Nihat Behram

Nihat Behram

Yazar
8.7/10
722 Kişi
·
3.157
Okunma
·
154
Beğeni
·
6.087
Gösterim
Adı:
Nihat Behram
Unvan:
Türk Gazeteci, Şair ve Yazar
Doğum:
Kars, 18 Kasım 1946
Nihat Behram (d. 18 Kasım 1946 Kars), Türk gazeteci, şair ve yazar. Asıl adı Mustafa Nihat Behramoğlu'dur.

Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1967'de yayımlandı. 1975'te ağabeyi Ataol Behramoğlu ile birlikte Militan dergisini ve 1979'da Yılmaz Güney ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. 1972'de çıkardığı ilk şiir kitabı olan Hayatımız Üstüne Şiirler kitabı yasaklandı ve yazdıklarından ötürü 12 Mart Dönemi'nde iki yıl askeri cezaevinde tutuklu olarak yattı.
Cezaevinden çıktından sonra bir süre gazetecilikle uğraştı. Vatan gazetesinde ele aldığı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın yaşamlarını ve mücadelelerini anlatan yazı dizisi, çok ilgi görünce Darağacında Üç Fidan adıyla kitaplaştırıldı. Bu yazı dizisi ve şiirleri öne sürülerek sivil mahkemelerde ve sıkıyönetim mahkemelerinde hakkında birçok dava açıldı. 12 Eylül Dönemi'nde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığından çıkarıldı. 1996 yılında Türkiye'ye döndü. Bugüne değin 12 şiir kitabı yayımlandı. Şiirlerinde doğanın yeri ve sözcük dağarcığının zenginliği dikkat çekicidir.

Entelektüel dergisinde 2000 yılında çıkan "Özlemin Kadar" adlı şiiri özellikle beğeni toplamıştır.

sol.org.tr haber sitesinde her iki haftada bir çarşamba günleri yazıları yayınlanmaktadır. Türkiye Komünist Partisinin 9. kongresinde kürsüden okuduğu "ayaklanma çağrısı" adlı şiiri büyük beğeni toplamıştır. Son olarak 15 mart 2009 günü, yine TKP'nin düzenlediği "Ya Osmanlıya dönüş, Ya Sosyalist Cumhuriyet" mitinginde şiirlerini kürsüden seslendirmiştir.
Toplumcu Gerçekçi Şiir ilkelerine yöneldi,şiirini yeni biçim ve tema arayışlarıyla besledi.Çevirileriyle de dikkat çekti.Edebiyat ve kültür üzerine yazdıkları,antoloji ve diğer çalışmalarıyla kuşağın önde gelen yazarları arasına girdi.
Bu şehir gençliğimdi benim,
aşklarım, gizlerim, meraklarım
kavuşup kavuşup yitirdiğim sevinçlerim.

Nihat Behram
Deniz karşılıklı sınıf çatışmalarının yer aldığı, sağlıklı bir toplum olan ülkemizde son olaylardan çok daha önce egemen güçler tarafından bu cezaya çarptırılmıştır ancak bu cezanın infazı için herkesçe bilinen son eylemleri kendilerince makul bir gerekçe olarak kamuoyuna sunulmuştur. Deniz adım adım gerçekleştirmek istediği her hukuki ve demokratik eylemin karşılığında haksız şekilde her zamanda hapishanenin dört duvarı ile karşı karşıya kalmıştır. Bunun için Deniz Gezmiş egemen sınıfların bu kinine çoktan layık olmuştur. Neden? Deniz çalışkan ve başarılı bir öğrenciydi, hukuk öğrenimine girmesi rastlantı değildi. Onun hukuk öğrenciliği devrimciliğinden çok sonra gelir. O hukuk öğrenimine devrimci bir mücadele için araç olsun diye, inanarak karar vermişti. Genç kafasında sesli bir şekilde belirlenen adaletli ve haktan yana düzeni ancak demokratik yollardan hukuk öğrenimi yaparak gerçekleştirileceğine inanıyordu. Ancak egemen burjuvazi bu inanç ve kavgacı kişiliğe bu olanağı tanımadı.
"Bilinir, nice isimsiz ölünün omuzlarında yükseldi Vietnam'da zafer.
Ve zaman zaman tümünün adına dikilerek ölümün
karşısında bazı isimler, simgesi oldu bu ülkenin.
Genç elektrik isçisi Nguyen Van Troi bunlardan biriydi...

Doğduğunda savaş vardı; ülkesi yağmalanıyordu.
Ve yağmacılar yerli çeteleri dört bir yanı tutmuştu.
Halkı yıllardır direnmekteydi emperyalizme ve uşaklarına karşı.
Nguyen dünyaya baktıkça kendine geldi. Halkın saflarına katıldı.

Amerika Savunma Bakanı McNamara'nın öldürülmesi görevini
verdi ona mücadelesi. Girişimi başarısızlığa uğradı.
Vietnam'daki azgın sömürgeci güçleri denetlemeye gelen McNamara,
ölümden kıl payı kurtuldu. Nguyen yakalanmıştı. İşkencelerden geçirildi.

Troi'nun devrimci bilinci, yurtsever duyarlılığı, kararlılığı
bir an bile geri basmadı. Üstelik halk düşmanlarının elinden kaçmak,
mücadeleye katılmak için her fırsatı değerlendirdi.
İki kez ellerinden sıyrıldı. Fakat ayağı kırılmış, başaramamıştı.
Yeni bir fırsatta yine kaçacağını söylemekten çekinmedi;
bir de eylemlerinin suç değil, halkına bir borcu olduğunu söylüyordu.
Bu iki sözden başka tek şey alamadılar ağzından.
Kurşuna dizileceği günü beklemeye başladı.

Yakalandığında yirmi günlük karısı, pamuk isçisi Quyen,
umut ışığının sönmemesini dileyen bir duyguyla,
acı içinde Saygon sokaklarında dolaşırken,
gazete satan çocukların birden parlayan çığlıklarıyla irkilmişti:
-Son baskı, yazıyor... bir telefon konuşması bir hayatı kurtarıyor...-

Telefon Venezuellalı gerillalardan geliyordu.
Yani dünyanın bir başka ucundan.
Gerillalar kaçırdıkları bir Amerikalı albayın hayatına karsılık,
Nguyen'in hayatını istiyorlardı.
Yani Nguyen'in kişiliğinde umudu...

Quyen ne Venezuella'yı duymuştu ne de kocasını kurtarmaya
çalışanları tanıyordu. şaşkınlık ve sevinç içinde,
yaslı ve bilgili tanıdık bir işçiye koşarken, Saygon sokakları da
bir anda hareketlenmişti. Karanlık altında bir şenlik fısıltısı esiyordu.
Quyen değiş tokuş sırasında giysin diye,
kocasının tek giysisini fırçalayıp bohçalarken,
kocasından gelen bir mektup, onun her şeyden
habersiz olduğunu gösteriyordu. Quyen daha da heyecanlanmıştı.

Nguyen mektubunda -idamımdan sonra karıma iyi bakın- diyordu.
Quyen sevinçli haberi kocasına iletmek için zindana seğirmiş,
orada olağanüstü güvenlik önlemleriyle karşılaşılmıştı.
Satılık, kukla Saygon yönetimi Venezuellalı gerillaları aldatmıştı.
Nguyen'i saldık deyip kurşuna dizmişlerdi.

Nguyen öldürüldüğünde yirmi yaşındaydı.
Onun öldürüldüğü zindan, Saygon yönetiminin
en sıkı korunan zindanıydı. Fakat bir grup devrimci,
akla durgunluk veren bir başarıyla, zindana girip,
Nguyen'in kursuna dizildiği direğin dibinde gösteri yaptılar.
Satılık Saygon yönetimi, yeni Nguyenlerle karşı karşıyaydı.
Artık karısı Quyen de devrimin bir neferi olmuştu."
Nihat Behram
Nguyen Van Troi 1 Şubat 1940 - 15 Ekim 1964 Vietnamlı elektrik işçisi ve Viet Cong şehir gerillası
"Bilmem ki sahibi kim yabanelin
Bunca özlem neresinde toplanır
Sarmaz buzda donsan, yansan soğutmaz
Bilmem, sızı canda nasıl saklanır"
Nihat Behram
Sayfa 37 - Everest
Diyarbakır'da yattığı günler, babası ona görüşmeci gidiyordu. Bir seferinde, ona aldığı iç çamaşırlarını getirmiş ve "burada fanila, çamaşır çok pahalı," demişti. Hüseyin o zaman babasın, "Şimdi anladın mı çocukluktan beri senin dükkanına neden gelmediğimi; bizim mücadelemiz bunlarla işte, sen de aynı işi yapıyorsun, beşe alıp ona veriyorsunuz, fakir fukarayı sömürüyorsunuz," demişti...
(...)

Bilemem
hatıralar mı artık
seni
karanlık bir sokakta unutulmuş
sessiz gözyaşları mı gizler

Akarsular kadar berraksın oysa
adımların
kayalıklar kadar görkemli senin

(...)
Nihat Behram
Sayfa 25 - Nihat Behram
Daha sonra müdür, Yusuf’a, ODTÜ’de hangi bölümde okuduğunu sordu. Yusuf, “Fizik bölümü ikinci sınıfta idim,” diye yanıtladı. Yusuf’un konuşmasındaki rahatlıktan onun idam edilecek biri olduğunu unutmuştu sanki müdür. “İkinci sınıfta idim,” deyişi birden havayı etkiledi.
Duruşma Yargıcı Ahmet Tetik:
“Anayasayı tebdil, tağyir ve ilgaya. T.C. K.’nın 146/1. maddesine… Ölüm cezasına… Tahfife mahal olmadığına…
Deniz; hiç beklemeden, dimdik, yumruğu sıkılı, kolu havada bağırıyor.
“YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE”
Yusuf, aynı şekilde:
“YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE”
Sonra Hüseyin, Atillâ ve diğerleri…
Bu kitap o zaman ''Kitaplık'' olan kütüphaneme girdiğinde 7. sınıf öğrencisiydim. Kitabı satın aldığımız gün dün gibi aklımda. Babamın bana ilk aldığı kitap buydu. İşin cilveli yanı ise kendisi ağır şekilde Türk-İslam sentezini benimser. 8. Sınıf öğrencisi için pek ideal olmayan bu kitabı babama neden aldığımızı sorarken aklım ''Gençlik kitapları'' reyonunda idi. Bana verdiği cevap şu yöndeydi. '' Her fikri ölç, tart biç, düşüncelerin kulaktan dolma değil, kendine ait olsun. Sana ait olmayanı düşüneni daha çok sev, hayat gerçekten farklılıklarla güzel, bu çocuklar zamanında memleketleri için bir şey yapmaya çalıştılar, onları anlayamadık Dursun önkuzu da bizim, denizlerde bizim dedi (hemen hemen cümle tamamiyle böyle)'' Ki kendisi 69 lu ve bu idamlara karşı herhangibi bir sorumluluğu da yok.. O günden sonra biriktirdiğim tüm düşünce ve ideolojileri kendim ölçüp tarttım benimsedim, kabullendim.... Bugün yeniden baştan sona bu kitabı okuyup bitirmenin buruk sevincini yaşıyorum. Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki taban tabana zıt görüşlerimiz olsa da Türkiye tarihinin en acı en can yakıcı olaylarından biri. Benim için hayatıma yön veren kitaplardan oldu. Şunu tüm kalbimle söylüyorum ki ( Siyasi cinayet ve idamlara karşı çok sert çizgilerim var ) keşke yaşamalarına izin verilse bu cinayet işlenmeseydi. Keşke çocuklarını ve akabinde torunlarını görecek kadar sıhhatli bir yaşamları olsaydı. Keşke, keşke....
Söze nasıl başlayayım, doğru kelimeleri nasıl ifade edeyim diye düşündüm. Ama sonra içimdeki en güçlü hissi cümlelere dökmeye karar verdim. Bir utanç, bir Türkiye ayıbı! Yıllar da geçse bu üç gence yapılan haksızlık asla unutulmayacak! O dönemi yaşamayan biri olarak tabi ki ahkam kesemem. Ama şimdi ne yaşıyorsak o yıllarda da mevcuttu! Kirli oyunlar, medyayı susturma, halkı yanlış bilinçlendirme, suça verilen cezanın orantısızlığı, dizine değil boyuna kadar haksızlık! Deniz, Yusuf ve Hüseyin onlar 6 Mayıs 1972'de asıldılar. Hücrelerinde geçirdikleri son ana kadar olan birbirlerine ve davalarına bağlılıklarına gıpta ettim. Hele ailelerine yazdıkları son mektupları okurken, gözlerim fazlasıyla yaşardı...Kitapta son dönemlerini, yakalanmalarını, mahkeme günlerini ve idama gidişlerini anlatıyor. Avukatların da kendi ağızlarından olayın sürecini anlatan demeçleri mevcut. Yazar da o dönem kitabı yazdığı için yargılanmış ve tatsız günler geçirmiş biri. Herkesin okuması en azından kim olduklarına karşı bir fikir sahibi olmaları açısından tavsiye ederim. Huzur içinde uyusunlar...
Kitap öyle bir Zaman'da karşıma çıktı ki, bunu anlatmasam olmaz. Hatırla Sevgili dizisini baştan alıp izliyordum, 57. Bölümde denk geldim bu kitaba ve listemde öncelik verdim başladım. İnanamadım. Diziyle birebir aynı, hem izliyorum hem okuyorum. O nedenle kitabın bende yarattığı hissiyatı size anlatamam. Bazı sayfaları var ki kendimi tutamadım ağladım. Hangi görüşte olursanız olun okuyun, okutturun.
Onlar öldüler ama yenilmediler ülkemizin 27 mayıs şanlı "devrimi" ile kazandıgı kırıntıda olsa özgür 27 mayıs anayasasını bağımsızlıgı savundular zalimin karşısında asla boyun eğmediler ve gencecik hayatlarını işçilerin emekçilerin halkların kurtuluşuna adamaktan zerre çekinmediler her 6 mayıs şafagında yüreklerimiz sızlasa da hepimiz birer deniz mahir hüseyin yusuf ulaşız kadiriz taylanız bu böyle biline .. yiğitlerimiz işçilerin emekçilerin mücadelesinde bilincinde yaşıyor yaşatıcaz ...
Hiçbir şahsın görüşüne, yaşam biçimine ve onun kimliğime olan yakınlığına göre kanaat belirtmek için okumadım okuduklarımı. Söz hakkım var mı ilkin bu sorulmalıydı bana da. Ve insana bakışı insanca yapmanın insanı temel hasletleri (zaafları, istekleri, tabiatı) ile kavramayı zarurî kıldığını delillendiren yaşamlara inandım. Bir ömürlük yollara... Ben inandım. Birçok kere kendime rağmen... Yollarımı kimse bilmezken, ben yol olmaya da inandım.

Dibine inmekten imtina edemeyeceğim kavramlardan ikisi şu an zihnimin ucunda: Anlamak ve öz. Dolayısıyla tanımak ve tanımlamak. Onaylamak, dedim mi? Hiç sanmıyorum. Ben Yedi Güzel Adam'ı sadece bu sebeple bile hatmetmek istiyorum: Şahit olmak!

Bağrım çok yandı, çok kavruldu canım. Bu kitapla da hangi hisler ayaklandı, gönül divanımda kurulan bu mahkemede gözlerim satırlarla nasıl kavga verdi bilseniz... Deniz Deniz'im oldu, Yusuf Yusuf'um ve Hüseyin Hüseyin'im. Suçu da suçluları da inkâr etmedim. Fakat cezayı inkâr etmemek için vicdanımı üç ayaklıya götürmemem gerekirdi. Onlar giderken ben de gittim. Hem de ayrı ayrı üç kere.

Ve bugün... Bağlantılıdır: İnsanlar popüler kültürün gözde şahsiyetlerine ve TV'ye taht kuranların cezbedici (!) yaşantı tercihlerine dair bol bol çene yorup onların genel kültür bilgilerini, görgü değerlerini, şahsî izlenimlerini engin tecrübeleriyle (!) mütalaa ededursunlar. Şu üniversiteden mezunum, şu puanı aldım, şöyle işim, böyle fiziğim... En'i, niceliği, güçlüyü, tarafı, adam kayırmayı, öfkeden ateş almayı, taze bebeğe taraf tutmayı çoğu zaman da gurur davası sayarak aşılayan biz değil miyiz? Şikayete gerekçe bizim işimiz, peki uğraş? Bizde herkes bilir, herkes her konuda kelam sahibidir zira! Bunu bilir, bunu söyleriz.

Öğretilebilir, şekillendirilebilir kültürel değerlerin kitlesel propagandaya alet edilmesi ve belirli kitlelere taksim edilerek, tefrika minvalinde ele alınması özelde vicdan kirliliğini, adalet yoksunluğunu afişe etmektir. Ve bu bilinçsiz yapılanmanın güçlüden nemalanan ve güçlüyle özdeşim kurma derdine düşen genç dimağlara taklit pompalayan mimarları, bugün de farklı alanlarda ve devr-i miras yolu ile öz kavramını unutturmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Sorunlar devirlerle değişiklik gösterir de kök aynı köktür ve cehalet aynı cehalet! Hani şu eğitimle örtülemeyen ve örtüşmeyen...

Söz nihayete hep burada erer: Kendini ara, kendini taran, kendine ağla. Bağışla kendini. Düş, kalk. Bir daha düş. Yanıl, kirlen. Fakat temizlenmenin ve yenilenmenin mecburîyet, yaşamın bir arayış olduğunu unutma. Nefret ile sevmenin hatta sevebilmenin savaşında haddinden geçmeyen hiçbir müphem yok. Haddini tanıdıkça görmeyi öğrenir insan, gösterileni değil! Ne diyorduk? Önce gösterilenlerden başla. Sana kendini nasıl gösterdiklerinden... Sen kimsin?
Hepimiz farklı İdeolojilere sahip olabiliriz ama saygıyla anmanız gereken üç şerefli onurlu hayat...Solmayan üç fidan ve baskı altında geçen yıllar...bağımsızlık mücadelesi...yakalanmalarından asılmalarına kadar geçen zaman anlatılmış.. idamlarının ardından yıllar geçsede herzaman tartışmaya açık bir konu... herkesin ön yargılarından sıyrılarak okuması gerek diye düşünüyorum...
Mukemmelllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllkllklkkkk
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 12 Mart döneminde tutuklanma, yargılanma ve asılmalarına giden süreci anlatıyor Nihat Behram. Kitabın son kısımlarında da mahkemenin verdiği idam hükmü ve davanın yeniden muhakeme edilmesine ilişkin birçok kişinin değerlendirmeleri yer alıyor.

Kitabın dilinde, anlatımda bir sorun yok da anlatılanlar insanı karmakarışık yapıyor. 6 Mayıs 1972’ye götürüyor, Denizler’in asılmalarından önceki yaşananlara, 12 Mart darbe döneminde özgürlüklerin kısıtlandığı, baskının, tutuklamaların, işkencelerin olduğu, idam cezalarının sıradan bir ceza gibi uygulandığı bir döneme aynı zamanda.

Böyle bir dönemde, önyargılı, olağanüstü bir mahkemede yargılama sonucunda verilen doğruluğunun sorgulanması gereken idam hükümlerinin gerçekleştirilmesi sırasında bile acımasızca davranan insanları gördükçe öfke duydum. En son aşamada ise yaşananların her anı beni çok duygulandırdı, içim sızladı. Mektuplarında ailelerine yazdıkları, babalarının onları toprağa verirken yaşadıkları, acılarına saygı göstermeyen insanlar… Daha önce bunları okumuş olmama rağmen.

Onlar hem tutukluluk sürelerinde hem de ayakları zincirli halde hücrelerinden alınıp da darağacına götürülürken ve son nefeslerini verene kadar davalarından, dik duruşlarından asla vazgeçmediler. Onurlu ve yürekli bir şekilde gittiler…

“Erdemleri rehberimiz;
Anıları yolumuza ışık olsun…”
Dönemle ilgili okuduğum kitapların arasında en iyisi. En iyisi derken tabii içerik olarak tüylerinizi diken diken eden olaylardan bahsetmiyorum. Anne kafamda bit var kitabı ve bu kitap beni çok etkilemişti. Dönemle ilgili öyle şeyler yazıyor ki olamaz bunlar diyorsunuz. Okumak istemeseniz de bi yanınız devam etmek istiyor okumaya. Zor dönemlerden geçmişiz bize düşen okuyup ders almak.
Buraya ne yazsam kendi ideolojiniz doğrultusunda istediğiniz yere çekebilirsiniz, bunun için ne Deniz ne Yusuf ne de Hüseyin hakkında geçen olaylarla ilgili yorum yapmayacağım. Ama bu üç isimle ilgili en ufak bilgi sahibi olmadan atıp tutan insanlara tahammül yok. Kitabın içeriği ise: bu üç ismin son tutuklanmalarından itibaren kalan günlerini yaşananları,mahkeme durumunu, idam gününü akıcı bir dille fotoğraflar sunarak anlatmış. bölümler arasında nihat behramoğlunun o dönemde kendi yazdığı şiirleri de mevcut.

Kitabı okurken arka planda Deniz'in son isteği olan: Rodrigonun gitar konçertosu çalabilir https://www.youtube.com/watch?v=RxwceLlaODM

Deniz, Yusuf ve Hüseyin için bestelenmiş diğer bir şarkı: https://www.youtube.com/watch?v=7ebJ4TmZzfo

Yazarın biyografisi

Adı:
Nihat Behram
Unvan:
Türk Gazeteci, Şair ve Yazar
Doğum:
Kars, 18 Kasım 1946
Nihat Behram (d. 18 Kasım 1946 Kars), Türk gazeteci, şair ve yazar. Asıl adı Mustafa Nihat Behramoğlu'dur.

Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1967'de yayımlandı. 1975'te ağabeyi Ataol Behramoğlu ile birlikte Militan dergisini ve 1979'da Yılmaz Güney ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. 1972'de çıkardığı ilk şiir kitabı olan Hayatımız Üstüne Şiirler kitabı yasaklandı ve yazdıklarından ötürü 12 Mart Dönemi'nde iki yıl askeri cezaevinde tutuklu olarak yattı.
Cezaevinden çıktından sonra bir süre gazetecilikle uğraştı. Vatan gazetesinde ele aldığı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın yaşamlarını ve mücadelelerini anlatan yazı dizisi, çok ilgi görünce Darağacında Üç Fidan adıyla kitaplaştırıldı. Bu yazı dizisi ve şiirleri öne sürülerek sivil mahkemelerde ve sıkıyönetim mahkemelerinde hakkında birçok dava açıldı. 12 Eylül Dönemi'nde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığından çıkarıldı. 1996 yılında Türkiye'ye döndü. Bugüne değin 12 şiir kitabı yayımlandı. Şiirlerinde doğanın yeri ve sözcük dağarcığının zenginliği dikkat çekicidir.

Entelektüel dergisinde 2000 yılında çıkan "Özlemin Kadar" adlı şiiri özellikle beğeni toplamıştır.

sol.org.tr haber sitesinde her iki haftada bir çarşamba günleri yazıları yayınlanmaktadır. Türkiye Komünist Partisinin 9. kongresinde kürsüden okuduğu "ayaklanma çağrısı" adlı şiiri büyük beğeni toplamıştır. Son olarak 15 mart 2009 günü, yine TKP'nin düzenlediği "Ya Osmanlıya dönüş, Ya Sosyalist Cumhuriyet" mitinginde şiirlerini kürsüden seslendirmiştir.
Toplumcu Gerçekçi Şiir ilkelerine yöneldi,şiirini yeni biçim ve tema arayışlarıyla besledi.Çevirileriyle de dikkat çekti.Edebiyat ve kültür üzerine yazdıkları,antoloji ve diğer çalışmalarıyla kuşağın önde gelen yazarları arasına girdi.

Yazar istatistikleri

  • 154 okur beğendi.
  • 3.157 okur okudu.
  • 19 okur okuyor.
  • 1.207 okur okuyacak.
  • 24 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları