Şükrü Erbaş

Şükrü Erbaş

8.8/10
844 Kişi
·
2.447
Okunma
·
1.182
Beğeni
·
53.016
Gösterim
Adı:
Şükrü Erbaş
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1953
Şükrü Erbaş (d. 1953, Yozgat), Türk şair ve yazar.

1953'te Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.
Yağmur yağıyor Ömür Hanım... Gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına... Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
“Büyüklerin bunca uzun yaşadığı bir ülkede
Bir onur dersi midir çocukların ölümü?…”
Boğazımız düğüm düğüm "Yaşıyoruz Sessizce"

Yaşıyoruz Sessizce; bir ölümün, bir ağır yasın, bir buruk acının ve bir Ömür'ün, Şükrü Erbaş'ın şahgülü Ömür Hanım'ın kitabı.

Ben hiç evlenmedim. Kimseye hayat arkadaşım demedim. Yılları ve yılların getirdiği acı-tatlı her şeyi birlikte göğüslediğim bir kadını da yitirmedim. Bir kadını sevmeyi ucundan kıyısından bilirim ancak. Yüreğim yettiğince işte... Dolayısıyla acısını anlamak zor belki, zaten paylaşmak benimkisi. O da ne kadar mümkünse işte. Şükrü Erbaş bu kitapla büyük dersler verdi sevmek konusunda.

Bir arkadaşım, Şükrü Erbaş için, "Kadınları özel hissettiren bir adam." dediğinde henüz tanışmış ve emin olamamıştım. Bu konuda hakkını teslim etmeliyim ki, buna katılmamak elde değil.

"Bana hiç şiir yazdın mı?" diye soran Ömür Hanım'ın (Hatice Erbaş) ölümünün ardından basılmış ve kendisine adanmış kitapta yer alan şiirlerin tamamı geride bıraktığı Şükrü Erbaş'ın vefasının, acısının ve yalnızlığının şiirleridir. Bütün bu vefa, acı ve yalnızlık öylesine içten, öylesine dokunaklı ki, saygı duymamak, hayran kalmamak ve duygulanmamak imkansız. Kendi deyimiyle; "Harflerden binlerce Hatice yaratmış." s.(53)


Bir kadın düşünün ki,
Ekmeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu öğretsin size.
Bir kadın düşünün ki,
Tanrı yalnızlığı ondan yaratmış olsun.
Bir kadın düşünün ki,
Onun yastığını kokladıkça insanın bir kere ölmediğini anlayın.
"İyi ki ben de seninle yaşadım dünyayı" diyebileceğiniz bir kadın düşünün...

İşte, Şükrü Erbaş'ın şahgülü, gönül evi Ömür Hanım öyle bir kadın.
Ruhu şad olsun...


Not: Bana bu kitabı hediye ederek, beni bu buruk acıya ortak ettiği için müstakbel avukatım (bundan kendisinin haberi yok) https://1000kitap.com/denizyelkeni 'ya teşekkürü borç bilirim.


İyi kitaplar...
Özge Çeçen 'e ithafen

Ölmeye yattım ama ecel bir türlü gelmedi. Bütün sesleri susturdum şimdi yaşıyorum çığlık çığlığa.

Bir kadın düşünün. Bir erkeği onurundan doğurabilen bir kadın. "Bana hiç şiir yazdın mı?" diye sorarak uğruna şiir değil kitap yazdıran bir kadın ve o güzel sevgiyi sonuna kadar hak eden bir adam. O adam ki artık yaşadığımı anlayamıyorum diyor karısının ölümünden sonra. Derin bir matemdi bu kitaba akıttıkları, şiirlerine yansıttıkları. Çünkü güzelliğin tanrısı onu bırakıp gitmişti.

O dertliydi. Evlerin yalnızca eşyalardan yapılmadığını öğrenmişti. O evi ev yapan bir kadının aşkıydı ve o kadın gidince ev dar gelmişti adama. Sığamıyordu odalara. Çünkü onu, o kadını, Şahgül'ünü unutacak zamanı kalmadığını anladığı için dönüp dönüp yine onu sevmeye başlıyordu.

Mezarına bir gün bile gitmeyince yalnızlık doluyordu içine. Her mezar dönüşü onu yazıyordu şiirlerine. Harf harf dağılmıştı dizeler ve her biri bir taş gibi düşüp eziyordu yüreğimizi.

Ölüm ve özlem iliklerinize kadar işliyor. Konu ölüm ancak ölümün kasveti sizi boğmuyor. Tıpkı bir ağıt gibi bir bir sıralanmış geri gelmeyecek olan, yerine konulmayacak olan bir kadına yazılabilecek en güzel şiirler. Kadınları böyle en gerçeğinden sevebilen erkeklere sadece helal olsun diyor, hepsine saygı duyuyor ve konuyu kapatıyorum.

Bu değerli kitabı hediye eden sevilesi insan Özge'ye teşekkürler. Umarım Şükrü Erbaş gibi aşkın ve sevginin değerini bilenler tarafından hep sevilir.
Yaşamı pay ettiği, yeri geldiğinde dünyanın dünya kadar yükünü sırtlandığı biri olmalı insanın hayatında... "İyi ki seninle yaşadım dünyayı." diyebilmeli, ömrünüze yaren olmalı... Kitap, Şükrü Erbaş'ın 45 yıllık hayat arkadaşı, şahgülü Hatice hanımın vefatı üzerine yazılmış şiirlerden oluşmakta. "Babanız içerde şiir yazıyor diye
çocuklarımı sessizce ağlattım ben." diyen bir kadın Hatice Erbaş. Bir adamın ömrü...

Acısını, çaresizliğini, yasını öyle bir anlatıyor ki etkilenmemek elde değil. Kesinlikle yıldız, yıldız yıldızlı on veriyorum. "Hayatla büyülenmiş son soluğunu
Ölümü de ekledi kızın evimize."
Sanki yaşamını yitiren, hiç tanımadığınız bir hanımefendi değil de nefesiniz olmuş 45 yıllık hayat arkadaşınızdır... Tek istediğim sarılmaktı Şükrü Erbaş'a. Nasıl bir aşktır bu, nasıl sevdin böyle demek istedim.
"Ölümü senden mi öğrenecektim
Soluğu canımdan çekilen kadınım."

Şükrü Erbaş ile birlikte izledim hanımefendinin ölümünü, "Gözlerin biliyor her şeyi, gözlerin bir yaşama çığlığı

Ölüyorsun..."

Onunla birlikte gömdüm Ömür hanımı mezara,
"Mavilik yitirdi hükmünü. Ipi kopmuş bir boncuğum senden sonra."

Onunla ağladım, sırtını sıvazladım elimden geldiğince işte...
"Yastığını koklaya koklaya öğrendim
İnsan bir kere ölmüyormuş meğer..."

Şimdi tavsiye eder miyim, hiç cevaplamayayım bence. Yoksa siz hala Şükrü Erbaş'la tanışmadınız mı?
Yeryüzünde acıya, aşka ve ayrılığa dair son bir şiir yazılacaksa eğer bu şiiri kesinlikle Şükrü Erbaş yazmalı.
Uzun uzun paragraflar kurmaya hiç gerek görmüyorum.
İnsan bazı zamanlarda hüzne bulanır ve bir şairle bağ kurmak ister,o gün Şükrü Erbaş ile bağ kurup yüreğinden dökülen dupduru,berrak sularından içmek istedim,bir yandan içtiğim su serinletti,bir yandan da bulandırdı,başımı döndürdü,boğazımda düğümlendi ,yakıp geçti.Eğer içtiğim su bir anda kayıp gitseydi tat alamazdım,durup düşünemezdim,etkisi hemen kaybolup giderdi.Memnundum bu durumdan...Daha fazla içmeliydim ve hazır hüzün zirvedeyken ''İnsanın Acısını İnsan Alır'' adlı denemesini okumaya koyuldum.
İnsanın acısını insan alır evet ,
Peki insana acı veren de insan değil midir?
Hepimizin kendimize göre çektiği acılar mevcut,bu acıların üstesinden nasıl gelebiliyoruz peki?Belki de kabullenme olgusuyla başlıyor ama kabullenmenin de bir sınırı,dozu olmalı değil mi?...Biz toplum olarak genelde haksızlıklar karşısında kabullenip susuyoruz ve sonra da ne çok acı var diyerek yine sadece lafta kalıyoruz.Acı vermede ve acıtasyon yapmada da kendimizi geliştirıyoruz fakat acılarımızı hafifletmek ya da almak için bir şeyler yapmıyoruz, ah vah tühlerle ömrümüzü tüketiyoruz.Yazarın dediği gibi insan insanın acısını alır,almalıyız da ...
Geçenlerde yolda yürüyordum kalabalık birikmiş ,ne oluyor diye bir baktım ve gördüğüm manzara şok etti,kedi çok kötü durumdaydı araba çarpmış kanlar içinde çok acı çekiyor.Başına toplanan insanlar ah vah tüh ,hayvan nasıl acı çekiyor baksana diyerek kendı aralarında konuşuyorlar sinirlendim ;''Neden başında bekliyorsunuz ,bir şeyler yapmıyorsunuz,birisinin arabası da mı yok hemen götürmeliyiz dedim (oradan birisi ambulansı aradık dedi ama ambulansın gelmesi saatleri buluyor bunun da farkındayız!)kimseden çıt yok hemen annemle atlayıp acile götürdük ve çok şükür ki yetiştik ve tedavisine başlandı, yani dememiz o dur ki acıyarak,bir şeyler yapmayarak çözüme kavuşmuyor acılar dinmiyor..
Zorlaştıran bizleriz.Anlamaya çalışmak,dinlemek ve içten bir gülümseme insanın acısını öyle alır öyle hafifletir ki...Acıların üstesinden önce kendi içimize dönüp kendimizi tanıyarak,kendimize değer vererek gelebiliriz.Derin bir konu böyle uzar gider efendim..Uzattım da kusura bakmayın :(
Kitaba döner olursam Şükrü Erbaş inanılmaz betimlemelerle,akıp giden,yüreğe işleyen,yer yer darbe etkisi veren sözleriyle düşündürüp,sorgulatan bir eser sunmuş önümüze.Çocuklardan,sevgiden,toplumsal olaylardan,acıdan,problemli ilişkilerimizden,hayatın içinden kesitlere dokunarak yer vermiş..Cümleleri altı çizilesi,düşündürüp dona kaldırması...Çokça tavsiye ediyorum ^_^
Sabredip buraya kadar okuyabildeyseniz de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.Sağlıcakla ve huzurla kalın.^^
Acı deyince sevdiğim bir gruptan da şarkı atıp koşarak uzaklaşıyorum :)
https://www.youtube.com/watch?v=Ud4HuAzHEUc
Ne desem nasıl başlasam şimdi bilemiyorum. Elbette Şükrü Erbaş'ı kötülemek değil amacım ancak okumadığım son bir şiir kitabı kalmış iken içlerinde en içime sinmeyen kitabı oldu. İçime sindi sinmesine ama daha çok etkileyen, insanı kendinden alıp götüren kitapları var Şükrü Erbaş'ın. Bu sebeple insan her zaman beklentiyi yüksek tutmamıza neden oluyor.

Benim okurken içinde bulunduğum duygu psikolojisinden mi kaynaklı yoksa Şükrü Erbaş'ın yazarken içinde bulunduğu duygu psikolojisinden mi kaynaklı bilemedim. Şiirlerden çok yazılarını beğendim. Şiirlerde çok güzel ama sanırım altın portakallı Bağbozumu Şarkıları kitabının üstüne hafif kaldı bana göre çünkü o bir Şükrü Erbaş daha mükemmellerini yazmış birisi. Peşpeşe aşırı derecede Şükrü Erbaş okumak iyi olmuyor son kitabı Yaşıyoruz Sessizce ye ara vermek en iyisi sanırım.
Hayatım bir kitap olsaydı Önsöz'ü kesinlikle sayın Erbaş'ın bu cümlesi olurdu: "İnsanlık ne kadar büyük bir yalnızlığı, yabancılaşmayı, sevgisizliği ve yıkımı yaşıyor olursa olsun, dünyanın herhangi bir yerinde şiir yazan birisi varsa ve onu okuyan bir başkası varsa, barıştan, aşktan, özgürlükten ve güzellikten umudu kesmeye yer yoktur."
Şükrü Erbaş mükemmel bir insan, mükemmelliği her konuda başarı anlamında değil yüreğe dokunabilmesinde saklı. İki yüzlü insanlarla dolu, herkesin kendi menfaati peşinde koşarak ömrünü tükettiği bu dünyada benim hayata daha sıkı tutunmamı sağlayan bir isim.
Yüreği güzel insanların azalmaması dileğimle, mutlaka okuyun..

Güncelleme: Şiirle sınırlandırdığım hayatı anlayabilme ve onu yaşayabilme hevesime deneme türünü de eklememi sağlayan güzellikler bütünü bir eser.
Ve ablasına güzel bir kitap gönderir bir kardeşi. Dua ablaya sevgilerimle diye başlar kitap. İçinde birde mektup vardır tam dört sayfa. Hiç üşenmeden yazmıştır. Daha ne ister ki bir insan. Güzel bir kardeş, güzel bir kitap ve güzel bir mektup. Kitap mı güzel mektup mu hala karar veremedim. İkisine öyle içten öyle derinden yazılmıştı. Hisler denizinde yüzerek doldurulmuştu sayfalar.

Hediye gelen kitaplarımı, bütün kitaplarımdan daha çok seviyorum. Hediyeleşmek güzeldir. Her ne kadar ismi lazım değil birisi, kendisine kitap hediye ettiğime beni pişman etmiş olsa da (geri istemeyi düşünüyorum burayı okuyunca hatasını anlar belkide ) kitap hediye edildiğinde yaşadığım bu güzel duyguyu tüm sevdiklerime yaşatmaya devam edeceğim. Zorlama duygular yoktur. İnsanın içinden gelen bir şeylerdir bunlar.

İşte Şükrü Erbaş böyle bir şairdir. Zorlama yoktur. Her şeyi içinden geldiği gibi hoyratça yazmıştır. Üstüne basa basa tattırmıştır bütün duyguları tüm çıplaklığıyla. Şiir sevmem diyenlere bile şiiri sevdirir. Bölge bölge yayar bütün hüzünleri. Söylemek isteyip söyleyemediğiniz her ne var ise o sizin için şiire dönüştürmüştür.

Toplu Şiirler 1 kitabı

1984 Küçük Acılar

1985 Aykırı Yaşamak

1986 Yolculuk

1992 Kimliksiz Değişim
isimli kitaplarından oluşuyor.

Son kitabı Kuş Uçar Kanat Ağlar kitabınından sonra ilk kitabını okuyunca kendisini şairlik konusunda nasıl dahiyane bir şekilde geliştirdiğini görebildim. Okuyun okuyun okuyun.
"Dünya görmüşün hali başka oluyor" derdi hep babam. Bu kitap, bir insanın haykırışı, çığlığıdır... Dünyanın türlü halini görmüş ve en son sevdiğinin toprağına dokunmuş bir adamdır o. "Zaman değil de dünya geçiyormuş insanın üzerinden." Ay bahçesi, cam güzeli, cezayir menekşesi olan 45 yıllık hayat arkadaşını kaybetmiş, kolay mı? "Sen evden çıktın ya, kırk beş yıl çıkmıyor işte..."

"Ömür Hanım...
Gelmiyorsun, gitmiyorsun
Sesin yok, yüzün yok."

Yalnızca anlaşılmak istemişti, acılarını biri anlasın istemişti. Yaralarını anlatacak kimse bulamayan Erbaş başlamış yazmaya. "Pencereler siz baktıkça kapanır. Kimse acınızı duymuyordur!" (Pervane)

Her sayfasında Şükrü Erbaş'ın feryatlarına şahit oluyorsunuz. Söylemesi ayıp çok da güzel sevmiştir kendisi, herkesin imreneceği cinsten. "Kötü bir yalnızlık seni incitmesin diye avuçlarındaki hayat çizgisinden sessizce öptüm."

Kitap, şiir ile hikaye arasında bir yerde yeni bir tür olan ŞiirHikaye olarak yazılmış. Sevgi, umut, acı, aşk, yalnızlık... Yüreğimizde ne varsa hepsini şu 96 sayfalık incecik kitaba iliştirmiş. Bazen ruhunuz daralacak, "yeter kaldıramıyorum acını!" diye şikayet edeceksiniz, bazen de ne güzel bakıyor bu adam hayata diyeceksiniz. Okuyun efendim, okuyun Şükrü Erbaş'ı çok seveceksiniz.
Öncelikle bu güzel kitap için kıymetli abimiz https://1000kitap.com/gokhan_aktas/Duvar/ a teşekkür ediyorum.

Şükrü Erbaş ın söylediği gibi kuş olup uçuyorum ama kanatlarım ağlıyor şu anda. Mutluluk maskemi bir tarafa bırakıp yola çıktım. Dağıma sırtımı yaslamaya gidiyorum. Ona biraz dert anlatacağım. O beni dinler, anlar, kızmaz, öfkelenmez.

İşte tam burada, https://yadi.sk/i/WA4ngiqc3TSqW6 sanki dünya kanatlarımın altında. Rüzgar dertli dertli esiyor. Dağım yüce dağım ne kadar da yorgunsun böyle. İnsanlar, insanlara olan hasretini, acısını azaltmak için hep sana of çeker. Ey dağ bilirim insanlardan güçlüsün. Yıkılmazsın. Ama seni bile tüketmişiz. Şimdi yine ben geldim. Toprağına ayak basıyorum. Yine o kelebekler peşinde koşup duran küçücük kız oldum sana sığınmaya geldim al beni içine...

Sayın Şükrü Erbaş ’ın on altıncı kitabı ile nihayet kendisi ile tanışabildim.

“Şimdilik edebiyat kitaplarımızda böyle bir tür yok ama ilerde şiir-hikâye diye, şiirle hikâye arasında ortak bir türe de yer verileceğini umuyorum.”
Kitap Behçet Necatigil 'in bu sözüyle başlıyor olsa da aslında hikaye değil. Şiirin düz yazı şeklinde yazılmış hali. Hikaye ise hiç böyle güzelini okumamıştım. Çok şahane olmuş çok beğendim.

Şiirler açık, düz, biçimsiz, mısrasız.
Şiirler çok yürekten, duygulandıran, içine çeken, sizi sizden eden

''Yalnızlık, ah o canımızla çerçeveli kapımız, penceremiz. Ey anıların dalsız gölgesiz günbatımı... Bilmem ki bir gün açılır mısınız zamanın gök bahçelerine.''

Yazarın biyografisi

Adı:
Şükrü Erbaş
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1953
Şükrü Erbaş (d. 1953, Yozgat), Türk şair ve yazar.

1953'te Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.

Yazar istatistikleri

  • 1.182 okur beğendi.
  • 2.447 okur okudu.
  • 147 okur okuyor.
  • 1.664 okur okuyacak.
  • 24 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları