Cesare Pavese

Cesare Pavese

Yazar
8.2/10
268 Kişi
·
766
Okunma
·
365
Beğeni
·
17.957
Gösterim
Adı:
Cesare Pavese
Unvan:
İtalyan Şair, Romancı, Çevirmen ve Eleştirmen.
Doğum:
İtalya , Torino , Santa Stefano Belbo Köyü, 9 Eylül 1908
Ölüm:
İtalya , Torino, 27 Ağustos 1950
Cesare Pavese (d. 9 Eylül 1908 – ö. 27 Ağustos 1950) İtalyan şair, romancı, çevirmen ve eleştirmen.
Cesare Pavese, ailesinin yazlarını geçirdiği Torino'nun Santa Stefano Belbo köyünde bir memur çocuğu olarak doğdu. Torino Üniversitesi'nde edebiyat okudu. İngiliz ve Amerikan edebiyatına ilgi duydu; bitirme tezini Walt Whitman şiirleri üzerine yazdı. Öğrenimini bitirdikten sonra orta öğrenimini tamamladığı eski okulu Liceo d'Azaglio'da edebiyat ve dil dersleri verdi. Bu dönemde İngiliz ve Amerikan yazarları ile ilgili yazıları La Cultura dergisinde yayınlandı. Daha sonra bir arkadaşının kurduğu Einaudi Yayınevi'nde çalışmaya başladı. 1935'te anti-faşist çalışmaları nedeniyle tutuklandı, 1936'da serbest bırakıldı. Brancaleone Hapishanesi'ndeki bir yılından esinlenerek Carcera (Hapis) romanını yazdı. 1950'de Yalnız Kadınlar Arasında romanı ile İtalya'nın önemli edebiyat ödüllerinden Strega Ödülü'nü aldı. Edebi kariyerinin doruğunda olmasına rağmen özel hayatı karışıktı. Sonu olmayan aşk ilişkileri onu bunaltmıştı. Ödülü aldıktan sonra Torino'daki bir otel odasında bütün özel kâğıtlarını yok edip, 21 adet uyku hapı alarak intihar etti.
İntiharından önceki gün, “Artık sabahı da kaplıyor acı.” diye kısa bir not düştükten sonra 27 Mayıs'ta günlüğüne şunları yazmıştır:
" ’48-’49′daki mutluluğumun hesabı görüldü. Bu soylu mutluluğun gerisinde şu vardı: Güçsüzlüğüm ve hiçbirşeye bağlanmayışım. Şimdi, kendime göre, girdabın içine girdim; güçsüzlüğümü seyrediyor, onu iliklerimde hissediyorum, beni ezen siyasal sorumluluğu yüklenemiyorum. Bunun tek çözümü var: İntihar. " Cesare Pavese – 27 Mayıs 1950

Önemli Eserleri

Senin Köylerin - 1941 - Roman
Ağustosta Tatil - 1946 - Öykü
Yoldaş - 1947 - Roman
Leuko İle Söyleşiler - 1947 - Deneme
Tepedeki Ev - 1949 - Roman
Güzel Yaz - 1949 - Roman
Ay Ve Şenlik Ateşleri - 1950 - Roman
Yaşama Uğraşı - (1935-1950) - Günlük
Tepelerdeki Şeytan - ? - Roman
Yalnız Kadınlar Arasında - ? - Roman
Çalışmak Yorar - ? - Şiir
Kaç yaşında olursan ol, uyuyunca geçecekmiş gibi gelecek. Kaç yaşında olursan ol, uyuyunca geçmeyecek.
"İnsanın çocukluğu, derdini söylemekle ona çare bulmanın aynı şey olmadığını anlayınca biter."
''Ben, hiçbir zaman dünyayı umursamadan hayatın tadını çıkarabilen rahat bir insan olamadım. O yürek yok bende.''
Kendini öldürmeye karar vermiş bir adamın damarlarından boğazına yönelen bu gizli ve köklü sevinç neden?
İntiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapmamasıdır. İntihar düşüncesine -bir alışkanlık haline gelen intihar düşüncesine- yol açan manevi çöküntü kadar aşağılık bir şey yoktur.
Gece de sana benziyor,
sessiz, ağlayan, uzak.
gece, değişiyor yüreğinin derinlerinde,
ve yorgun geçiyor yıldızlar.
Gece acı çekiyor
Bir kere şunu iyice anla ki, birini sevmek, bunun karşılığında sevilsen bile, sevilen kimseyi ilgilendirmeyen kişisel bir sorundur.
Bizi en çok inciten şey, enayi yerine konmak, çektiğimiz acıların yadsınması, göz önünde bulundurulmamasıdır.
Cesare Pavese
Sayfa 152 - Can Yay.
Hüzünlerim yoktu, biliyordum ki gece bütün kent alev alev yanabilir, insanlar ölebilirdi. Ne var ki uçurumlar, kırlar ve patikalar her zamanki gibi ve dingin bir sabaha uyanacaklardı.
Yaşama Uğraşı, Cesare Pavese ' nin 1935' ten başlayarak 1950 yılına kadar yazdığı günlüklerinin kitap haline getirilmesiyle oluşmakta. Pavese intiharından 8 gün önce güncesini " Sözler değil. Eylem! Artık yazmayacağım…” cümleleriyle noktalar. Bu son notundan 8 gün sonra hep düşündüğü eylemi gerçekleştirme cesareti gösterir. Bir otel odasında " 1935-1950 Ce. Pavese ' nin Yaşama Uğraşı " yazılı bir dosya dışında bütün özel yazılarını, notlarını yakıp gerçekleştirir özkıyımını.


Cesare Pavese ' nin Yaşama Uğraşı... Kulağa nasıl da tuhaf geliyor değil mi? Bir insan hayatının her döneminde belki her anında bir şeylerin uğraşını verir. Okuma uğraşı, aşk uğraşı, kariyer uğraşı, güzel bir yemek yapma uğraşı, iyi bir evlat, eş, sevgili, anne- baba olma uğraşı... Ama yaşama uğraşı veren birine kaçımız rastlamışızdır? Evet, Pavese hayatının yarısından fazlasında intiharı sayıklamış, bunun aksi için yaşama uğraşı vermiş fakat başaramamış bir yazar, bir şair.


Pavese ' nin güncelerinin başından sonuna kadar intihara olan meylini görüyorsunuz. Onu buna sürükleyen sebeplere tanıklık ediyorsunuz. Ne kadar duygusal, yalnız ve mutsuz bir adam olduğunu, depresif ruh halini baştan sonuna kadar bütün çıplaklığıyla görüyoruz. Pavese' nin en samimi duygularını, mutsuzluğunu okurken duygulanmamak mümkün değil. Kitapta bunu sıkça dile getirir. Mesela ;

14 ocak 1930

"Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum...

25 mart 1950

" Mecburuz diye yaşayıp duruyoruz. Bu fikir beni çileden çıkarıyor. Kendi bedenim içindeki kuşkulara bile hâkim değilken nasıl dünyayı değiştirebileceğime inanmalıyım? Evet mutlu değilim. " notları da mutsuz ve yalnız olduğunu destekler nitelikte.


Pavese ' nin daha önce bir kitabını okumuş arkadaşlar kadınlara olan düşkünlüğünü, zaafını (kimi anlamayıp nefret dese de) bilir. Bu kitabında da mutsuzluğunun, intiharının en büyük sebebi kadınlar gibi görünsede tek sebep buydu demek haksızlık olur. Dönüp Pavese ' nin hayatına bakacak olursak onu intihara sürükleyen tek sebebin bu olmadığını, yaşadığı dönemin ne kadar zorlu geçtiğini görebiliriz.


Pavese çocukluk döneminde 1. Dünya Savaşı ' na, gençliğinde 2. Dünya Savaşı ' na tanıklık ediyor. Savaşlar her insanın ruhunu yaraladığı gibi Pavese ' yi de etkiliyor. Daha sonra, ilerleyen yıllarda (1922-1943) İtalya' nın yönetimini ele alan Benito Mussolini yani İtalya' nın faşist Hitler' i ülkeyi cehenneme çevirmiş, yazarları, şairleri hapse tıkmış, kitapları yakmış, sanatı öldürmüştür. Savaşın ve tüm bu zorlukların ardından birçok yazar ve şair etkilenip intihar etmiştir. Pavese' nin intiharının en büyük etken kadınları olarak gözüküyor olsada bunları da göz ardı etmemek gerekir. Fakat ilginçtir ki Pavese güncelerinde bu trajedilerden neredeyse hiç bahsetmez. Kitapta eleştirebileceğim tek nokta da bu sanırım. Bu kadar zorlu bir dönemi, yaşananları es geçip sürekli kadınlardan bahsetmek, onlar yüzünden mutsuz olduğunu anlatmak zayıflık bence.


Dönemin zorluğunu pek dile getirmeyi tercih etmeyen yazar, günlüklerinde genellikle kişisel hayatından, duygularından, sanatından ve gezilerinden söz açar. Aşık olduğu kadınlarından, bu kadınların ona yaşattığı acılardan, yıkımlardan, inanç sorgulamalarından ve peşini bırakmayan intihar düşüncesinden bahseder.


Hayatını kadınları anlamak üzerine harcayan yazar, onlardan nefret ettiğini söylerken bile kendisine gösterecekleri sevgiye ihtiyaç duyuyor. Kadınlarını anlama girişimleri sürekli başarısızlıkla sonuçlandıkça karamsarlığa kapılıyor. Her yitirdiği aşkıyla birlikte yaşama uğraşını bırakma düşüncesi aklını çelip daha da yer ediyor. Bu yıkımlara rağmen yüzünü kadınlara çevirmekten, sevgi ummaktan vazgeçemiyor.


Bu aldığı yaralar bir bakıma onun sanat, edebiyat hayatını daha da güçlendirmiştir. Çünkü hayatının son dönemlerinde edebi yönden en başarılı devirlerini yaşamıştır. İntiharından çok kısa bir süre önce aldığı dönemin en önemli ödüllerinden biri olan Strego Ödülü de bunun kanıtlıyor bana göre.


Kitabı okurken yaşadıkları beni gerçekten çok etkiledi. Edebi yönden de çok kuvvetli bir anlatıma sahip olan Pavese her kitabını okuyabilecağim yazarlardan biri benim için. Pavese ile henüz tanışmamış arkadaşlara da bu kitapla başlamalarını tavsiye ederim...
Cesare Pavese, İtalyan Edebiyatında çok önemli bir isim. Okuduğum üçüncü kitabı ve her kitapta kendisine biraz daha hayran oluyorum. Bu kitapta iş kadını Clelia ve bir otel odasında intihara kalkışan genç Rosetta' nın dostluğunu anlatıyor. Kitabı okurken hayattan ölüme kadar olan her şeyi sorguluyorsunuz. İnsanlar, kalabalıklar arasında yalnız olduğunu hissetmek, özgür olduğunu hissetmek, mutlu olma çabaları ve sonunda hüsran... Gerçekten Pavese kendi karmaşık ve karamsar ruh halini yansıtmış.
İnceleme yazmayı düşünmüyordum fakat birkaç cümle etmek iyi olur. 4 genç var, ikisi kız ikisi erkek. Biri terzi yanında çalışıyor, biri ressamlara poz veriyor, biri resim çiziyor, biri de poz verenle resim çizenin yanında sürekli oturan biri. Terzi yanında çalışan Ginia ile poz veren Amelia tanışlar. Hayata dair tek bir derin cümle olmadan hep kısa kısa sohbetler. Nasılsın, iyi misin? Sigara içer misin? Ah bugün hava ne kadar sıcak? Hadi akşam çıkalım birkaç şey yer içer yürürüz. Gezerler, tozarlar dağılırlar. Sonra Amelia, Ginia'yı Guido ve onun yanındaki Rodriguez ile tanıştırır. Dördü bir araya gelir. Yine yerler, içerler, otururlar.

Ginia, Amelia'nın yanına gelir poz verirken, nasıl poz verdiğini görmek ister. Çoğu nü resimlerdir. Hayret eder, üşümüyor ya da rahatsız olmuyor mu diye. Ordan çıkarlar gezerler, şarap içerler, uyurlar, uyanırlar, gezerler, şarap içerler, arada bir kere kestane de yediler! Ginia, Guido'ya aşık olur. Onunla takılır birkaç kere. Amelia'yı kıskanır. Ben de çıplak poz vereceğim der, poz verir utanarak. Rodriguez orada yok sanır. Perde açılır o da oradadır. Kız ağlar. Amelia, yanına geleyim mi, der. Guido "Aptal o kız boşver" der. Kız eve gider. Birkaç hafta kimse uğramaz yanına. Sonra Amelia yine gelir sigara yakar, gezelim mi der. Ginia "ben de sigara içiyom kii" der. İçer. Sonra da gezmeye çıkarlar. Bitti.

Kitaptan elde edilen ne? Kendini aptal duruma düşürme. Aslında bunu da vermemiş de işte kız ortada ağlayıp eve gelince bunu çıkarmış olalım. Tek bir altı çizili cümle yok. İlginç bir olay yok. Betimleme az, zaten betimlenecek mekan az. Ne anlattı? Bir yaz esintisi. O kadar rüzgar isteyen sokağa çıksın daha çok esiyor. Okumayın naçizane tavsiyem.
Sevgili Cesare Pavese, bir sonraki romanında görüşmek üzere, bu romanında diğer eserlerin gibi içten ve sımsıcak, bazen tatlı bir tebessüm, bazen de sertçe inen bir tokat gibi yansıyor benliğime. Tüm eserlerini okumayı bitirdikten sonra ne yapacağım, onu bilmiyorum işte. Belki o otel odasında seni beklerim veya o köyün tepelerinde, ya da ne bileyim ben de senin peşinden gelirim belki, bilmiyorum...
Ne zaman Tezer Özlü ile ilgili bir metin okusam karşılaştığım ikinci isim Cesare Pavese olur. Tezer Özlü'nün bu denli sevdiği yazarı ben de tanımak istedim ve okumak için "Yaşam Uğraşı"nı seçtim.

Yaşam Uğraşı yazarın 1935-1950 yılları arasında tuttuğu günlüklerden oluşuyor. Günlüklerde uzun uzun edebi çalışmalarından, eleştirilere karşı duruşundan, günlük uğraşılarından, çokça kadınlardan ve kadınlara karşı bir nefret geliştirdiğini düşündüğü zamanlarda ise yalnızlığından hatta kadınlardan arta kalan acılardan bahsediyor. Henüz ilk notlarında itibaren intihara meyilli olduğunu ama bunu asla yapamayacağını söylüyor. İntihar konusunda düşündükleri insanı dehşete düşürüyor. Pavese, intiharı fırtınalı zamanlarında sığınacağı bir liman olarak görüyor desek çokta yanılmış olmayız.

Pavese 1950 Ağustos'unda yeni kitabının da ödül kazandığı başarılı bir dönemdeyken şaşırtıcı bir şekilde bir otel odasında intihar ediyor. Çok sonra günlüklerin ortaya çıkmasıyla aslında o kadar da şaşılacak bir durum olmadığı anlaşılıyor. Pavese intiharından yalnızca dokuz gün önce günlüklerini yani "Yaşam Uğraşı"nı şu sözlerle noktalıyor.
"Tiksiniyorum bütün bunlardan.
Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım."
Pavese'nin 1941 senesinde yazılmış ilk romanı, benim yazardan okuduğum ilk kitap. Kitabın başlarında, acaba doğru bir başlangıç mı diye sorgularken, ilerleyen sayfalarda, kitaba hiçte geç kalmadan en doğru zamanda okuduğumu düşündüm. Kitabın içeriğinde geçen zaman ve mekâna paralel olarak, aynı zaman ve mekânda bulunuyor olmak, kitabı anlamamı büyük ölçüde kolaylaştırdı. Kitap, kavurucu yaz sıcağında, bir köyde geçiyor.

Peki ne anlatıyor bu kitap? Ana karakter, romanın anlatıcısı Berto, hapishanede bir ay boyunca birlikte aynı hücrede kaldığı Talino ile bu kişinin köyüne gider ve orada çalışmaya başlar. Zoraki şekilde kurulmuş bu arkadaşlığın sonunda, beş parasızlığın da getirisiyle Berto, Talino'nun köyüne gitmek durumunda kalır. Talino'nun kız kardeşi Gisella ile bir ilişki yaşayan Berto, bir süre sonra Talino'nun Gisella'ya tecavüz ettiğini ve onu yaraladığını öğrenir. Bir süre sonra, Talino ve Gisella anlaşmazlık içindeyken, Talino sinirlenir, kendine hakim olamaz ve Gisella'yı boynuna yaba saplayarak öldürür.

Bu ölüm, aile içinde kimseyi ilgilendirmez niyeyse. Gariptir ki, öldürüp kaçan Talino'yu savunmaya bile geçerler. Aklımda oluşan düşünceler, sormak istediğim sorular vs. vs... Feministliği, eşitliği, hakları ve diğerlerini savunmayacağım şu durumda. Bundan önce niye bu kadar önemsiz, değersiz görüldüğünü soracağım. Bu sorular hep cevapsız kalacak, her zaman öyle kaldığı gibi. Gisella'nın içinde sönen yıldızın şarkısı, kitabı okuyan herkesin içine mırıltısını duyuracak.

Romanda dikkat çeken en önemli özellik kullanılan biçem. Geniş zaman, geçmiş zaman ve şimdiki zaman kipleri bir arada, iç içe kullanılmış. Normalde olayların oluş zamanı ve anlatılış zamanı ayrı olması gerekirken okuyucunun zihninde birleştiği görülmekte.

Ayriyetten okuduğum bir kaynakta Pavese, Senin Köylerin romanıyla alakalı günlüğüne şunları yazmış:
"Berto'nun üslubu, belirli bir Berto'ya atfedilmemeli, üçüncü bir kişiyle bütünleştirilmelidir. Doğalcılıktan çıkıp açığa vurucu düşünme tarzı haline gelmelidir. Şiirde yapamadığın, buna karşılık bir düzyazıda başarılı olabilecek şey budur."

Şu an bulunduğum yerde bir dönem, antibiyotik alerjisinden hastalar, ihmal sonucu peşpeşe vefat ediyordu. İnsanı düşündüren asıl konu, ihmâlin ya da hastalığın peşine düşmek değilde, arkada kalan kişilerin bu durum hakkındaki umursamazlığıydı. Arkada kalan herhangi bir evlat, tarla takım işlerinin derdine düşüyor, yanlışı düzeltmek bir tarafa, cenaze işleriyle uğraşmak bile zor geliyordu. Bu durum beni o zamanlar aşırı şaşırtsa da bugün bu kitabı bitirmekle aklımda bir sürü taş yerine oturdu. Yine de, gerçekte olsa, kurgu da olsa bu durumlar kabul edilebilir nitelikte değil benim nezdimde.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Yazarla tanıştığım ilk eseri oldu, Senin Köylerin. İncelemeler olumsuz, kitap yarım bırakılmış. Kitabın içeriği hakkında konuşmayacağım sadece bana hissettirdiklerini yazacağım.

Yaşananlar köyde geçiyor. Ve okurken her insan zevk almaz bu kitaptan.

Yangın sadece insanın dışında olmaz zaten görünen yangınlar saman alevi gibidir çabuk söner. İçimizde olan yangınlar zamanla söner sadece dumanı tüter. Ya beynimizin içinde olan yangınlar? Kafamızın içinde nereye gidersek gidelim bizimle birlikte giden yangınlar işte onlar düşüncelerimiz öldüğü zaman ancak kurtulabileceğimiz yangınlardır.

İnsanın içinde, dışında olan yangınlar yaşamasına engel teşkil etmez ama düşünceler yanıyorsa insan kendisiyle bile yaşayamaz, mücadele edemez.

Baharın sıcaklığı, yazın yağan yağmur sonrası toprağın kokusu, içilen suyun lezzeti, gece çöken serinliğin verdiği hazzı sadece kafasının içinde yangın olanlar anlayamaz, farkına varamaz.

İnsanın bir başka insan için ifade ettiği her şeyi yine başka bir insan öldürebilir. İlişkilerin bu kadar basit, hayatın hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi, ölümün sadece başına gelen insana bir şey ifade ettiği dünyada ölmek bile zor gelir ölümü yaşayan kişiye...

Kadınlar güzellik, namus ve iş yapmak için dünyaya gelmezler... Kadınlar sevilmek için gelirler dünyaya. Erkekler gibi insan oldukları için... Kadınlar öldürülmek için, tecavüze uğramak için, kendi bedenlerinden utanmak için yaşamazlar, kim ister zaten tecavüze uğramak, öldürülmek, bedeninden utanmak için yaşamayı dünyaya gelirken kim bilir alnının ortasında bunların yazıldığını...

Ve bir erkek seviyorsa böyle bir kadını içinden hiç durmadan şarkılar söylüyorsa ve bazen öfkesine yenik düşüyorsa bir kadın için... Bile bile her şeyi... Kadınlar yine de şanslıdırlar...

Gisella, sen ölürken herkes iş yapıyordu... Senin gözlerin buğdaylara dalıp giderken... Gisella, sen ölürken içinde bir şeyleri öldürürken gerçeği herkes yok sayıyordu, yalandan gülüyorlardı ve senin değerin yoktu Gisella hiç kimse için... Ve senin değerin vardı bir erkek için, ayağına takılan prangaları kırıp attığın, koşarak bir dere kenarı bulduğun. İçinde kuşların cıvıldaştığı çirkin dünyanın güzel sesini duyduğun bir hayat... Kan kaybediyordum çok korkmuştum öleceğim diye Gisella... Dünyayı kan kokusu almıştı senin kanın, başka kadınların kanı, öldürenler ve öldürülenler... Kadına yakışan en güzel şeyin Aşk olduğu dünyada senin kanın yerde kuruyordu...

Gisella, sen bedeninden utanarak etrafına öfke seçerken sana bunu yapanlar utanmazken...
Sen ölürken içinde kuşların şarkıları susarken...
Dünya korkmak için tek yer Gisella...

Tüm kadınlar için...
Bir çok okur gibi Pavese ile Tezer Özlü sayesinde tanıştım. Daha önce Pavese‘in bir kitabını pdf olarak okumaya çalıştım. Ama çok zorlandığım için yarım bıraktım. Bu kitabı aldıktan sonra tekrar denedim okumayı. Pdf denememden daha kolay oldu bu okumayı yapmak. Ama yine de Pavese’in kolay bir yazar olduğunu söyleyemem.

Bu kitap çoğunluğu kadın karakterlerden oluşan kişilerin etrafında şekillenen bir konuyu ele alıyor. Kadın karakterler diyorum ama bunların kadın olduklarını anlamak benim için biraz zor oldu. Pavese ne baş karakterini ne de diğer karakterlerini fiziksel olarak betimlemediği ve ruhsal olarakta alışık olunan naif kadın hissiyatını aktarmadığı için karakterleri bir yere oturtmak zor oldu benim için. İşimi zorlaştıran bir diğer şey ise kadınlar arası ilişkileri aktarışı oldu. Bu kısmı açıklamak istemiyorum okuyacak olanlar kendi çözecektir zaten demek istediğimi :)

Yazarın yarattığı kadın karakterleri başarısız bulmadım. Sadece gariptiler. Bana garip geldiler yani. Bir erkek yazar elinden çıktıkları için mi yoksa yazar böyle karakterler istediği için mi bilmiyorum ama biraz erkeksiydiler. Pavese’in kadın düşmanı olduğunu söyleyenleri bile duydum daha önce. Böyle karakterler yaratarak kadınları rahatsız etmek mi istedi acaba ? Bilmiyorum. Ben rahatsız olmadım ama. Farklı bir bakış açısına şahit oldum yalnızca.

Kitapta kadın erkek ve kadınlar arası ilişkiler konusunda yaptığı tespitleri yer yer acımasız gelse de okuması keyif verdi. Bazen dilinin ucuna kadar gelen ama karşındaki kırılmasın diye söyle(ye)mediklerini başkasından duyunca içine bir su serpilir ya bir rahatlama hissedersin, öyle hissettim bazı yerleri okurken.

Baş kahramanın doğuştan “şanslı” olanlara duyduğu öfke de gözümden kalmadı. Aslında tam “sınıf bilinci” “sınıf kini” denebilecek ölçüde temellendirerek verilmemişti bu öfke. Dönemin koşulları gereği olabilir. Ya da ben okurken bir şeyi kaçırmış olabilirim bilemiyorum. Çünkü Pavese dikkatle okunmadığında konu bütünlüğünü kaybedeceğiniz bir yazar. Yine de kahramanımızın gözünden, çalışarak bir şeyi elde edenler ve doğuştan şanslılara bakmak güzeldi.

Yer yer Sylvia Plath okur gibi hissettim kendimi. hatta ikisinin ruh ikizi olduklarını, çok iyi anlaşabileceklerini :) Ama Sylvia daha duru anlatımında.Pavese bir sis bulutu gibiydi bu kitapta. Kasti olarak bir şeyleri muallakta bırakmak ister gibiydi. Bir bulanıklık var gibiydi ve bunun durulmasını kendi istememişti sanki. Zor bir yazar olduğunu söylemiştim :) Bilindiği gibi yazarımız intihar etmiş bir yazar. Kitapta da bu işlenmiş tabi. İşte bahsettiğim bulanıklıkta tam bu kısımlardaydı. Tam net bir sebep bulamadım ben bu intihara. Bakalım siz bulabilecek misiniz..
Henüz 42 yaşında ve yapılacak çok şey var, oysa o Torino’da, küçük bir otel odasında 21 adet uyku hapı alarak intihar etmeyi tercih ediyor... 1950'de “Yalnız Kadınlar Arasında” romanı ile İtalya'nın önemli edebiyat ödüllerinden Strega Ödülü'ne layık görülen yazar kariyerinin doruğundaydı. 16 Mayıs günlüğüne yani intiharından 1 gün önce şu kısa notu düşmüştü:
“Artık sabahı da kaplıyor acı.”
İntiharının nedeni; sonu gelmeyen bunalımlı aşk ilişkileri miydi? Lisedeyken iki yakın arkadaşının intiharları mıydı? Son zamanlarda bozulan sağlığı mıydı? Yaşadığı varoluşsal sıkıntılar mıydı? Yoksa yazarın, istediğim “başarı ve ün”, onları da elde ettikten sonra uğruna yaşayabileceğim hiçbir şey kalmayacak, düşüncesi miydi ? Bilinmez...🤷‍️
Yaşama Uğraşı Pavese’in 1935-1950 arasındaki günlüklerinden oluşur. İlk bölüm(sayfa 47’ye kadar) kendi şiiri hakkında eleştiri ve yorumuna dairdir. Şiirini konu, biçim bakımından yorumlamış, şiirlerinde etkilendiği büyük ustaları anlatmış, bunlardan bazıları, Baudelaire, Flaubert, Proust, Shakespeare, Dante, Homeros gibi yazar, şairlerdir.
Günlüklerin çoğu ise yazarın bunalımlı kadın ilişkilerine dairdir. Pavese günlüklerinde kadınları, dünyadaki hayvanların en akıllısı olarak nitelendiriyor; ben bunu yazarın, kadın tarafından aldatılıp, terk edilmesine bağlıyorum. Nitekim Pavese hayata aşk sayesinde katlanabileceğini, aşkı denediğini fakat karşı taraftan buna layık görülmediğini hatta enayi yerine konulduğu yetmedi kadın tarafından aldatıldığını günlüklerin bir çoğunda ifade etmiştir. Kitaptan alıntılarla detaylandıracak olursak: “...kendi başıma kaldığım zaman, deneyimlerinden biliyorum ki, başarısızlığa uğrayacağım kesin bir şey. Onunla ten ve kader birliği etmekle başarıya ulaşmış olacaktım. Bunu da aynı kesinlikle biliyordum.” yine bir başka günlüğünde;
“Öyleyse -öyleyse o kadın için mi böyle sızlanıp duruyorum? Beni aldatan, beni rezil eden o kadın için mi ?” İlerleyen günlüklerinde kadına daha çok yükleniyor:
“Kadınlar düşman bir ırktır, Almanlar gibi.”
Günlüklerinin bir çoğunda da Pavese dünyaca ünlü sayısız yazar ve bu yazarların ünlü eserlerinden bahseder.(Stendhal, Baudelaire, Flaubert, Proust, Shakespeare, Dante, Hemingway, Flaubert, Dostoyevski, Fulkner, Proust, Kafka, Mann, Levi, Lawrence gibi). Bu büyük ustaların eserlerini karşılaştırır, yorumlar. Pavese’in gözünden dünya, insana ne kadar da küçük gelir. Dünya edebiyatından sanki ait olduğu edebi bir topluluk gibi bahseder. Pavese bu denli hakim bir yazar. Pavese için yazmak her şey demekti özellikle şiir yazmak. Onun için yazmak diğer tüm sorunlardan bir kaçıştı...
Pavese yazınsal yaşamında başarı yakalamış olsa da hayatın geri kalanında pek başarılı olduğu söylenemezdi. Yaşamak için daima kendine bir amaç edinirdi. Amacına ulaşsa da ulaşmasa da intiharı düşünürdü. İntiharı kendisi için kaçınılmaz bulurdu. Pavese varoluş sıkıntısını şu sözlerle dile getirir: “Henüz varoluşun trajedisinin ne olduğunu anlamış, bu konuda kesin bir yargıya varmış değilim.”
Pavese çok yönlü kültür birikimi olan bir dehaydı. Herkesin böyle bir dehanın fikirlerini, sanatını öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum🤔 Günlükler yalın ama sürükleyici değil, yer yer okuru sıkabiliyor(özellikle ilk 50 sayfa). Eğer bu tarz yazılara ilginiz yoksa biraz zor okunur diyebilirim. Okumak isteyen herkese tavsiye ederim...
Roman başlangıcı beni çok etkiledi, Tezer Özlü'nün peşinden gittiği yazarlardan birinin kitabını okurken Tezer Özlü ile kıyaslamalarda yapmaya çalıştım. Başlangıç Tezer Özlü başlangıcı gibiydi, sonraları yalnız kadınların mutsuzlukları, umutsuzlukları, yaşama bakışları ile devam eden bol bol diyaloglarla geçti. Rosetta karakterinin otel odasında uyku hapı alarak intihar girişiminden kurtulması ve kitabın finalinde tekrar intihar girişimiyle ölmesi ve iki intihar girişimi arasında yaşama tutunması için arkadaşlarının çabaları kitabın içinde yer almaktadır. Erkek yazardan başarılı bir şekilde kadın karakterleri okuyoruz. Roman Torina'da yaşayan kadınların yalnızlıklarını dile getirirken intihar girişiminde bulunan Rosetta'dan da kesitler sunmaktadır. Okurken Torino sokaklarına ve revaklarına gittim, oralarda ben de sabah erken saatlerde, kitabın baş karakteri Clelia gibi dolaştım ve otel odasında kaldım. Arada bir de Clelia karakterinde Tezer Özlü'yü gördüm. Kitabı ilginç hale getiren ise 1950 yılında yazar bu romanı sayesinde İtalya'nın en prestijli Strega ödülünü alıyor ve zirve yaptığı böyle bir dönemde otel odasında 21 uyku hapı alarak intihar ediyor. Roman'da Rosetta karakterini nasıl öldürdüyse, kendi yaşamına da o şekilde son veriyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cesare Pavese
Unvan:
İtalyan Şair, Romancı, Çevirmen ve Eleştirmen.
Doğum:
İtalya , Torino , Santa Stefano Belbo Köyü, 9 Eylül 1908
Ölüm:
İtalya , Torino, 27 Ağustos 1950
Cesare Pavese (d. 9 Eylül 1908 – ö. 27 Ağustos 1950) İtalyan şair, romancı, çevirmen ve eleştirmen.
Cesare Pavese, ailesinin yazlarını geçirdiği Torino'nun Santa Stefano Belbo köyünde bir memur çocuğu olarak doğdu. Torino Üniversitesi'nde edebiyat okudu. İngiliz ve Amerikan edebiyatına ilgi duydu; bitirme tezini Walt Whitman şiirleri üzerine yazdı. Öğrenimini bitirdikten sonra orta öğrenimini tamamladığı eski okulu Liceo d'Azaglio'da edebiyat ve dil dersleri verdi. Bu dönemde İngiliz ve Amerikan yazarları ile ilgili yazıları La Cultura dergisinde yayınlandı. Daha sonra bir arkadaşının kurduğu Einaudi Yayınevi'nde çalışmaya başladı. 1935'te anti-faşist çalışmaları nedeniyle tutuklandı, 1936'da serbest bırakıldı. Brancaleone Hapishanesi'ndeki bir yılından esinlenerek Carcera (Hapis) romanını yazdı. 1950'de Yalnız Kadınlar Arasında romanı ile İtalya'nın önemli edebiyat ödüllerinden Strega Ödülü'nü aldı. Edebi kariyerinin doruğunda olmasına rağmen özel hayatı karışıktı. Sonu olmayan aşk ilişkileri onu bunaltmıştı. Ödülü aldıktan sonra Torino'daki bir otel odasında bütün özel kâğıtlarını yok edip, 21 adet uyku hapı alarak intihar etti.
İntiharından önceki gün, “Artık sabahı da kaplıyor acı.” diye kısa bir not düştükten sonra 27 Mayıs'ta günlüğüne şunları yazmıştır:
" ’48-’49′daki mutluluğumun hesabı görüldü. Bu soylu mutluluğun gerisinde şu vardı: Güçsüzlüğüm ve hiçbirşeye bağlanmayışım. Şimdi, kendime göre, girdabın içine girdim; güçsüzlüğümü seyrediyor, onu iliklerimde hissediyorum, beni ezen siyasal sorumluluğu yüklenemiyorum. Bunun tek çözümü var: İntihar. " Cesare Pavese – 27 Mayıs 1950

Önemli Eserleri

Senin Köylerin - 1941 - Roman
Ağustosta Tatil - 1946 - Öykü
Yoldaş - 1947 - Roman
Leuko İle Söyleşiler - 1947 - Deneme
Tepedeki Ev - 1949 - Roman
Güzel Yaz - 1949 - Roman
Ay Ve Şenlik Ateşleri - 1950 - Roman
Yaşama Uğraşı - (1935-1950) - Günlük
Tepelerdeki Şeytan - ? - Roman
Yalnız Kadınlar Arasında - ? - Roman
Çalışmak Yorar - ? - Şiir

Yazar istatistikleri

  • 365 okur beğendi.
  • 766 okur okudu.
  • 36 okur okuyor.
  • 1.038 okur okuyacak.
  • 18 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları