Oscar Wilde

Oscar Wilde

Yazar
8.6/10
2.001 Kişi
·
5.737
Okunma
·
1.066
Beğeni
·
19.957
Gösterim
Adı:
Oscar Wilde
Unvan:
İrlandalı Oyun Yazarı, Romancı, Kısa Öykücü ve Şair
Doğum:
Dublin, 16 Ekim 1854
Ölüm:
Paris, 30 Kasım 1900
16 Ekim 1854 yılında doğdu, Ünlü cerrah William Wilde'ın oğludur. Dublin'de Trinity College'ta okudu, 1874'te Oxford'a girdi. 1881 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti orada estetik üzerine bir dizi konferans verdi. İlk tiyatro oyunu Vera New York'ta sergilendi. Bir süre Paris'te yaşadı, orada Verlaine ve öbür sembolist şairlerle tanıştı. İngiltere'ye dönünce Mutlu Prens'i (1888) yazdı. Oscar Wilde, 1884 yılında Constance Lloyd'la evlendi. Wilde, İngiltere'de estetizmin ve 'sanat sanat içindir' hareketinin başlıca temsilcisi olmuştur. Wilde, eşcinsellikle suçlanarak iki yıl cezaevinde yatmıştır. Daha sonra Fransa'ya sürgün olarak gitmiş, 30 Kasım 1900 yılında yoksulluk içinde ölmüştür.
Kimse görmese de zincirlerimiz var; bize özgür dense de köleyiz.
Oscar Wilde
Sayfa 62 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 14.Basım
Ruh, yaşlı doğar ama gittikçe gençleşir. Bu, hayatın komedisidir. Vücut, genç doğar ve gittikçe yaşlanır. Bu da hayatın trajedisidir.
Oscar Wilde
Sayfa 36 - Alakarga Yayıncılık
“Bu gece günceme yazacağım.”
“Neyi?”
“Ateşten eli yanan çocuğun ateşi sevdiğini.”
Savaşta zayıflar güçlülerin kölesi olur.
Barışta da yoksullar zenginlerin kölesi olur.
Oscar Wilde
Sayfa 62 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 14.Basım
Herkesin her şeye inandığı ve de zırnık bir şey bilmediği günler.
Oscar Wilde
Sayfa 266 - Can Yayınları 28.Basım
Balıkçı'ya seslendi, "Satılık neyin var?" dedi.

"Sana ruhumu satayım," diye cevap verdi.
"Yalvarırım al ruhumu, ben artık ondan bıktım."
Oscar Wilde
Sayfa 100 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 14.Basım
"Mutlu musun Sybil?" diye sordu.

"Sevgili Lady elbette mutluyum. Siz değil misiniz?"

"Mutlu olmaya vaktim yok, Sybil.
İnsanları tanır tanımaz onlardan bıkıyorum."
Oscar Wilde
Sayfa 189 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 14.Basım
Dorian Gray ' in Portresi, Oscar Wilde ' nin tek romanı olma özelliğini taşıyor. Ama 10 kitap yazacağına tek bir kitapla 10 kitaba bedel bir etki bırakması onun nasıl bir yazar olduğunu ortaya koyuyor zaten. 1981 yılında basılan Dorian Gray ' in Portresi yayımlandığı dönem büyük tepki görüp, büyük tartışmalara sebep olmuştur. Kitabın yazarı Oscar Wilde " ahlaksızlıkla " suçlanmış, kitap birkaç kere sansüre uğramıştır. Çünkü kitapta eşcinsellik ve hazcılık açıkça işlenip, ahlaksızlık ön plana çıkarılmıştır, o dönemin insanlarına göre.


Oscar Wilde ' nin " Bir ruhun hikayesi " diye tanımladığı kitabı, masum ve saf bir gencin adım adım günaha sürüklenmesini, egosuna yenik düşüp ahlak ve karakter savaşını kaybedişini anlatıyor. Kitap ana karakter Dorian, dostları Basil ve Henry ' i anlatıyor. Oscar Wilde bu karakterler için "
Basil Hallward ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda... " diye bahsediyor.


Dorian tüm ailesini kaybetmiş ama ardlarından büyük bir mirasa sahip olmuş, eğitimli, insanları tekrar döndürüp baktıracak kadar yakışıklı saf bir genç. Fakat kendisine eşcinselliğe varacak kadar büyük bir ilgiyle yaklaşan dostu Basil ' in yaptığı portresi sayesinde güzelliğinin farkına varan ve Basil ' in tanışmasını istemediği Lord Henry ' nin sözlerinin etkisinde kalan kahramanımıza göre dünyada önemli olan tek şey gençlik ve güzelliktir artık. Sonsuza kadar genç ve yakışıklı kalmayı dileyen Dorian bunun için ruhunu şeytana satmaya hazırdır. Dostu Henry ' nin sözlerinin etkisinde kalan Dorian ' a göre zevk ve heyecan hayatın temel taşı olmuştur ve zevk, haz, heyecan kötülüktedir. Zamanla içindeki iyiliği kaybeden Dorian bambaşka bir insan olmuştur. Yaptığı her kötülük portresine yansır. Kitabı okurken dikkat çeken bir noktada dış görünüşün, güzelliğin insanlar üzerinde bir etki bıraktığı. Dorian o kadar yakışıklı ki, böyle birinin kötü olması mümkün değildi topluma göre. Çünkü "çirkin" insanlar sadece kötü olabilir algısına sahibiz ve bu algı bariz bir şekilde bugün bile toplumda fark ediliyor.


Yazar; kitapta alaycı, iğneleyici bir anlatım kullanmış. Henry karakterinden her ne kadar nefret etsem bile dediklerinin doğru olduğunu düşünmekten kendimi alıkoymadım. Henry kelimelerle oynayan, insanları konuştukça etki altında bırakan, oldukça kurnaz bir karakter. Bir zamanlar masum ve saf olan Dorian ' ın her yanlışından sonra artık neler yapabilir, ne kadar ileri gidebilir diye beklerken daha büyük bir yanlışı patlak verdi. Kitapta üzüldüğüm ve en çok sevdiğim karakter ise Dorian ' ın portresi sayesinde kariyerinin dönüm noktasını yaşayan Basil oldu.


Uzun bir aranın ardından inceleme yapma fırsatı bulduğum Dorian Gray ' in Portresi okuduğum en orjinal konuya sahip, akıcı, farklı ve olağanüstü güzel, üstüne uzun süre düşündürecek bir kitaptı. Edebi yönü ve çevirisi de oldukça başarılıydı bana göre. Kitabı okurken Oscar Wilde ' nin ruhunu ve düşüncelerini tüm çıplaklığıyla göreceksiniz. Estetik, din, sanat, güzellik, ego, vicdan, aşk, cinsellik,,, gibi bütün düşüncelerini kitaba aktarmış çünkü. Bu kitabı Ahmet Y ' nun tavsiyesi ve Seyid Ahmet GÜLTEKİN ' in incelemesi üzerine okumaya karar verdiğim için, ikisine de teşekkür ederim. Tüm ön yargı ve sığ düşüncelerden arınıp okuyabilecek kişilere bu kitabı tavsiye ederim...
Kitap, Oscar Wilde'nin aforizmalarından oluşuyor. Bölüm bölüm ayrılmış ve çerez niteliğinde okunup sindirilebilecek bir eser. Daha önce Oscar Wilde okumadığım için böyle bir kitapla hafif bir giriş yapmak istedim.

Genel olarak yazarın kitapta yer alan sözlerini beğendim; fakat kadın-erkek ilişkilerinde kullandığı aforizmaları pek tasvip edemedim. Zira kadınları genel olarak aptal, erkekleri ise akıllı olarak nitelemiş. Bu konuda eleştiride bulunmadan geçemem... Tabii yazarın 19. yüzyılda yaşamış bir yazar olduğunu göz ardı ederek bu yorumumu yapıyorum.

Sonuç olarak güzel bir tat bıraktı damağımda. Onlarca güzel alıntının yapılabileceği bir kitap. Hele 1000 Kitap'ta fenomen olmak gibi bir niyetiniz varsa, Twitter'dan veya Facebook'tan saçma sapan kimin yazdığı belli olmayan sözleri kopyala yapıştır yapmak yerine bu tarz kitapları edinerek kolaylıkla fenomen olabilirsiniz. Zira bu türden kitaplar, kitabevlerinin ticari kaygıyla sıkça yayınladığı türden kitaplar. Elde etmesi de kolay. 5-6 TL gibi bir fiyata ünlü yazarların aforizmalarına ulaşabiliyorsunuz artık... Hem bu şekilde hareket ederek birilerinin "Bu söz kime ait?" tacizleriyle karşılaşmazsınız hem de özgün bir fenomen olabilirsiniz.

Herkese keyifli okumalar.
        Bilemedim bu yazdıklarım incelemeden sayılır mı Dostlar? Sadece hissettiğimi yazmak istedim, belki içsel bir hesaplaşmaydı benimkisi;
        Dorian’ ın portresi gibi değil mi zaten hayatımız? Farklı pencerelerden bakarak farklı yorumlar yapıla bilinir bu güzel romana. Lakin okuduğumda bana hep kendi portremi düşündürdü..
Kâinatın sahibi bizlere öyle güzel ve öyle kusursuz bir portre ile göndermiş ki bu fani dünya ya! Bize de bu portreyi Baki Âlem’ e kadar en az kirlenme ile geri götürmek düşer. Dorian’ ın portresi misali Yaradanın vermiş olduğu aklı, iradeyi, vicdanı, merhameti, şefkati ve daha sayamadığımız bir sürü insani vasıfları emredilen şekliyle yaşamadığımız veya yerine getirmediğimiz, her anında biraz daha kirleniyor, biraz daha bozuluyor portremiz. Üstelik Yaradanın affından başka hiçbir şey silmiyor bu portremizde oluşan kirlilik ve bozulmayı.
         Mevla’m bizleri Dorian’ ın düştüğü durumlara düşürmesin ve portremizi gerçek sahibimize götürebileceğimiz en güzel hali ile götürmeyi nasip eylesin inşallah. Gerçekten de okunası olağan üstü güzellikte bir şaheser, iyi okumalar diliyorum Dostlar…
Bu roman söylenecek her övgüyü sonuna kadar hak ediyor. Hayatımda okuduğum en derin, en etkileyici romanlardan biriydi. İnanılmaz gizemler barındıran, uçurumların ucunda sallanan bir uçurtma gibi söylenen sözler sizi ciddi anlamda sarsıyor. Sarsmaktan öte aslında alt üst ediyor. 1890 baskısında gördüğü tepkilerden dolayı, 1891'de basılan versiyonda bıçağın ucunu törpülemiş ama görüşlerinden asla vazgeçmemiştir.

Temposu hiç düşmeyen sürekli sizin ilginizi ayakta tutan bir roman. Yazarın yaşantısıyla çok önemli bağlantıların bulunduğu romanda yapılan bir portre resmin Dorian Gray'in hayatını nasıl baştan aşağıya değiştirdiğini görüyoruz. Yazar fazla ironi kullanmadan direk okura verilmek isteneni vermiştir. Ancak anlatımlarındaki derinliğin portre ile bağlantılı olması ve olayların bu portre etrafında dönmesi sizi sürükleyen unsurlardan biri olacaktır. Portre Dorian Gray'in ruhu gibi değişecek midir? Yoksa portre Dorian Gray'i değiştiriyor mudur? Acaba Bay Dorian Gray'in gerçek yüzü portreye yansıyacak mıdır? Bütün bunların cevabını romanın sonunda ve romanın her köşesinde bulacağınıza eminim.

Şiirleri, kısa öyküleri, oyunları ve tek romanıyla edebiyat dünyasına damgasını vurmuş bir yazarın 46 yaşında Paris'te bir otel odasında ölmesi oldukça üzücüdür. Lakin geride bıraktığı eserleri onu fazlasıyla ölümsüzleştirmiştir. Bu dünyadan bir Oscar Wilde geçmiştir dememiz sanırım ona duyacağımız saygının en büyük ifadesi olacaktır. Son olarak yazarlar yaşantıları ve tercihleri ile değil, vermiş olduğu sanat eserleriyle hatırlanmalıdır.
<< Oysa insanlarda ağaç gibidir. Ne kadar yükseğe ve aydınlığa çıkmak isterse, o kadar kuvvetle toprağın altına inmek ister kökleri, karanlığa, derinliğe - kötülüğe... >>

Bu sözleriyle Nietzsche edebiyatın sırrını izhar etmiş. Edbiyatçı gözüyle bu kıskanılmalı. Tabii ki, bunu amaçlayarak söylemiş olduğunu söyleyemem, şahsi fikrimdir. Belki de filozofların da sırrı budur. Peygamberlik vahiye dayalı, filosof aklını konuşturur, bilim insanı maddeyi/eşyayı konuşturur, İslam alimi vahiy ve hadis rehberliğinde ilhamını/aklını konuşturur, edebiyatçı ise?!
O, aydınlık için karanlığı, iman için küfrü, ahlak için ahlaksızlığı, edep için edepsizliği irdeler ve konuşturur. Bunun için onun hayatı ya ihtiyari ya da ızdırari kaderle feda edilir. Izdırari kader içinde ihtiyari kader olarakta gözükebilir ama bunu değiştiremez. Değiştirmeye kalkışacağı anda hayatının feda edildiğinin de farkına vardığı için değiştirmez. Siyah üzerinden beyaza ulaşmanın hatta beyaza anlam kazandırmanın yolunun o siyah içinden geçmek olduğunu çoktan farketmiştir. Dahası beyazın en beyaz noktasının, siyahın en siyah noktasının hemen yanında başucunda olduğunu hissetmiştir. Nietzsche'nin ifade ettiğindeki gibi...gece-gündüz misalindeki gibi... Felsefe sadece var'dan bahsederse kuru kalır, bir de var "hatrına" yok'tan bahsederse, var konusu ne kadar cazip hale gelir değil mi!? Edebiyat da aynı şekilde; ahlaktan bahsedince kuru kalıyor, çünkü amaç bunu yazmak değildir - ahlaksızlık üzerinden ahlaka giden yolu buldurmaktır. Yol göstermek, bakış açısı sunmak, kurtarmak... Kurtulmuşsan sana niye edebiyat yazayım ki!?

Tüm bunları, Oscar Wilde'ın hayatı hakkında birazcık ama epey denilecek kadar olumsuz bilgiler edindikten sonra yazma ihtiyacı duydum. Amacım Oscar'ı aklamak değil, anlamaktır. "Her azizin bir geçmişi olduğu gibi, her günahkarın da bir geleceği vardır." derken Wilde, alabilecek olana mesajını vermiştir zaten. Ne "yazık ki", gerçek anlamda edebiyat(çın)ın çarkları bu şekilde dönüyor. Hoşumuza gitse de gitmese de. Güzel için çirkini irdelemek kaçınılmazdır. Bu noktada gerçek anlamda edebiyatçı aynı zamanda fedaidir.

"Önemsiz Bir Kadın"la, yıllardır liste 1'mde zirvenin sahibi Tolstoy'un tahtını sallayacak bir yazarla tanıştığımın sinyalini aldım. Daha önce de bu zirveyi Çehov sallamıştı. Kafka da öyle izlenim bırakmıştı.

Gelelim esere. Kadın konusu. Hemen yanında parantez açıp ingiliz kadını yazmam lazım. Çünkü kadın konusu bir yanıyla üniversel/global, bir yanıyla da milli/lokal konudur. İngiliz ahlak kuralları kadın-erkek ilişkilerini nasıl şekillendirmiştir veya nasıl şekillenmesine engel olmuştur, gerçekte doğal olarak nasıldır piyes boyunca diyaloglara yansıtılmıştır. Erkeğin bakışında kadının anlatımını geçtim de kadının bakışında erkeği anlatımını nasıl bu kadar tespitsel ince ayarda yazabilmiş hala anlayamadım. Çok kaliteli, önemli, güzel bir piyes okuduğumun farkındayım.

https://youtu.be/uly0GKlbtH0
Mutlu prens, Mutlu prens ve Mutlu prens

öncelikle söyleyeyim bu incelemeden öte düşünce yazısıdır. Bu kitabı ne kadar zamandır almak istiyordum inanın ben dahi hatırlamıyorum :):)
Hatta bu kitabın şerefine Sütlaç yaptırdım evet efendim bildiğimiz sütlü pirinçli olan tatlımız. Çok yakıştılar : https://i.hizliresim.com/dOlLWD.png
Tavsiye ederim gerçekten iyi gidiyor =) =)
•••••••••••••••••

Neyse asıl meseleye geçelim Mutlu prens adlı şaheser içinde beş tane öykü mü masal mı (tam olarak anlıyamadım) ama okuduğum her yaş kesimine hitap eden öyküler veya masallar bulunduran kitap . Ve bence bu kitapların olması çok iyi çünkü hem çok okunuyor, seviliyor hem de yazarın ne kadar emek verdiğini gösteriyor. Şahsi fikrimce kitapta ki tüm masallar ve hikayeler hepsi güzeldi ama benim için üçüncü masal'ın( Bülbül ve Gül) yeri bambaşkaydı. Sanırım konusundan ötürü konusu ise: Fedakarlık ve Aşk

Ve ayrıca şunu belirtmek isterim kitabın kapağına ilk bakışımda bir anlam verememiştim :https://i.hizliresim.com/Oo8rAz.jpg
Ama eğer bu mükemmel ötesi kitabı alıp ilk masal'ı okursanız o kapağa verecek bir anlamınız olur. Ben burada içinde ki masallar'ın konusuna değinmek istemiyorum zaten kitap elli sayfa yani alıp, okuyup bitirebilirsiniz çerez niyetine.
•••••••••••••••

Diğer incelemelerimden her kitabı öneririm evet sanırım bu kitabı önermeme gerek yok bu kadar övgüden sonra . Ayrıca on puan verdiğim az kitaplardan birisidir.
Okuyun, okutturun Mutlu kalın :)))
Sağlıcakla (:
Oscar Wilde kitaplarından 9 tanesinden alınan etkileyici cümlelerden oluşuyor kitap.Oscar Wilde okumanın önemini kavratıyor, başlamakta fayda var.

Neler söylemiyor ki. Başucunuzda dursa bu kitap hiç boşuna olmaz.

“Her şeye inanabilirim. Yeter ki aklımın hayalimin alamayacağı bir şey olsun” İnanmak denilen şeyin akıldan ziyade kalple ilgili olduğunun apaçık bir ifadesi.

“Erkek yorulduğu için evlenir kadınsa meraktan.Sonuçta ikisi de hüsrana uğrar” Hüsran kısmını bilemedim ama sebep kısmına kesinlikle katılıyorum.

“Hayat ciddiye alınamayacak kadar önemlidir.” Gel de çık bu cümlenin içinden:)

Pek çok ifade var böyle derinlikli, birkaçını daha paylaşayım.

Bakınız alıntılar için,
#36265109
Oscar Wilde, ölüsüne hayran olduğum bir yazar. Onun yaşamı kendi deyimiyle "sanat"ı; yazarlığını da "yetenek" olarak tanımlamakla birlikte, kendi egosunun farkında olan ve bunu girdiği cezaeviyle yok etmeyi başarmış yazarlardan. Eserini, cezaevine girmesine neden olan Lord Alfred Douglas adındaki bir adama olan aşkını, yakınmalarını, öfkesini ve en önemlisi sevgisini dile getirmiş; uzun soluklu bir mektup olarak kaleme almış yazar. Ve eşcinselliğini bulunduğu toplumda cesurca dile getiren, kimseden korkmayan, ukalâ insanları söz sanatıyla yerle bir etmekten haz duyan, cezaevine girince aydınlanıp onu karanlıktan kurtaran ışığın, yaşadığı "acılarla" parladığını fark edince mahkûmiyetine sevinmiştir yazar. Oscar Wilde' ı anlamanın en kuvvetli yolu "de Profundis" tir... Hayran olduğum nokta ise duyduğu sevginin hiçbir kuvvet ile yok edilemeyişi ve tüm hayatını, kariyerini, servetini, şanını bunun uğruna feda ederek, sırf toplum öyle istiyor diye sevgisini yok etmesinin, kendisini yok etmek olduğuna inanmasıdır.

~~Tavsiyede şiddet gerekli~~
Küçük prens neyse mutlu prenste odur benim için. Çocuk öykülerinin büyüklere hitap etmesinin, büyüklere göre yazılan öykülerin küçüklere hitap edememesinin en güzel sebebi, büyüklerin içinde yaşayan bir çocuk olmasıdır. Oscar wilde didaktik kalemiyle okuyucuya, hayal dünyasındaki sembollerle gerçek dünyadaki sembolleri o denli uyarlamış ki her yaşta farklı anlamlar çıkarabilir insan.

~~ İyi okumalar ~~
Salomé Oscar Wilde'ın yazdığı çok başarılı bir tiyatro oyunudur. Eski Filistin ve İsrailiye'de Celile Kralı Hirodes Antipa'nın üvey kızı Salome, Yahya ve diğer karakterler arasında geçen olayların anlatıldığı bir trajedi..

Bu başarılı eserin bütün mısralarını zevkle okudum, "Wilde kaleminin etkisi" olarak adlandırdığım o güçlü etkiyi bu eserde de hissetmemem mümkün değildi fakat gerçek şu ki en iyi yazıları bile, parlak konuşmasının soluk bir yansımasıdır ancak. Onun konuşmasını duymuş olanlar, yapıtlarını okuyunca düş kırıklığına uğrarlarmış..
Bugün bile okumaktan sıkılmam Salomé'yi ne demiş Oscar Wilde "Eğer bir insan bir kitabı okuduktan sonra, onu tekrar okumaktan zevk almıyorsa, o kitabı okumuş olmasının bile hiçbir değeri yoktur."

Beni etkileyen mısralar ki bu sadece bir siluet ve benim tarafımdan çevrildi:
Ağzın, ayaklarıyla cenderelerde kara üzüm ezen şarapçıların, ayaklarından bile daha kırmızıdır. Tapınaklarda yaşayan ve rahiplerin elinden beslenen güvercinlerin ayaklarından daha kırmızı. Ormandaki bir adamın aslanları ve kaplanları ezdikten sonra ayağını o kanda bulamasından daha kırmızı senin o dudakların. Ağzın mercana benzer, balıkçıların denizin alacakaranlığında bulduğu ve krallar için ayırdığı mercanlara...Senin ağzın Filistinlilerin bulduğu filistin madenlerindeki özel krallar için saklanan taşlardan bile daha parlak. Pers kralı'nın kanla boyanmış yayından bile kırmızı senin ağzın. Dünyada hiçbir şey yok ağzından daha kırmızı, izin ver bana öpeyim...

Üstelik Salome ismi annemin bana hediye ettiği diğer isimdir! Trajedi, aşk, ve entrika sevenlere tavsiye ederim büyük bir zevkle okuyabilirsiniz, okuduktan sonra da operalarını ve tablolarını incelemeyi kaçırmayın..

Yazarın biyografisi

Adı:
Oscar Wilde
Unvan:
İrlandalı Oyun Yazarı, Romancı, Kısa Öykücü ve Şair
Doğum:
Dublin, 16 Ekim 1854
Ölüm:
Paris, 30 Kasım 1900
16 Ekim 1854 yılında doğdu, Ünlü cerrah William Wilde'ın oğludur. Dublin'de Trinity College'ta okudu, 1874'te Oxford'a girdi. 1881 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti orada estetik üzerine bir dizi konferans verdi. İlk tiyatro oyunu Vera New York'ta sergilendi. Bir süre Paris'te yaşadı, orada Verlaine ve öbür sembolist şairlerle tanıştı. İngiltere'ye dönünce Mutlu Prens'i (1888) yazdı. Oscar Wilde, 1884 yılında Constance Lloyd'la evlendi. Wilde, İngiltere'de estetizmin ve 'sanat sanat içindir' hareketinin başlıca temsilcisi olmuştur. Wilde, eşcinsellikle suçlanarak iki yıl cezaevinde yatmıştır. Daha sonra Fransa'ya sürgün olarak gitmiş, 30 Kasım 1900 yılında yoksulluk içinde ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 1.066 okur beğendi.
  • 5.737 okur okudu.
  • 173 okur okuyor.
  • 4.110 okur okuyacak.
  • 88 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları