Pakize Türkoğlu

Pakize Türkoğlu

Yazar
8.5/10
6 Kişi
·
17
Okunma
·
2
Beğeni
·
712
Gösterim
Adı:
Pakize Türkoğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Antalya , 1927
Pakize Türkoğlu, 1927 yılında Antalya, Gazipaşa, Göksenir Yaylası'nda doğdu. Köyünde okul olmadığı için, ilköğrenimine başka bir ailenin yanında kalarak, Gazipaşa Bucağı'nda başladı.1938'de Alanya İlkokulu'nu, 1944'te Antalya Aksu Köy Enstitüsü'nü, 1947'de Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nü bitirdi. İlk, orta ve yüksek öğretim kurumlarında yönetici ve öğretmen olarak 35 yıl çalıştı. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi iken, 1985'te emekli oldu. Bir süre Özel Ortadoğu Lisesi ve Koç Özel Lisesi'nde Eğitim Danışmanı ve Rehberlik Uzmanı olarak çalıştı. Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın Genel Yönetim Kurulu'nda ve İstanbul Temsilciliği'nde bulundu. 1998'de, Tonguç ve Enstitüleri adlı yapıtıyla, Türkiye İş Bankası "Toplum ve İnsan Bilimleri" büyük ödülünü aldı. Dergi ve gazetelerde, kültür ve eğitim konularında yazılar yazıyor.
Kurtuluş Savaşında düşman Eskişehir'e girdiğinde, Kurmay Subayı Saffet, istasyon yakınındaki kulübede kurtuluş planlarını yönetirken, genç öğretmen İsmail Hakkı da öğrencileriyle aynı İstasyonda, yatak çarşaflarından yırttıkları sargı bezleriyle trenden inen askerlerin yaralarını sarıyordu.
O günler geride kalmıştı artık. Biri sivil biri asker kökenli bu iki yurtsever, şimdi de ülkenin "cahillik" denen düşmanına karşı savaşım için elele veriyorlardı.
Osmanlı sarayı ve çevresi işgal ordularıyla birlikte Anadolu'ya uygarlığın da geldiğini sanarak seviniyorlardı. Başka bir kesim bağımsızlığın barışçı yollarla sağlanacağı düşünü kuruyordu. İçerdeki azınlıklar durumdan memnundu. Yıllardır savaştan savaşa koşan Anadolu halkı ve köylüler bitkindi.
İstanbul serüveninde onu derinden etkileyen olumsuzluklardan biri olarak bu görüntüyü şöyle anlatıyordu anılarında: " Bizim hemşehriler, kasvetli rutubetli medrese odalarında kendi içlerine kapalı halde yaşıyordu. Dışarıda olup bitenlerden haberleri yoktu. Okullarına ait bilgileri kıttı. Onlar medrese odalarında bol bol pilav pişirerek, tıka basa yemek yiyerek, birbiriyle güreşte, camilerde okutulan derslere giderek zaman öldürüyordu. " Çocukluğunun bu gözlemleri onun belleğin, üç başlı osmanlı eğitiminin başta gelen kolu olan medreselerin çirkin bir resmi gibi yer edecekti.
O ünlü paşayı bulup sorunu için yardım istemeye karar verdi..... Böyle düşüncelerle paşa konağını arayıp buldu. ....paşaya sorununu vedileğini saygıyla anlattı kısaca.
Ne var ki Osmanlı paşası onu başka bir yerinden vurdu. "Evladım, parası olan okur, olmayan okuyamaz. İstanbul'da okumayı kolay mı sanıyorsun sen?" diyerek geldiği yere geri dönmesini öğütledi. Bunun için bir süre tramvay şirketine biletçi yazdırabileceğini, kazandığı parayla köyüne dönüp gitmesini söyledi. Kendine umut bağlamış o genci oracıkta, kapının önüne koyup, yaylı arabasına yaslanarak saltanatla çekip gitti. Paşanın bu davranışı karşısında delikanlı yerinde çakılıp kalmadı, gözleri dolmadı. Arabanın arkasına düşmüş yüksek sesle söyleniyordu: "Görürsün sen, parası olmayan okur mu okumaz mı? Senin gibiler yüzünden babalarımız cahil kalmış, yoksul düşmüşler. Ne yapıp edip okumanın yolunu bulacağım. Benim gibi çocukların okuması için ömrümün sonuna kadar çalışacağım. Koca Paşa, eğer ömrün olursa nasıl okuduğumu görürsün.Yazıklar olsun senin paşalığına!"
Çocuklarımızı öylesine yetiştirmeli ve eğitmeliyiz ki ticaretin, tarımın ve tekniğin tüm alanlarında bilgili, etkili ve yetkin olsunlar.
Pakize Türkoğlu
Sayfa 62 - M. Kemal/ 1923 İzmir İktisat Kurultayı
Ona göre eğitimde önemsiz diye bir şey olmaması gerekir. İyi düzenlenmiş bir eğitimde, her etkinliğin bir bütünün parçaları olarak kendine özgü görevleri vardır.
Ruhen, kalben, fikren birbirine bağlanmayan insanlardan büyük ve devamlı, sevinç verici atılımlar, çok verimli işler beklenemez.
Eleştirilerin bir bölümü, Osmanlı döneminden beri bilinen kentli yargısıydı. Onlar, köylüleri kendilerini sırtında taşıyan bir kesim olarak görmeye alışmışlardı. Bunun değişeceği akıllarında yoktu. Yeni eğitim, köylünün uyanmasından çıkarı bozulacağını sananları tedirgin etmişti. Bunlar daha çok kent eşrafı, köy ağaları ve din gericileri gibi kesimlerdi. Klasik yönetici ve politikacılardı.
"Herkes okursa çobanlık yapacak insan kalmayacağı" kaygısına kapılan tutucu eğitimcilerle çıkarcı politikacılar, eleştirenlerin başında geliyordu. Onlar, Atatürk'ün varlığına karşın, yıllarca Türk eğitimini oyalamışlar, ülkenin beklentisine uygun bir yol yöntem bulamayarak para ve zaman kaybına neden olmuşlardı.
1924'te yasal olarak sağlanan öğretim birliği, toplumda var olan medrese kafasını, Osmanlı anlayışını kıramamıştı. Medrese eğitiminin yerini ondan çok farklı olmayan "bilgi ezberleme" okulu almıştı. Oysa yığınların eğitim gereksinimi, kendilerini ve çevrelerini değiştirmede kullanılacak, meslek kazandıracak; modern üretimi, ekonomiyi kurup güçlendirmede, ülkeyi bayındırlaştırmada etkili olacak biçimde düzenlenmeliydi.
Cumhuriyet kızlarının biyografileri benim için çok çekicidir.
Birkaç açıdan...
Birincisi, köyden çıkıp bir mücadele vererek doruğa tırmanırlar. Çünkü inançları onları başarıya götürür. Bu başarının hikâyesini öğreniriz.
İkincisi, cumhuriyet rejminin öğrenim eşitliği sayesinde, köylü çocukların, özellikle kızların okumasını tüm serüveniyle öğreniriz.
Üçüncüsü, Köy Enstitüleri’nin köy çocuklarına okumak için tanıdığı imkânları birinci kaynaktan öğreniriz.
Dördüncüsü ise, bilgili, donanımlı olabilenler için halkevlerinin yaşamlarındaki rolünü bir kere daha gösterir.
Pakize Türkoğlu’nun ‘Kızlar da Yanmaz - Genç Cumhuriyet’te Köy Çocuğu Olmak’ kitabı işte yukarıda saydığım bütün öğeleri içeriyor.
Türkoğlu’nun kitabı iyimser bir anlayışla yazılmış.
Bu emeği verenlerin, bu çabayı gösterenlerin, çalışırlarsa nasıl yükselecekleri umudunu veriyor.
Ne yazık ki bu umudun gerçekleşmesi için bugün koşullar elverişli değil.
Ne Köy Enstitüleri var, ne Halkevleri, ne de herkesin eşit olarak okuma fırsatı...
Türkoğlu’nun kitabını sadece bir mesaj kitabı olmadığı, kuru bir cumhuriyet övgüsü olmadığından çok sevdim.
Çünkü 1927 doğumlu Türkoğlu’nun o yıllarda anlattığı köy ve köylüler beni bilgilendirdi.
İnsan ilişkileri, komşuluklar, akraba münasebetleri, bize köydeki hayat konusunda önemli bilgiler veriyor.
Asıl bir başka çekici yanı, köyde kadınların işlevi, yeri ve verdikleri mücadeleyi tüm yönleriyle aktarıyor olması. Çünkü bir köy kızı olan Pakize Türkoğlu, köyden çıkıp şehirde okumanın hem zorluğunu, hem de o dönemde kolaylığını anlatıyor.
“Okuyan kızlar da yanar” korkutmasının; kızların okumasını önleyemediğini, birçok babanın ananın bu söze inanıp kızlarını okutmaktan çekinmediklerini gösteriyor.
Yaşamından notları okurken, adeta köy hayatı üzerine bir roman okuduğum duygusuna kapıldım. Çünkü hepsi de cumhuriyet rejiminde bir şeyler yapmak istiyorlardı.
Ayrıca cumhuriyetle nereden nereye geldiğimizin de köy bağlamında anlatılması, bu kitap.
Cumhuriyetin ne yaptığını, nasıl bir rejim olduğunu anlamak için özellikle başarılı cumhuriyet kızlarının yaşamını bilmek gerekir.
Çünkü onlar ilerlemenin, köyden çıkmanın, kentlere ulaşmanın, kentin ve sosyal hayatın muasır medeniyet seviyesine çıkarılmasının simgesidirler.
Yakacık Yetiştirme Yurdunun ilk açıldığı dönemlerde öğretmenlik yapmış olan yazarın 1950lerde yurtların durumu, işleyişi, zamanın toplumsal olayları hakkında anlatıları, yaşları şimdilerde 70lere varmış olan dönemin yurt çocuklarının dilinden hikayeleri ile anlamlı kitaplardan. Eklerde verilen çalışma planları ile sosyal hizmetlerde çalışan insanların sistemdeki değişiklikleri görebilmesi açısından önemli. Yurt müdürünün korunmaya muhtaç çocuklar hakkında raporu da eksikliklerini göz önüne almış. Tavsiyedir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Pakize Türkoğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Antalya , 1927
Pakize Türkoğlu, 1927 yılında Antalya, Gazipaşa, Göksenir Yaylası'nda doğdu. Köyünde okul olmadığı için, ilköğrenimine başka bir ailenin yanında kalarak, Gazipaşa Bucağı'nda başladı.1938'de Alanya İlkokulu'nu, 1944'te Antalya Aksu Köy Enstitüsü'nü, 1947'de Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nü bitirdi. İlk, orta ve yüksek öğretim kurumlarında yönetici ve öğretmen olarak 35 yıl çalıştı. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi iken, 1985'te emekli oldu. Bir süre Özel Ortadoğu Lisesi ve Koç Özel Lisesi'nde Eğitim Danışmanı ve Rehberlik Uzmanı olarak çalıştı. Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın Genel Yönetim Kurulu'nda ve İstanbul Temsilciliği'nde bulundu. 1998'de, Tonguç ve Enstitüleri adlı yapıtıyla, Türkiye İş Bankası "Toplum ve İnsan Bilimleri" büyük ödülünü aldı. Dergi ve gazetelerde, kültür ve eğitim konularında yazılar yazıyor.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 17 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 28 okur okuyacak.