Charles Bukowski

Charles Bukowski

Yazar
7.9/10
5,2bin Kişi
·
18,7bin
Okunma
·
4.190
Beğeni
·
106,5bin
Gösterim
Adı:
Charles Bukowski
Tam adı:
Heinrich Karl Bukowski
Unvan:
Amerikalı yazar ve şair
Doğum:
Andernach, Almanya, 16 Ağustos 1920
Ölüm:
San Pedro, Kaliforniya'da, 9 Mart 1994
Charles Bukowski (16 Ağustos 1920 – 9 Mart 1994), asıl adı Heinrich Karl Bukowski olan Amerikalı yazar ve şair. Yapıtlarında bazen Henry Chinaski ismini de kullanmıştır. Hayatının çoğunu ABD'nin Los Angeles şehrinde geçirmiştir.

Eserlerinde genellikle toplum dışı insanlar ile depresyonu konu alması ve alkolizme yatkın bir hayat tarzını anlatmasıyla ünlüdür. Bunun nedeni olarak kendisinin bu hayatı yaşaması gösterilebilir. Bukowski’nin yazılarında kendi hayatını yazıp yazmadığı tartışma konusu olmuştur; hayranlarının bir kısmı bunları kurguladığını, çoğunluğu ise yaşamadan bu tip kurguları yapmasının mümkün olmayacağını ve o karakterde bir insanın bu hayatı sürmesinin zaten doğal olduğu görüşünü savunmaktadır.

Hayatı

I. Dünya Savaşı'nın sonlarında Almanya'ya askeri hizmet nedeniyle gelen Polonya asıllı Amerikan bir babanın ve terzilikle uğraşan Alman bir annenin çocuğu olan Charles Bukowski 1920 yılında Andernach, Almanya'da doğdu. 2 yaşındayken Los Angeles'ataşındılar. 1929 Krizi sırasında Bukowski'nin babası genelde işsizdi ve Bukowski'ye şiddet uygulardı. Genelde sessiz bir çocuk olan ve bu özelliğiyle dikkat çeken Bukowski, bazen çıldırış noktasına geliyor kendinden hiç beklenmedik kabadayılıklar yapıyordu. İlkokul yıllarından itibaren korkusuz olan Bukowski, kendi yazdığı bir eserinde ilkokul öğretmenine "sevişelim" dediğini söylemektedir. Bukowski, Los Angeles Lisesi'nden mezun olduktan sonra sanat, gazetecilik ve edebiyat dersleri aldığı Los Angeles Şehir Üniversitesi'nde 1 yıl okudu.

Yazmaya başladığı günden itibaren yazılarını yayımlanması için dergilere gönderen Bukowski’nin yazıları hep geri gönderilmiştir.

Ancak 24 yaşındayken "Aftermath of a Lenghty Rejection Slip" isimli kısa öyküsü yayımlandı. İki yıl sonra bir başka kısa öyküsü olan "20 Tanks From Kasseldown" isimli eseri yayımlandı. Bukowski yayıncılık yöntemlerinden hayal kırıklığına uğradı ve neredeyse 10 yıllığına yazmayı bıraktı. Hayatının bu bölümünü ABD'yi gezerek, çeşitli işlerde genellikle kısa vadeli çalışarak ve ucuz pansiyonlarda konaklayarak geçirdi. Hayatının diğer bölümlerinde olduğundan daha yoğun bir tempo ile açlık ile boğuşan ve kadınlarla zaman geçiren Bukowski daha sonra bu yıllarını Factotum isimli kitabında da anlatmıştır. Bu dönemdeki işlerinin kısa vadeli olmasının nedeni de düzen tanımaz kişiliği ve alkol bağımlılığıydı. Bukowski babasına olan nefretini onun aksine bir hayat yaşayarak göstermiş ve bir yazısında da bu yüzden bir hiç olmayı seçtiğini söylemiştir. O babasının aksine olduğu gibi görünen ve bir şey olmamayı hedefleyen birisi olarak kazandığı paraya önem vermiyor ve barlarda günü birlik bir hayat sürüyordu. Zengin amerikalı kadınlarla ilişkiye girdiği dönemlerde onlara kaba dahi davransa etkiliyor onların evlerinde yaşamaya başlıyor ama bir türlü o hayata adapte olamayarak eski hayatına geri dönüyordu ki 1969’da da bunu, aç kalmayı seçtiğini söyleyerek ispat etmiş oluyor adeta. Ayrıca ömrünün çoğu denilebilecek kısmını da hipodromlarda geçirmiş ve bundan yazılarında sık sık söz etmiştir. 1950'lerin başında Bukowski, iki yıldan az bir süre ABD Posta İdaresi'nde posta kuryesi olarak çalıştı. 1955'te ölümün ucundan döndüğü alkol komasından dolayı hastaneye kaldırıldı. Taburcu olduktan sonra bir daktilo satın aldı ve şiir yazmaya başladı.1957'de Barbara Fry ile evlendi fakat 1959'da boşandılar. Bukowski, şiir yazmaya ve içki içmeye devam etti ve sonra Los Angeles'taki postaneye geri döndü. 1965'te hiç evlenmediği Francis Smith'ten bir kızı oldu. 1969'da Black Sparrow Yayınevi'nden ömür boyu 100 dolar maaş teklifini alınca postaneden ayrıldı. Bir mektubunda şöyle bir açıklaması vardı "İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek. Ben aç kalmayı seçtim." Posta ofisini bırakalı bir ay olmayadan Postane ismindeki ilk romanını bitirdi. 1976'da Bukowski, Linda King ile tanıştı. İki yıl sonra birlikte Los Angeles'ta bir liman şehri olan San Pedro'ya taşındılar. Bukowski ve Beighle 1985'te evlendiler.

Bukowski, Pulp romanını henüz bitirdikten sonra 9 Mart 1994'te 73 yaşındayken omurilikten yayılan lösemi sebebiyle San Pedro, Kaliforniya'da öldü.

Bu tip bir hayat yaşadığı için birçok kez tutuklanmış, dayak yemiş olan Bukowski hayatı, özgün dili ve tarzı ile Amerikan edebiyatına damgasını vurmuş, Türkiye'de ise ilk kezSokak dergisi’nde çıkan öyküleri ile tanınmıştır.
“Sevdiğiniz insanların burcunu, parfümünü biliyorsunuz ama korkularından pişmanlıklarından, hayal kırıklıklarından haberiniz yok.”
Hangi çiçek, diğerini “sarı açtı” diye ayıplar?
Hangi kuş, “farklı ötünce” diğerine yasak koyar?
Derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar.
Ah insanlar! Her şeyi bulup kendini bulamayanlar…
268 syf.
·10 günde·9/10 puan
Heinrich Karl Bukowski. O bir efsane. Efsaneyi de efsane yapan biraz sosyal medya sanki. O her biri altın değerindeki cümleleri kullanıcıların paylaşımlarını süsledi. Hayatının büyük bir bölümünü Los Angeles da geçiren yazarın tarzını anlamak istiyorsanız bu kitabı illa okuyun derim. Ağzınızda hoş bir tat bıraktığı için kitap bitmesin diyeceksiniz.
268 syf.
·15 günde·Puan vermedi
Ekmek Arası romanını beğenmenizin tamamen okuma dili tercihlerinize bağlı olduğunu söyleyerek başlayabilirim.

Yarı otobiyografik olan bu eğitici ​​romanın kahramanı Henry Chinaski, ikilemler ve küfürlerle doldurduğu çantasını yüklenir ve ağırlığını, istikrarsız ama yıkıcı küçümsemeler ile kaldırır. Büyük Buhran yüzünden olumsuz duyguları iyice artar ve Chinaski, roman boyunca zincirlerini kırmak için zorlu bir mücadele verir.

Bu benim ikinci Bukowski'mdi ve şükürler olsun ki tamamen beklediğim gibiydi. Ailesine, arkadaşlarına, okuluna, işine ve genel hayatına yaptığı muamele, neredeyse sıfır empatiyle beraber bazı ağır kelimelerle final yaparak amacına başarıyla ulaşan bir akış başlatmıştı.

Umutsuz arkadaşın da dediği gibi;
Kelebek ve arıların istediği bir çiçek yerine sinek çeken bir bok gibiydim.

İlk ikilemlerin cazibesi ve Chinaski’nin onları anlamak ve çözmek için yaptığı girişimleri (veya yapmadığı), kitabı daha iyi hale getirmeyi başaran bölümlerindendi. İçki bir seçenek olduğu sürece başka hiçbir şey önemli değildi ve genç Chinaski'yi renkli şişelerden uzakta tutmayı hiçbir şey başaramazdı. Amaçsızlık bir veba gibi sayfaları sarsarken, Bukowski’nin kalemi acı verici bir şekilde, koskoca bir hiçliği betimlemekte kimi zaman yetersiz kalıyordu.

Gördüğüm kadarıyla Bukowski’nin yaşamı çok acıydı ve öfke doluydu. Ama belki de bu kitabı içindeki öfke ve kini dökmek için değil hayatına devam edebilmek için yazdı. Neredeyse bir protesto gibi, bir meydan okuma gibi. Ve okurken, bu meydan okuma benim için sadece bir ilham kaynağıydı.
320 syf.
·Puan vermedi
Yoo Charles Bukowski bu kitabı sen yazmış olamazsın. Biz kadınlara bunu yapmış olamazsın. Bir yanlışlık olmalı. Ben senin bir şiir kitaplarını okumuştum. Onlar ne kadar güzeldi. Dengemi alt üst ettin. Bu hak sana helal olmaz bilesin. Şimdi gördüğüm kadınlara bacağın ne güzel Liza, vücudun ne güzel İris diyesim var. Bunlar en basitleri tabi ki çok cüretkar diyaloglarda mevcut.

Böyle adı sanı duyulmuş ünlü ve büyük bazı yazarlara sanki hissedeceklermiş gibi kitabını beğenmesem bile ayıp olmasın diye zorla okuduğum oluyordu ama üzgünüm Charles sonunu getiremedim.
172 syf.
·Puan vermedi
Bukowski'nin okuduğum 7. Kitabı. Değişen bir şey yok, bizim Bukowski hep aynı :)

Bukowski okuyanlar ya onu sever ya da ondan nefret ederler, bunun ortası yok sanırım.

Şiir kitabıyla ön plana çıkan Bukowski bu sefer polisiye kitabıyla karşımızda.
Genelde şiirlerinde kendisinden ve hayatından bahseden (öyle olduğu düşünülen) Bukowski, yine aynı şekilde bu kitabında da kendisine yer veriyor. Kimi zaman doğrudan kimi zaman dolaylı olarak Bukowski'yi görüyoruz kitapta.

O kadar Bukowski Bukowski dedim, peki kim bu Bukowski?
Amerikalı yazar şair olan Bukowski, babasından şiddet görmüş asi bir çocuk. Paraya, işe, yaşama, hayata ve kendisine önem vermeyen, aile kuramayan dağınık bir adam.
Ailenin, çocuk üzerindeki etkisi gerçekten çok büyük, bunun en iyi kanıtıdır Bukowski.
Bukowski çok küçük yaşlarda alkolle tanışır. Sadece babasına karşı değil tüm topluma karşı aldığı tavır da bu yıllarda şekillenmeye başlar Bukowski için. Okul yıllarında eline geçen her şeyi okumaya ve yeni şeyler yazmaya meraklı olan Bukowski’nin yazılarını bulan babası çok öfkelenir. Babasının bulduğu her şeyi yok etmesiyle birlikte Bukowski evi terk eder ve sıra dışı hayatına ilk adımları atmış olur.

Charles Bukowski 24 yaşındayken önce “Aftermath of a Lenghty Rejection Slip” isimli kısa öyküsü, iki yıl sonra da “20 Tanks From Kasseldown” isimli eseri yayımlanır. Bukowski hikayelerinin yavaş gelişen basım süreciyle ilgili yaşadığı hayal kırıklıkları yüzünden neredeyse 10 yıl boyunca yazmaya ara verir.
1955`te ölümün ucundan döndüğü alkol komasından dolayı hastaneye kaldırılır. Taburcu olduktan sonra da bir daktilo satın alır ve şiir yazmaya başlar. İlk şiir kitabı olan “Flower, Fist and Bestial Wail” piyasaya sürülür.

Bukowski, Pulp ɾomanını henüz bitiɾdikten sonɾa 9 Maɾt 1994’te 74 yaşındayken omuɾilikten yayılan lösemi sebebiyle San Pedɾo, Кalifoɾniya’da ölmüştür. Ve bu onun son kitabıydı.
Bu son kiyabını yazarken Bukowski'nin bir elinde kalem diğer bir elin içki olduğuna yemin edebilirim.

Bukowski, kavgacı kişiliği nedeni ile bir çok kez tutuklanmış, dayak yemiş, özgün dili ve tarzı ile Amerikan edebiyat tarihine damgasını vurmuştur. Eserlerinde genellikle toplum dışı insanlar ile depresyonu konu alması ve alkolizme yatkın bir hayat tarzını anlatmasıyla ünlüdür. Bunun nedeni olarak kendi hayat tarzı gösterilebilir. Bukowski’nin kendi hayatını yazıp yazmadığı tartışma konusu olmuştur. Hayranlarının bir kısmı yaşamadan bu tip bir kurgulama yapmasının mümkün olmadığı görüşündedir. Bazı eserlerinde kullandığı Henry Chinaski karakterinin kendi hayatının yansıması olduğu düşünülmektedir. Kesinlikle ben de kendisini anlattığı görüşündeyim.

Bukowski'yi bu hale getiren bence aile ve toplum. Çevre çok önemli... İçki, hakaret, küfür , argo vb. Olan bir yerde bu hale gelmek kaçınılmaz.
Her zaman hayatı, yaşamı, insanları, kendisini sorgulayan... Cevabını bulamadığı soruları dile getiren ve üzerinde düşünen... Kimi zaman üzgün, acı çeken, kimi zaman umursamaz biriydi Bukowski.

" Eserlerini adeta hayatını tekrar yaşıyormuşçasına mürekkepten beyaz kağıda döküyor. "

DİKKAT! : Bukowski kitapları çok fazla argo, küfür ve iğrenç şeyler barındıyor. Okmadan önce bunlara katlanacağınızdan emin olun.

Gelelim kitabımızın içeriğine.
Burada baş kahraman bir dedektif, ama bu biraz ne yaptığını bilmeyen bir dedektif. Bazen dedektif olduğundan kuşku duyduğum bir dedektif. Dedektifin adı ise Belane'dir. Kesinlikle Sherlock Holmes'ten örnek almalı çünkü hiç iyi bir dedektif değil. Bu dedektifimizin çözmesi gerek olay ve kurtarması gerek insanlar var.
Dedektifimiz olayları ararştırıken hayatı, yaşamı, insanları ve kendisi üzerinde düşünmesi ve buna anlam bulmayı çalışması bize Bukowski'yi gösterir. Bu son kitabından Bukowski kendisinden çok fazla iz bırakıyor, özellikle kitabın sonu tam yazarı anlatıyor.

Dedektifin yapması gerekenler şunlar:

1. Celine'nin gerçekten Celine olup olmadığını anlamalı ve Bayan Ölüm'ü bu konuda bilgilendirmeli.
2. Kırmızı Kırlangıç'ı bulmalı.
3. Cindy'nin Bass'i aldatıp aldatmadığını anlamalı. Eğer aldatıyorsa, kesin kanıtlarla bunu ispatlamalı.
4. Grovers'ı o uzaylı yaratıktan kurtarmalı.

Tabi kitabımızda önemli olan Kırmızı Kırlangıç. Bu Kırlangıç bulunmalı. Acaba bulunuyor mu? Olaylar çözüme kavuşuyor mu? Çözümlense bile nasıl çözümlenecek? İşin içinde uzaylıların olması da baya ilginç olmuş.

Kendi görüşlerimi de yazıp incelemeyi bitireceğim.

Bukowski'yle şiir kitabıyla tanıştım. Bana giderek itici gelmişti ama okumaktan alamadım kendimi çünkü çok güzel alıntılar vardı. Kitaplarını sırf o güzel alıntılar için okudum. Bu kitabı da aynı şekilde, Ee boşuna 103 alıntı yapmadık :)
Bukowski kitaplarında ister istemez okurken yüz kızartan müstehcen şeyler var, bu yüzden kitabı okurken çoğu zaman atladığım yerler oluyor. Her şeye rağmen Bukowski'yi okumadan edemiyorum, sanırım ara ara okumaya devam ederim. Bu kitap genel olarak güzeldi. Gayet anlaşılır, akıcı ve sade idi.

İncelemeyi sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim. Okuyacaklar için keyifli okumalar. :))
268 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kahramanımız, Henry Chinaski!

Ekmek Arası, Charles Bukowski’nin otobiyografik romanı. Okuduğum kadarıyla, Henry, Bukowski’nin babasının ismi. Babasından sayısız dayak yiyen bir çocuğun babasına atabileceği en büyük tokat olmalı bu seçim. China ise çok sevdiği ülke Çin, “ski” soyadından bir parça.

Bundan sonraki bilgiler kitabın akıbeti hakkında tat kaçırıcı bilgiler içerebilir!

Evet, Henry yalnız bir çocuk. İşsiz bir babası, düşük maaşla çalışan bir annesi var. Yalnızlık, Henry için bir tercih mi, yoksa mağrurluktan mı bu insanlardan kaçışı, bilemiyorum. Yer yer iki ihtimali de hissettim Henry’nin yalnızlığında. “Dostluğun Değeri” üzerine yazılan bir denemeye, karşı deneme olarak, “Dostsuzluğun Değeri” yazan bir hergele. Alkışlanmıyor, D alıyor okulda. Ama olsun, benden sana A Henry, orijinal fikrin ve samimiyetsizliklerin içindeki çirkin samimiyetin için.

Babasıyla arası pek iyi sayılmaz Henry’nin. İşsiz olduğu anlaşılmasın diye evden her sabah aynı saatte çıkan, bir tuhaf adam. Öylesine iğreniyor ki babasından, sofrada yemek yerken yaptığı ağız hareketlerine kadar usta bir şekilde tasvir edebiliyor. Şu sözleri yeterli olacaktır bu sevgi dolu ilişkinin betimlenmesine: “Güneşin bile babama ait olduğunu, onun evinin üstüne parladığı için benim güneşe hakkım olmadığını hissediyordum.
Güllerinden farksızdım, ona ait olan bir şeydim.”

Henry’e dair birkaç “ilk”i paylaşmak istiyorum sizlerle şimdi...

Kadınlara düşkünlüğüyle bilinen Bukowski’yi hepimiz tanıyoruz. Bir de kötü çocuk Henry’den söz edelim. Seksin ne olduğunu ilk kez duyduğunda inanamıyor, yetişkinler tüm bunları yaptıkları halde nasıl insan içine çıkabiliyorlar! Annesi ve babasını bu işi yaparken düşünmek midesini bulandırıyor. Ama şey, okuldaki kızlardan biriyle yaptığını düşününce… Tamam, o kadar da korkunç değilmiş.

Ve arkadaşının babasının mahzeninden ilk şarabını tattığında, ağzında anlamsız bir tat... Nesini severler bunun bu kadar! Fakat ağız dolusu bir yudum daha alınca... İçinde aniden beliren, akan bir sıcaklık... Arkadaşının annesine küfür ediyor çılgın! Kendisiyle sevişmek istediğine dair bir küfür desem anlaşılması için yeterli olacaktır. Bukowski’nin içkiyle nasıl tanıştığını okumak, büyük bir keyifti benim için. Öykülerindeki o ayyaş hikayelerinin kökenine indiriyor bu roman sizi. Nasıl bir kafayla yazıldığını anlıyorsunuz o içki sohbetlerinin.

Lisedeyiz... Güzel kızlar, iyi giyimli oğlanlar var etrafımızda. Henry ise.. Henry işte, biliyorsunuz. Bir tarafta arabalarıyla okula gelen, öğle aralarında kantine dahi tenezzül etmeyen restaurantlarda yemek yiyen çocuklar... Bir tarafta da buruşuk gömlekli, yüzü çıbanlarla kaplı, haftada elli cent harçlığıyla bizimki... Eh, kızlar yüzüne dahi bakmıyorlar haliyle. Etrafındaki bu insanları “şekil değiştirmiş babaları” olarak görüyor. Bir şey var Henry’de, tat almasını engelleyen bir şey...

Henry büyüyor... Büyüyor fakat bulunduğu ortamlardan duyduğu tiksinti varlığını koruyor ruhuna yapışıp. Bir yere ait olmak, düzenin bir parçası olmak, her sabah kalkıp aynı işe gitmek Henry için sıkıcı, anlamsız. İntiharı düşünüyor pek çoğumuz gibi. Ama intihar da zahmetli şimdi, beş yıllığına ölemiyor muyuz? Ne demiştik, içki, sigara ve yalnızlık... Sizler de olmasanız ne yapardık!

Ucuz bir şarap eşliğinde herkes okumalı bu kitabı. Aslında herkes okumasa da olur. Avm’lerden kafasını çıkartıp biraz kitap okuyan herkes demeliydim, haksızlık ettim. Evet, Henry’nin de dediği gibi: “Sevgi gerekiyordu. Ama insanların kullandıkları ve kullanıldıkları türden bir sevgi değil...” Sevgiler.
224 syf.
·6 günde
Pis morukla ilk tanışma kitabım. Edebiyat dünyasına şiirleriyle giriş yapan Buko'nun öykü kitabı. Bel soğukluğu, HPV ve türevi cinsel hastalık virüslerine ekmek banıp yemiş olan moruğun kadın-seks-alkol üçlemesinde "gidip geldiği" :) hikayeleri.


Beş kız kardeşi ile birlikte ailesel travmalar yaşayan güzel bir kızın psikonevrozlarla süregelen kısacık hayatı. Kısa ama çok etkileyeci bir öyküydü benim için. Hikayeye kaptırmış ilerlerken birden balyoz gibi kafaya inen hazin sonda Kasabanın En Güzel Kızını anlatıyor.



Altın çocuk mezbaha'da, bu ne serkeş yaşam? Bu ne dingil hayat tarzı dediğim bir öykü. Bukowski'nin çaylak yazarlık dönemindeki gerçek hikayesi olmalı. Otel odası ararken genelev odasında kalan, otobüste rastlaştığı kız için köşe yazıları yazan-yazdıran ve kızla buluştuğu anda her şeyi bir saat içinde harcayan pis bir moruk :) Mezbaha'da çalıştığı iki saatlik sürede yaşadığı zorluk ve iğrençlikleri hissettim. Mecburiyetten değil; zevkine, serkeşliğine, pisliğine ve piçliğine yapıyor bunları, biliyorum :)



15 santim öyküsü, olduğu gibi kabul etmediği 1.90 boyunda ve 114 kg ağırlığındaki erkeğini fiziksel olarak değiştirme metaforuyla aslında ruhen de paramparça edip 15 cm'e kadar düşürüp küçülten cadı ruhlu bir kadının hikayesi. İsterse erkeği tamamen yok edebileceğini biliyordum. 15 santim hiç yoktan iyiydi. :) Zamanında bir sürü kadını cadı diye yok yere yaktılar ama gerçek cadılar hala hayatta. Ve ihtiyaçları olan şey sadece kurban...



Düzüş Makinesi Japon işi bir hikaye. Erkeğin hayatında aşk duygusu olmayınca geriye bir tek eylem kalıyor; seks. Peki seks makinesi bir dişi robotun hisleri olabilir mi? Buko robota his de koymuş. Hisler gerçeklikle doğru orantılı. Swinger'ı dikiş makinası markası sananlar bilemez. Gerçeğinden ayırt edilemeyen bir kadın seks robotuna hissedilenlerle şişme plastik bir bebişe hissedilen aynı şeyler olmayabilir. Belaltından ve yeraltından duygu fışkırtan bir hikayeydi. Tanya için çok üzgünüm :)



Cesur insanları, hayata korkusuzca bakan insanları asimile etmek üzere kurulan bir makine, cesaret sıkma-alma makinesi. Cesaretinden "C" harfini alıp insanları "esaret" altında yaşatmanın çarpıcı anlatımı.
Tanrım, insan hayatta kalabilmek için nelere katlanmak zorunda kalıyor. Cesaret sıkma makinesi aslında bazı bazı insanlar.


Postanedeki işini bırakıp öykü yazarak para kazanmaya çalışan Buko'nun AIDS virüsüne ekmek banıp yemeye çalışmasının hikayesi. Altı erkek, altı dişi maymunun sevişme hikayesini yazmaya çalışan ancak maymunları bir türlü tava getiremeyen absürt bir hikaye. AIDS virüsünün maymundan insana bulaştığının ironik bir hikayesi. Uzak durun hayvanlardan. Sonra sizi Amerika hayalleri bile kurtaramaz. Doğru dürüst sevişemeyen on iki maymundan size ne bize ne.

Sonuç olarak tam da serkeş ve gamsız yaşayan insanların sürdüğü bir hayatı öyküleriyle göz önüne sermiş Buko. Çoğu kendi hikayeleri. Benim de 30'lu yaşlarımın başı hikayeler :) ben büyüdüm de, bu pis moruk büyüyemeden göçtü gitti dünyadan. Yine de saygı duyulması gereken bir yaşam. Adam bir kere gelmiş dünyaya ve benim de zamanında sandığım gibi dünyadaki, sonra hedef küçülür, yaşadığın ülkedeki, sonra biraz daha hedef küçülür, yaşadığın şehirdeki bütün kadınlara git gel yapacağını sanmak ve ancak yapabileceğin kadar git gel yapmak. Sonu yoktu be pis moruk! Hiç birinin sonu yoktu. İçine girdiğin küçük kaygan deliği, yeni ve koca bir dünya mı sandın ? Yanıldın, yanıldığını bile bile yaşadın ama. Bir kutu bira döküyorum mezarına! İyi okumalar :)
256 syf.
·Puan vermedi
Chaerles beylede tanışmış olduk :) Yazarımızın deli dolu yaşamından notlar bulacağınız bir çok örnek mevcut.Üslup olarak argo içeriğinin fazla olduğu ama neredeyse çoğunun çarpık düzeni anlatan doğrular olduğunu görüyoruz.Sıkıntılı bu günlerde kafanızı biraz dağıtacağına eminim sevgili masum halk.Kitabın çoğu yerinde gülüp kahkaha bile attığım olmuştur :) Çılgın ve özgür bir yaşam ama tavsiye etmediğim bir yaşam.Okumaya değer notu sizlerle olsun.
224 syf.
"Pis Moruk" lakaplı Bukowski, bu kitapla, senin nasıl bir karaktere sahip olduğun konusunda merakım uyanmış olsada henüz sağlıklı bir izlenime sahip olamadığımı düşünerek başka kitaplarını da okumaya karar verdim.

Okurken ve alıntıları paylaşırken hakikaten zorlandığım yerler oldu. Çünkü gerçekten aykırı bir insan Charles Bukowski. Ağzı bozuk oluşu, kadınlarla olan münasebetleri ve alkol tutkunu oluşu beni böyle düşünmeye itti diyebilirim. Belki de yanlış kitap seçtim onu tanımak için..

Hep kötü özelliklerinden bahsedecek değilim tabii, adamın dünyayı umursamaz görünen ama hisli de bir yanıda yok sayılmaz yani. Bu kitapta da kendini anlatan küçük hikayeleriyle beni bazen iğrendirsede güldüğüm çok yerler oldu. Eserin adı her ne kadar Kasabanın En Güzel Kızı olsada bu hikayeye kitabın içinde sadece 5-6 sayfalık yer verilmiş. Ölümden korkmayan, hastane odasında ayakta duramaz bir halde kan kusarken bile sigarasından vazgeçmeyerek ölümle dalga geçebilen biri.

Son olarak bu kitabı 18 yaş altı okumamalı diye düşünüyorum hatta cinsel ilişki konusunda deneyimi olmayan arkadaşlar hiç bulaşmasınlar.
268 syf.
·Beğendi·9/10 puan
✍DİPÇE:
Peki,Henry, banyoya!
İndir pantolonunu, şortunu indir!
İndirdim.Duvarlar beyazdı.Babam çengele asılı ustura kayışını aldı ve her seferinde nedensiz yiyeceğim dayakların ilki başladı...
Ustura kayışı her indiğinde babasını, annesini,inancını yok ederken Henry'nin içinde kocaman bir boşluk büyüyecekti.Babanın nazarında insanlardan nefret edecek hiç olmayı seçecekti.İlerleyen zamanlarda sürekli "Onlarda olan ben de olmayan bir şey var!" düşüncesi zihninde pelesenk olacak o olmayan şey (sevgisizlik)bir kezzap damlası gibi bedenini kana irine çıbana dönüştürerek yakacaktı. Çirkinliği onu güneşten gölgeye, ışıktan loşluğa hapsederek sonraları kadınlara yönelik ilgi/ilgisizliğini de şekillendirecekti.İçi ve dışı bu kadar harapken alkolle daha onlu yaşlarda tanışacak ve bir ömür tutsağı olacaktı...İşte bu büyük yazarın pesimist dünyası böyle biçimlenecek mimarı sadist bir baba sinmiş bir anne perdede bir görünüp bir kaybolacaktı.
Ekmek Arası maalesef kurgudan uzak gerçek bir öykü olarak Bukowski'nin hiçliğinde can bulacak bizi de madalyonun öteki yüzüyle tanıştıracaktı.
Tüm bu girizgahın asıl amacı, Bukowski'yi okumaya başlamadan önce kendi yaşamınızı bir süreliğine masa üstüne bırakmanız ve avuçlarınıza papyonlu kelimeler düşmesini beklememeniz içindi.
Görmeniz gereken yoksul, sevgisiz anlayışsız bir yaşamdan arda kalanlar ve her ne kadar gizlese de merhamet dolu bir Bukowski yüreği.
Bundan böyle kitabı okuyan ve okuyacaklar Bukowski'nin ağzından dökülen her kallavi sözün altında bir ustura kayışı iniltisi duyacaktır.
Ebeveynlere, öğretmenlere, gençlere önerilir

Yazarın biyografisi

Adı:
Charles Bukowski
Tam adı:
Heinrich Karl Bukowski
Unvan:
Amerikalı yazar ve şair
Doğum:
Andernach, Almanya, 16 Ağustos 1920
Ölüm:
San Pedro, Kaliforniya'da, 9 Mart 1994
Charles Bukowski (16 Ağustos 1920 – 9 Mart 1994), asıl adı Heinrich Karl Bukowski olan Amerikalı yazar ve şair. Yapıtlarında bazen Henry Chinaski ismini de kullanmıştır. Hayatının çoğunu ABD'nin Los Angeles şehrinde geçirmiştir.

Eserlerinde genellikle toplum dışı insanlar ile depresyonu konu alması ve alkolizme yatkın bir hayat tarzını anlatmasıyla ünlüdür. Bunun nedeni olarak kendisinin bu hayatı yaşaması gösterilebilir. Bukowski’nin yazılarında kendi hayatını yazıp yazmadığı tartışma konusu olmuştur; hayranlarının bir kısmı bunları kurguladığını, çoğunluğu ise yaşamadan bu tip kurguları yapmasının mümkün olmayacağını ve o karakterde bir insanın bu hayatı sürmesinin zaten doğal olduğu görüşünü savunmaktadır.

Hayatı

I. Dünya Savaşı'nın sonlarında Almanya'ya askeri hizmet nedeniyle gelen Polonya asıllı Amerikan bir babanın ve terzilikle uğraşan Alman bir annenin çocuğu olan Charles Bukowski 1920 yılında Andernach, Almanya'da doğdu. 2 yaşındayken Los Angeles'ataşındılar. 1929 Krizi sırasında Bukowski'nin babası genelde işsizdi ve Bukowski'ye şiddet uygulardı. Genelde sessiz bir çocuk olan ve bu özelliğiyle dikkat çeken Bukowski, bazen çıldırış noktasına geliyor kendinden hiç beklenmedik kabadayılıklar yapıyordu. İlkokul yıllarından itibaren korkusuz olan Bukowski, kendi yazdığı bir eserinde ilkokul öğretmenine "sevişelim" dediğini söylemektedir. Bukowski, Los Angeles Lisesi'nden mezun olduktan sonra sanat, gazetecilik ve edebiyat dersleri aldığı Los Angeles Şehir Üniversitesi'nde 1 yıl okudu.

Yazmaya başladığı günden itibaren yazılarını yayımlanması için dergilere gönderen Bukowski’nin yazıları hep geri gönderilmiştir.

Ancak 24 yaşındayken "Aftermath of a Lenghty Rejection Slip" isimli kısa öyküsü yayımlandı. İki yıl sonra bir başka kısa öyküsü olan "20 Tanks From Kasseldown" isimli eseri yayımlandı. Bukowski yayıncılık yöntemlerinden hayal kırıklığına uğradı ve neredeyse 10 yıllığına yazmayı bıraktı. Hayatının bu bölümünü ABD'yi gezerek, çeşitli işlerde genellikle kısa vadeli çalışarak ve ucuz pansiyonlarda konaklayarak geçirdi. Hayatının diğer bölümlerinde olduğundan daha yoğun bir tempo ile açlık ile boğuşan ve kadınlarla zaman geçiren Bukowski daha sonra bu yıllarını Factotum isimli kitabında da anlatmıştır. Bu dönemdeki işlerinin kısa vadeli olmasının nedeni de düzen tanımaz kişiliği ve alkol bağımlılığıydı. Bukowski babasına olan nefretini onun aksine bir hayat yaşayarak göstermiş ve bir yazısında da bu yüzden bir hiç olmayı seçtiğini söylemiştir. O babasının aksine olduğu gibi görünen ve bir şey olmamayı hedefleyen birisi olarak kazandığı paraya önem vermiyor ve barlarda günü birlik bir hayat sürüyordu. Zengin amerikalı kadınlarla ilişkiye girdiği dönemlerde onlara kaba dahi davransa etkiliyor onların evlerinde yaşamaya başlıyor ama bir türlü o hayata adapte olamayarak eski hayatına geri dönüyordu ki 1969’da da bunu, aç kalmayı seçtiğini söyleyerek ispat etmiş oluyor adeta. Ayrıca ömrünün çoğu denilebilecek kısmını da hipodromlarda geçirmiş ve bundan yazılarında sık sık söz etmiştir. 1950'lerin başında Bukowski, iki yıldan az bir süre ABD Posta İdaresi'nde posta kuryesi olarak çalıştı. 1955'te ölümün ucundan döndüğü alkol komasından dolayı hastaneye kaldırıldı. Taburcu olduktan sonra bir daktilo satın aldı ve şiir yazmaya başladı.1957'de Barbara Fry ile evlendi fakat 1959'da boşandılar. Bukowski, şiir yazmaya ve içki içmeye devam etti ve sonra Los Angeles'taki postaneye geri döndü. 1965'te hiç evlenmediği Francis Smith'ten bir kızı oldu. 1969'da Black Sparrow Yayınevi'nden ömür boyu 100 dolar maaş teklifini alınca postaneden ayrıldı. Bir mektubunda şöyle bir açıklaması vardı "İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek. Ben aç kalmayı seçtim." Posta ofisini bırakalı bir ay olmayadan Postane ismindeki ilk romanını bitirdi. 1976'da Bukowski, Linda King ile tanıştı. İki yıl sonra birlikte Los Angeles'ta bir liman şehri olan San Pedro'ya taşındılar. Bukowski ve Beighle 1985'te evlendiler.

Bukowski, Pulp romanını henüz bitirdikten sonra 9 Mart 1994'te 73 yaşındayken omurilikten yayılan lösemi sebebiyle San Pedro, Kaliforniya'da öldü.

Bu tip bir hayat yaşadığı için birçok kez tutuklanmış, dayak yemiş olan Bukowski hayatı, özgün dili ve tarzı ile Amerikan edebiyatına damgasını vurmuş, Türkiye'de ise ilk kezSokak dergisi’nde çıkan öyküleri ile tanınmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 4.190 okur beğendi.
  • 18,7bin okur okudu.
  • 330 okur okuyor.
  • 10,7bin okur okuyacak.
  • 277 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları