Birçok kadın, insan toplumu sınıflara ayrılmadan önce, toplumdaki saygın ve hatta zaman zaman üstün olduğu konumdan haberdar değildir. "Feminizm" başlığı altında konuşmalar ve tartışmalar yapılsa dâhi geçmişten günümüze kadarki kadının tarihi bilinmeden yeterli ve sağlıklı sonuçlara, ardından da çözümlere ulaşmak mümkün değildir. "Kadın sorunu" bir azınlık grubunun sorunu değildir; insanlığın yarısını ilgilendiren ve geri bırakan bir konuyu önemsememek/yok saymak/küçük görmek insanlığın geri kalan yarısını da zarara sokmadan teğet geçmeyecektir ve geçmiyor da. Atatürk'ün dediği gibi: "Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!"
Sorunları derinlemesine ele alan ve inceleyen az sayıda insan olduğundan, kadın konusunu da derinlemesine ele alan kadın sayısı azdır. Hatta yine insanın yapısından kaynaklı olarak kadın haklarıyla ilgili de kişisel çıkar güdüldüğünü ve fikirlerin kılıf olarak kullanıldığını görmek mümkündür. Fikirlerin insanlardaki tezahürü etkili olsa bile, fikri savunan insanlar ile fikir arasında ayrım yapmak gereklidir. Aksi halde her fikrin fanatiğini bulup altını oymamız ve içini boşaltmamız kaçınılmazdır. Bu şartlar altında da bir yere varamayız.
Kadının tarihini kapsamlı bir şekilde ele almak isteyen bir insanın karşılaştığı ilk sorun, kadınların ve ailenin tarihsel geçmişi ile ilgili ayrıntılı bilginin bulunmamasıdır. Bu da kadınların kendileri hakkında yayılan mitlere boyun eğmelerine ve bu konuda cahil kalmalarına yardım etmektedir. Kadınlar üzerlerinde baskı hissetmekte ama nereden ve nasıl geldiğini bilmemektedirler. Oysaki bilmek değiştirme şansıdır. -İnsan canlısı geçirdiği evrimle beraber bilinç
Bu yazdıklarımı kaç kişi okur bilemem ama benim için mükemmel bir deneyim oldu. 2018'in sonuna yakşırken en iyiler grubunda yer alan bir kitap oldu. Seneyi #kurtlarlakoşankadınlar ile açıp böylesi bir kitapla sonlandırmak harika oldu.
Taa ki bu kitabı elime alıncaya ladar sevgili #ursula nın yaratıcı dehasına hayran kalmıştım - gerçi hala da öyle- ama işte #evelynreed in #kadınınevrimi kitabını okuyunca işler değişti. Ursula feminist bir yazar ve bu feministlik boş yere olmadı. Öze yani ilk benliğe kadınlık için dönmenin neden gerekli olduğunu Anaerkil Klandan Ataerkil Aileye II okuyunca çok daha iyi anladım. Ursula olayları fantastik bilimkurgu şeklinde kurgularken Evelyn ise tamamen kaynak taramasıyla yani bilimsel veriler ışığında kesin, net olan bir bilgiyi okuyucuya sunmuş. Eğer bir Ursula okuyucusu iseniz mutlaka Kadının Evrimi kitabını okumalısınız. Acaba Ursula da mı bu kitabı okudu? Ağır basan zihinsel tarafım okuduğu yönünde. Çünkü #dü yanındoğumgünü nde geçen öyküler burada anlatılanlardan pekte farklı değil. İki kitabın peş peşe gelmesi de benim için mükemmel bir zamanlama oldu. Bir zamanlar bir yerde okumuştum, "Doğada yani hayvanlar aleminde, babalık yoktur. Babalık makamı sonraki yüzyıllarda toplum tarafından oluşturulmuş bir kavramdır." Şimdi bu kitapla özdeşen bu bilgi taşların yerine oturmasını sağladı. Toplum klanlar halinde yaşarken analıkyanı diye bir yaşam tarzı varmış ve bu yaşamda kadının kocası gece gizlice eve girer ve sabah güneş doğmadan yine sessizce evden çıkarmış. Kadın hamile kalır ama bu yabancı adamın - yalnız burada damat yerine yabancı adlandırılması yapılmakta- verdiği bir meyve ya da kadının o güne kadar erdemli bir şekilde yaşaması sonucu ödüllendirildiği fikri yaygınlık göstermekte. Bu durumda çocuk babayı bilmez. Anne, anneanne,
medeniyetler inşaa edip yıkan, makineler ve daha nice olağanüstülükler yaratan bir türe evrilmemizin ana faktörü olan insan sosyalleşmesinin temelinin kadın - yani insan dişisi- sosyalleşmesinde mi yattığı sorgulamasının ve bu bağlamda, bu sorgulama hattında pek çok antropolojik analizin yapıldığı bir kitap. iddialar çok temelsiz ve delilsiz gelebilir ama yine de okunmadan geçilmemeli. zira sanıyorum ki ele aldığı konu açısından ilkler arasında yer alan bir kitap ki bu açıdan bir klâsik bile sayılabilir.
kitabı bu paragraf ile iyi özetlediğimi düşünüyorum:) ve tabii okuyacak olursanız ikinci kitabı da okumayı ihmal etmeyin.
Kadının Evrimi: Anaerkil KlandanAtaerkil AileyeKadının Tarih Sahnesine Dönüşü
Evelyn Reed’in Kadının Evrimi adlı eseri, kadının insanlık tarihindeki rolünü biyolojik determinizmin dar kalıplarından kurtararak, tarihsel materyalizm ve feminist kuramın kesişim noktasında yeniden kurar. Reed, kadının tarihsel süreçteki görünmezliğini bir "bilinçli silme" süreci olarak değerlendirir. Bu bağlamda şu çarpıcı ifadeyi kullanır:
●“Kadın tarih boyunca sadece eviçirollerle sınırlandırılmadı; aynızamandatarih yazımının dışında dabırakıldı. Erkek egemen tarih anlayışı, onu susturdu ve görünmez kıldı.”
Anaerkil Düzenin İzleriLewis H. Morgan ve Friedrich Engels’in çalışmalarını temel alarak, ilk topluluklarda anaerkil klanların yaygın olduğunu ve bu yapılar içinde kadının hem üretim hem de sosyal örgütlenmede merkezi bir rol oynadığını savunur. Kitaptan dikkat çekici bir bölümde şöyle der:
●“İlkel komünal toplumda, kadınyalnızca çocuk doğuran değil, aynızamanda üretimin esas taşıyıcısıydı. Tarım, dokuma, çanakçömlek yapımı gibi işlerin çoğu onunsorumluluğundaydı.”
Bu ifade, Reed’in kadını yalnızca bir annelik figürü olarak değil, üretici ve örgütleyici bir toplumsal aktör olarak konumlandırdığını gösterir.
Ataerkilliğin Doğuşu ve Kadınınİkinci Plana Atılışı
Reed’e göre, anaerkil toplumun çöküşüyle birlikte özel mülkiyetin ortaya çıkışı kadının toplumsal statüsünde keskin bir düşüş yaratır. Reed bu dönüşüm sürecini şöyle özetler:
●“Özel mülkiyetin gelişimi, soyunbaba üzerinden yürütülmesini zorunluhalegetirdi. Bu da kadının eviçinekapatılmasını ve doğurganlığınındenetim altına alınmasını beraberinde