Oscar Wilde

Oscar Wilde

8.5/10
1.532 Kişi
·
4.360
Okunma
·
874
Beğeni
·
15.974
Gösterim
Adı:
Oscar Wilde
Unvan:
İrlandalı Oyun Yazarı, Romancı, Kısa Öykücü ve Şair
Doğum:
Dublin, 16 Ekim 1854, Dublin
Ölüm:
Paris, 30 Kasım 1900
16 Ekim 1854 yılında doğdu, Ünlü cerrah William Wilde'ın oğludur. Dublin'de Trinity College'ta okudu, 1874'te Oxford'a girdi. 1881 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti orada estetik üzerine bir dizi konferans verdi. İlk tiyatro oyunu Vera New York'ta sergilendi. Bir süre Paris'te yaşadı, orada Verlaine ve öbür sembolist şairlerle tanıştı. İngiltere'ye dönünce Mutlu Prens'i (1888) yazdı. Oscar Wilde, 1884 yılında Constance Lloyd'la evlendi. Wilde, İngiltere'de estetizmin ve 'sanat sanat içindir' hareketinin başlıca temsilcisi olmuştur. Wilde, eşcinsellikle suçlanarak iki yıl cezaevinde yatmıştır. Daha sonra Fransa'ya sürgün olarak gitmiş, 30 Kasım 1900 yılında yoksulluk içinde ölmüştür.
Ruh, yaşlı doğar ama gittikçe gençleşir. Bu, hayatın komedisidir. Vücut, genç doğar ve gittikçe yaşlanır. Bu da hayatın trajedisidir.
Oscar Wilde
Sayfa 36 - Alakarga Yayıncılık
“Bu gece günceme yazacağım.”
“Neyi?”
“Ateşten eli yanan çocuğun ateşi sevdiğini.”
Düşes, “Ya sanata ne diyorsun?” diye sordu.
“Bir illettir.”
“Aşk?”
“Yanılsama.”
“Din?”
“İnancın yerini tutan günün modası.”
"Sen kuşkucusun.”
“Hiç de değil. Kuşkuculuk imanın başlangıcıdır.”
“Ya nesin sen öyleyse?”
“Tanımlamak kısıtlamaktır.”
“Bir ipucu ver bana.”
“İp dediğin kopar. Labirentte kaybolabilirsin.”
Savaşta güçlüler zayıfları tutsak eder, barışta da zenginler yoksulları.
Oscar Wilde
Sayfa 58 - Genç Kral öyküsünden.
Kitap, Oscar Wilde'nin aforizmalarından oluşuyor. Bölüm bölüm ayrılmış ve çerez niteliğinde okunup sindirilebilecek bir eser. Daha önce Oscar Wilde okumadığım için böyle bir kitapla hafif bir giriş yapmak istedim.

Genel olarak yazarın kitapta yer alan sözlerini beğendim; fakat kadın-erkek ilişkilerinde kullandığı aforizmaları pek tasvip edemedim. Zira kadınları genel olarak aptal, erkekleri ise akıllı olarak nitelemiş. Bu konuda eleştiride bulunmadan geçemem... Tabii yazarın 19. yüzyılda yaşamış bir yazar olduğunu göz ardı ederek bu yorumumu yapıyorum.

Sonuç olarak güzel bir tat bıraktı damağımda. Onlarca güzel alıntının yapılabileceği bir kitap. Hele 1000 Kitap'ta fenomen olmak gibi bir niyetiniz varsa, Twitter'dan veya Facebook'tan saçma sapan kimin yazdığı belli olmayan sözleri kopyala yapıştır yapmak yerine bu tarz kitapları edinerek kolaylıkla fenomen olabilirsiniz. Zira bu türden kitaplar, kitabevlerinin ticari kaygıyla sıkça yayınladığı türden kitaplar. Elde etmesi de kolay. 5-6 TL gibi bir fiyata ünlü yazarların aforizmalarına ulaşabiliyorsunuz artık... Hem bu şekilde hareket ederek birilerinin "Bu söz kime ait?" tacizleriyle karşılaşmazsınız hem de özgün bir fenomen olabilirsiniz.

Herkese keyifli okumalar.
        Bilemedim bu yazdıklarım incelemeden sayılır mı Dostlar? Sadece hissettiğimi yazmak istedim, belki içsel bir hesaplaşmaydı benimkisi;
        Dorian’ ın portresi gibi değil mi zaten hayatımız? Farklı pencerelerden bakarak farklı yorumlar yapıla bilinir bu güzel romana. Lakin okuduğumda bana hep kendi portremi düşündürdü..
Kâinatın sahibi bizlere öyle güzel ve öyle kusursuz bir portre ile göndermiş ki bu fani dünya ya! Bize de bu portreyi Baki Âlem’ e kadar en az kirlenme ile geri götürmek düşer. Dorian’ ın portresi misali Yaradanın vermiş olduğu aklı, iradeyi, vicdanı, merhameti, şefkati ve daha sayamadığımız bir sürü insani vasıfları emredilen şekliyle yaşamadığımız veya yerine getirmediğimiz, her anında biraz daha kirleniyor, biraz daha bozuluyor portremiz. Üstelik Yaradanın affından başka hiçbir şey silmiyor bu portremizde oluşan kirlilik ve bozulmayı.
         Mevla’m bizleri Dorian’ ın düştüğü durumlara düşürmesin ve portremizi gerçek sahibimize götürebileceğimiz en güzel hali ile götürmeyi nasip eylesin inşallah. Gerçekten de okunası olağan üstü güzellikte bir şaheser, iyi okumalar diliyorum Dostlar…
<< Oysa insanlarda ağaç gibidir. Ne kadar yükseğe ve aydınlığa çıkmak isterse, o kadar kuvvetle toprağın altına inmek ister kökleri, karanlığa, derinliğe - kötülüğe... >>

Bu sözleriyle Nietzsche edebiyatın sırrını izhar etmiş. Edbiyatçı gözüyle bu kıskanılmalı. Tabii ki, bunu amaçlayarak söylemiş olduğunu söyleyemem, şahsi fikrimdir. Belki de filozofların da sırrı budur. Peygamberlik vahiye dayalı, filosof aklını konuşturur, bilim insanı maddeyi/eşyayı konuşturur, İslam alimi vahiy ve hadis rehberliğinde ilhamını/aklını konuşturur, edebiyatçı ise?!
O, aydınlık için karanlığı, iman için küfrü, ahlak için ahlaksızlığı, edep için edepsizliği irdeler ve konuşturur. Bunun için onun hayatı ya ihtiyari ya da ızdırari kaderle feda edilir. Izdırari kader içinde ihtiyari kader olarakta gözükebilir ama bunu değiştiremez. Değiştirmeye kalkışacağı anda hayatının feda edildiğinin de farkına vardığı için değiştirmez. Siyah üzerinden beyaza ulaşmanın hatta beyaza anlam kazandırmanın yolunun o siyah içinden geçmek olduğunu çoktan farketmiştir. Dahası beyazın en beyaz noktasının, siyahın en siyah noktasının hemen yanında başucunda olduğunu hissetmiştir. Nietzsche'nin ifade ettiğindeki gibi...gece-gündüz misalindeki gibi... Felsefe sadece var'dan bahsederse kuru kalır, bir de var "hatrına" yok'tan bahsederse, var konusu ne kadar cazip hale gelir değil mi!? Edebiyat da aynı şekilde; ahlaktan bahsedince kuru kalıyor, çünkü amaç bunu yazmak değildir - ahlaksızlık üzerinden ahlaka giden yolu buldurmaktır. Yol göstermek, bakış açısı sunmak, kurtarmak... Kurtulmuşsan sana niye edebiyat yazayım ki!?

