Haydar Karataş

Haydar Karataş

Yazar
8.8/10
52 Kişi
·
165
Okunma
·
13
Beğeni
·
1163
Gösterim
Adı:
Haydar Karataş
Unvan:
Roman Yazarı ve Aktivist
Doğum:
Tunceli - Hozat, 1973
1973 yılında, Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Haçeli köyünde
doğdu. Köyünde okul olmadığından, henüz altı yaşındayken, babası onu sırtına alıp,
1938 yılında askerî kışla olarak kullanılmış bir binada bulunan yatılı okula götürdü.
O zamana kadar yalnızca Zazaca konuşan Karataş, burada Türkçe öğrendi. İstanbul, Kocasinan Lisesi’nde okudu. Bir yandan da lokantalarda bulaşıkçılık, tekstil atölyelerinde çıraklık yaptı.

Aynı yıllarda sol fikirlerle tanıştı ve dört kez gözaltına alındı. 1992 yılında tutuklanarak Türkiye’nin çeşitli hapishanelerinde on yıl, dört ay hapis yattıktan sonra, 2002 yılının
Haziran ayında, Gebze Cezaevi’nden şartlı tahliye edildi ve ülke dışına çıktı.

2003 yılından beri İsviçre’de yaşamaktadır. Fribourg Üniversitesi’nde bir yıl, lise denklik eğitimi gördü. Daha sonra Zürih Üniversitesi’nin Psikoloji bölümü’ne kaydoldu, ancak ekonomik nedenlerle okulu bırakmak zorunda kaldı. Hamallık, temizlikçilik, yoksul ülkeler için kullanılmış giysi toplama gibi işlerde çalıştı.

Pek çok edebiyat dergisinde yazıları yayınlanan Karataş’ın Gece Kelebeği (Perperık-a Söe) romanı ilk roman çalışmasıdır. Bir dönem Açık Gazete İsviçre temsilciliği yapan Karataş, Demokratik Gündem Gazetesi, Devrimci Demokrasi, Yaba Sanat, İnsancıl, E Dergisi, Birgün, Öteki İsviçre, Dersimnews, gibi pek çok dergi ve gazetede makaleleri yayınlandı.
...Şu Dersim’de Tanrı’dan sonra kadın gelir,yani kadının günahını almayacaksın,bir kadın sana zehir dahi verse alıp cennette fokurdayan zemzemdir diye içeceksin.
Ermeni ustası elindeki çekiçle taşa vurdukça sanırsın bülbüller şakır.Ermeni taş ustaları bir de acı ağıt yakar ki,elinin altındaki taş dile gelip ağlar.
O nasıl bir Tanrı’ydı,yaşadığımızın düş,düşümüzün gerçekmiş gibi var olmasına izin verebiliyordu?Görmez miydi,hayal kırıklığının insanı sisler içinde belirsiz bir düşe çevirdiğini,görmez miydi,hayalin kendi kutsal varlığının dahi önüne geçtiğini?
Ya Tanrı,Hızır denen o her imdada yetişen Düzgün Baba neredeydi? Neden çıkıp gelmiyordu Sultan Baba dağındaki kurtarıcı?
Allah kimseyi öfke sahibi yapmasın. Öfkede din iman yok, öfke düşmana duyuluyormuş gibi durur ama sahibine düşmandır. Düşmanı bitirmeden sahibini bitirir.
Haydar Karataş
Sayfa 229 - Iletisim yay.
Gün bitecek,yeni bir gün doğacak.Annesi o taşın dibinde oturup,kızının gözden yitip gittiği bu yola bakacaktı.''Anne'' diye inledi, sanki dağların ona ses vermesini istiyormuş gibi.
İyi ki konuşmuyordu,diyordu.Susan insan,merhamet arar.Biri susmuşsa,o insan artık keramete ermiştir.Bir insan susmuş ve de ölmemişse,yani ortadan çatlamamışsa,o insan bütün ziyaretlerden daha kutsaldı.
Kötülük öfkeyi sever,kötülük öfkeyi kendine mazeret sayar.İnsan öfkeleneceğine,o keşiş gibi küsmeli,insan zalimlik karşısında susmalı ki dünya sessizlikten boğulsun.
255 syf.
·4 günde·8/10
Küçük bir kızın ağzından anlatılan büyük bir insanlık trajedisi. Zor şartlarda hayatta tutunmanın verdiği mücadele ve sürgünle biten gerçek bir yaşam.. Eğer merakınız varsa mutlaka okuyun.
255 syf.
·4 günde
Bence bir an önce alıp okumalısınız. Okuyup bitirdiğiniz zaman Haydar Karataş'ın bu romanının Yaşar Kemal ve Cengiz Aytmatov ayarında bir roman olduğunu göreceksiniz. Acılı bir yurt,aynı zamanda bir yurtsuzluk hali,müthiş yoksulluk,kahredici bir imkansızlık,çaresiz kalan bir dil,bütün bunları anlamaya çalışan yaşlılar,yetişkinler,çocuklar ve onlların çocuk ölümleri... İşte bunlarla karşılaşacaksınız Perperık-a Söe'de. Baştan başa bir çığlık, bir ağıt bu roman..
255 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Bizim burada önce kadınlar uyanır sonra güneş doğar. Bu kitabi okurken aklıma bu söz takılmıştı. Yaşanan onca zulüme onca ölüme rağmen herzaman tutanacak bir dal vardı. Elimden bırakamadığım nadir kitaplardan biriydi.
255 syf.
·9/10
Kitap bana aynı anda hem mo yan'ın kızıl darı tarlaları, hem de marquez'in Yüzyıllık yalnızlık kitaplarında aldığım tadı verdi. İnsanlık tarihine kara bir leke olarak geçen dersim katliamını bir anne ve kızı üzerinden öyle etkili bir şekilde vermiş ki Haydar Karataş kendimi olayın içinde buluveriyordum her defasında.
255 syf.
·4 günde
Bir çocuğun gözunden Dersim katliamı ve ardından yaşanan felaketler. Açlıkla, soğukla, mucadele eden geride kalanlar. Erkekleri ya kurşuna dizilmiş ya askere alınmıs biçare kadın ve çocuklar. Tarlasını surecek hayvanı bile kalmamıs, tarlasına ekecek tohumu bile olmayan dersim halkı. Yoksulluk, yoksunluk, sürgune gidenler, geri donenler, donmesi beklenenler, yakılmıs koyler, yıkılmış yaşamlar ve açlıktan ölen çocuklar. Acıların coğrafyasından bir çocuğun anıları.
Bir daha yaşanmaması umuduyla.
255 syf.
·Puan vermedi
Her sayfasına kendimden bir damla yaş bıraktığım kitap.
Sina Akyol’un deyişiyle “Edebi anlatımıyla baştan başa bir çığlık."

(Spoiler içerebilir.)
Açlığı kısa süreliğine durdurabilmek için glüng otu kaynatılarak yedirilen küçük çocukların burunlarından gelen yeşile çalan sarı sıvının çocuğun ölüm çığlığı olduğunu, açlığı kısa süreliğine de olsa bastırmak için bu otun yenilmeye devam edilmesi...
255 syf.
·374 günde·Puan vermedi
GECE KELEBEĞİ - Haydar Karataş                                           
  Kitabı tanıtmak için kalemi elime aldım, nasıl başlasam yazıya diye düşündükçe, içim, tıpkı her bir satırı okurken hissettiğim gibi acıya kesti. Sina Akyol "Edebi anlatımıyla baştan başa bir çığlık." yorumunu yapmış eser için.O kadar doğru bir tespitte bulunmuş ki... Kitabın konusu yanında yazarın dili kullanma becerisi, canlı anlatımı, tabiatı, insanları anlatırken ki kullandığı  dil bana Yaşar Kemal'i hatırlattı.     
Bir çocuğun gözüyle 1938-1939    Dersim'inde yaşananlar anlatılıyor. Çocuk neyin, neden olduğunu sorgulamadan yaşanan acıları, çekilen yoksulluğu , yitip gidenleri görüyor. Eseri politik çizginin dışına taşıyan da işte tam da bu.          
Çocuk anlatıcı Gülüzar'ın annesi Fecire Hatun'dan dinlediği masallar da esere folklorik unsurlar katıyor.                                   
Fecire Hatun, Perhan, Kolsuz Musa, Hece...  o kadar canlı anlatılıyor ki anlatıcı Gülüzar'a dönüşüp onun gözüyle her bir drama tanık oluyoruz okur olarak. Hele Sıncık Dağı'nda Fecire Hatun' un taşlara yüz sürerek yalvarma sahnesi romanın sonunda Gülüzar'ın çocuk hafızasından sıyrılarak şöyle dile gelir "Kim demişti taşların konuşmadığını, kırlangıç kuşlarının yol gözetmediğini, kim demişti?"                          
Çok fazla anlatıp büyüyü bozmak istemiyorum. Belki merak edeniniz olur...
296 syf.
·Beğendi·10/10
Dersim geçmişten bugüne acılarla yoğrulmuş bir toprak parçası.Dersimin acılı yaşantısını bu kadar etkileyici,masalsı ve insanın içine işleyen bir tarzda yazılmış bir kitap daha olduğunu zannetmiyorum.Ermeniler,kürtler,hükümet,muhacirler,kızılbaşlar gibi kimliklerin mücadelelerini okuyoruz.Yanlış politikaların sonucunda bu mozaiği maalesef kaybetmişiz.Kitapta harika bir uslup ve etkileyici betimlemeler var.
255 syf.
·10/10
Size çok sevdiğim, gözyaşlarımın sayfalarına karıştığı, dili konusu ile mükemmel bir kitapla geldim. Gece kelebeği romanı çok tartışmalı bir tarihsel vakayı 38 Dersim Harekatı ve sonraki bir kaç yılı merkezine alan, insanlığın acılarını haykırdığı içimize ok gibi saplanan bir ağıttır. Babasının kesik başını gördükten sonra bir suskuya teslim olan Gülüzar'ın gözünden görür o toprakları okur. Kimi zaman Gülüzar gibi susarak kimi zaman Çavdar Hüseyin gibi isyan ederek dinleriz. Dersime yağmur yerine bombalar yağmıştı, kan ile göz yaşının karışıp sel olduğu, geride kalanları önüne katıp götürdüğü feryat figan bir coğrafyaydı.Sadece ölenler ve sürgüne gidenlerin dramı yoktu. Her kapının ardında kocası katledilmiş kadınlar, çocukların açlıktan öldüğü, geriye kalan kadınlarında çaresizlikten canına kıydığı, jandarma sesini duymasın diye bebeğini boğup deliren analar, sürgünden kaçıp gelen insanların dere yataklarını yuva bellediği, insanlığın yerlere düştüğü kanlı topraklardı Dersim. Tek başına kalmış anne ile bir kızın yaşam mücadelesi üzerinden tüm insanlığa duyrulmuştur bir halkın sesi. Annesi kızına masallar anlatır ki bu zulümden, kötülüklerden koruyabilsin. Çekip çıkarsın onu yanıbaşlarındaki kokmuş cansız bedenlerin yükünden. Alıp götürsün onu umudun, kardeşliğin olduğu diyarlara. Bunca karanlığın içinde bir yaşam mücadelesi, umudunu ayakta tutabilme savaşıdır Perperika Soe. Gülüzar bu yangın yerinin içinde, ot bitmeyen topraklarda tüm kıyımlara inat "hayat" diye yeşeren boy vermiş bir fidan gibi hayatı, umudu, mücadeleyi temsil ediyor. Kendi topraklarımızda bizim geçmişimizi bir destan tadında anlatmış Haydar Karataş okumanızı çok isterim arkadaşlar.
255 syf.
Gece Kelebeği; edebi otoritelerin "Minik Yaşar Kemal" lakabını uygun bulduğu,Sevgili Sunay Akın'ın da okunmasını tavsiye ettiği bir yazar olan Haydar Karataş'a ait bir eser.

Öncelikle,2010 yılında İletişim Yayınlarından çıkan 255 sayfalık bu eser ve yazarı Haydar Karataş hakkında söylenenleri aktarmakta fayda var :

Murathan Mungan : "Haydar Karataş canavarcasına yazar damarı olan birisi. Hayvani bir yazar, bunu olumlu anlamda söylüyorum. Yasar Kemal’de de böyle doğadan kaynaklanan bir güç vardır."

Burhan Sönmez : "Haydar Karataş yeni dönem yazarlar arasında kendine has sese sahip ender isimlerden."

Sina Akyol : "Diliyle baştan başa bir çığlık... baştan başa bir ağıt bu roman. Şaşırarak okudum; bu denli yoğun acı, bu denli koyu keder meğer böyle ballandırılır, meğer böyle anlatılırmış."

Murat Uyurkulak : "Coğrafyanın, zorlu tabiatın, yoksunluğun, o yoksunlukla başa çıkma gayretinin anlatılışı, tüyler ürpertici bir manzaraya vesile oluyor... Adeta Dersim’de değil de, nükleer savaşın vurduğu bir dünyada, “Kum İnsanları”nın arasında geziniyoruz."

Gün Zileli : "Büyük bir insanlık trajedisini roman tadında okumak istiyorsanız, yine alın, okuyun derim. Hayatta beni üç roman ağlattı. Biri,
1965 yılında, on dokuz yaşındayken okuduğum, John Steinbeck’in Gazap Üzümleri romanı; ikincisi, dört-beş yıl önce okuduğum ve tanıtımını yaptığım, Robert Sabatier’in İsveç Kibritleri; üçüncüsü ise, şu anda elinizde tuttuğunuz Gece Kelebeği"

Kaan Arslanoğlu : "Bu derece mükemmel bir Türkçe nasıl olabilir?"

Bunca beyanat üzerine,bize laf söylemek her ne kadar düşmese de iki satır yazmadan edemeyeceğim.

Gece Kelebeği ,okurken düşündüren,düşünürken sorgulatan,sorgularken duygulandıran ve duygulanırken de sizi hüngür hüngür ağlatan,on yıllık bir cezaevi sürecinin ardından kaleme alınmış eşsiz bir eser...Mezopotamya ile Anadolu kültürünün harmanlanması ile oluşturulan bu kitap,resmi tarihimizin karanlık bir yüzüne "1938 Dersim Olayları"na ayna tutuyor.Yazarın yaşadıkları,gördükleri,duydukları,öğrendikleri ve neticesinde bizlere aktardıkları, öyle bildiğimiz basmakalıp ,yenilir yutulur cinsten bilgiler asla değil.

Diyor ki Haydar Karataş:"Türk desem Türk değiller,Kürt desem Kürt değiller,Müslüman desem yine değiller,Hristiyan hiç değiller." İşte bu insanların neler yaşadıklarını,nasıl onulmaz bir çaresizliğe mahkum edildiklerini,ot,çöp,ağaç kütüğü yiyerek nasıl ölüme direndiklerini,sütleri kesilen anaların,bebelerine sırf açlıktan ölmesin de,birkaç gün daha fazla yaşasın diye glüng otu peltesi yedirdiklerini ve bunun o bebelerin canlarına nasıl mâlolduğunu hüzünle okuyacaksınız.

Dersim'e tanıklık etmiş bir ananın kızına anlatmaya dilinin varmadığı şeyleri bir odun parçasına anlatmasının hikayesidir Gece Kelebeği...Yaşanmış bir dram olmasının yanısıra edebî bir şölen olduğunun da garantisini veriyorum size.

Yazarın biyografisi

Adı:
Haydar Karataş
Unvan:
Roman Yazarı ve Aktivist
Doğum:
Tunceli - Hozat, 1973
1973 yılında, Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Haçeli köyünde
doğdu. Köyünde okul olmadığından, henüz altı yaşındayken, babası onu sırtına alıp,
1938 yılında askerî kışla olarak kullanılmış bir binada bulunan yatılı okula götürdü.
O zamana kadar yalnızca Zazaca konuşan Karataş, burada Türkçe öğrendi. İstanbul, Kocasinan Lisesi’nde okudu. Bir yandan da lokantalarda bulaşıkçılık, tekstil atölyelerinde çıraklık yaptı.

Aynı yıllarda sol fikirlerle tanıştı ve dört kez gözaltına alındı. 1992 yılında tutuklanarak Türkiye’nin çeşitli hapishanelerinde on yıl, dört ay hapis yattıktan sonra, 2002 yılının
Haziran ayında, Gebze Cezaevi’nden şartlı tahliye edildi ve ülke dışına çıktı.

2003 yılından beri İsviçre’de yaşamaktadır. Fribourg Üniversitesi’nde bir yıl, lise denklik eğitimi gördü. Daha sonra Zürih Üniversitesi’nin Psikoloji bölümü’ne kaydoldu, ancak ekonomik nedenlerle okulu bırakmak zorunda kaldı. Hamallık, temizlikçilik, yoksul ülkeler için kullanılmış giysi toplama gibi işlerde çalıştı.

Pek çok edebiyat dergisinde yazıları yayınlanan Karataş’ın Gece Kelebeği (Perperık-a Söe) romanı ilk roman çalışmasıdır. Bir dönem Açık Gazete İsviçre temsilciliği yapan Karataş, Demokratik Gündem Gazetesi, Devrimci Demokrasi, Yaba Sanat, İnsancıl, E Dergisi, Birgün, Öteki İsviçre, Dersimnews, gibi pek çok dergi ve gazetede makaleleri yayınlandı.

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 165 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 84 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.