Kadının Evrimi: Anaerkil Klandan Ataerkil Aileye
Kadının Tarih Sahnesine Dönüşü
Evelyn Reed’in Kadının Evrimi adlı eseri, kadının insanlık tarihindeki rolünü biyolojik determinizmin dar kalıplarından kurtararak, tarihsel materyalizm ve feminist kuramın kesişim noktasında yeniden kurar. Reed, kadının tarihsel süreçteki görünmezliğini bir "bilinçli silme" süreci olarak değerlendirir. Bu bağlamda şu çarpıcı ifadeyi kullanır:
●“Kadın tarih boyunca sadece ev içi rollerle sınırlandırılmadı; aynı zamanda tarih yazımının dışında da bırakıldı. Erkek egemen tarih anlayışı, onu susturdu ve görünmez kıldı.”
Anaerkil Düzenin İzleri
Lewis H. Morgan ve Friedrich Engels’in çalışmalarını temel alarak, ilk topluluklarda anaerkil klanların yaygın olduğunu ve bu yapılar içinde kadının hem üretim hem de sosyal örgütlenmede merkezi bir rol oynadığını savunur. Kitaptan dikkat çekici bir bölümde şöyle der:
●“İlkel komünal toplumda, kadın yalnızca çocuk doğuran değil, aynı zamanda üretimin esas taşıyıcısıydı. Tarım, dokuma, çanak çömlek yapımı gibi işlerin çoğu onun sorumluluğundaydı.”
Bu ifade, Reed’in kadını yalnızca bir annelik figürü olarak değil, üretici ve örgütleyici bir toplumsal aktör olarak konumlandırdığını gösterir.
Ataerkilliğin Doğuşu ve Kadının İkinci Plana Atılışı
Reed’e göre, anaerkil toplumun çöküşüyle birlikte özel mülkiyetin ortaya çıkışı kadının toplumsal statüsünde keskin bir düşüş yaratır. Reed bu dönüşüm sürecini şöyle özetler:
●“Özel mülkiyetin gelişimi, soyun baba üzerinden yürütülmesini zorunlu hale getirdi. Bu da kadının ev içine kapatılmasını ve doğurganlığının denetim altına alınmasını beraberinde