Tüm bunları, Oscar Wilde'ın hayatı hakkında birazcık ama epey denilecek kadar olumsuz bilgiler edindikten sonra yazma ihtiyacı duydum. Amacım Oscar'ı aklamak değil, anlamaktır. "Her azizin bir geçmişi olduğu gibi, her günahkarın da bir geleceği vardır." derken Wilde, alabilecek olana mesajını vermiştir zaten. Ne "yazık ki", gerçek anlamda edebiyat(çın)ın çarkları bu şekilde dönüyor. Hoşumuza gitse de gitmese de. Güzel için çirkini irdelemek kaçınılmazdır. Bu noktada gerçek anlamda edebiyatçı aynı zamanda fedaidir.

"Önemsiz Bir Kadın"la, yıllardır liste 1'mde zirvenin sahibi Tolstoy'un tahtını sallayacak bir yazarla tanıştığımın sinyalini aldım. Daha önce de bu zirveyi Çehov sallamıştı. Kafka da öyle izlenim bırakmıştı.

Gelelim esere. Kadın konusu. Hemen yanında parantez açıp ingiliz kadını yazmam lazım. Çünkü kadın konusu bir yanıyla üniversel/global, bir yanıyla da milli/lokal konudur. İngiliz ahlak kuralları kadın-erkek ilişkilerini nasıl şekillendirmiştir veya nasıl şekillenmesine engel olmuştur, gerçekte doğal olarak nasıldır piyes boyunca diyaloglara yansıtılmıştır. Erkeğin bakışında kadının anlatımını geçtim de kadının bakışında erkeği anlatımını nasıl bu kadar tespitsel ince ayarda yazabilmiş hala anlayamadım. Çok kaliteli, önemli, güzel bir piyes okuduğumun farkındayım.

https://youtu.be/uly0GKlbtH0
Bu roman söylenecek her övgüyü sonuna kadar hak ediyor. Hayatımda okuduğum en derin, en etkileyici romanlardan biriydi Dorian Gray'in Portresi. İnanılmaz gizemler barındıran, uçurumların ucunda sallanan bir uçurtma gibi söylenen sözler sizi ciddi anlamda sarsıyor. Sarsmaktan öte aslında alt üst ediyor. 1890 baskısında gördüğü tepkilerden dolayı, 1891'de basılan versiyonda bıçağın ucunu törpülemiş ama görüşlerinden asla vazgeçmemiştir.

Temposu hiç düşmeyen sürekli sizin ilginizi ayakta tutan bir roman Doria Gray'in Portresi. Yazarın yaşantısıyla çok önemli bağlantıların bulunduğu romanda yapılan bir portre resmin Dorian Gray'in hayatını nasıl baştan aşağıya değiştirdiğini görüyoruz. Yazar fazla ironi kullanmadan direk okura verilmek isteneni vermiştir. Ancak anlatımlarındaki derinliğin portre ile bağlantılı olması ve olayların bu portre etrafında dönmesi sizi sürükleyen unsurlardan biri olacaktır. Portre Dorian Gray'in ruhu gibi değişecek midir? Yoksa portre Dorian Gray'i değiştiriyor mudur? Acaba Bay Dorian Gray'in gerçek yüzü portreye yansıyacak mıdır? Bütün bunların cevabını romanın sonunda ve romanın her köşesinde bulacağınıza eminim.

Şiirleri, kısa öyküleri, oyunları ve tek romanıyla edebiyat dünyasına damgasını vurmuş bir yazarın 46 yaşında Paris'te bir otel odasında ölmesi oldukça üzücüdür. Lakin geride bıraktığı eserleri onu fazlasıyla ölümsüzleştirmiştir. Bu dünyadan bir Oscar Wilde geçmiştir dememiz sanırım ona duyacağımız saygının en büyük ifadesi olacaktır. Son olarak yazarlar yaşantıları ve tercihleri ile değil, vermiş olduğu sanat eserleriyle hatırlanmalıdır.
Mutlu prens, Mutlu prens ve Mutlu prens

öncelikle söyleyeyim bu incelemeden öte düşünce yazısıdır. Bu kitabı ne kadar zamandır almak istiyordum inanın ben dahi hatırlamıyorum :):)
Hatta bu kitabın şerefine Sütlaç yaptırdım evet efendim bildiğimiz sütlü pirinçli olan tatlımız. Çok yakıştılar : https://i.hizliresim.com/dOlLWD.png
Tavsiye ederim gerçekten iyi gidiyor =) =)
•••••••••••••••••

Neyse asıl meseleye geçelim Mutlu prens adlı şaheser içinde beş tane öykü mü masal mı (tam olarak anlıyamadım) ama okuduğum her yaş kesimine hitap eden öyküler veya masallar bulunduran kitap . Ve bence bu kitapların olması çok iyi çünkü hem çok okunuyor, seviliyor hem de yazarın ne kadar emek verdiğini gösteriyor. Şahsi fikrimce kitapta ki tüm masallar ve hikayeler hepsi güzeldi ama benim için üçüncü masal'ın( Bülbül ve Gül) yeri bambaşkaydı. Sanırım konusundan ötürü konusu ise: Fedakarlık ve Aşk

Ve ayrıca şunu belirtmek isterim kitabın kapağına ilk bakışımda bir anlam verememiştim :https://i.hizliresim.com/Oo8rAz.jpg
Ama eğer bu mükemmel ötesi kitabı alıp ilk masal'ı okursanız o kapağa verecek bir anlamınız olur. Ben burada içinde ki masallar'ın konusuna değinmek istemiyorum zaten kitap elli sayfa yani alıp, okuyup bitirebilirsiniz çerez niyetine.
•••••••••••••••

Diğer incelemelerimden her kitabı öneririm evet sanırım bu kitabı önermeme gerek yok bu kadar övgüden sonra . Ayrıca on puan verdiğim az kitaplardan birisidir.
Okuyun, okutturun Mutlu kalın :)))
Sağlıcakla (:
Oscar Wilde, ölüsüne hayran olduğum bir yazar. Onun yaşamı kendi deyimiyle "sanat"ı; yazarlığını da "yetenek" olarak tanımlamakla birlikte, kendi egosunun farkında olan ve bunu girdiği cezaeviyle yok etmeyi başarmış yazarlardan. Eserini, cezaevine girmesine neden olan Lord Alfred Douglas adındaki bir adama olan aşkını, yakınmalarını, öfkesini ve en önemlisi sevgisini dile getirmiş; uzun soluklu bir mektup olarak kaleme almış yazar. Ve eşcinselliğini bulunduğu toplumda cesurca dile getiren, kimseden korkmayan, ukalâ insanları söz sanatıyla yerle bir etmekten haz duyan, cezaevine girince aydınlanıp onu karanlıktan kurtaran ışığın, yaşadığı "acılarla" parladığını fark edince mahkûmiyetine sevinmiştir yazar. Oscar Wilde' ı anlamanın en kuvvetli yolu "de Profundis" tir... Hayran olduğum nokta ise duyduğu sevginin hiçbir kuvvet ile yok edilemeyişi ve tüm hayatını, kariyerini, servetini, şanını bunun uğruna feda ederek, sırf toplum öyle istiyor diye sevgisini yok etmesinin, kendisini yok etmek olduğuna inanmasıdır.

~~Tavsiyede şiddet gerekli~~
Küçük prens neyse mutlu prenste odur benim için. Çocuk öykülerinin büyüklere hitap etmesinin, büyüklere göre yazılan öykülerin küçüklere hitap edememesinin en güzel sebebi, büyüklerin içinde yaşayan bir çocuk olmasıdır. Oscar wilde didaktik kalemiyle okuyucuya, hayal dünyasındaki sembollerle gerçek dünyadaki sembolleri o denli uyarlamış ki her yaşta farklı anlamlar çıkarabilir insan.

~~ İyi okumalar ~~
Oscar Wilde İrlandalı oyun yazarı, romancı, kısa öykücü ve şair. Farklı üslubu ile İngiltere’de Victoria döneminde büyük etkiler yaratmış bir isim. Gençlik dönemlerinde estetizm hareketi alanında aktif faaliyet göstermiştir ve sayesinde bu alanda bilinirlik ve etki artmıştır. Yaşam tarzında dişil yansımalar daha çok görülmüştür. Bazen giyimi, bazen yaptığı dekorlar vb ile. Güzellik ve estetiğe verdiği değeri her zaman açıkça yansıtmıştır. Ayrıca yaşadığı eşcinsel ilişkiler ve bunlar hakkındaki düşüncelerini eserlerinde sık sık kullanması da toplum tarafından yadırganmasına, ahlak bozucu olarak görülmesine ve hatta kendisinin bir dönem hapse mahkum olmasına sebep vermiştir. Sonrasında zor günler yaşamış, parasızlık çekmiş ve bir otel odasında menenjit sebebiyle ölmüştür. Eserlerinde otobiyografik ögeler yüksek derecede kendini göstermiştir.

Dorian Gray’in Portresi Wilde’ın ilk ve tek romanıdır, bunun dışında çoğunlukla tiyatro oyunları ve öyküler yayımlamıştır. Ama buna rağmen bu tek roman ile adını büyük ölçüde duyurmuş, büyük etkiler ve tatrtışmalar yaratmıştır.

İçerikten kısaca bahsedecek olursam; Dorian Gray saf bir ruh ve güzellik taşıyan bir gençtir. Zengindir. Sıkı dostu olan Basil’in bir gün onun portresini yapması ve bu esnada Dorian’ın Lord Henry ile tanışmasıyla tüm olaylar başlar. Portre o kadar güzel olmuştur ki, Basil ve Henry’nin hayranlık belirten sözleri ile de Dorian gençliğinin güzelliğinin farkına varır. Bunları bir gün kaybedecek olma düşüncesi o kadar etkiler ki, çok içten bir dua etmesine sebep olur. Zamanın güzelliğinden hiçbir şey almamasını ve yaşlılık, çirkinlik gibi etkilerin portreye yansımasını ister.

Eserin baş karakteri Dorian olsa bile Basil ve Lord Henry de olayların çoğunlukla merkezindedir.
Kitabın başlarında sık sık toplum, aşk, sanat, estetik, din vb bir çok konu üzerine özellikle Henry aracılığı ile düşüncelerin belirtildiğini görüyoruz. Henry bunları öyle bir üslup ve rahatlık ile söyler ki, sözlerine katılmasanız bile büyüsüne kapılıyor ve kendinizi sorguluyorsunuz. Burada henüz kendini keşfedememiş olan Dorian’ın Henry tarafından verilenler ile kötü yanları beslenmeye başlar ve hayatta gençlik, güzellikten önemli hiçbir şey olmadığını düşünür. Ettiği dua ile aslında ruhunu şeytana satmıştır ve sadece fiziksel olana bel bağlayıp, ruhunun tüm kötü yönlerini beslemiştir. Basil’in Dorian’a olan aşk seviyesindeki bağlılığı ve ettiği sözler ile yazarın eşcinsellik ögeleri barındırdığını da açıkça fark ediyoruz.

Aslında Lord Henry’nin benimsediği ve sık sık belirttiği düşünceleri yazarın kendi düşüncelerini de barındırır. Estetik olana, gençliğe, güzelliğe verilen değer gençliğinde yaptıklarıyla da görülmektedir. Wilde’ın yaşadığı eşcinsel ilişkiler döneminde sorunlara sebep olmuş, bu konulardaki fikirlerini eserlerinde de sık sık işlemesi Victoria döneminde büyük tartışmalar yaratmıştır. Düşüncelerinin ve eserlerinin ahlaksızlığı yücelttiği söylenmiş ve yazar izni ile de bu eseri kısaltılıp, sansürlenmiştir. Bu nedenle Oscar Wilde Victoria döneminin ikiyüzlülüğünü ve bazı sorunlarını da kitabında işlemiştir.


Romanının üç ana karakteri için şöyle demiştir: “Basil Halward, ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda…”

Her insanın aslında içinde biraz da olsa kötülük barındırdığını, bunu tetikleyici şeyler olursa nasıl da ortaya çıkabileceğini görüyoruz bu eserde. Bilinç ve bilinçaltının yarattığı farklılıkları, toplumun dayattıklarının insanları ne ölçüde etkilediğini ve egomuzun bize yaptırdıklarını da görüyoruz. Bir tarafımızla ahlaki, toplumsal vb. değerlere uymaya çalışırken, diğer taraftan egomuzun bize dayattıklarını törpülemeye çalışırız çoğunlukla ama bu çok baskın olduğunda insanda çift karakter yaşatıyor. Bu da bizim kötü yanlarımızı daha çok ortaya çıkarıyor. Hem yasak olan ve yapılmak istenip de yapılmayanlar da daha çekici gelmez mi insana her zaman? Bir de içimizdekini keşfetme sürecinde doğru yolu bulma serüvenidir önemli olan. Hayatın merkezine ne koyarsak, o yönlendiriyor bizleri. Hırslarımız, egomuz, bencilliğimiz güzel olan ne varsa kendi ellerimizle yok etmemize sebep olabiliyor bazen ve Dorian gibi ruhunu hırsları uğruna satanlar, dönülmeyecek bir yola girebiliyor.

Kesinlikle okunmalı, okutturulmalı bu eser. Ama tarafsız bir gözle. Yazarın konuyu işleyiş biçimi, üslubu o kadar güzel ki, keşke tek romanı olmasaydı dedirttiriyor. Katılmadığım konular ne kadar çok olsa da kendimizi sorgulama açısından önemli bir eser diye düşünüyorum. Özellikle de Everest’in sansürsüz basımını tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim herkese 
Oscar Wilde kitaplarından 9 tanesinden alınan etkileyici cümlelerden oluşuyor kitap.Oscar Wilde okumanın önemini kavratıyor, başlamakta fayda var.

Neler söylemiyor ki. Başucunuzda dursa bu kitap hiç boşuna olmaz.

“Her şeye inanabilirim. Yeter ki aklımın hayalimin alamayacağı bir şey olsun” İnanmak denilen şeyin akıldan ziyade kalple ilgili olduğunun apaçık bir ifadesi.

“Erkek yorulduğu için evlenir kadınsa meraktan.Sonuçta ikisi de hüsrana uğrar” Hüsran kısmını bilemedim ama sebep kısmına kesinlikle katılıyorum.

“Hayat ciddiye alınamayacak kadar önemlidir.” Gel de çık bu cümlenin içinden:)

Pek çok ifade var böyle derinlikli, birkaçını daha paylaşayım.

“Ruhunu hislerden başka şifası yoktur, tıpkı hislerin ruhtan başka şifası olmadığı gibi.”

“Çok modern olmak kadar tehlikelisi yok. Öyle ani modası geçiveriyor ki insanın.”

“Hepimiz bir çukurda debeleniyoruz ama bazılarımız yıldızlara bakıyor.”

“Dünyada yalnız iki trajedi vardır: Biri istediğini elde edememek,diğeriyse etmek. İkincisi en fenasıdır, ikincisi gerçek bir trajedidir.”

“Erkekler güzel şeyler söylemekten vazgeçtikleri anda güzel şeyleri düşünmeyi de bırakırlar.”

“Şu hayattan dersimizi ancak ihtiyacımız kalmadığında çıkarmamız ne acı.”

“Hakikat iyi huylu,sevimli,terbiyeli bir genç hanıma söylenecek türden bir şey değildir.”

“Basit keyifler hayatın karmaşasına karşı son sığınağımızdır.”

“Hayatın sırrı,fena halde aldatılmış olmanın verdiği keyfin değerini bilmektir.”

“Tarih okumuş herkes itaatsizliğin insanın hakiki erdemi olduğunu bilir.İlerleme ancak itaatsizlik yoluyla kaydedilir,itaatsizlik ve başkaldırı yoluyla.”

“İnsanın gerçek kusursuzluğu sahip olduklarında değil, kim olduğunda gizlidir.”

“Bir gülün kökünü mikroskop altında incelemektense gülün kendisinin keyfini çıkarmayı yeğlerim.”

“Kendimize karşı en dürüst olduğumuz anlar en tutarsız olduğumuz zamanlardır.”
Öncelikle söylemeliyim ki kitapla tanışmama vesile olan
https://1000kitap.com/Pastelboya hocama cok teşekkür ediyorum.. :) ilk Oscar Wilde kitabımdı.. Harikaydı.

Ne dilediğine dikkat et...!

Dorian Gray.. çok yakışıklı karizmatik bütün insanların –sadece kadınların değil, erkeklerin de- gördüklerinde hayran oldukları bir adam. Basil ilk gördüğünde onun güzelliğinden etkileniyor (Bana göre kitabın sansürlenmesi, kadın-erkek ilişkisi değil...Basil'lin Dorian'a beslediği duygular ) Dorian onun modeli oluyor. Basil içinde Dorian olan tablolarını kimseye göstermiyor, tüm gözlerden sakınıp kendisine saklıyor. Kitabı bitirip kapattığınızda keşke olaya Harry dahil olmasaydı, Dorian hep portresinin yapıldığı andaki gibi kalsaydı diye düşünüyorsunuz. Boş bir beyne ne verirseniz alıyor çünkü. Kişiliği henüz oturmamış insanlara her türlü fikri empoze etmek nasıl kolaysa, Dorian da Harry’nin fikirlerinden, sözlerinden öylesine etkileniyor. Bundan sonrasında bir daha kendisi olamıyor zaten.Aslında tam olarak içindeki kötü ortaya çıkıyor. Onu aklına gelen şeyleri yapmaktan, istediği gibi biri olmaktan alıkoyan hiçbir engele sahip değil. Çünkü artık arkasına gizlendiği gizli bir portresi var..

Yalnızca Lord Henry'nin aforizmaları için bile okunabilir, tavsiye ederim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Oscar Wilde
Unvan:
İrlandalı Oyun Yazarı, Romancı, Kısa Öykücü ve Şair
Doğum:
Dublin, 16 Ekim 1854, Dublin
Ölüm:
Paris, 30 Kasım 1900
16 Ekim 1854 yılında doğdu, Ünlü cerrah William Wilde'ın oğludur. Dublin'de Trinity College'ta okudu, 1874'te Oxford'a girdi. 1881 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti orada estetik üzerine bir dizi konferans verdi. İlk tiyatro oyunu Vera New York'ta sergilendi. Bir süre Paris'te yaşadı, orada Verlaine ve öbür sembolist şairlerle tanıştı. İngiltere'ye dönünce Mutlu Prens'i (1888) yazdı. Oscar Wilde, 1884 yılında Constance Lloyd'la evlendi. Wilde, İngiltere'de estetizmin ve 'sanat sanat içindir' hareketinin başlıca temsilcisi olmuştur. Wilde, eşcinsellikle suçlanarak iki yıl cezaevinde yatmıştır. Daha sonra Fransa'ya sürgün olarak gitmiş, 30 Kasım 1900 yılında yoksulluk içinde ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 874 okur beğendi.
  • 4.360 okur okudu.
  • 125 okur okuyor.
  • 3.398 okur okuyacak.
  • 64 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları