Şükrü Erbaş

Şükrü Erbaş

Yazar
8.8/10
1.026 Kişi
·
2.971
Okunma
·
1.381
Beğeni
·
58.501
Gösterim
Adı:
Şükrü Erbaş
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1953
Şükrü Erbaş (d. 1953, Yozgat), Türk şair ve yazar.

1953'te Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.
Yağmur yağıyor Ömür Hanım... Gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına... Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
“Büyüklerin bunca uzun yaşadığı bir ülkede
Bir onur dersi midir çocukların ölümü?…”
Boğazımız düğüm düğüm "Yaşıyoruz Sessizce"

Yaşıyoruz Sessizce; bir ölümün, bir ağır yasın, bir buruk acının ve bir Ömür'ün, Şükrü Erbaş'ın şahgülü Ömür Hanım'ın kitabı.

Ben hiç evlenmedim. Kimseye hayat arkadaşım demedim. Yılları ve yılların getirdiği acı-tatlı her şeyi birlikte göğüslediğim bir kadını da yitirmedim. Bir kadını sevmeyi ucundan kıyısından bilirim ancak. Yüreğim yettiğince işte... Dolayısıyla acısını anlamak zor belki, zaten paylaşmak benimkisi. O da ne kadar mümkünse işte. Şükrü Erbaş bu kitapla büyük dersler verdi sevmek konusunda.

Bir arkadaşım, Şükrü Erbaş için, "Kadınları özel hissettiren bir adam." dediğinde henüz tanışmış ve emin olamamıştım. Bu konuda hakkını teslim etmeliyim ki, buna katılmamak elde değil.

"Bana hiç şiir yazdın mı?" diye soran Ömür Hanım'ın (Hatice Erbaş) ölümünün ardından basılmış ve kendisine adanmış kitapta yer alan şiirlerin tamamı geride bıraktığı Şükrü Erbaş'ın vefasının, acısının ve yalnızlığının şiirleridir. Bütün bu vefa, acı ve yalnızlık öylesine içten, öylesine dokunaklı ki, saygı duymamak, hayran kalmamak ve duygulanmamak imkansız. Kendi deyimiyle; "Harflerden binlerce Hatice yaratmış." s.(53)


Bir kadın düşünün ki,
Ekmeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu öğretsin size.
Bir kadın düşünün ki,
Tanrı yalnızlığı ondan yaratmış olsun.
Bir kadın düşünün ki,
Onun yastığını kokladıkça insanın bir kere ölmediğini anlayın.
"İyi ki ben de seninle yaşadım dünyayı" diyebileceğiniz bir kadın düşünün...

İşte, Şükrü Erbaş'ın şahgülü, gönül evi Ömür Hanım öyle bir kadın.
Ruhu şad olsun...


Not: Bana bu kitabı hediye ederek, beni bu buruk acıya ortak ettiği için müstakbel avukatım (bundan kendisinin haberi yok) https://1000kitap.com/denizyelkeni 'ya teşekkürü borç bilirim.


İyi kitaplar...
Özge Çeçen 'e ithafen

Ölmeye yattım ama ecel bir türlü gelmedi. Bütün sesleri susturdum şimdi yaşıyorum çığlık çığlığa.

Bir kadın düşünün. Bir erkeği onurundan doğurabilen bir kadın. "Bana hiç şiir yazdın mı?" diye sorarak uğruna şiir değil kitap yazdıran bir kadın ve o güzel sevgiyi sonuna kadar hak eden bir adam. O adam ki artık yaşadığımı anlayamıyorum diyor karısının ölümünden sonra. Derin bir matemdi bu kitaba akıttıkları, şiirlerine yansıttıkları. Çünkü güzelliğin tanrısı onu bırakıp gitmişti.

O dertliydi. Evlerin yalnızca eşyalardan yapılmadığını öğrenmişti. O evi ev yapan bir kadının aşkıydı ve o kadın gidince ev dar gelmişti adama. Sığamıyordu odalara. Çünkü onu, o kadını, Şahgül'ünü unutacak zamanı kalmadığını anladığı için dönüp dönüp yine onu sevmeye başlıyordu.

Mezarına bir gün bile gitmeyince yalnızlık doluyordu içine. Her mezar dönüşü onu yazıyordu şiirlerine. Harf harf dağılmıştı dizeler ve her biri bir taş gibi düşüp eziyordu yüreğimizi.

Ölüm ve özlem iliklerinize kadar işliyor. Konu ölüm ancak ölümün kasveti sizi boğmuyor. Tıpkı bir ağıt gibi bir bir sıralanmış geri gelmeyecek olan, yerine konulmayacak olan bir kadına yazılabilecek en güzel şiirler. Kadınları böyle en gerçeğinden sevebilen erkeklere sadece helal olsun diyor, hepsine saygı duyuyor ve konuyu kapatıyorum.

Bu değerli kitabı hediye eden sevilesi insan Özge'ye teşekkürler. Umarım Şükrü Erbaş gibi aşkın ve sevginin değerini bilenler tarafından hep sevilir.
Sabahları benim kadar seven şair Şükrü Erbaş'ın, kapağı mint yeşili, içi derya deniz, kıymetli 4 kitabının derlendiği Bütün Şiirler-1 ile günlerimi insanlıkla doldurdum da geldim. İnsan olmayı hissettiren ve hissedenler var olsun.

Kitabın ilk sayfasına kime ait olduğunu bilmediğim bir sözü not düştüm: ''Merhamet acımak değil, acıtmamaktır.'' Şükrü Bey'de hissettiğim merhametti çünkü.

Şairin bana düşündürdüğü en kuvvetli hâli, her neye bakarsa ve her ne yaşarsa yaşasın <güzel bakması.> Hepimizin hayatında çivi yazısıyla yazılmış gibi kazınmış anılar vardır. Bazısı kanayarak yazılmıştır bazısı gülerek. Fakat o baktığı her şeyde bir güzellik bulduğu için, acıyı bile öyle ifade etmiş ki, acı olduğunu bile bile, anlamın içine adım atmaktan bir an geri durmak istemiyorsunuz. Kirpiklerle ilgili kaç güzel satır yazılabilirse yazmış ve bazen acının kenarına papatya yaprağı gibi dizmiş intizamla, bazen kirpiklerini salıncak yapmış bir çocuğun sevincine. Bu da şairin sadece güzel bakmakla değil, söz oyunlarını yapabilmesiyle de şair olabileceğini gösterir.

Yaşam denilen bu uzun yolda birçok anıyı, acıyı, meşgaleyi ömre katık eder gideriz. Ama onlar ne yenir ne yutulur. İşte bundan sebep ki ''Yaşamak bir uzun yolculuk/ Bitirmeden biteriz.''

Her insan gibi konuşmaktan hoşlandığım ve maruz kalmaktan hoşlanmadığım şeyler var. Hayatım boyunca hep sosyal bir insan oldum. Ama geçtiğimiz sene içerisinde şunu fark ettim, eğer bazı insanlarla çok fazla konuşmak istemiyorsanız bazen hoşlandığınız insanlardan da uzak durmanız gerekebilir. Bu yüzden kendimi sosyal medyadaki insanlara sessize alırken, içimin sesini sonuna kadar açıp, çok mutlu haftalar geçirdim de geldim. Uzun yıllardır yağmur mevsimi geldiğinde mumlarımı yakar, şiirlerimi okur ve bir tür terapi ile ruhumu, enerjimi tazelerim. Güzel söz söyleyen herkesi dimağıma işler, sözüme sohbetime yedirir, o insanların bayrağını taşımaya çalışırım. Şiirler, kalbinize ulaşan şairleri keşfettiğinizde, işte o zaman anlamlı gelir size. Şiir denilen ne bir koldur, ne bir yoldur. Kimi kaktüs gibi gelir, kimi gelincik gibi. Bu sizin şairle ruh uyumunuzla da ilgilidir. Ama rüştünü ispatlamış her şairde, mutlaka sizin de kalbinizde, dilek balonlarının sakin güzelliğini uyandıracak mısralarınız bulunur. Bu yüzden Şükrü Erbaş'ta hepinizin içine dokunacak satırlar bulmanız kuvvetle muhtemel. Böyle güzel haftalar içerisinde bana beni anlatan satırlar içinde öyle mutlu oldum ki, bunu söz ile anlatmak kafi gelmez. ''Geceler Aydınlık'' isimli şiiri beni yıllar öncesinden sesime ses olan adama tebessümle baktırdı ve sessizliği aydınlık yaptığım günlerde, insansızlık gündüzüm olmuşken, bu dedim, işte bu. Şair de zaman zaman hepimizin içine düştüğü o dış dünyayı sakine alma metodunu denemiş ve suskunluğun tüneklerine çekilmiş. Eğer siz de, söz umduğunuz inceliğe inmiyorsa, alnınızdaki damar kalınlaşmadan, anlamı ucuz edenlerden uzaklaşın ve sessizliğin şükrüne varın. Çünkü Şükrü Bey'in de dediği gibi uysanız kendi özünüzden uzaklaşır, direnseniz gününüz kararır.

***

Kitapta kadınlara ve çocuklara sık sık merhamet içeren, yufka bir yüreğin nazik ve <anlayan insanın gözlerini> taşıyan cümleler var. ''Herkesin gerçeği kendine acı/ Herkesin acısı kendine biricik'' Bunun böyle olduğunu kabul edip, çevremize acımızdan yaptığımız iğnelerle dikenlerle bir hâl sergilemek de mümkün, acımızı gücümüzle sarıp, diğerlerine merhem olmak da mümkün. İyilik; sadece içimizden geldiği için yapılan bir eylem değildir. İyilik, aynı zamanda seçerek yaptığımız bir eylemdir. İnsanız. Hepimizin bir kalbi var. Ve bazen kalbimize yenik düşeriz. <Kalbe yenik düşmek> demek, sadece üzülmek, acı çekmek demek değildir. Kalbimizin, bizi koruyan yanına da yenik düşmek demektir. İnsan, kötülüğe maruz kaldıkça saldırganlaşabilir. Kötü söze maruz kaldıkça kötüleşebilir. (Engin Geçtan'ın İnsan Olmak'ı da bu yazıda etkili.) Haberleri izlemek dahi kâfi. Kelimeleri fırlatıyor musunuz? Yoksa çiçek gibi mi sunuyorsunuz?

***

İnsanlardan kaçıp kitaplara sığındığınız ne çok an var, değil mi? Aslında siz, bir insandan bir başka insana sığındınız. Kiminin dert olduğu yere, kimi şifa olur. Aslında biz yalnız kalmak istemedik, hiçbirimiz. Anlaşılmak ve anlamak istedik hepimiz. Kitap; bir kalp, bir düşüncedir. Kitap, insanı temsil eder. Peki, bizleri birbirimizden kaçacak noktaya getiren nedir? Sebeplerin en büyüğü, nerede duracağımızı bilmemek. Karşımızdaki insana, gereğinden fazla yaklaşmak. Kirpilerden öğreneceğimiz çok şey var. Birbirimize, birbirimizi ısıtacak ama dikenlerimiz batmayacak kadar yaklaşmayı öğrendiğimizde daha iyi hissedeceğiz. Her şey insanla anlamlıdır. Her kitap, insanın dünyaya bir haykırışıdır. İçeriği ne olursa olsun, yazanın izidir. Kimle dost olacağınızı belirleme özgürlüğü kitaplara olan sevginizin sebebidir. Anlamı, insansızlıkta aramak da bu seçim özgürlüğüdür. ''Koşaradım'' şiiri de işte bana bunları düşünürken kelime arkadaşı oldu. Bu şiirle öyle çok şey düşündüm ki. Mutlaka okumanızı isterim. Kulaklarımızı tıkayan kalbimizin gümbürtüsü değil, kötülüğün uğultusu olunca, sesi kesmek için sessizliğe çekilişimiz bundandır. Kalp de kötü de 4 harf, ikisi de göğsümüzden çıkıyor. Seçiminiz nedir?

***

Bu kitap kusursuz bir kitap değil. Fakat kusursuz o kadar çok şiir var ki, sevgimiz şefkatle el ele tutuşup, derin bir hürmete dönüşüveriyor bu satırlar karşısında. Bu kalbi pamuk insan için yaşamak çok zor olmuştur eminim. Bu incelik, çok kırmıştır yüreğinin dallarını. Hassaslıkla acizliğin/ güçsüzlüğün/ zayıflığın karıştırıldığı bu hayatta bu gönlü güzelin yazdığı/yaptığı şey sadece edebi sanat, söyleyiş güzelliği değil.Hiç değil. Baktığı her yeri, bir his olarak içine alan bir insan bu. Onun dimağını, düşüncelerini paylaşıyorum hissem kadar. Yorgun düşüyorsak, yorulduğumuzdan değil, düşen bir yaprağın dahi hüznünü paylaştığımızdan. Bundan kaçamadığımızdan değil, kaçmadığımızdan. Umduğunuzu alabildiniz mi bari şu hayattan, bilmiyorum Şükrü Bey. Sulardan hayatın duruluğunu, mavilerden mutluluğun rengini almamızı söylüyor. Okurken her bir zerrem kanatlanıyor da kelebek oluyor sanki, mutluluktan uçup uçup konuyorum kelimelerin dallarına. Yaşamak mutlaka bir sanat, elimiz ne kadar iyi fırça tutar, nefesimiz ne kadar yeter bu dünyanın kavalına bilmem. Kelimelerim ve kelimelerim var o kadar. Bir de sevdiklerime sarılmak için göğsüm. Sanat sizin, sanata değer vermek bizim işimiz olsun. Bu şekilde gönül penceresini ışıl ışıl temiz tutmuş insanlarla karşılaşmak umuttur. Herkese duyduğu o incelikli saygı bize de yol gösteriyor.

Tek bir satırını dahi ıskalamamak için, sayfalarını günlere böldüm yine. Şiire hak ettiği saygıyı sunmak lazım. Bütün saygımı toplayarak araladım sayfaları. Hazır olarak okumak, en güzel okuma halidir. Bunu anladığımdan beri mutluyum şiirlerin eşlik ettiği saatlerde. İçimi maviye boyayan kitaba güneşimle geldim. Işıyorum. Bir insan, bu kadar iyi satırı bir ömre nasıl sığdırır, bilmiyorum ama. Ve merak ederek sonlandırıyorum, öyle çok şiir var ki içimi hayal işlemeli bir hançerle oyan, böyle sevebilen insanların sevdikleri kadınlar, acaba bu şiirlere değen kadınlar mıdır? Yoksa ''güzelliğin on para etmez/ şu bendeki aşk olmasa mıdır?''

Serbest nazım ölçüsü ile sanat nasıl yapılır, buyrun. Tercih edeceklere keyifli okumalar dilerim.
Yaşamı pay ettiği, yeri geldiğinde dünyanın dünya kadar yükünü sırtlandığı biri olmalı insanın hayatında... "İyi ki seninle yaşadım dünyayı." diyebilmeli, ömrünüze yaren olmalı... Kitap, Şükrü Erbaş'ın 45 yıllık hayat arkadaşı, şahgülü Hatice hanımın vefatı üzerine yazılmış şiirlerden oluşmakta. "Babanız içerde şiir yazıyor diye
çocuklarımı sessizce ağlattım ben." diyen bir kadın Hatice Erbaş. Bir adamın ömrü...

Acısını, çaresizliğini, yasını öyle bir anlatıyor ki etkilenmemek elde değil. Kesinlikle yıldız, yıldız yıldızlı on veriyorum. "Hayatla büyülenmiş son soluğunu
Ölümü de ekledi kızın evimize."
Sanki yaşamını yitiren, hiç tanımadığınız bir hanımefendi değil de nefesiniz olmuş 45 yıllık hayat arkadaşınızdır... Tek istediğim sarılmaktı Şükrü Erbaş'a. Nasıl bir aşktır bu, nasıl sevdin böyle demek istedim.
"Ölümü senden mi öğrenecektim
Soluğu canımdan çekilen kadınım."

Şükrü Erbaş ile birlikte izledim hanımefendinin ölümünü, "Gözlerin biliyor her şeyi, gözlerin bir yaşama çığlığı

Ölüyorsun..."

Onunla birlikte gömdüm Ömür hanımı mezara,
"Mavilik yitirdi hükmünü. Ipi kopmuş bir boncuğum senden sonra."

Onunla ağladım, sırtını sıvazladım elimden geldiğince işte...
"Yastığını koklaya koklaya öğrendim
İnsan bir kere ölmüyormuş meğer..."

Şimdi tavsiye eder miyim, hiç cevaplamayayım bence. Yoksa siz hala Şükrü Erbaş'la tanışmadınız mı?
Yeryüzünde acıya, aşka ve ayrılığa dair son bir şiir yazılacaksa eğer bu şiiri kesinlikle Şükrü Erbaş yazmalı.
Uzun uzun paragraflar kurmaya hiç gerek görmüyorum.
Hayatım bir kitap olsaydı Önsöz'ü kesinlikle sayın Erbaş'ın şu cümlesi olurdu: "İnsanlık ne kadar büyük bir yalnızlığı, yabancılaşmayı, sevgisizliği ve yıkımı yaşıyor olursa olsun, dünyanın herhangi bir yerinde şiir yazan birisi varsa ve onu okuyan bir başkası varsa, barıştan, aşktan, özgürlükten ve güzellikten umudu kesmeye yer yoktur."
Şükrü Erbaş mükemmel bir insan, mükemmelliği her konuda başarı anlamında değil yüreğe dokunabilmesinde saklı. İki yüzlü insanlarla dolu, herkesin kendi menfaati peşinde koşarak ömrünü tükettiği bu dünyada, benim hayata daha sıkı tutunmamı sağlayan bir isim.
Yüreği güzel insanların azalmaması dileğimle, mutlaka okuyun..

Güncelleme: Şiirle sınırlandırdığım hayatı anlayabilme ve onu yaşayabilme hevesime düzyazı türünü de eklememi sağlayan güzellikler bütünü bir eser.
Ve ablasına güzel bir kitap gönderir bir kardeşi. Dua ablaya sevgilerimle diye başlar kitap. İçinde bir de mektup vardır tam dört sayfa. Hiç üşenmeden yazmıştır. Daha ne ister ki bir insan. Güzel bir kardeş, güzel bir kitap ve güzel bir mektup. Kitap mı güzel mektup mu hala karar veremedim. İkisine öyle içten öyle derinden yazılmıştı. Hisler denizinde yüzerek doldurulmuştu sayfalar.

Hediye gelen kitaplarımı, bütün kitaplarımdan daha çok seviyorum. Hediyeleşmek güzeldir. Her ne kadar ismi lazım değil birisi, kendisine kitap hediye ettiğime beni pişman etmiş olsa da (geri istemeyi düşünüyorum burayı okuyunca hatasını anlar belki) kitap hediye edildiğinde yaşadığım bu güzel duyguyu tüm sevdiklerime yaşatmaya devam edeceğim. Zorlama duygular yoktur. İnsanın içinden gelen bir şeylerdir bunlar.

İşte Şükrü Erbaş böyle bir şairdir. Zorlama yoktur. Her şeyi içinden geldiği gibi hoyratça yazmıştır. Üstüne basa basa tattırmıştır bütün duyguları tüm çıplaklığıyla. Şiir sevmem diyenlere bile şiiri sevdirir. Bölge bölge yayar bütün hüzünleri. Söylemek isteyip söyleyemediğiniz her ne var ise o sizin için şiire dönüştürmüştür.

Toplu Şiirler 1 kitabı

1984 Küçük Acılar

1985 Aykırı Yaşamak

1986 Yolculuk

1992 Kimliksiz Değişim
isimli kitaplarından oluşuyor.

Son kitabı Kuş Uçar Kanat Ağlar kitabınından sonra ilk kitabını okuyunca kendisini şairlik konusunda nasıl dahiyane bir şekilde geliştirdiğini görebildim. Okuyun okuyun okuyun.
İnsan bazı zamanlarda hüzne bulanır ve bir şairle bağ kurmak ister,o gün Şükrü Erbaş ile bağ kurup yüreğinden dökülen dupduru,berrak sularından içmek istedim,bir yandan içtiğim su serinletti,bir yandan da bulandırdı,başımı döndürdü,boğazımda düğümlendi ,yakıp geçti.Eğer içtiğim su bir anda kayıp gitseydi tat alamazdım,durup düşünemezdim,etkisi hemen kaybolup giderdi.Memnundum bu durumdan...Daha fazla içmeliydim ve hazır hüzün zirvedeyken ''İnsanın Acısını İnsan Alır'' adlı denemesini okumaya koyuldum.
İnsanın acısını insan alır evet ,
Peki insana acı veren de insan değil midir?
Hepimizin kendimize göre çektiği acılar mevcut,bu acıların üstesinden nasıl gelebiliyoruz peki?Belki de kabullenme olgusuyla başlıyor ama kabullenmenin de bir sınırı,dozu olmalı değil mi?...Biz toplum olarak genelde haksızlıklar karşısında kabullenip susuyoruz ve sonra da ne çok acı var diyerek yine sadece lafta kalıyoruz.Acı vermede ve acıtasyon yapmada da kendimizi geliştirıyoruz fakat acılarımızı hafifletmek ya da almak için bir şeyler yapmıyoruz, ah vah tühlerle ömrümüzü tüketiyoruz.Yazarın dediği gibi insan insanın acısını alır,almalıyız da ...
Geçenlerde yolda yürüyordum kalabalık birikmiş ,ne oluyor diye bir baktım ve gördüğüm manzara şok etti,kedi çok kötü durumdaydı araba çarpmış kanlar içinde çok acı çekiyor.Başına toplanan insanlar ah vah tüh ,hayvan nasıl acı çekiyor baksana diyerek kendı aralarında konuşuyorlar sinirlendim ;''Neden başında bekliyorsunuz ,bir şeyler yapmıyorsunuz,birisinin arabası da mı yok hemen götürmeliyiz dedim (oradan birisi ambulansı aradık dedi ama ambulansın gelmesi saatleri buluyor bunun da farkındayız!)kimseden çıt yok hemen annemle atlayıp acile götürdük ve çok şükür ki yetiştik ve tedavisine başlandı, yani dememiz o dur ki acıyarak,bir şeyler yapmayarak çözüme kavuşmuyor acılar dinmiyor..
Zorlaştıran bizleriz.Anlamaya çalışmak,dinlemek ve içten bir gülümseme insanın acısını öyle alır öyle hafifletir ki...Acıların üstesinden önce kendi içimize dönüp kendimizi tanıyarak,kendimize değer vererek gelebiliriz.Derin bir konu böyle uzar gider efendim..Uzattım da kusura bakmayın :(
Kitaba döner olursam Şükrü Erbaş inanılmaz betimlemelerle,akıp giden,yüreğe işleyen,yer yer darbe etkisi veren sözleriyle düşündürüp,sorgulatan bir eser sunmuş önümüze.Çocuklardan,sevgiden,toplumsal olaylardan,acıdan,problemli ilişkilerimizden,hayatın içinden kesitlere dokunarak yer vermiş..Cümleleri altı çizilesi,düşündürüp dona kaldırması...Çokça tavsiye ediyorum ^_^
Sabredip buraya kadar okuyabildeyseniz de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.Sağlıcakla ve huzurla kalın.^^
Acı deyince sevdiğim bir gruptan da şarkı atıp koşarak uzaklaşıyorum :)
https://www.youtube.com/watch?v=Ud4HuAzHEUc
Ne desem nasıl başlasam şimdi bilemiyorum. Elbette Şükrü Erbaş'ı kötülemek değil amacım ancak okumadığım son bir şiir kitabı kalmış iken içlerinde en içime sinmeyen kitabı oldu. İçime sindi sinmesine ama daha çok etkileyen, insanı kendinden alıp götüren kitapları var Şükrü Erbaş'ın. Bu sebeple insan her zaman beklentiyi yüksek tutmamıza neden oluyor.

Benim okurken içinde bulunduğum duygu psikolojisinden mi kaynaklı yoksa Şükrü Erbaş'ın yazarken içinde bulunduğu duygu psikolojisinden mi kaynaklı bilemedim. Şiirlerden çok yazılarını beğendim. Şiirlerde çok güzel ama sanırım altın portakallı Bağbozumu Şarkıları kitabının üstüne hafif kaldı bana göre çünkü o bir Şükrü Erbaş daha mükemmellerini yazmış birisi. Peşpeşe aşırı derecede Şükrü Erbaş okumak iyi olmuyor son kitabı Yaşıyoruz Sessizce ye ara vermek en iyisi sanırım.
"Dünya görmüşün hali başka oluyor" derdi hep babam. Bu kitap, bir insanın haykırışı, çığlığıdır... Dünyanın türlü halini görmüş ve en son sevdiğinin toprağına dokunmuş bir adamdır o. "Zaman değil de dünya geçiyormuş insanın üzerinden." Ay bahçesi, cam güzeli, cezayir menekşesi olan 45 yıllık hayat arkadaşını kaybetmiş, kolay mı? "Sen evden çıktın ya, kırk beş yıl çıkmıyor işte..."

"Ömür Hanım...
Gelmiyorsun, gitmiyorsun
Sesin yok, yüzün yok."

Yalnızca anlaşılmak istemişti, acılarını biri anlasın istemişti. Yaralarını anlatacak kimse bulamayan Erbaş başlamış yazmaya. "Pencereler siz baktıkça kapanır. Kimse acınızı duymuyordur!" (Pervane)

Her sayfasında Şükrü Erbaş'ın feryatlarına şahit oluyorsunuz. Söylemesi ayıp çok da güzel sevmiştir kendisi, herkesin imreneceği cinsten. "Kötü bir yalnızlık seni incitmesin diye avuçlarındaki hayat çizgisinden sessizce öptüm."

Kitap, şiir ile hikaye arasında bir yerde yeni bir tür olan ŞiirHikaye olarak yazılmış. Sevgi, umut, acı, aşk, yalnızlık... Yüreğimizde ne varsa hepsini şu 96 sayfalık incecik kitaba iliştirmiş. Bazen ruhunuz daralacak, "yeter kaldıramıyorum acını!" diye şikayet edeceksiniz, bazen de ne güzel bakıyor bu adam hayata diyeceksiniz. Okuyun efendim, okuyun Şükrü Erbaş'ı çok seveceksiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şükrü Erbaş
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1953
Şükrü Erbaş (d. 1953, Yozgat), Türk şair ve yazar.

1953'te Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.

Yazar istatistikleri

  • 1.381 okur beğendi.
  • 2.971 okur okudu.
  • 167 okur okuyor.
  • 2.041 okur okuyacak.
  • 27 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları