Charles Bukowski

Charles Bukowski

8.0/10
1.561 Kişi
·
4.948
Okunma
·
1.785
Beğeni
·
37.302
Gösterim
Adı:
Charles Bukowski
Tam adı:
Heinrich Karl Bukowski
Unvan:
Amerikalı yazar ve şair
Doğum:
Andernach, Almanya, 16 Ağustos 1920
Ölüm:
San Pedro, Kaliforniya'da, 9 Mart 1994
Charles Bukowski (16 Ağustos 1920 – 9 Mart 1994), asıl adı Heinrich Karl Bukowski olan Amerikalı yazar ve şair. Yapıtlarında bazen Henry Chinaski ismini de kullanmıştır. Hayatının çoğunu ABD'nin Los Angeles şehrinde geçirmiştir.

Eserlerinde genellikle toplum dışı insanlar ile depresyonu konu alması ve alkolizme yatkın bir hayat tarzını anlatmasıyla ünlüdür. Bunun nedeni olarak kendisinin bu hayatı yaşaması gösterilebilir. Bukowski’nin yazılarında kendi hayatını yazıp yazmadığı tartışma konusu olmuştur; hayranlarının bir kısmı bunları kurguladığını, çoğunluğu ise yaşamadan bu tip kurguları yapmasının mümkün olmayacağını ve o karakterde bir insanın bu hayatı sürmesinin zaten doğal olduğu görüşünü savunmaktadır.

Hayatı

I. Dünya Savaşı'nın sonlarında Almanya'ya askeri hizmet nedeniyle gelen Polonya asıllı Amerikan bir babanın ve terzilikle uğraşan Alman bir annenin çocuğu olan Charles Bukowski 1920 yılında Andernach, Almanya'da doğdu. 2 yaşındayken Los Angeles'ataşındılar. 1929 Krizi sırasında Bukowski'nin babası genelde işsizdi ve Bukowski'ye şiddet uygulardı. Genelde sessiz bir çocuk olan ve bu özelliğiyle dikkat çeken Bukowski, bazen çıldırış noktasına geliyor kendinden hiç beklenmedik kabadayılıklar yapıyordu. İlkokul yıllarından itibaren korkusuz olan Bukowski, kendi yazdığı bir eserinde ilkokul öğretmenine "sevişelim" dediğini söylemektedir. Bukowski, Los Angeles Lisesi'nden mezun olduktan sonra sanat, gazetecilik ve edebiyat dersleri aldığı Los Angeles Şehir Üniversitesi'nde 1 yıl okudu.

Yazmaya başladığı günden itibaren yazılarını yayımlanması için dergilere gönderen Bukowski’nin yazıları hep geri gönderilmiştir.

Ancak 24 yaşındayken "Aftermath of a Lenghty Rejection Slip" isimli kısa öyküsü yayımlandı. İki yıl sonra bir başka kısa öyküsü olan "20 Tanks From Kasseldown" isimli eseri yayımlandı. Bukowski yayıncılık yöntemlerinden hayal kırıklığına uğradı ve neredeyse 10 yıllığına yazmayı bıraktı. Hayatının bu bölümünü ABD'yi gezerek, çeşitli işlerde genellikle kısa vadeli çalışarak ve ucuz pansiyonlarda konaklayarak geçirdi. Hayatının diğer bölümlerinde olduğundan daha yoğun bir tempo ile açlık ile boğuşan ve kadınlarla zaman geçiren Bukowski daha sonra bu yıllarını Factotum isimli kitabında da anlatmıştır. Bu dönemdeki işlerinin kısa vadeli olmasının nedeni de düzen tanımaz kişiliği ve alkol bağımlılığıydı. Bukowski babasına olan nefretini onun aksine bir hayat yaşayarak göstermiş ve bir yazısında da bu yüzden bir hiç olmayı seçtiğini söylemiştir. O babasının aksine olduğu gibi görünen ve bir şey olmamayı hedefleyen birisi olarak kazandığı paraya önem vermiyor ve barlarda günü birlik bir hayat sürüyordu. Zengin amerikalı kadınlarla ilişkiye girdiği dönemlerde onlara kaba dahi davransa etkiliyor onların evlerinde yaşamaya başlıyor ama bir türlü o hayata adapte olamayarak eski hayatına geri dönüyordu ki 1969’da da bunu, aç kalmayı seçtiğini söyleyerek ispat etmiş oluyor adeta. Ayrıca ömrünün çoğu denilebilecek kısmını da hipodromlarda geçirmiş ve bundan yazılarında sık sık söz etmiştir. 1950'lerin başında Bukowski, iki yıldan az bir süre ABD Posta İdaresi'nde posta kuryesi olarak çalıştı. 1955'te ölümün ucundan döndüğü alkol komasından dolayı hastaneye kaldırıldı. Taburcu olduktan sonra bir daktilo satın aldı ve şiir yazmaya başladı.1957'de Barbara Fry ile evlendi fakat 1959'da boşandılar. Bukowski, şiir yazmaya ve içki içmeye devam etti ve sonra Los Angeles'taki postaneye geri döndü. 1965'te hiç evlenmediği Francis Smith'ten bir kızı oldu. 1969'da Black Sparrow Yayınevi'nden ömür boyu 100 dolar maaş teklifini alınca postaneden ayrıldı. Bir mektubunda şöyle bir açıklaması vardı "İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek. Ben aç kalmayı seçtim." Posta ofisini bırakalı bir ay olmayadan Postane ismindeki ilk romanını bitirdi. 1976'da Bukowski, Linda King ile tanıştı. İki yıl sonra birlikte Los Angeles'ta bir liman şehri olan San Pedro'ya taşındılar. Bukowski ve Beighle 1985'te evlendiler.

Bukowski, Pulp romanını henüz bitirdikten sonra 9 Mart 1994'te 73 yaşındayken omurilikten yayılan lösemi sebebiyle San Pedro, Kaliforniya'da öldü.

Bu tip bir hayat yaşadığı için birçok kez tutuklanmış, dayak yemiş olan Bukowski hayatı, özgün dili ve tarzı ile Amerikan edebiyatına damgasını vurmuş, Türkiye'de ise ilk kezSokak dergisi’nde çıkan öyküleri ile tanınmıştır.
Hangi çiçek, diğerini “sarı açtı” diye ayıplar?
Hangi kuş, “farklı ötünce” diğerine yasak koyar?
Derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar.
Ah insanlar! Her şeyi bulup kendini bulamayanlar…
“ Kalabalığa karışmak için hiçbir özellik gerekmez
Ama YALNIZ ve DİK durmak için
Gerçekten çok şey gerekir. “
"Hıçkırarak ağlayan bir kadının gözyaşları, ağlatan adamın başına geleceklerinin altına atılacak imzadır."
Bir odanın kapısını kapatıp yalnız kalmak, her zaman hayatımın en güzel şeylerinden biri olmuştur.
''Fazla ısrar etmemeli insan.
Elinden gelenin en iyisini yapıp, beklemeli.
Vazgeçeceği noktayı çok iyi bilmeli...''
''Ve öyle bir gün gelecek ki; tanıdığın her insan yüzünden, biraz daha yalnızlaştığını göreceksin. ''
''Herkes herkesi aynı sevemez.
Kimileri gururunun yettiği kadar sever;
Kimileri de ömrünün yettiği kadar.''
Yoo Charles Bukowski bu kitabı sen yazmış olamazsın. Bir yanlışlık olmalı. Ben senin bir şiir kitabını ve romanını okumuştum. Onlar ne kadarda güzeldi. Koca günüm senin bu berbat kitabını okumaya çalışmakla geçirdim. Zamanım heba oldu. Bu hak sana helal olmaz bilesin. Dengemi alt üst ettin. Şimdi gördüğüm kadınlara bacağın ne güzel Liza, vücudun ne güzel İris diyesim var. Bunlar en basitleri tabi ki çok cüretkar diyaloglarda mevcut. Kitabın adını Charles Bukowski'nin 50 tonu koysaydın keşke.

Böyle adı sanı duyulmuş ünlü ve büyük bazı yazarlara sanki hissedeceklermiş gibi kitabını beğenmesem bile ayıp olmasın diye zorla okuduğum oluyordu ama üzgünüm Charles sonunu getiremedim.
Kadınlar, Charles Bukowski' nin en çok okunan kitabı. Böyle bir kitap neden bu kadar rağbet görüyor akıl erdiremiyorum doğrusu. Okuyan arkadaşlar küçüklüğünde mahrum kaldığı sevgiyi kadınlarda daha doğrusu doğru kadında bulmak için sürekli bu kadar kadınla birlikte olduğunu kitapta anlattığını yazmış. Ben kesinlikle kitapta böyle bir arayış içinde görmedim kendisini. 50 yaşından sonra nasıl daha da azdığını ve gönül maceralarını, kadınları en aşağılık şekilde küçük düşürerek anlatmış. Hayatına girmiş düzinelerce kadını kendi deyimiyle nasıl " düzdüğünü " en basit şekilde yazmış. Bir kitap bu kadar okunmuşsa en azından bir albenisi vardır diye düşünmüştüm. Ama büyük bir hayal kırıklığı oldu. Hiçbir edebi ve felsefi değeri yok. Bütün kitap seks, alkol ve kadınlarla yatıp kalkma maceralarından ibaret. Aynı şeyleri on defa tekrarlamasının tek sebebi de sayfa doldurmak. Cinselliğe bu kadar sarması biraz Sade özentiliği gibi geldi. Tabi yanından bile geçmiyor.


Okuduğum en kötü kitaplar arasında yerini aldı. Kitap okuyor gibi değilde porno izliyormuş hissi veriyor. Sanırım bu kadar çok okunması da iyi olmasından değil bundan kaynaklı. Zira porno filmlerde büyük ilgi görüyor. Kesinlikle tavsiye etmem.


Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, her kitabın okuma istatistiğine baktığımda kadın okuyucuların sayısı erkek okuyuculardan fazla. Ama bu kitabı okuyanların çoğu erkek ve bu da pek manidar...
“Sevgi değildi aradığım ama çok tuhaf bir şey vardı kitaplarda asla sözü geçmeyen.” Bukowski

Okuduğum ilk Bukowski kitabı. Çok farklı bir adam hem rahatsız oldum okurken hem de merak ettim olayları. Bu kadar açık sözlü böylesi dobra ve sert yazması şaşırttı beni. Fazla erotik buldum yazılanları çeşitli hikayeler var içerisinde, ikilemde kaldığım nadir kitaplardan.Duygu metaforu yaşatıyor resmen yazar size, dibe vurmuşluklarının hikayesini anlatıyor.

Kesinlikle ilk kez Bukowski okuyacaklara tavsiyem bu kitapla başlamayın, yazar hakkında yanıltıcı olabilir.Bu kitabı okuduktan sonra yazar hakkında araştırma yaptım.Elbette yine cinselliğe kadınlara düşkün bunu çoğu eserine yansıtmış, yine de hayat öyküsünü okuyup öyle başlayın okumaya.

Yeraltı edebiyatının marjinal ismi Charles Bukowski; https://emoji.com.tr/charles-bukowski/

“Her ne kadar insanlar üzerine yazsam bile insanlardan ne kadar uzaklaşsam o kadar iyi hissediyorum kendimi. İnsanlardan 3 kilometre uzak olmak çok iyi, 3000 kilometre uzak olmaksa çok daha iyi bir şey. İnsan ırkını sevmiyorum ben. Başlarını, suratlarını, ayaklarını, konuşmalarını, saç modellerini, otomobillerini sevmiyorum.”
İnceleme yapsam mı yapmasam mı diye üzerinde düşündüm ancak en sonunda inceleme yapmaya karar verdim. Bukowski daha önce hiç okumadığım bir yazar internette denk geldikçe bazı sözlerini okumak dışında kendisini tanımıyordum. Buluşma etkinliği vasıtası ile Yusuf Çorakcı 'nın önerisiyle okuduğumuz bir kitap oldu Factotum.
Tam olarak beğendim mi beğenmedim mi diye çok düşündüm. Ancak kitabı yeni sindirmişken beğenmediğimi söyleyebilirim.Yer altı edebiyatı çok fazla okumadıgım ancak okumayı istediğim bir tür. Bence bu anlamda yer altı edebiyatının enlerinden olan Otomatik Portakal beklentimi oldukça yükseltmiş ki okuduğum her yer altı edebiyatında Otomatik Portakalvari bir anlatım, kurgu beklediğimi anladım. Bu bağlamda Factotum edebi yönden çok zayıf geldi bana.
Konu olarak kitap 3 temel unsurdan oluşuyordu:
-Küfür(yer altı edebiyatının olmazsa olmazı)
-Alkol
-Seks
Yer altı edebiyatı okuyup da küfürlerden rahatsız olmak saçmalık bence. Yer altı edebiyatı demek dışlananların, ayıplananların hayatlarıdır. Hepimizin bilip de dillendirmeye utandığı, kendine bile yalanlar söylediği konuları haykırmak, bunu da argo ile ifade etmektir. Ki bence yer altı edebiyatını da çekici kılan sey budur.
Bukowski'nin sivri dili hoşuma gitti ve kitaptaki küfürlerden rahatsız olmadım hatta birkaç güzel tespit yapmıştı kendisi ki beğendiğim kısımları alıntı olarak paylaştım zaten. Onun dışında seks kısımları çok rahatsız ediciydi. Bukowski çok ilkel geldi bana. Seks doğamızda var diyeceksiniz evet ama insanların hayvanlardan bir farkı olmalı diye düşünüyorum. Bunu bu kadar detaylı yazması ve hemen hemen her sayfada sekse yer vermesi çok iticiydi. 18 yaş altının okumasını önermiyorum. Ancak Bukowski, tüm rahatsız edecek detaylara ragmen kendini okutuyor. İnsanı yormuyor.
Bir de insan ister istemez kıyas yapıyor Bukowski Türkiye'de yaşasaydı da görseydik bakalım o kadar sabıkasına rağmen her hafta yeni bir işe girip çıkabilecek miydi :) Özendigim kısımlardan biri bu noktaydı. Bukowski'nin hoşuna gitmediği an istifa edebilme özgürlüğüne sahip olması. Aslında Bukowski aile yaşantısı vs. yazacak çok şey var ancak bunları buluşmamıza saklayacağım. Herkese iyi okumalar dilerim.
YERALTINDAN GELİYORUM, MAGMAYA KADAR İNDİM...:)
Küfürbazların...
Günahkârların...
Ayyaşların...
Lanetlenmişlerin...
Öğürenlerin...
Uyumsuzların...
Dünyayla baş etmeye çalışanların...
Aşkı kan ve salamlı sandviçe katık edenlerin sesidir yeraltı edebiyatı...
Dışardan gamsız bir pez.... :) gibi gözüküp iç dünyamda duygusal biri olmak beni mahvetti, diyen Bukowski öyküden çok bir anlatı olan bu kitabında,anlattıklarının gerçek olduğunu belirtiyor.
Nasıl bir adam peki Bukowski ?
Pis bir moruk belki...
Kendine bir kahraman arayan ve bulamayınca kahramanlığa kendi soyunan uyumsuz bir kahraman...
Yeraltında yaşadığının farkında olmasına rağmen teselliyi tamamen gömülmemiş olmasında bulan bir meczup..
İçinde yaşadıklarıyla ve dünyanın ona yaptıklarıyla baş edebilmek için sözcüklerle kendini bileyleyen bir bıçak...
O hayatla yüzleşemeyen bir berduş, uyumsuz bir korkak...
Şiiri, sakallarını kesmek için kullandığı jilete benzetirken kendisini de cinsiyetsiz bir gökyüzünde öğüren bir parmağa benzetiyor.
Ona göre her şey yarım yamalaktır, herkesin kafası karışıktır.

Kendini kaba ve ahlaksız bir yazar olarak gören Bukowski ancak öldükten sonra okunacağını ve tanınacağını varsayıyor.

Shakespeare, E. A. Poe, İbsen, B. Shaw, Tolstoy ve Gogol’ü yazmayı bilmeyen ve herkesi kandırmaya çalışan kötü yazarlar olarak suçlarken en iyi yazarların hapishanelerde, ayyaş hücrelerinde,fabrikalarda ve hipodromlarda bulunduğunu iddia ediyor.
Köşe yazısı yazabileceğini düşünmesine sebep ise Dostoyevski’nin bile köşe yazısı yazıyor olmasıdır. :))
En nefret ettiği insanlar edebiyat eleştirmenleridir.
Edebiyat eleştirmenliği zırvalıktır ve eleştirmen de bir elinde mumla gezen, hödükleri aydınlatmaya çalışan kişidir. :))

DİPNOT: Sadece sarhoşken yazabilen, dilinin kemiği, aklının dengesi olmayan bu pis moruğu cesareti olan ve lütfen 25 yaş üstü okurlar okusun. :))
Sıradan delilik öyküleri içinde olmayan delilik yoktu yavaş yavaş okudum çok iğrençlik ve +18'lik öyküler var küfürlü diyaloğlar çok vardı bu öykü kitabını ne tavsiye ederim ne de etmem gülmüşlüğüm de var delice şeyler yazmış charles bukowski.
Sevgili Bukowski, kitabın kapağında herkesin görebileceği bir yere 18 ibaresi yerleştirirsen ve kitabın ismini "Sıradan Alkolik Öyküleri" olarak değiştirirsen çok makbule geçer. Çünkü anlattığın o insanların delilikle bir ilgisi yok.
Su yerine alkol içen ve kadın görünce aklından sadece 18 düşünceler geçen erkeklere "deli" değil, "sapık" diyoruz biz..
Kabul ediyorum kitapta güzel yerler de var ama 200 sayfadan toplasan sadece 20 sayfa çıkar.
Kitabın böyle olduğunu bilseydim okumazdım.
Artı 1 hayal kırıklığı...
Charles Bukowski okumak yürek ister diyerek başlayalım :))

Öncelikle yazarımızı her kesim okur sevmeyebilir. Benim gibi naif kitapları seven biri ise hiç tanışmazsa Charles Bukowski ile daha güzel :) En azından uzaktan sevmek daha kolaydır :)

Kitap, yazarın o zamanlar bir gazeteye gönderdiği makaleleri içeriyor.
Charles Bukowski her defasında gazete için belli bir hikayeler yazarmış. Ama yazdığı hikayeleri müdürü çoğu zaman okumazmış bile. Yazar da bakmış zaten ne yazsa basılıyor, teki bile okunmuyor o da ne aklına gelmişse yazmış. Yaşadıkları, gördükleri, rüyaları. İsmini de koymuş "Pis Moruğun Notları".

Yazarın dili,
*akıcı
*edebi hiçbir değeri yok
*küfürlü, argolu
*ama ne olmuş Charles Bukowski bunlarla zaten ilgilenmiyor.

Kitabın başından son kısmına kadar yazarın vurdumduymazlığı, kadın düşkünlüğü, hayatı "iplememesi"ne şahit olacaksınız.

Bir tek son kısmında yazar biraz üzdü. Çünkü Charles Bukowski'nin aslında neden böyle bir insana çevrildiğinin kanıtları var kitapta. Yazar bunu yine şakaya vurarak anlatmaya çalışsa da insanın içinde bir şeyler ona acımadan edemiyor.

..

Her türlü kitabı çok rahatlıkla okuyan kesim okurlara öneririm. Diğerleri ise benim gibi bir kaç sene kendini geliştirdikten sonra okumalı.

Keyifli okumalar..
Bazen tek bir alıntı bir kitabı okumaya yönlendirir insanı. Bu yüzden alıntılar çok değerlidir benim için. Kimi zaman bu alıntıların yer aldığı eserler en baştaki beklentiyi karşılayamasa da, kitabı okumayı denemiş olmak dahi güzel bir deneyimdir. Bunları neden söylüyorum açıklayayım. Bukowski'nin kitaplarında yer alan birkaç söze rastlamıştım uzun zaman önce. Fazlasıyla da esaslı ve iddaalı sözlerdi. Yeraltı Edebiyatı sevmesem de Bukowski okumayı bu sözlere rastladığım anlarda tasarlamıştım. Yakın zamanda bir sitede bu kitapta geçen, " Bir bok değil güzellik. Uçar gider. Çirkin olduğun için talihlisin. Biri seninle ilgilendiğinde başka bir şey için olmadığını biliyorsun." alıntısıyla karşılaştım. Şu dört cümle o kadar anlam doluydu ki, Bukowski okumaya bu kitaptan başlamalıyım dedim kendi kendime.

Kitapta 26 tane yazı yer alıyor. Kesin bir bilgim olmamakla birlikte bunların çoğunlukla yazarın kendi hayatından kesitleri anlattığı yazılar olduğunu düşünüyorum. Bukowski'nin biyografisini az çok bilen birinin kitapta anlatılanların yazarın hayatıyla özdeşleştiğini fark etmemesi mümkün değil. Bahsi geçen yazılar çoğunlukla cinsellik, boşlukta geçen hayatlar, amaçsız bir yaşam, depresif durumlar üzerine kurulu. Bu olgular fazlasıyla açık seçik ve ayrıntılı bir biçimde ele alınmış. Bu arada eserin ismiyle kitapta anlatılanların yakından uzaktan alakası olmadığını söyleyebilirim. Bir sitede bir yazar tarafından Bukowski'nin bu eserinin lise dönemindeki gençler tarafından mutlaka okunması gereken bir eser olarak nitelendirildiğini gördüm ve şaşırdım açıkçası.

Bazı bölümleri okurken yer yer sıkıldım. Her ne kadar benim okuma tarzıma hitap etmediğine kanaat getirsem de güzel alıntılarla karşılaştım ve bu da beni mutlu etti. Yeraltı Edebiyatı ve Bukowski sevenler için okunabilir bir kitap.
Düşündüğünü tereddütsüz ifade eden, asla kibar olmak zorunda hissetmeyen ve aşırı samimiyetiyle okurların gönlünü kazanan ağzı bozuk yazarlardan Charles Bukowski, Ekmek Arası adlı kitabıyla bizlere çocukluk ve gençlik dönemlerinden bahsediyor. Kitapta hiç güzel bir maziye sahip olmadığını gördüğümüz yazarın, nasıl Bukowski olduğunu çok net bir şekilde anlamak mümkün. Aslında kitabı çok daha önceleri kütüphaneden ödünç alıp okumuştum ancak etkinlik bahanesiyle satın alıp tekrar okumak istedim. Kütüphaneme kattığım için ayrıca mutluyum. İlk aldığım heyecanla okudum ve aynı zevki aldım gerçekten. Bazı kendini okur diye tanıtanların edebi olmadığı iftirasıyla hunharca eleştirdiği Bukowski, verdiği önemli mesajlar ve hayat derslerini oldukça açık ve sade bir anlatımla bizlerin kafasına sokmayı başarıyor. Cümleler kısa ve anlaşılır herhangi bir süsü püsü yok. Hiçbir şekilde okunma kaygısı ve hoş görünme çabası olmayan kitapta argo ve küfür fazlasıyla mevcut, kendi kendinizin içinden dahi söylemediği cümleleri yazar sizin yerinize kitaba döküyor. Bukowski'nin gerçekten kötü bir geçmişi olduğu bariz görülüyor eserde, fakat bunlar olmasaydı yeraltı edebiyatı önemli bir isimden mahrum olacaktı. Çocukluktan gençliğine kadar başına gelmeyen kalmayan yazarın yaşama azmi gerçekten inanılmaz. Her sayfada bir heyecan var sonra ne olacak diye okuya okuya bir bakmışsınız sol elinizde bir sayfa kabarıklığı var. Yeraltı edebiyatı seven ve okuyan herkesin edinmesi gereken önemli eserlerden biri bence. Bu türü ve Charles Bukowski'yi merak ediyor ve ilgi duyuyorsanız, Ekmek Arası güzel bir başlangıç olacaktır. Okuduktan sonra siz de onun gibi artık hayatı umursamaz hale gelebilirsiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Charles Bukowski
Tam adı:
Heinrich Karl Bukowski
Unvan:
Amerikalı yazar ve şair
Doğum:
Andernach, Almanya, 16 Ağustos 1920
Ölüm:
San Pedro, Kaliforniya'da, 9 Mart 1994
Charles Bukowski (16 Ağustos 1920 – 9 Mart 1994), asıl adı Heinrich Karl Bukowski olan Amerikalı yazar ve şair. Yapıtlarında bazen Henry Chinaski ismini de kullanmıştır. Hayatının çoğunu ABD'nin Los Angeles şehrinde geçirmiştir.

Eserlerinde genellikle toplum dışı insanlar ile depresyonu konu alması ve alkolizme yatkın bir hayat tarzını anlatmasıyla ünlüdür. Bunun nedeni olarak kendisinin bu hayatı yaşaması gösterilebilir. Bukowski’nin yazılarında kendi hayatını yazıp yazmadığı tartışma konusu olmuştur; hayranlarının bir kısmı bunları kurguladığını, çoğunluğu ise yaşamadan bu tip kurguları yapmasının mümkün olmayacağını ve o karakterde bir insanın bu hayatı sürmesinin zaten doğal olduğu görüşünü savunmaktadır.

Hayatı

I. Dünya Savaşı'nın sonlarında Almanya'ya askeri hizmet nedeniyle gelen Polonya asıllı Amerikan bir babanın ve terzilikle uğraşan Alman bir annenin çocuğu olan Charles Bukowski 1920 yılında Andernach, Almanya'da doğdu. 2 yaşındayken Los Angeles'ataşındılar. 1929 Krizi sırasında Bukowski'nin babası genelde işsizdi ve Bukowski'ye şiddet uygulardı. Genelde sessiz bir çocuk olan ve bu özelliğiyle dikkat çeken Bukowski, bazen çıldırış noktasına geliyor kendinden hiç beklenmedik kabadayılıklar yapıyordu. İlkokul yıllarından itibaren korkusuz olan Bukowski, kendi yazdığı bir eserinde ilkokul öğretmenine "sevişelim" dediğini söylemektedir. Bukowski, Los Angeles Lisesi'nden mezun olduktan sonra sanat, gazetecilik ve edebiyat dersleri aldığı Los Angeles Şehir Üniversitesi'nde 1 yıl okudu.

Yazmaya başladığı günden itibaren yazılarını yayımlanması için dergilere gönderen Bukowski’nin yazıları hep geri gönderilmiştir.

Ancak 24 yaşındayken "Aftermath of a Lenghty Rejection Slip" isimli kısa öyküsü yayımlandı. İki yıl sonra bir başka kısa öyküsü olan "20 Tanks From Kasseldown" isimli eseri yayımlandı. Bukowski yayıncılık yöntemlerinden hayal kırıklığına uğradı ve neredeyse 10 yıllığına yazmayı bıraktı. Hayatının bu bölümünü ABD'yi gezerek, çeşitli işlerde genellikle kısa vadeli çalışarak ve ucuz pansiyonlarda konaklayarak geçirdi. Hayatının diğer bölümlerinde olduğundan daha yoğun bir tempo ile açlık ile boğuşan ve kadınlarla zaman geçiren Bukowski daha sonra bu yıllarını Factotum isimli kitabında da anlatmıştır. Bu dönemdeki işlerinin kısa vadeli olmasının nedeni de düzen tanımaz kişiliği ve alkol bağımlılığıydı. Bukowski babasına olan nefretini onun aksine bir hayat yaşayarak göstermiş ve bir yazısında da bu yüzden bir hiç olmayı seçtiğini söylemiştir. O babasının aksine olduğu gibi görünen ve bir şey olmamayı hedefleyen birisi olarak kazandığı paraya önem vermiyor ve barlarda günü birlik bir hayat sürüyordu. Zengin amerikalı kadınlarla ilişkiye girdiği dönemlerde onlara kaba dahi davransa etkiliyor onların evlerinde yaşamaya başlıyor ama bir türlü o hayata adapte olamayarak eski hayatına geri dönüyordu ki 1969’da da bunu, aç kalmayı seçtiğini söyleyerek ispat etmiş oluyor adeta. Ayrıca ömrünün çoğu denilebilecek kısmını da hipodromlarda geçirmiş ve bundan yazılarında sık sık söz etmiştir. 1950'lerin başında Bukowski, iki yıldan az bir süre ABD Posta İdaresi'nde posta kuryesi olarak çalıştı. 1955'te ölümün ucundan döndüğü alkol komasından dolayı hastaneye kaldırıldı. Taburcu olduktan sonra bir daktilo satın aldı ve şiir yazmaya başladı.1957'de Barbara Fry ile evlendi fakat 1959'da boşandılar. Bukowski, şiir yazmaya ve içki içmeye devam etti ve sonra Los Angeles'taki postaneye geri döndü. 1965'te hiç evlenmediği Francis Smith'ten bir kızı oldu. 1969'da Black Sparrow Yayınevi'nden ömür boyu 100 dolar maaş teklifini alınca postaneden ayrıldı. Bir mektubunda şöyle bir açıklaması vardı "İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek. Ben aç kalmayı seçtim." Posta ofisini bırakalı bir ay olmayadan Postane ismindeki ilk romanını bitirdi. 1976'da Bukowski, Linda King ile tanıştı. İki yıl sonra birlikte Los Angeles'ta bir liman şehri olan San Pedro'ya taşındılar. Bukowski ve Beighle 1985'te evlendiler.

Bukowski, Pulp romanını henüz bitirdikten sonra 9 Mart 1994'te 73 yaşındayken omurilikten yayılan lösemi sebebiyle San Pedro, Kaliforniya'da öldü.

Bu tip bir hayat yaşadığı için birçok kez tutuklanmış, dayak yemiş olan Bukowski hayatı, özgün dili ve tarzı ile Amerikan edebiyatına damgasını vurmuş, Türkiye'de ise ilk kezSokak dergisi’nde çıkan öyküleri ile tanınmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 1.785 okur beğendi.
  • 4.948 okur okudu.
  • 97 okur okuyor.
  • 3.518 okur okuyacak.
  • 70 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları