyorum, beni ezen siyasal sorumluluğu yüklenemiyorum. Bunun tek çözümü var: İntihar. " Cesare Pavese – 27 Mayıs 1950

Önemli Eserleri

Senin Köylerin - 1941 - Roman
Ağustosta Tatil - 1946 - Öykü
Yoldaş - 1947 - Roman
Leuko İle Söyleşiler - 1947 - Deneme
Tepedeki Ev - 1949 - Roman
Güzel Yaz - 1949 - Roman
Ay Ve Şenlik Ateşleri - 1950 - Roman
Yaşama Uğraşı - (1935-1950) - Günlük
Tepelerdeki Şeytan - ? - Roman
Yalnız Kadınlar Arasında - ? - Roman
Çalışmak Yorar - ? - Şiir
İntiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapmamasıdır. İntihar düşüncesine -bir alışkanlık haline gelen intihar düşüncesine- yol açan manevi çöküntü kadar aşağılık bir şey yoktur.
''Ben, hiçbir zaman dünyayı umursamadan hayatın tadını çıkarabilen rahat bir insan olamadım. O yürek yok bende.''
Bir kere şunu iyice anla ki, birini sevmek, bunun karşılığında sevilsen bile, sevilen kimseyi ilgilendirmeyen kişisel bir sorundur.
416 syf.
Yaşama Uğraşı, Cesare Pavese ' nin 1935' ten başlayarak 1950 yılına kadar yazdığı günlüklerinin kitap haline getirilmesiyle oluşmakta. Pavese intiharından 8 gün önce güncesini " Sözler değil. Eylem! Artık yazmayacağım…” cümleleriyle noktalar. Bu son notundan 8 gün sonra hep düşündüğü eylemi gerçekleştirme cesareti gösterir. Bir otel odasında " 1935-1950 Ce. Pavese ' nin Yaşama Uğraşı " yazılı bir dosya dışında bütün özel yazılarını, notlarını yakıp gerçekleştirir özkıyımını.


Cesare Pavese ' nin Yaşama Uğraşı... Kulağa nasıl da tuhaf geliyor değil mi? Bir insan hayatının her döneminde belki her anında bir şeylerin uğraşını verir. Okuma uğraşı, aşk uğraşı, kariyer uğraşı, güzel bir yemek yapma uğraşı, iyi bir evlat, eş, sevgili, anne- baba olma uğraşı... Ama yaşama uğraşı veren birine kaçımız rastlamışızdır? Evet, Pavese hayatının yarısından fazlasında intiharı sayıklamış, bunun aksi için yaşama uğraşı vermiş fakat başaramamış bir yazar, bir şair.


Pavese ' nin güncelerinin başından sonuna kadar intihara olan meylini görüyorsunuz. Onu buna sürükleyen sebeplere tanıklık ediyorsunuz. Ne kadar duygusal, yalnız ve mutsuz bir adam olduğunu, depresif ruh halini baştan sonuna kadar bütün çıplaklığıyla görüyoruz. Pavese' nin en samimi duygularını, mutsuzluğunu okurken duygulanmamak mümkün değil. Kitapta bunu sıkça dile getirir. Mesela ;

14 ocak 1930

"Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum...

25 mart 1950

" Mecburuz diye yaşayıp duruyoruz. Bu fikir beni çileden çıkarıyor. Kendi bedenim içindeki kuşkulara bile hâkim değilken nasıl dünyayı değiştirebileceğime inanmalıyım? Evet mutlu değilim. " notları da mutsuz ve yalnız olduğunu destekler nitelikte.


Pavese ' nin daha önce bir kitabını okumuş arkadaşlar kadınlara olan düşkünlüğünü, zaafını (kimi anlamayıp nefret dese de) bilir. Bu kitabında da mutsuzluğunun, intiharının en büyük sebebi kadınlar gibi görünsede tek sebep buydu demek haksızlık olur. Dönüp Pavese ' nin hayatına bakacak olursak onu intihara sürükleyen tek sebebin bu olmadığını, yaşadığı dönemin ne kadar zorlu geçtiğini görebiliriz.


Pavese çocukluk döneminde 1. Dünya Savaşı ' na, gençliğinde 2. Dünya Savaşı ' na tanıklık ediyor. Savaşlar her insanın ruhunu yaraladığı gibi Pavese ' yi de etkiliyor. Daha sonra, ilerleyen yıllarda (1922-1943) İtalya' nın yönetimini ele alan Benito Mussolini yani İtalya' nın faşist Hitler' i ülkeyi cehenneme çevirmiş, yazarları, şairleri hapse tıkmış, kitapları yakmış, sanatı öldürmüştür. Savaşın ve tüm bu zorlukların ardından birçok yazar ve şair etkilenip intihar etmiştir. Pavese' nin intiharının en büyük etken kadınları olarak gözüküyor olsada bunları da göz ardı etmemek gerekir. Fakat ilginçtir ki Pavese güncelerinde bu trajedilerden neredeyse hiç bahsetmez. Kitapta eleştirebileceğim tek nokta da bu sanırım. Bu kadar zorlu bir dönemi, yaşananları es geçip sürekli kadınlardan bahsetmek, onlar yüzünden mutsuz olduğunu anlatmak zayıflık bence.


Dönemin zorluğunu pek dile getirmeyi tercih etmeyen yazar, günlüklerinde genellikle kişisel hayatından, duygularından, sanatından ve gezilerinden söz açar. Aşık olduğu kadınlarından, bu kadınların ona yaşattığı acılardan, yıkımlardan, inanç sorgulamalarından ve peşini bırakmayan intihar düşüncesinden bahseder.


Hayatını kadınları anlamak üzerine harcayan yazar, onlardan nefret ettiğini söylerken bile kendisine gösterecekleri sevgiye ihtiyaç duyuyor. Kadınlarını anlama girişimleri sürekli başarısızlıkla sonuçlandıkça karamsarlığa kapılıyor. Her yitirdiği aşkıyla birlikte yaşama uğraşını bırakma düşüncesi aklını çelip daha da yer ediyor. Bu yıkımlara rağmen yüzünü kadınlara çevirmekten, sevgi ummaktan vazgeçemiyor.


Bu aldığı yaralar bir bakıma onun sanat, edebiyat hayatını daha da güçlendirmiştir. Çünkü hayatının son dönemlerinde edebi yönden en başarılı devirlerini yaşamıştır. İntiharından çok kısa bir süre önce aldığı dönemin en önemli ödüllerinden biri olan Strego Ödülü de bunun kanıtlıyor bana göre.


Kitabı okurken yaşadıkları beni gerçekten çok etkiledi. Edebi yönden de çok kuvvetli bir anlatıma sahip olan Pavese her kitabını okuyabilecağim yazarlardan biri benim için. Pavese ile henüz tanışmamış arkadaşlara da bu kitapla başlamalarını tavsiye ederim...
141 syf.
Cesare Pavese, İtalyan Edebiyatında çok önemli bir isim. Okuduğum üçüncü kitabı ve her kitapta kendisine biraz daha hayran oluyorum. Bu kitapta iş kadını Clelia ve bir otel odasında intihara kalkışan genç Rosetta' nın dostluğunu anlatıyor. Kitabı okurken hayattan ölüme kadar olan her şeyi sorguluyorsunuz. İnsanlar, kalabalıklar arasında yalnız olduğunu hissetmek, özgür olduğunu hissetmek, mutlu olma çabaları ve sonunda hüsran... Gerçekten Pavese kendi karmaşık ve karamsar ruh halini yansıtmış.
480 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Tezer Özlü'yü bu denli etkisi altına alıp eserlerinde isminden söz ettiren Pavese'yi çok merak edip araştırdım ve 1935 yılından 1950 yılına kadar yazdığı günlüklerinin kitap haline getirdiği Yaşama Uğraşı'nı alıp okumak istedim fakat satışı durdurulduğundan kitabı bulamadım ben de pdf olarak okudum. Kitabı bitirdiğimde Tezer Özlü'nün etkilenmesine şaşırmadım. Pavese de biraz Özlü'yü gördüm biraz da Plath'ı. Hayatının her anında intihar fikri var Pavese'nin yalnızca bunu eyleme dökmesi biraz zaman almış. Hatta bununla ilgili şu sözü okuduğumda beni çok etkilemişti: "İntiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapmamasıdır." Bir gün intihar edeceğinin bilincindedir fakat bunu yapacak cesareti bulamaz kendinde. Kitap içeriği o kadar dolu ki bolca edebi çalışmalar, kadınlar hakkındaki tutumlar, şiir ile ilgili eleştiriler görmek mümkün. Kitabın genelinde melankoli, korku, bunalım havası hakim. Kendini hep yalnız hisseder Pavese. Nitekim görüştüğü kadınlarla da bir sonuca varamaz. Sorguluyor hayatını bir 17 ağustos gününde. "Hayatımda çok daha umutsuzum, eskisinden çok daha şakınım. Ne biriktirdim? Hiç. Yıllarca boş verdim eksik yanlarıma, onlar yokmuşçasına yaşadım. Katlanmasını bildim. Yiğitlik miydi bu? Hayır, gerçek bir çaba göstermedim."
Bu kadar umutsuzluk, bunalım ve yalnızlığın içinde büyük başarılar elde etmiş Pavese. Ülkesinin en büyük edebiyat ödülü Strega'yı almış.
Sürekli bir intihar eğilimine şahit oluyoruz ama aynı zamanda bir uğraş içinde. Tıpkı kitabın adı gibi: Yaşama uğraşı. 27 mayıstı kesin kararını verdiğinde ve günlüğüne şunları yazar: "...Şimdi, kendime göre, girdabın içine girdim: güçsüzlüğümü seyrediyor, onu iliklerimde hissediyorum, beni ezen siyasal sorumluluğu yükleniyorum. Bunun bir tek çözümü var: intihar."
Ve nihayet hayatının her anında sayıkladığı o sona yaklaşır. Torino'da bir otel odasında özel kağıtlarını yok ettikten sonra 21 uyku hapı alarak yaşamını sonlandırır. Günlüğüne yazdığı son sözler ise şunlardır: "Tiksiniyorum bütün bunlardan. Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım."
Pavese değişik bir his bıraktı bana. Yaşamına bir otel odasında son vermesine üzüldüm belki de bu kadar yalnızdı o. bir otel odasında ölmeyi isteyecek kadar. Tezer Özlü yıllar sonra gider ve o otel odasında kalır. O anı canlandırmak ister gözlerinde.
Pavese kesinlikle okunmalı, kitabı elimde olsaydı eğer kendimi bulduğum birçok satırın altını muhakkak çizerdim. Son söz Pavese'nin olsun: "Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum."
480 syf.
·5 günde·10/10
İtalyan yazarın 1935-1950 yılları arasında yazdığı günlük yazılarından oluşan bir günlük kitabı. Hayatta her zaman intihar fikri olan yazar bu fikri kötü bir fikir olarak görmez, en kötü şey onun için; "İntiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapamamasıdır." diye belirtmektedir. Bunu hiçbir zaman yapamayacağına inanır bu konuda kendini cesaretli görmemektedir. Döneminin en iyi şairleri arasındadır ve ödüllü bir şairdir. Fakat sürekli bir boşluk duygusu ve yalnızlık içinde olduğunu da belirtmektedir.
Şimdi gelelim yazarın hayatının kırıldığı ilk anlara. Zamanında düşünmeye bile korktuğu ilk aşkının ya ondan başka biri ile evlenirse diye aklına getirip düşünmek istemediği şey başına gelir. En korktuğumuz düşünmek istemediğimiz şeyler hep başımıza gelenlerdir diye belirtip umutsuzluğun doruklarında olduğunu görebiliriz. Daha sonra ki yıllarında bu yaşanmışlık gereği kızlara karşı bir nefret duyar ve onları sevmediği oldukça açık hissedilmektedir.
Çok acı çekince alışılır derlermiş bu yalan demektedir Pavese çünkü acısı her geçen zaman artmaktadır. Acı çekmiş olmanın karşılığını da köpekler gibi ölmek görmektir, intihar fikri bilinçaltından sürekli olarak çıkar ve hayatını işgal etmiştir. Hayata karşı duyarsız olamayan aslında çok duygusal biri olduğunu düşünmekteyim Pavese'nin. Yaşama sanatı onun için yalanlara inanabilmektir ama kendisi asla bunu başaramıyor. Dünyada ki başka acılara göz yumamıyor, gerçek bir duygusal. Bu sorunu da kendisinde görmekte, başka insanlarda aramıyor ve kendisi ile arasında olan bir problem olarak tanımlıyor her duygusunu, aşkını da. Acı çeken bir kişi için asla artık eskisi gibi olamayacağını düşünmekte. Pavese aynı zamanda bir okuyucudur. Shakespeare, dostoyevski, Rousseau bu üç yazardan özellikle çok fazla etkilenmekte bununla ilgili bir çok görüş ve yorumlarını okurken görebileceksiniz.
Derin düşünmeyi tehlike gören Paseve aynı zamanda Freud'u da okumakta ve bilgi sahibidir. Varoluşa inanan birisidir. Fakat ölümle herşeyin biteceğini düşünen yazar ilerki zamanlarında geçirdiği bunalımla artık ölüme duyduğu özleme intihar ile kavuşacağını düşünür. İnanç konusunda, yaşadığı bölgenin insanları hristiyandır ve onlar hakkında ölüp gidecekleri bildikleri için, bu dünyadan yalnızlıktan kurtulamadıklarını bildiklerini için kendilerini Tanrı ile avuturlar görüşüne sahiptir. Kısacası inanmaz, derin düşünmeyi tercih etmez yıllarca boşluk biriktirdiği hissine kapılır, eserleri dair herşeyden tiksinti duymaya başlaması ile birlikte tek çözümü intihar görmektedir. 18 Ağustos 1950, artık yazamayacağım diyor ve hayatına son veriyor. Bir çok okunmasını istemediği notları da yakmıştır ve kitapta ayrıca çıkarılmış bölümlerde vardır. Keşke tümüyle, yakmadan her hissini yansıtsaydı sadece hissettiklerinin bir kısmı Pavese'nin bunlar.
119 syf.
·1 günde·2/10
İnceleme yazmayı düşünmüyordum fakat birkaç cümle etmek iyi olur. 4 genç var, ikisi kız ikisi erkek. Biri terzi yanında çalışıyor, biri ressamlara poz veriyor, biri resim çiziyor, biri de poz verenle resim çizenin yanında sürekli oturan biri. Terzi yanında çalışan Ginia ile poz veren Amelia tanışlar. Hayata dair tek bir derin cümle olmadan hep kısa kısa sohbetler. Nasılsın, iyi misin? Sigara içer misin? Ah bugün hava ne kadar sıcak? Hadi akşam çıkalım birkaç şey yer içer yürürüz. Gezerler, tozarlar dağılırlar. Sonra Amelia, Ginia'yı Guido ve onun yanındaki Rodriguez ile tanıştırır. Dördü bir araya gelir. Yine yerler, içerler, otururlar.

Ginia, Amelia'nın yanına gelir poz verirken, nasıl poz verdiğini görmek ister. Çoğu nü resimlerdir. Hayret eder, üşümüyor ya da rahatsız olmuyor mu diye. Ordan çıkarlar gezerler, şarap içerler, uyurlar, uyanırlar, gezerler, şarap içerler, arada bir kere kestane de yediler! Ginia, Guido'ya aşık olur. Onunla takılır birkaç kere. Amelia'yı kıskanır. Ben de çıplak poz vereceğim der, poz verir utanarak. Rodriguez orada yok sanır. Perde açılır o da oradadır. Kız ağlar. Amelia, yanına geleyim mi, der. Guido "Aptal o kız boşver" der. Kız eve gider. Birkaç hafta kimse uğramaz yanına. Sonra Amelia yine gelir sigara yakar, gezelim mi der. Ginia "ben de sigara içiyom kii" der. İçer. Sonra da gezmeye çıkarlar. Bitti.

Kitaptan elde edilen ne? Kendini aptal duruma düşürme. Aslında bunu da vermemiş de işte kız ortada ağlayıp eve gelince bunu çıkarmış olalım. Tek bir altı çizili cümle yok. İlginç bir olay yok. Betimleme az, zaten betimlenecek mekan az. Ne anlattı? Bir yaz esintisi. O kadar rüzgar isteyen sokağa çıksın daha çok esiyor. Okumayın naçizane tavsiyem.
416 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Ne zaman Tezer Özlü ile ilgili bir metin okusam karşılaştığım ikinci isim Cesare Pavese olur. Tezer Özlü'nün bu denli sevdiği yazarı ben de tanımak istedim ve okumak için "Yaşam Uğraşı"nı seçtim.

Yaşam Uğraşı yazarın 1935-1950 yılları arasında tuttuğu günlüklerden oluşuyor. Günlüklerde uzun uzun edebi çalışmalarından, eleştirilere karşı duruşundan, günlük uğraşılarından, çokça kadınlardan ve kadınlara karşı bir nefret geliştirdiğini düşündüğü zamanlarda ise yalnızlığından hatta kadınlardan arta kalan acılardan bahsediyor. Henüz ilk notlarında itibaren intihara meyilli olduğunu ama bunu asla yapamayacağını söylüyor. İntihar konusunda düşündükleri insanı dehşete düşürüyor. Pavese, intiharı fırtınalı zamanlarında sığınacağı bir liman olarak görüyor desek çokta yanılmış olmayız.

Pavese 1950 Ağustos'unda yeni kitabının da ödül kazandığı başarılı bir dönemdeyken şaşırtıcı bir şekilde bir otel odasında intihar ediyor. Çok sonra günlüklerin ortaya çıkmasıyla aslında o kadar da şaşılacak bir durum olmadığı anlaşılıyor. Pavese intiharından yalnızca dokuz gün önce günlüklerini yani "Yaşam Uğraşı"nı şu sözlerle noktalıyor.
"Tiksiniyorum bütün bunlardan.
Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım."
119 syf.
Yazarla tanıştığım ilk eseri oldu, Senin Köylerin. İncelemeler olumsuz, kitap yarım bırakılmış. Kitabın içeriği hakkında konuşmayacağım sadece bana hissettirdiklerini yazacağım.

Yaşananlar köyde geçiyor. Ve okurken her insan zevk almaz bu kitaptan.

Yangın sadece insanın dışında olmaz zaten görünen yangınlar saman alevi gibidir çabuk söner. İçimizde olan yangınlar zamanla söner sadece dumanı tüter. Ya beynimizin içinde olan yangınlar? Kafamızın içinde nereye gidersek gidelim bizimle birlikte giden yangınlar işte onlar düşüncelerimiz öldüğü zaman ancak kurtulabileceğimiz yangınlardır.

İnsanın içinde, dışında olan yangınlar yaşamasına engel teşkil etmez ama düşünceler yanıyorsa insan kendisiyle bile yaşayamaz, mücadele edemez.

Baharın sıcaklığı, yazın yağan yağmur sonrası toprağın kokusu, içilen suyun lezzeti, gece çöken serinliğin verdiği hazzı sadece kafasının içinde yangın olanlar anlayamaz, farkına varamaz.

İnsanın bir başka insan için ifade ettiği her şeyi yine başka bir insan öldürebilir. İlişkilerin bu kadar basit, hayatın hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi, ölümün sadece başına gelen insana bir şey ifade ettiği dünyada ölmek bile zor gelir ölümü yaşayan kişiye...

Kadınlar güzellik, namus ve iş yapmak için dünyaya gelmezler... Kadınlar sevilmek için gelirler dünyaya. Erkekler gibi insan oldukları için... Kadınlar öldürülmek için, tecavüze uğramak için, kendi bedenlerinden utanmak için yaşamazlar, kim ister zaten tecavüze uğramak, öldürülmek, bedeninden utanmak için yaşamayı dünyaya gelirken kim bilir alnının ortasında bunların yazıldığını...

Ve bir erkek seviyorsa böyle bir kadını içinden hiç durmadan şarkılar söylüyorsa ve bazen öfkesine yenik düşüyorsa bir kadın için... Bile bile her şeyi... Kadınlar yine de şanslıdırlar...

Gisella, sen ölürken herkes iş yapıyordu... Senin gözlerin buğdaylara dalıp giderken... Gisella, sen ölürken içinde bir şeyleri öldürürken gerçeği herkes yok sayıyordu, yalandan gülüyorlardı ve senin değerin yoktu Gisella hiç kimse için... Ve senin değerin vardı bir erkek için, ayağına takılan prangaları kırıp attığın, koşarak bir dere kenarı bulduğun. İçinde kuşların cıvıldaştığı çirkin dünyanın güzel sesini duyduğun bir hayat... Kan kaybediyordum çok korkmuştum öleceğim diye Gisella... Dünyayı kan kokusu almıştı senin kanın, başka kadınların kanı, öldürenler ve öldürülenler... Kadına yakışan en güzel şeyin Aşk olduğu dünyada senin kanın yerde kuruyordu...

Gisella, sen bedeninden utanarak etrafına öfke saçarken sana bunu yapanlar utanmazken...
Sen ölürken içinde kuşların şarkıları susarken...
Dünya korkmak için tek yer Gisella...

Tüm kadınlar için...
141 syf.
·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir çok okur gibi Pavese ile Tezer Özlü sayesinde tanıştım. Daha önce Pavese‘in bir kitabını pdf olarak okumaya çalıştım. Ama çok zorlandığım için yarım bıraktım. Bu kitabı aldıktan sonra tekrar denedim okumayı. Pdf denememden daha kolay oldu bu okumayı yapmak. Ama yine de Pavese’in kolay bir yazar olduğunu söyleyemem.

Bu kitap çoğunluğu kadın karakterlerden oluşan kişilerin etrafında şekillenen bir konuyu ele alıyor. Kadın karakterler diyorum ama bunların kadın olduklarını anlamak benim için biraz zor oldu. Pavese ne baş karakterini ne de diğer karakterlerini fiziksel olarak betimlemediği ve ruhsal olarakta alışık olunan naif kadın hissiyatını aktarmadığı için karakterleri bir yere oturtmak zor oldu benim için. İşimi zorlaştıran bir diğer şey ise kadınlar arası ilişkileri aktarışı oldu. Bu kısmı açıklamak istemiyorum okuyacak olanlar kendi çözecektir zaten demek istediğimi :)

Yazarın yarattığı kadın karakterleri başarısız bulmadım. Sadece gariptiler. Bana garip geldiler yani. Bir erkek yazar elinden çıktıkları için mi yoksa yazar böyle karakterler istediği için mi bilmiyorum ama biraz erkeksiydiler. Pavese’in kadın düşmanı olduğunu söyleyenleri bile duydum daha önce. Böyle karakterler yaratarak kadınları rahatsız etmek mi istedi acaba ? Bilmiyorum. Ben rahatsız olmadım ama. Farklı bir bakış açısına şahit oldum yalnızca.

Kitapta kadın erkek ve kadınlar arası ilişkiler konusunda yaptığı tespitleri yer yer acımasız gelse de okuması keyif verdi. Bazen dilinin ucuna kadar gelen ama karşındaki kırılmasın diye söyle(ye)mediklerini başkasından duyunca içine bir su serpilir ya bir rahatlama hissedersin, öyle hissettim bazı yerleri okurken.

Baş kahramanın doğuştan “şanslı” olanlara duyduğu öfke de gözümden kalmadı. Aslında tam “sınıf bilinci” “sınıf kini” denebilecek ölçüde temellendirerek verilmemişti bu öfke. Dönemin koşulları gereği olabilir. Ya da ben okurken bir şeyi kaçırmış olabilirim bilemiyorum. Çünkü Pavese dikkatle okunmadığında konu bütünlüğünü kaybedeceğiniz bir yazar. Yine de kahramanımızın gözünden, çalışarak bir şeyi elde edenler ve doğuştan şanslılara bakmak güzeldi.

Yer yer Sylvia Plath okur gibi hissettim kendimi. hatta ikisinin ruh ikizi olduklarını, çok iyi anlaşabileceklerini :) Ama Sylvia daha duru anlatımında.Pavese bir sis bulutu gibiydi bu kitapta. Kasti olarak bir şeyleri muallakta bırakmak ister gibiydi. Bir bulanıklık var gibiydi ve bunun durulmasını kendi istememişti sanki. Zor bir yazar olduğunu söylemiştim :) Bilindiği gibi yazarımız intihar etmiş bir yazar. Kitapta da bu işlenmiş tabi. İşte bahsettiğim bulanıklıkta tam bu kısımlardaydı. Tam net bir sebep bulamadım ben bu intihara. Bakalım siz bulabilecek misiniz..
121 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Pavese'nin 1941 senesinde yazılmış ilk romanı, benim yazardan okuduğum ilk kitap. Kitabın başlarında, acaba doğru bir başlangıç mı diye sorgularken, ilerleyen sayfalarda, kitaba hiçte geç kalmadan en doğru zamanda okuduğumu düşündüm. Kitabın içeriğinde geçen zaman ve mekâna paralel olarak, aynı zaman ve mekânda bulunuyor olmak, kitabı anlamamı büyük ölçüde kolaylaştırdı. Kitap, kavurucu yaz sıcağında, bir köyde geçiyor.

Peki ne anlatıyor bu kitap? Ana karakter, romanın anlatıcısı Berto, hapishanede bir ay boyunca birlikte aynı hücrede kaldığı Talino ile bu kişinin köyüne gider ve orada çalışmaya başlar. Zoraki şekilde kurulmuş bu arkadaşlığın sonunda, beş parasızlığın da getirisiyle Berto, Talino'nun köyüne gitmek durumunda kalır. Talino'nun kız kardeşi Gisella ile bir ilişki yaşayan Berto, bir süre sonra Talino'nun Gisella'ya tecavüz ettiğini ve onu yaraladığını öğrenir. Bir süre sonra, Talino ve Gisella anlaşmazlık içindeyken, Talino sinirlenir, kendine hakim olamaz ve Gisella'yı boynuna yaba saplayarak öldürür.

Bu ölüm, aile içinde kimseyi ilgilendirmez niyeyse. Gariptir ki, öldürüp kaçan Talino'yu savunmaya bile geçerler. Aklımda oluşan düşünceler, sormak istediğim sorular vs. vs... Feministliği, eşitliği, hakları ve diğerlerini savunmayacağım şu durumda. Bundan önce niye bu kadar önemsiz, değersiz görüldüğünü soracağım. Bu sorular hep cevapsız kalacak, her zaman öyle kaldığı gibi. Gisella'nın içinde sönen yıldızın şarkısı, kitabı okuyan herkesin içine mırıltısını duyuracak.

Romanda dikkat çeken en önemli özellik kullanılan biçem. Geniş zaman, geçmiş zaman ve şimdiki zaman kipleri bir arada, iç içe kullanılmış. Normalde olayların oluş zamanı ve anlatılış zamanı ayrı olması gerekirken okuyucunun zihninde birleştiği görülmekte.

Ayriyetten okuduğum bir kaynakta Pavese, Senin Köylerin romanıyla alakalı günlüğüne şunları yazmış:
"Berto'nun üslubu, belirli bir Berto'ya atfedilmemeli, üçüncü bir kişiyle bütünleştirilmelidir. Doğalcılıktan çıkıp açığa vurucu düşünme tarzı haline gelmelidir. Şiirde yapamadığın, buna karşılık bir düzyazıda başarılı olabilecek şey budur."

Şu an bulunduğum yerde bir dönem, antibiyotik alerjisinden hastalar, ihmal sonucu peşpeşe vefat ediyordu. İnsanı düşündüren asıl konu, ihmâlin ya da hastalığın peşine düşmek değilde, arkada kalan kişilerin bu durum hakkındaki umursamazlığıydı. Arkada kalan herhangi bir evlat, tarla takım işlerinin derdine düşüyor, yanlışı düzeltmek bir tarafa, cenaze işleriyle uğraşmak bile zor geliyordu. Bu durum beni o zamanlar aşırı şaşırtsa da bugün bu kitabı bitirmekle aklımda bir sürü taş yerine oturdu. Yine de, gerçekte olsa, kurgu da olsa bu durumlar kabul edilebilir nitelikte değil benim nezdimde.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cesare Pavese
Unvan:
İtalyan Şair, Romancı, Çevirmen ve Eleştirmen.
Doğum:
İtalya , Torino , Santa Stefano Belbo Köyü, 9 Eylül 1908
Ölüm:
İtalya , Torino, 27 Ağustos 1950
Cesare Pavese (d. 9 Eylül 1908 – ö. 27 Ağustos 1950) İtalyan şair, romancı, çevirmen ve eleştirmen.
Cesare Pavese, ailesinin yazlarını geçirdiği Torino'nun Santa Stefano Belbo köyünde bir memur çocuğu olarak doğdu. Torino Üniversitesi'nde edebiyat okudu. İngiliz ve Amerikan edebiyatına ilgi duydu; bitirme tezini Walt Whitman şiirleri üzerine yazdı. Öğrenimini bitirdikten sonra orta öğrenimini tamamladığı eski okulu Liceo d'Azaglio'da edebiyat ve dil dersleri verdi. Bu dönemde İngiliz ve Amerikan yazarları ile ilgili yazıları La Cultura dergisinde yayınlandı. Daha sonra bir arkadaşının kurduğu Einaudi Yayınevi'nde çalışmaya başladı. 1935'te anti-faşist çalışmaları nedeniyle tutuklandı, 1936'da serbest bırakıldı. Brancaleone Hapishanesi'ndeki bir yılından esinlenerek Carcera (Hapis) romanını yazdı. 1950'de Yalnız Kadınlar Arasında romanı ile İtalya'nın önemli edebiyat ödüllerinden Strega Ödülü'nü aldı. Edebi kariyerinin doruğunda olmasına rağmen özel hayatı karışıktı. Sonu olmayan aşk ilişkileri onu bunaltmıştı. Ödülü aldıktan sonra Torino'daki bir otel odasında bütün özel kâğıtlarını yok edip, 21 adet uyku hapı alarak intihar etti.
İntiharından önceki gün, “Artık sabahı da kaplıyor acı.” diye kısa bir not düştükten sonra 27 Mayıs'ta günlüğüne şunları yazmıştır:
" ’48-’49′daki mutluluğumun hesabı görüldü. Bu soylu mutluluğun gerisinde şu vardı: Güçsüzlüğüm ve hiçbirşeye bağlanmayışım. Şimdi, kendime göre, girdabın içine girdim; güçsüzlüğümü seyrediyor, onu iliklerimde hissediyorum, beni ezen siyasal sorumluluğu yüklenemiyorum. Bunun tek çözümü var: İntihar. " Cesare Pavese – 27 Mayıs 1950

Önemli Eserleri

Senin Köylerin - 1941 - Roman
Ağustosta Tatil - 1946 - Öykü
Yoldaş - 1947 - Roman
Leuko İle Söyleşiler - 1947 - Deneme
Tepedeki Ev - 1949 - Roman
Güzel Yaz - 1949 - Roman
Ay Ve Şenlik Ateşleri - 1950 - Roman
Yaşama Uğraşı - (1935-1950) - Günlük
Tepelerdeki Şeytan - ? - Roman
Yalnız Kadınlar Arasında - ? - Roman
Çalışmak Yorar - ? - Şiir

Yazar istatistikleri

  • 741 okur beğendi.
  • 1.845 okur okudu.
  • 71 okur okuyor.
  • 2.225 okur okuyacak.
  • 46 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları