Lars Kepler

Lars Kepler

Yazar
8.0/10
60 Kişi
·
177
Okunma
·
9
Beğeni
·
1266
Gösterim
Adı:
Lars Kepler
Tam adı:
Alexander Ahndoril, Alexandra Coelho Ahndoril
Unvan:
Yazar
Doğum:
İsveç
Lars Kepler, aslen İsveçli olan yazarlar Alexander Ahndoril ve Alexandra Coelho Ahndoril adlı yazarlar tarafından kullanılan isimdir.
Birliktelik niçin acıyı azaltıyordu? Yansıma mı, aktarma mı, olağanlaştırma mı ya da yalnızca dayanışma mıydı bunun nedeni?
Lars Kepler
Sayfa 309 - Pegasus yayınları
Hipnoz terimi modern anlamda ilk defa 1843 yılında, İskoçyalı cerrah James Braid tarafından kullanıldı. Braid bu terimle; keskin bir dikkat ve sağlam bir duyarlılığın bir arada bulunduğu uyku benzeri bir durumu anlatıyordu.
Neredeyse herkesin hipnotize edilebileceği artık bilimsel açıdan kanıtlanabilse de hipnozun geçerliliği, güvenilirliği ve zararlarına dair fikir birliği yok. Hipnoza karşı gösterilen bu farklı tutumların nedeni, büyük ihtimalle sahtekarlar, şarlatanlar ve gizli ajanlar tarafından kötüye kullanılmış olması yüzündendir.
"Bir insanı hipnotik bilinç durumuna sokmak, teknik açıdan epeyce kolay bir şey. İşin zor tarafı süreç boyunca hastaya eşlik etmek ve elde edilen sonucun analiz edilip kullanılabilmesidir. Derin hipnoza girmiş birini kontrol altında tutabilmek çok büyük bir tecrübe ve yetkinlik gerektirir. Dünyada, bu tür bir tıbbi deneyime sahip çok az sayıda doktor var."
Lars Kepler
Sayfa 8 - Pegasus
Yunan mitolojisinde Tanrı Hipnoz, elinde haşhaş kapsülleri tutan kanatlı bir erkek çocuğu olarak tasvir edilir. Hipnoz uyku demektir. Karanlığın ve gecenin oğlu, tanrı Thanatos'un yani ölümün ikiz kardeşidir.
Lars Kepler
Sayfa 8 - Pegasus
Hipnoz:
Öneri ve meditasyonla birlikte ortaya çıkan farklı bir bilinç durumudur. Nörofizyoloji açısından bakarsak, beyin, hipnoz altındayken özel bir biçimde çalışır. Nadiren kullandığımız tarafları birdenbire faaliyete geçer. Hipnoz altındaki kişi tamamen gevşer. Uyuyormuş gibi görünür ama EEG'sini çekecek olursak, beyin faaliyetleri, uyanık ve dikkatli olduğunu gösterir.
Hipnoz denildiğinde genelde kastedilen şey heterohipnozdur, yani bir kişinin belirli bir amaçla hipnotize edilmesi. Yani mesela, negatif halüsinasyonlar çağırmak gibi. En yaygını, bilincin acıyı hissetmesini engellemektir. Acının hala orada olup olmaması acıyı nasıl tanımladığına bağlı. Tabi ki hasta acıya fizyolojik tepki verir ama acıyı hissetmez, hatta klinik hipnoz altında ameliyet yapmak bile mümkündür.
Hastaya olan şey ise; terapi bağlamında söyleyecek olursak, dinamik hipnoz sırasında hasta, gözlemleyen benlik ile bir ya da birçok tecrübeyi birden yaşayarak davranan benlik arasında neredeyse ikiye bölünür. Yani bir tiyatro sahnesinde seyreder gibi kendini seyreder.
Lars Kepler
Sayfa 73 - Pegasus
Benjamin İbranice 'mutluluğun oğlu' demektir. Tevrat'a göre Yakup, Rakel'le evlenebilmek için on dört yıl çalışmıştı. Rakel'in iki oğlu olmuştu, biri Firavun'un düşlerini yorumlayan Yusuf, diğeri mutluluğun oğlu Benjamin'di.
Lars Kepler
Sayfa 224 - Pegasus
608 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10
Aralık ayından kalma, Ocak ayının ilk kitabını bitirmiş bulunmaktayım.

Sınav dönemi olduğu için bitmesi biraz uzun sürse de aslında hızla akıp giden ve 600 sayfa boyunca heyecanı hiç eksik olmayan bir kitaptı.

Olaylar, 10 yıl önce hipnoz yapmayı bırakıp bir daha da yapmayacağına söz veren bir doktorun özel bir durumdan dolayı, polisin de özel ricasıyla bir hastayı hipnoz etmesiyle başlıyor. Aynı doktorun çocuğunun kaçırılmasıyla birlikte 10 yıl öncesine kadar uzanan olaylar zincirinde heyecanlanmamak imkansız gibi bir durum.

İlk başta olay, hipnoz edilen çocukmuş gibi dursa da kitap çoğunlukla doktorun kaçırılan çocuğu üzerinde duruyor. Olayların, ilk başta birbiriyle alakalı olduğu düşünülse de farklı boyutları olduğu sonradan anlaşılıyor.

Kitabın polis kahramanı Joona ise ince zekasıyla sevdiğim bir karakter oldu. Biraz ukala biri olsa da bu da her olayı çözebilme yeteneğinden geliyor.

Kitabı okuyun, seveceksiniz ve en sonunda da size Joona her zaman ki cümlesini söyleyecek.

"Ben demiştim."

Polisiye ve Korku-gerilim seven herkese tavsiye edilir.
608 syf.
·3 günde·8/10
Kitap kan dondurucu detaylar ve müthiş bir olay örgüsü ile karşınıza çıkıyor, ilk sayfalar da bile her şey oldukça hareketli ve kan dondurucu. Aslında kitabın ilk çeyreğinde olaylar çözülmüş gibi görünse de (ben ee bundan sonra kitap neyle devam edecek derken) ilk çeyreğin sadece çok iyi bir giriş bölümü olduğunu fark ediyorsunuz. Kitap gerçekten çok iyi ve zekice kurgulanmış, olağan olmaktan uzak ve alışkın olmadığımız bir kurguya sahip. Kitabın dili çok akıcı ve kurgusu iyi ve olaylar da çok fazla olunca kitap öyle güzel aktı ki, çoğu zaman gerçeklikten koparak kitabın dünyasına girdim ve sayfalar nasıl geçti hiç anlamadım.

Hipnozcu gerçekten güzel bir polisiye gerilimdi, bu türü sevenler mutlaka göz atmalı derim.

Ayrıntılı yorum için; http://yorumatolyesi.blogspot.com/2016/08/hipnozcu.html
608 syf.
·7 günde
Korku, hüzün, acı, vahşet ve ardından mutlu son. Cinayet romanlarını kesinlikle okumam diyordum ama elime bir şekilde geçti ve okudum. Hem kalınlığı hem de korku dolu olması beni okumaktan asla caydırmadı çünkü akıcı ve merak uyandırıcı bir kitaptı.
Kitabın başında cani olarak tanıtılan ve ablasına duyduğu sahiplenme isteğine ablası tarafından olumlu bir karşılık alamayan Josef Ek eğer ablası onunla olmazsa tüm aileyi öldürmekle tehdit eder ve öyle de yapar, tüm aileyi feci bir şekilde vahşice öldürür...
Kitabın sonuna doğru da bir başka cani ortaya çıkar o da Erik Maria Bark'ın (hipnozcu) bir zamanlar hipnoz yaptığı hastası Lydia'dır ve bu da çocukken ailesinden işkence gördüğü için şimdi de kendisi çocuklara işkence etmeye çalışıyor...
608 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitap muhteşem .. İlk sayfalar da katil i tahmin ettim diyor sunuz ama tahmin edilen kişi olmuyor soluksuz okudum gerilim sevenler pişman olmazsiniz .Ayrica hipnoz la ilgili bir sürü bilgi ediniyorsunuz..
472 syf.
·Beğendi·10/10
Harika bir polisiye okudum. Hatta okumadım izledim sanki. Her satırı heyecan doluydu. Kitabın ilk sayfasından itibaren kendinizi olayların akışına kaptırıyorsunuz. Fakat ne yazık ki serinin dördüncü kitabı Kum Adam. Üçüncü kitabı yayınevi atlayıp bunu çevirmiş.
Lars Lepler'i diğer polisiye yazarlardan ayıran bir özelliği var. Her ne kadar dedektif Joona Linna serisi olarak geçse de, okuduğum her 3 kitapta da ana karakte farklı. Yani Joona Linna yan karakter olarak karşımıza çıkıyor her kitabında. Bu kitapta da ana karakter Saga.
Her ne kadar polisiye bir kitap olsa da, duygusal satırlar da barındırıyordu. Bir babanın pişmanlıkla dolu geçmişi. Kızının kaybolduğu gün, onu tartaklaması, bağırıp ağır laflar söylemesi. On üç yıl boyunca süren bir vicdan azabı. Kitabın sonuna bakmamak için kendimi zor tuttum, baba kızına kavuşabilecek mi diye? Ayrıca kitapta en sevdiğim karakter Saga oldu. Birçok kişinin hayalindeki polis memuru. En azından benim için
Kitap çok ustaca kurgulanmış. Okurken o gerilimi, o heyecanı hissediyor ve kendinizi bir anda hapishanenin içinde buluyorsunuz. Seri katille başbaşa kalıyor, onun nefesini ensenizde hissediyor, korkularınızla yüzleşiyorsunuz. Yazarın açık ara en güzel kitabı bu. Hatta ilk iki kitabı okumasanız da olur. Bu kitapta çok zeki bir seri katille karşı karşıyayız. Kitabın sonunda yapmış olduğu planları okurken ağzım açık kalakaldım. Tüm polisiye severlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
608 syf.
·7/10
Kitap hipnoz yapmayi senler önce birakan doktorun polisin özel ricasıyla bir hastayı hipnoz etmesiyle başlıyor. Olaylarin devaminda doktorun cocuguda kacirilinca tam anlamiyla kitabin icine girmis bulunuyoruz. Katil kim diye kitabin son sayfasina kadar karar veremedigim bir kitap oldu.
608 syf.
·300 günde·Puan vermedi
Kurgu olarak bakıldığında kopuklukların olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca Independent ın bahsettiği gibi dehşete kapılmadığımı söylemeliyim.
Olayların merkezi ıskalanmış bana göre.
Çünkü işlenen cinayet bağlamından uzaklaşılmış. Son olarak Ejderha Dövmeli Kız serisi benim için daha sağlam bir eserdi.
608 syf.
·31 günde·Beğendi·9/10
Oldukça etkileyici ve sıradışı bir kitap.Gerilim kitabın başlarından itibaren insanı etkisi altına alıyor sonuna kadar da devam ediyor.Yalnız müfettiş Joona Linna karakterine pek ısınamadım açıksası. Diğer karakterlere göre geri planda ve pasif kalmış.Serinin diğer kitaplarını da çevrildikçe okumayı düşünüyorum.
608 syf.
·7/10
Merakınızı üst seviyede tutmaya çalışan bir polisiye eser.Yazarların hikayesi de ilginç.Biraz pazarlama stratejisi gibi ama ilginç. Kalın olması sizi ürkütmesin. Akıcı bir kitap bence. Ama tabi ki bir Sisle Gelen Yolcu yada bir Siyah Kan değil zannımca...
608 syf.
·Puan vermedi
Polisiye ve gerilim sevenler için müthiş bir baş yapıt niteliğinde.
Kitap kan dondurucu detaylar ve müthiş bir olay örgüsü ile karşınıza çıkıyor, ilk sayfalar da bile her şey oldukça hareketli ve kan dondurucu. Aslında kitabın ilk çeyreğinde olaylar çözülmüş gibi görünse de ilk çeyreğin sadece çok iyi bir giriş bölümü olduğunu fark ediyorsunuz. Kitap gerçekten çok iyi ve zekice kurgulanmış, olağan olmaktan uzak ve alışkın olmadığımız bir kurguya sahip. Kitabın dili çok akıcı ve kurgusu iyi.Olaylar da çok fazla olunca kitap öyle güzel aktı ki, çoğu zaman gerçeklikten koparak kitabın dünyasına girdim.
Hala düşünmüyor değilim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Lars Kepler
Tam adı:
Alexander Ahndoril, Alexandra Coelho Ahndoril
Unvan:
Yazar
Doğum:
İsveç
Lars Kepler, aslen İsveçli olan yazarlar Alexander Ahndoril ve Alexandra Coelho Ahndoril adlı yazarlar tarafından kullanılan isimdir.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 177 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 80 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.