Fernando Pessoa

Fernando Pessoa

Yazar
8.7/10
2.026 Kişi
·
5.890
Okunma
·
1.943
Beğeni
·
84767
Gösterim
Adı:
Fernando Pessoa
Unvan:
Portekizli Şair ve Ressam
Doğum:
Lizbon, 13 Haziran 1888
Ölüm:
Lizbon, 30 Kasım 1935
Lizbon'da doğdu. Beş yaşındayken, müzik eleştirmeni olan babasını kaybetti. Annesi, Portekiz'in Durban konsolosuyla yeniden evlenince yerleştikleriGüney Afrika'da (1896) tam bir İngiliz eğitimi gördü. 1905'te geri döndüğü Lizbon'da yaşamının sonuna kadar kaldı. Geçimini, İngilizce ve Fransızca iş mektupları yazarak kazandı ve yalnız yaşadı.

Portekiz modernizminin öncülerinden olan Pessoa, Milton, Shelley, Keats, Poe, Byron, Whitman, Shakespeare, Baudelaire'den etkilenmiş ve ilk şiirlerini, İngilizce olarak, 1905-1908 yılları arasında yazmıştır. 1912'de, ilk şiirlerini "Portekiz 'Rönesans' " hareketinin yayın organı A Aguia dergisinde yayımladığında, simgeci şiirin ve "saudosismo"nun (geçmişe özlem) etkisi altındaydı. Aynı yıllarda, düzyazı metinler (Fausto, Epithalamium, O Marinheiro, Na Floresta do Alheamento, vd.), eleştiri ve denemeler yazdı. 1913'te, fütürist harekette yer aldı ve Sá-Carneiro ile birlikte Portekiz öncü edebiyatını başlatarak, "paulismo" akımını yarattı. 1914 yılında, her şeyi, olabilecek bütün tarzlarda hissetmek için, kendi içinde gücül olarak bulunan farklı yazar kimliklerini aralarında diyaloğa sokarak, onlara yazı aracılığıyla kurmaca bir gerçeklik kazandırdı. Pessoa'nın farklı yazar kimliklerinin yansıması olan bu kökteş şair ve yazarlar Alberto Caeiro, Alvaro de Campos, Ricardo Reis, Bernardo Soares ve Fernando Pessoa'nın kendisidir. Pessoa'nın kendi şiirleri ve kökteş şairleri aracılığıyla yarattığı şiirler Orpheu, Portugal Futurista, Contemporanea, Atena gibi ancak birkaç sayı çıkan dergilerde yayımlandı. "Vatanım Portekiz dilidir" diyen Pessoa ölümünden bir yıl önce, Portekiz tarihinin okültist ve simgeci bir yorumu olan "Mensagem" adlı şiiri yazdı ve Ulusal Propaganda Sekreterliği'nin açtığı yarışmada ödül aldı.

Fernando Pessoa 30 Kasım 1935'te, 47 yaşında, Lizbon'da karaciğer hastalığından öldüğünde pek az tanınıyordu. Sağlığında yayımlanan dört kitabından üçü İngilizce'dir: 35 Sonnets (1918), English Poems I-II ve English Poems III (1921). Portekizce kitap olarak yayımlanan tek eseri Mensagem'dir (1934). Dergilerde kalmış birçok şiir, deneme vb. yazıları vardır. Ardında bıraktığı elyazması fragman sayısı 25-27 bin arasındadır.

Bütün eserleri 1942'de yayımlanmaya başlanmış ve 26 cilde ulaşmıştır.
"İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum."
680 syf.
Öncelikle duygu durumunuzun ve psikolojinizin iyi olmadığını düşünüyorsanız bu kitabı okumayı biraz erteleyin.Çünkü kitap "Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum." cümlesiyle başlıyor ve ardından sizde ister istemez yazarın umutsuzluğuna, kaybedişine ve üzüntülerine ortak oluyorsunuz.Ama yalnız olduğunuzu ,sizi anlayacak biri veya kendinizden bir şeyler (hatta daha fazlası) bulacağınız bir kitap arıyorsanız hemen okuyun derim.Bu kitaba başlamadan önce şüphelerim vardı.Anlatı türünde yazıldığı için pek etkileneceğimi sanmıyordum.Fakat hiç öyle olmadı.Her sayfasında alıntı yapılacak birden çok cümle var ve okuduğum bazı bölümlere geri döndüğümde yeni anlamlar çıkardığımı fark ettim.Bu kitap Pessoa'nın ölümünden sonra açılan sandığından çıkan dağınık metinlerin birleştirilmesiyle oluşturulmuş.Kitap 3 bölüm.1.bölüm 563.sayfaya dek süren 483 tane kısa parçadan ,diğer iki bölümse "Büyük metinler ve Ekler " adında sonradan eklenmiş kısımlardan oluşmakta.Kitabın genelinde yazarın yalnızlığı,karamsarlığı ve varoluş sancılarını hissediyorsunuz."Kendime karşı bir yabancıyım ve kendi kendimin seyircisiyim." cümlesiyle yaşadığı ağır varoluş sıkıntısını açıkça ifade etmiş."Istırap molası ve Sıkıntılı bir gecenin senfonisi " adındaki bölümlerin yeri bende ayrı oldu.Ve bugüne kadar okuduğum hayal-hayat çatışmasını en iyi ele alan kitap oldu.Wilde,Hayyam,Shakespeare,Eros,Amiel ve Herakleitos gibi bir çok yazarın düşünceleriyle kendi edebiyatının harmanlandığı zamanının ötesinde yazılmış nadide bir eser.Okuduktan sonra insana çok şey katacağını düşünüyorum.Ve bu kitabı ileride tekrar okumak istiyorum.Tavsiye ederim.
680 syf.
·Puan vermedi
Huzursuzluğun kitabı epeydir bekler beni kitaplığımın rafında. Hani belki de 3 yıldır falan. O zamanlar nasıl cesaret ettim aldım bunu şu an hayret ediyorum. Hatırlıyorum o günlerimi de kitaplığında belki yarısı bile okunmamış 20 kitap olan bir adamdım. Her halde duydum bir yerlerden. Varoluş sancıları çekiyoruz o zamanlar. Albert Camus ’un Yabancı sıyla başlayan sisifos söyleni ile devam eden sancılar. Yalnız havada olanlarından. Biraz genciz kanımız kaynıyor isyankarlıkta var, alın size Başkaldıran İnsan . Her şeyiyle ABSÜRD vesselam. Bir yerlerden kulağımıza çalınmış Pessoa da alıp koymuşuz kitaplığımıza. Şu an olsa hayatta cesaret edemem. Yahu 680 sayfa anlatımı olur? Ya anlatının ne olduğunu bilmiyordum ya da başım dönmüştü varoluşçuluktan. Ben ki Camus’un Sisifos Söyleni 'nisini 4 akşam Düşüş ’ünü ise 2 akşamda zor okumuş adamım. Zor vesselam bu anlatı denilen mevzuu kasıyor adamı ama tadını aldıktan sonra da bırakamıyor insan.

Günlerden hangi gündü ne zamandı, 13 Mayısmış yaklaşık 18 gün önce. Ruhumda bir yavanlık var yine. Yaradan bir ruh vermiş biraz yükü hafifledi mi yavanlaşıyor boşlukta kalıyor. Mazoşistlik mi? Olabilir. Ya da eskilerin deyimiyle rahat batıyor. Gidelim bakalım ne var kitaplığımızda. Elbet vardır derdimize bir çare. Bakıyorum Pessoa Huzursuzluğun Kitabı. Yarar mı işimize, derdimize çare olur mu? Önsözü okumamla, başlamam bir oluyor. Nasıl başlamayacaksın? Adam 70 farklı kişilik altında eser yazmış. Çok enteresan, baya bir ruh hastası. Yarattığı kişilerin bazısına çömez demiş bazısına usta. Neler yapmış neler? Yarattığı kişilikleri birbiriyle kavga da ettirmiş, gemiyle farklı ülkelere de göndermiş geri dönmemecesine. Birde mektup vardı kitabın başında dostuna yazdığı. Mektubu okuyan altı hafta sonra intihar etmiş. Ne hayırlı arkadaş.

Yarattığı kişiliklerden birisi de Olaysız bir yaşam öyküsü isimli yaklaşık 500 sayfalık bölümün baş kahramanı Soares. Bir kumaş dükkanında muhasebeci, anlayacağınız sizin benim gibi bir adam. İşine gidip geliyor yemeğini yiyor topluluk içinde takılıyor. Akşam oldu geldi evine. Oturdu başladı, düşünmeye, bir yandan da yazmaya. İnsanların hepsi kokuşmuş mu, kimse birbirini anlayamaz, hiçbir şey gerçek değil mi? Hoop. Ne yapıyorsun yahu? Adamın içinden canavar çıktı. Sen yolda gördüğüm yanından geçip gittiğim ya da işyerimde çalışan alalade bir insan değil miydin? Varlık bilinci mi? Güzel bir yerlere gidiyoruz galiba. Tüm değer yargılarımızı yıkıp yeniden var edeceğiz, tanımlayacağız. Duygular yanıltıcı mıdır diyorsun? Yahu onlar lazım olacak bize ancak öznelleştikçe dünyayı yeniden tanımlayabiliriz. Nesnellik mi? Bu adam bambaşka bir yere gidiyor sanırım bu varoluşçulardan değil. Nesnelleşti, nesnelleşti bütün değer yargılarını alt üst etti. Ne duygu kaldı ne bilinç ne dış dünya. Her şey düşsel aleme taşındı. Dış dünya var biraz hala, gözlem gücü fazlasıyla yüksek. Neymiş efendim bunları düş dünyasının şekillendirilmesi için kullanıyormuş. Bir de en son uzun metinler yazmış, olaysız yaşam öyküsündekiler parça parçaydı ya. Tarifini de vermiş bu düşsel yolculuğun aşama aşama. Pekte lezzetliymiş düşsel alemde yolculuk. Bende mi bıraksam bu öznellik meselelerini, nesnelliğe mi yönelsem?

Yalnız uslubu bir harika. İlk başka içine giremiyorsunuz, girdikten sonra da geriye çıkamıyorsunuz. Bir ince uslubu var şiirsel. Metnin kendisi anlatı uslubu şiirsel bolca da felsefe. Nasıl anlatayım çok farklı bir şey. Ben böyle bir şey görmedim. Olay yok bir kere, tutunacak dalınız yok, ayaklarınız yere basmıyor. Bir yerde diyor ki, şiir ve kurgu romanlar kalıplara sıkışır, asıl özgürlük sade nesirdir. Dediği tam da bu her halde. Belki yarın belki yarından da yakın modern edebiyat buna dönecek sanırım. Pessoa da bunun ilk üstatlarından olacak. Okuyun. Metafizik, düşsel düzlem, öznel-nesnellik bunlara bize uzak. Çağımızın felsefesi başka. Yine de böyle eserler bulmak kolay değil. Hiçbir şey için okumazsanız sadece uslübunun verdiği lezzet için bile okunur.

Herkese keyifli okumalar dilerim..
675 syf.
Huzursuzluğun Kitabı'nı ilk olarak 1000k' da keşfettim.Fernando Pessoa'nın varlığından ve bu eserinden haberim bile yoktu. Kitabı elime aldım baktım 675 sayfa. Bu kitabı okumaya başladığım günlerde zaman sorunu yaşamadığım için kitabı beş günde bitiririm dedim. Okumaya başladım ve resmen sanki kendimi duvara toslamış gibi hissettim. Neden mi? Şimdiye kadar böyle bir kitapla karşılaşmadım çünkü. Bir kitabım hemen hemen her cümlesi mi edebi olur? Kitapta öyle cümleler okuyordum ki anlamak ve sindirmek için üç dört kez aynı satırları okuduğum oluyordu. Kitabı beş günde bitirmeyeceğimi daha ilk sayfada sezdim. Aynı zamanda şunu da fark ettim bu kitap öyle bir solukta okuyup bitirilebilecek bir kitap değildi benim için. Azar azar ve sindire sindire okuyup her satırdan ayrı bir keyif duyulacak bir kitap. Kitapta öyle cümleler okuyorsunuz ki bunlar zihninizde yer ediyor. Çok sayıda beğendiğim cümle olmasına rağmen bunlardan sadece birini paylaşacağım.
"Hissetmek ne renktir acaba?"
Kütüphanemde en sevdiğim kitaplar arasında ilk sırada yer alan bir kitap ve Fernando Pessoa'ya bu eserinden dolayı hayran kalmamak elde değil. Kesinlikle herkese tavsiye ettiğim ve oldukça edebi bir eser.
Not:Kitabı tam 31 günde bitirdim :))
680 syf.
·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Huzursuzluğun Kitabı’nı önerdim:
https://youtu.be/zAd9Y20INZM

"Gündüz, bir hiçim; gece, kendim olurum." Fernando Pessoa

Kendimi, tamamen kendim olarak hissettiğim sessiz ve tamamlanmış bir zaman diliminden.

Zaman, aslında ilk başta bir bütün olarak tasarlanmıştı. Sonradan bıçak denen insanlar ezeli dilim dilim ettiler. Bıçaklar teker teker en huzursuz kalmaya mahkum edildi. Malzemesi anı. Suyu acı. Navigasyonu kader. Habitatı gözyaşları. Geçmişte yaşanacak ve gelecekte anılaşmış olan. Düşünerek hisseden ve hissederek düşünen.

Düş ile eylem arasındaki geçirgen zar Bernardo Soares denen bir kimliksiz. Huzurlu bir kimliklilik atmosferinde bilinçsizlik bilinciyle dünyalaşan. Geçirgen zarının etrafına toplanmış beklenti ve vaatlerinin arasında sadece bir oyuncak olmaya yaradığını hisseden. Uzaklaştıran bir penceresi, yakınlaştıran bir günlüğü. İçinde bulunduğu sonsuz ikircikliğinden tamamlanmış sonuçlar beklenen.

Kolektif bir varoluş salatasında iki seçeneğin olur. Mutfağı netlik ve bulanıklılığın boks maçı. Ya tabak olursun varoluş kaosunu taşıyan ya da salatanın içerisindeki herhangi tin parçasından sadece biri. Ya da belki her ikisi de? Ya da seçmemeyi seçmek ister misin? Soruya cevabın evetse seçmemeyi seçersin. Soruya cevabın hayırsa yine seçmemeyi seçersin.

Salt huzuru istemek ile sorunlu hayallerin huzursuzluğu bir ringdedir. Ringin adı Huzursuzluğun Kitabı. Hakem ruh miyopluğu. En önden bilet alan seyirciler bekleyen öz sorumluluklar. Maç günü karnını ağrıtan varoluşsal sancılar. Arkalarında ise sanki sahip olmanın bir yolu varmış gibi Ay'a göz diktiğim bakışlar. Mola sırasında yüzünü tedavi eden bir ruh fermanı. Maçı kazanan bir yok-varlık.

Sabırsızlığımız elimizden emeklemeyi aldı. Huzurun emekleme olduğu yerde ne zaman ki ayağa kalktık işte tam da o zaman düştük. Adım adım maruz kaldığımız çift kişiliğimiz suretindeki Bernardo Bernardo -evet, bu kitaptaki adım adım-, ikilemleriyle inşa ettiği kimlik binasını, olumsuzluk eki dinamitleriyle huzursuzlaştırdı.

Tuğlası sanrı, proje çizeri Tanrı. Müteahhiti kalp ve beyin medceziri. Pencerelerin iç yüzü gerçeksizlik, dıştan görünen yüzü tam gerçek. Ona can veren ve özgürleştiren ise bunun içindeki ironi. Gözlem belediyesinden izin çıkmadığı sürece onu yıkan ve süreçlerini parçalara ayıran bir düşünce makinesi. Tapusu vicdan ama sahte. Makinenin çalışmasını ellerindeki tamamlanmış ama sorgulanmamış ruh çekirdeklerini de çitletip izleyen huzurlular. Huzurevleri boşuna mı var?

En büyük felaketlerin başlangıcının bir sadaka verilmişlik olabileceği ihtimali ile insan ruhunun nezleye yakalanması ihtimali arasındaki uzaklık, güneşin her günkü gibi doğudan doğması ile bir kıyamet senaryosu olarak batıdan doğması arasındaki ihtimallerin birbiri arasındaki uzaklık kadardır. Aynı insan ruhunun yapışık olduğu hayata olan bir türlü tam olarak gidemediği huzursuz uzaklığı gibi. İç daraltıcı. Evren genişletici.

Hissetmenin gökkuşağındaki ulaşılamayan renklerin tanımladığı hissiz yarım kalmışlıklar, çelişki antikahramanları tarafından içinde var-yokluklanan girdaplar, duygu ikliminde yeşermiş meyvesiz ağaçların selülozlarının her elle tutulur kanıtında bir tezatlık tekrarına büründüğü tin uçarılıkları. Leitmotifi insan ruhuzursuzluğu, ateşli bir şekilde üşüyen kaygı edebiyatının esrik adı Fernando Pessoa.

Huzurevi değil, huzursuzevi. Harfler arasındaki dansın his renginin renk körü huzurlular arasında çarpıtılmasıyla zuhur edememesi. Kimsenin kazanamayacağı bir zafer edinme mücadelesi olan doğal seçilim savaşında güçlü olan yarımlarımız, zayıf olan tamlarımız. Militarizmi üstün insanlara yakışan yegane tavır, anarşizmi Fernando Pessoa cümleleri.
680 syf.
·17 günde
Ve bitti... Kitabın içinden olan bir alıntı ile incelemeye devam etmek istiyorum. “ Bu kitap, hiç hayatı olmamış bir adamın biyografisidir.” Gerçekten de öyle . Fernando Pessoa kelimelere hayat katan insan. Bir insan anca bu kadar kendini ve çevresini bu kadar güzel anlatabilir ve betimleyebilir. Kitapta kendimi buldum diyebilirim umarım siz kitapseverler de kendinizi bulabilirsiniz. Bitmesini hiç istemediğim başucu kitabım olarak yeri apayrı olacak...
680 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Benim seyahatlerim her daim içime oldu.
İçimi, dışıyla ilgilenenlere gösterme çabasında bulunmadım, onlar da hiç anlama zahmetine girmediler.
Böylece ömrüm, içime uğurlandığım yollarda geçti.

Acı, kabullenilmekten ziyade öğrenilmek ister. Acımızı öğrenip, onun bütün dehlizlerinde cesurca dolaştığımız vakit hoş bir tat bile duyabiliriz. Çünkü her karanlık beraberinde bir ışık getirir. Nasıl ki her zemheri sonunda bir tohum filizleniyorsa her karanlıkta ışığı ile birlikte gelir. Mühim olan gelmeleri bekleyebilmektir. Kerim Mert ARAS.

Pessoa'nın ölümünden sonra, yazdıklarından toparlanan bu eseri farklı ruh hallerimden olacak ki bazen felsefik bir öğreti bazen bir isyan bazen bir içe kapanış bazende bir iç çekiş ile okudum. Farklı bir kültürden gelen ve hayatından haberimiz dahi olmayan bir yazarın kelimeleri nasılda etkiliyor bizi, öyle ya acılar gibi duygularda renk dil tanımıyor.
Kitabın son sayfasını okuyup kapağını kapattıktan sonra mutlaka mevcudiyetinize bir şeyler kattığını hissedeceksiniz.
Felsefik bir anlatıya göre oldukça sade ve akıcı üslubu, mutlaka kendinizden bir şeyler bulacağınız satırları ile Pessoa' yı okuyalım, okutturalım. Çenemin düştüğünü hissediyorum. Cümlelerimi Pessoa'nın kendi kitabını özetleyen sözleri ile bitiriyor, sağlıklı günler diliyorum.

* İçimde gömülü o kadar çok Cehennem ve Araf var ki - oysa hayata aykırı bir iş yaptığımı gören olmuş mu ..
Portekizce yazmıyorum. Ben kendimce yazıyorum.. Syf 521.'

* İnsanlardan koptum ama kendimi bulamadım.
Bu kitap her açıdan tahlil edilmiş, enine boyuna taranmış tek bir ruh halidir. Syf 624.'
91 syf.
·6 günde·Beğendi
Marie Curie: ''Hayatta hiçbir şeyden korkmayın, yalnız her şeyi anlamaya çalışın.' '

Fernando Pessoa: ''Anlamaktan Yoruldum...''

Daha önce Nietzsche'nin, Halil Cibran'ın, Kafka'nın, Tesla'nın aforizmalarını okudum. Ama sizi temin ederim, böylesi bir, bir... ne, ne yazabilirim ki...

Neyse, kitap ismiyle başlayalım.

'Anlamaktan Yoruldum'

Bakın, bu bir kitap ismi değil, bu bir yakarıştır. O kadar çok hissetmiş ve üzerine gitmiş birini görüyorsunuz ki, artık kendini soyutlamak istiyor ve kaldıramadığını açıkça beyan ediyor. Bir tartışma ortasındasınız, onlarca, yüzlerce bilgi bombardıman gibi yüzünüze birer 'tükürük' (ancak sıradan tükürükler olmadığını söylemeliyim) olarak gözünüze, alnınıza, yanaklarınıza temas ediyor. Ve komiktir ki, siz tepki vermiyorsunuz. Yüzünüz tükürükle dolu, göz bebeklerinizin içerisinde dolaşıyor ve acı veriyor. Ancak gözlerinizi kapatmıyorsunuz, olduğunuz gibi kaskatı kesilmiş sadece devam etmesini istiyorsunuz.

Anlaşılmaktan yorulmadım arkadaşım, anlamaktan yoruldum...

Tartışmanın özü budur: Anlaşılmak. Oysa istisnalar anlamaktan yorulur. Kotam doldu. Bu bir insanı deli edebilir, bir insanı çıldırtabilir.

Nefes almak mı seni yoruyor, yoksa vermek mi?...

Anlamak, acının hamurudur. Anlamak, hissetmek demektir.
İnsan bazen soruyor: Kitaplar okuyucularına neden acımaz? İstediği ortam hazır değil midir? Buz gibi bir hava ve isteği üzere pencereyi açılır. Elbiselerinizi çıkarmanızı ister, peki onu da yapalım. Titriyorsunuz, ancak bir süre sonra, yani ilerken elbiselerinizi giymenizi söyler, siz de giydiniz. Tam o sırada, açık pencerenin önünde buz gibi su dolu kovalar başınızdan aşağıya dökülmeye başlar. Bir süre sonra bunu hissetmezsiniz ve sadece şunu tekrar edersiniz: Daha, daha fazla istiyorum!

Hayatın amacını, hayatın gerçekliğini, hayatın saçmalığını ve adil olup olmadığını düşünmeyi kesin! Bize hayatın tanımını yap Pesseo!

''Hayat çelişkilerle doludur, tıpkı güllerin dikenlerle dolu olduğu gibi.'' (19)

Ne diyorum bilir misin. Dikene dokunmaktan korkma; güllere uzaktan bakmaya kork.

Anı yaşamak hakkında hemfikir miyiz? Yani bunu okuyan her kimsen, anı yaşayacak ve oluruna bırakacaksın öyle mi? Hiç sanmıyorum.

''Daima bugünü yaşarım. Gelecek hakkında hiçbir şey bilmiyorum, artık bir geçmişim de yok.'' (37)

Alıntıya, İçimizdeki Düşman filminden bir söylem ile yanıt verelim.

''...Artık kim olduğunu bile bilmiyorsun, ailen ve sevdiklerin ölmüş, ne olduğunu ve neler yapabildiğini unutmuşsun. Aslında hiç varolmamışsın.''

''Hayat ve insanlar bana ıstırap veriyor. Gerçekle yüzyüze gelemiyorum. Güneş bile cesaretimi kırıyor, içimi karartıyor...'' (48)

Hayat, insanın uyumasına izin vermeyen bir kâbus gibidir. (Oscar Wilde)

Güneş bile cesaretimi kırıyor... iki ellerimi yana doğru sallayıp, ekrana kilitleniyorum. Ama bir şey yazmak istemiyorum. Hayat adil değil. İnsanlar... bildiğiniz gibi. Biz insanlar iblisin gayrimeşru çocuklarıyız. Bu yüzden aramızda çekişmeler, itiş kakışlar ve nefretler, birbirimizi düzme istekleri olacaktır.

Son olarak. Birçok insan maske takmaktan nefret ettiğini söyler, bunu yadırgayıp dürüst olmamakla suçlar. Oysa Pesso'ya göre Maske, ruhun gerçekliğini açığa çıkarır. Neden kafanızı sallıyorsunuz, yüzünüzü ekşitiyorsunuz? Neden katılmıyorsun ki? Hiç kimse kim olduğunuzu bilmeden, duygularınıza ve hassas noktalarınıza dokunmadan sizi yaralayabilir, üzebilir ya da ağır bir tahribat bırakabilir ki? Neden sonra acı çekmiş bir kadın olarak erkeklere kin kusuyor ya da aldatılmış bir erkek olarak bütün kadınları ötekileştiriyorsunuz ki? Düzülmüş ve kendi hatalarının, aptallığının faturasını genele yaymak zorundasın? Olay tamamiyle burada başlayıp burada bitiyor.

Asla tam anlamıyla açık olma. Aksi halde can çekişen bir ceylan gibi maskara olursun. Unutma, insan doğadan daha tehlikelidir. Ve can çekişen bir ceylanın acısını sonlandırmak isteyen bir aslan gibi merhametli değildir, seni izlemek daha zevklidir.

Keyifli okumalar.
680 syf.
·10/10
Pessoa sağlıklıyken de eserleri mevcuttu, fakat öldükten sonra sandığındaki 27 bin sayfa yazıyla ün kazandı.Parça parça yazdığı yazılar, başkalarının yaşam öyküsü denemeleri değişik türde yazıları toplandı ve 1982'de basıldı. 1K da tanıştım huzursuzluğun kitabıyla, nedendir bilinmez kitabın ismine bile kendimi yakın hissettim ve hiç tereddütsüz kitabevine gidip hemen aldım. Kitap anlatı kitabı, olay örgüsü yok şimdiden söyleyeyim.

Lizbonda muhasebe yardımcısı olan Pessoa hayatın sıradanlığını, insanların basit bir hayatı daha da basitleştirerek yaşadıklarını, huzursuzluğunu, iç sıkıntılarını, bunalımlarını, hayata olan bakış açısını ,dış dünyayla olan ilişkinin onda yarattığı psikolojik ve fiziksel etkileri, İnsanları mercek altına alarak onların hareketlerini,davranışlarını gözlemleyerek,okurlarla paylaşmış. Pessoa varoluş sancılarını şöyle dile getirmiş”Var olmuş olmayı bırakmak; işte bunun hiç yolu yok.“ zaten bu cümle Pessoa'nın yaşadığı ızdırabı hissetmeye yetiyor. Kitapta “En çok anlamak yoruyor bizi. Yaşamak düşünmemektir.“ cümlesini okuduktan sonra aklıma Irvin d.yalom'un “Nietzsche ağladığındaki” kitaptan alıntı bir söz geldi. ”Bütün büyük filozoflar neden kasvetli olurlar diye bir sorun kendinize. Sorun bakalım, kimler daha emniyette, kimler daha rahat, kimler sonsuza dek mutludur? Ben size yanıtı söyleyeyim: Yalnızca sığ zihinli olanlar, yani sıradan insanlar ve çocuklar! Bu iki kitabın alıntılarında bir yakınlık duydum.

Bu kitaba dair söylenecek çok şey var, dilim dönmüyor ne yazsam, ne çizsem. Çizdiğim alıntılarda dönüp yeniden okuduğumda bende yeniden farklı duygular oluşturuyor. Sanki o cümleyi hiç çizmemişim, okumamışım yabancılaşıyor adeta. Okuduğum her kelime, her cümle içimde yeniden bir ateş yakıyor. Diğer sayfaları okuyunca sanki üstüne tonlarca odun atıyorlar sırf şuramda hissedeyim diye.
Bazen o kadar mükemmel şeyler başınıza gelir ki, bunu ifade etmekte zorlanırsınız,
söylemek gelir içinizden fakat söyleyecek şeyler kifayetsiz kalır.
Yüreğinizin derin bir yerinde bunu hissedersiniz fakat dışarı dökemezsinizdir.
Çünkü o orada kendine bir yer edinmiş, bir parça olmuştur,söküp atamazsınız. Dengeniz bozulur, ne diyeceğinizi bilemezsiniz, İşte bu kitapta benim dengemi bozdu. Söylemek isteyeceklerimi ya da düşündüklerimi, aklımdan geçenleri sözle, yazıyla aktaramadıklarımı,ifade edemediğimi Pessoa sağolsun yazmış. Kitabı okuyunca hüzünlendim. Gökyüzündeki bulutlar tüm siyahlıhıyla üstüme çöktü sanki. Güneş tüm görkemini, ışığını kaybetti. Olabildiğine soğuk ve sarsıtıcı rüzgar yüzüme çarptı. Hani güneşli bir havada yürürsünüz, güneş yüzünüzü tüm sıcaklığıyla ısıtır, ama birden gök gürler havanın soğukluğu, yağmurun damlaları yüzünüze vurur; İşte o zaman düşten uyanmış gibi olursunuz. Hayatın olumsuzlukları, kötü taraflarını görmeye başlarsınız. Bunlar aslında iyi bir şey. Hani hasta olduğumuzda ilaç içeriz iyileşmek, ayağa kalkmak için fakat yan etkiside olur, ya midemiz bulanır ya da başımız ağrır.Bu kitapta bir ilaç gibi bana, hem beni ayağa kaldırıyor, iyileştiriyor, hemde ilacın tadı midemi bulandırıyor, başımı döndürüyor. Şu an bende çelişki içerisindeyim. Pessoa'nın tadından alınca böyle oluyor. Kafam keşmekeş. Farkında olduğum şeyleri ama cesaret edip söyleyemediklerimi ya da nasıl söyleyeceğimi bilemediğim şeyleri Pessoa'da buldum. Belkide insan, ona hitap eden kitaplarda huzur buluyor. Ne kadar “huzursuzluğun kitabı” olmuş olsa da...

Pessoa düşüncelerini,gördüklerini ya da düş kurduklarını(düş kurmayı çok sever.) insanları eleştirmesini ve bu konuyu daha da derinleştirerek, bunu farklı, uzak hiç aklıma dahi gelmediği, fakat hep gördüğümüz günlük, sıradan olan şeylerle bağlantı kurarak öyle mükemmel benzetmeler yapmış ki... Kitaplarda benzetmeler ve betimlemeler her zaman dikkatimi çekmiştir. Okuduğum kitaplarda buna çok dikkat ediyorum. Gördüklerini,düşündüklerini iyi betimliyor ve aktarıyorsan okuyucuya, okuyucuda bunu tahayyül ediyorsa bana başarılı geliyor.Tabi kendi fikrim. Pessoa çok derin bir insan.Onu anlamak çok zor,zaten insanların normalde de birbirini anlaması çok zor.”Hiçbir insan ötekileri anlayamaz. Şairin dediği gibi, hayat okyanusunda birer adayız; aramızda bizi tanımlayan, birbirimizde ayıran deniz vardır. Bir ruh istediği kadar bir başka ruhun ne olduğunu anlamaya çalışsın, olsa olsa kiminle iki çift laf edebileceğini öğrenmiş olur.”

Pessoa'nın yaşadığı ızdıraplar, iç sancıları, hayatı sorgulaması,Tanrı'nın varlığı yokluğu, metafizik gibi daha birçok konulara değiniyor. Bir ipi dünyanın bir ucundan tutup, diğer ucuna kadar getiriyor ve o uçta takılı olan şeylerde insan ne de çok kendini bulabiliyor! Pessoa, kendi içinde hep çelişkilere düşmüş, ne istediğini biliyor ama sanki bilmiyor. O kadar çelişkili şeyler var ki anlamakta güçlük çektim. Pessoa'nın ruh hali hava durumu gibi sürekli değişiyor. Bir konu bazen ona çok cazip geliyor bazen de ilgisini hiç çekmiyor. Montaigne'nin “Denemeler” kitabı aklıma geldi. O kitapta ruh halini çok güzel bir şekilde anlatmıştı.Ah Montaigne ah seni yine okuyacağım....

”Huzursuzluğun kitabı” Başucumda duracak bir kitap. Ve yine okuyacağım. Bakalım o zaman bende nasıl hisler uyandıracak. Böyle kitaplar insanın ruhunu, düşüncelerini derinden etkiliyorsa daha söyleyecek ne kalır ki?
Franz kafka'nın da dediği gibi”İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar?

Keyifli okumalar dilerim.
680 syf.
·10/10
“İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar?”
Franz Kafka’nın dediği gibi olan Huzursuzluğun Kitabı okudukça alıntıda belirtilen gibi bir eser olduğunu daha iyi anlayacaksınız.
Merhabalar Huzursuzluğun Kitabı yazarın dünyaya gözlerini yumduktan sonra sandığından çıkan notların bir araya getirilmesiyle meydana gelmiştir.Kitabı ismi biraz farklı gelebilir ama ismini tam karşılayan ve adı gibi huzursuzluk dolu bir kitaptır.Yazarın yazdıkları okuyucuyunun tüm algılarını alt üst ediyor.Kitapta olay örgüsü yerine salt düşünce olduğu için ölüm,yalnızlık,huzur,düş,aşk,Tanrı gibi kavramlardan bahsetmektedir.Kitabı okurken duygudan duyguya geçeceksiniz ve nasıl bir insan bunları yazabilir ve böyle düşünceler içinde olabilir diyeceksiniz.Üslup olarak şiirsel ve yoğun bir dil kullanılmıştır ayrıca içten, samimi bir dil ile kaleme alınmıştır.Tasvirleri ise olağanüstüydü.Bireyin ruh halini en iyi anlatan yazarlardan biridir.Kitabı okuyacak olanlara tavsiyem kitabı sakin bir kafayla ve sindire sindire okumaları faydalı olacaktır.Sadece okumuş olmak için okunacak bir kitap değildir çünkü cümleler tekrar tekrar okunduktan sonra daha iyi anlaşılabilir bir hal alıyor.Altını çizdiğim alıntıları dönüp yeniden okuduğumda bende daha farklı anlamlar ifade ediyor.Hani derler ya bazı kitaplar her yaşta ayrı anlaşılır ve zevk alınır.Huzursuzluğun Kitabı da bunlardan biridir.Tekrar tekrar okuyacağım bir kitaptır ve tavsiye ederim.
Keyifli Okumalar Dilerim

Yazarın biyografisi

Adı:
Fernando Pessoa
Unvan:
Portekizli Şair ve Ressam
Doğum:
Lizbon, 13 Haziran 1888
Ölüm:
Lizbon, 30 Kasım 1935
Lizbon'da doğdu. Beş yaşındayken, müzik eleştirmeni olan babasını kaybetti. Annesi, Portekiz'in Durban konsolosuyla yeniden evlenince yerleştikleriGüney Afrika'da (1896) tam bir İngiliz eğitimi gördü. 1905'te geri döndüğü Lizbon'da yaşamının sonuna kadar kaldı. Geçimini, İngilizce ve Fransızca iş mektupları yazarak kazandı ve yalnız yaşadı.

Portekiz modernizminin öncülerinden olan Pessoa, Milton, Shelley, Keats, Poe, Byron, Whitman, Shakespeare, Baudelaire'den etkilenmiş ve ilk şiirlerini, İngilizce olarak, 1905-1908 yılları arasında yazmıştır. 1912'de, ilk şiirlerini "Portekiz 'Rönesans' " hareketinin yayın organı A Aguia dergisinde yayımladığında, simgeci şiirin ve "saudosismo"nun (geçmişe özlem) etkisi altındaydı. Aynı yıllarda, düzyazı metinler (Fausto, Epithalamium, O Marinheiro, Na Floresta do Alheamento, vd.), eleştiri ve denemeler yazdı. 1913'te, fütürist harekette yer aldı ve Sá-Carneiro ile birlikte Portekiz öncü edebiyatını başlatarak, "paulismo" akımını yarattı. 1914 yılında, her şeyi, olabilecek bütün tarzlarda hissetmek için, kendi içinde gücül olarak bulunan farklı yazar kimliklerini aralarında diyaloğa sokarak, onlara yazı aracılığıyla kurmaca bir gerçeklik kazandırdı. Pessoa'nın farklı yazar kimliklerinin yansıması olan bu kökteş şair ve yazarlar Alberto Caeiro, Alvaro de Campos, Ricardo Reis, Bernardo Soares ve Fernando Pessoa'nın kendisidir. Pessoa'nın kendi şiirleri ve kökteş şairleri aracılığıyla yarattığı şiirler Orpheu, Portugal Futurista, Contemporanea, Atena gibi ancak birkaç sayı çıkan dergilerde yayımlandı. "Vatanım Portekiz dilidir" diyen Pessoa ölümünden bir yıl önce, Portekiz tarihinin okültist ve simgeci bir yorumu olan "Mensagem" adlı şiiri yazdı ve Ulusal Propaganda Sekreterliği'nin açtığı yarışmada ödül aldı.

Fernando Pessoa 30 Kasım 1935'te, 47 yaşında, Lizbon'da karaciğer hastalığından öldüğünde pek az tanınıyordu. Sağlığında yayımlanan dört kitabından üçü İngilizce'dir: 35 Sonnets (1918), English Poems I-II ve English Poems III (1921). Portekizce kitap olarak yayımlanan tek eseri Mensagem'dir (1934). Dergilerde kalmış birçok şiir, deneme vb. yazıları vardır. Ardında bıraktığı elyazması fragman sayısı 25-27 bin arasındadır.

Bütün eserleri 1942'de yayımlanmaya başlanmış ve 26 cilde ulaşmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 1.943 okur beğendi.
  • 5.890 okur okudu.
  • 774 okur okuyor.
  • 11.119 okur okuyacak.
  • 284 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları