Şükrü Erbaş

Şükrü Erbaş

Yazar
8.7/10
8,7bin Kişi
·
31,4bin
Okunma
·
6,5bin
Beğeni
·
189,5bin
Gösterim
Adı:
Şükrü Erbaş
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1953
Şükrü Erbaş (d. 1953, Yozgat), Türk şair ve yazar.

1953'te Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.
256 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Hayatım bir kitap olsaydı Önsöz'ü kesinlikle Sayın Erbaş'ın şu cümlesi olurdu: "İnsanlık ne kadar büyük bir yalnızlığı, yabancılaşmayı, sevgisizliği ve yıkımı yaşıyor olursa olsun, dünyanın herhangi bir yerinde şiir yazan birisi varsa ve onu okuyan bir başkası varsa, barıştan, aşktan, özgürlükten ve güzellikten umudu kesmeye yer yoktur."
Şükrü Erbaş mükemmel bir insan, mükemmelliği yaptığı işte başarılı olmasında değil tanımadığı yüreklere dokunabilmesinde saklı. İki yüzlü insanlarla dolu, herkesin kendi menfaati peşinde koşarak ömrünü tükettiği bu yaşamak kavgasında, benim hayata daha sıkı tutunmamı sağlayan bir isim.
Yüreği güzel insanların azalmaması dileğiyle, şiirle kalın..

Güncelleme: Şiirle sınırlandırdığım hayatı anlayabilme ve onu insanca yaşayabilme hevesime düz yazı türünü de eklememi sağlayan güzellikler bütünü bir eser.
84 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Boğazımız düğüm düğüm "Yaşıyoruz Sessizce"

Yaşıyoruz Sessizce; bir ölümün, bir ağır yasın, bir buruk acının ve bir Ömür'ün, Şükrü Erbaş'ın şahgülü Ömür Hanım'ın kitabı.

Ben hiç evlenmedim. Kimseye hayat arkadaşım demedim. Yılları ve yılların getirdiği acı-tatlı her şeyi birlikte göğüslediğim bir kadını da yitirmedim. Bir kadını sevmeyi ucundan kıyısından bilirim ancak. Yüreğim yettiğince işte... Dolayısıyla acısını anlamak zor belki, zaten paylaşmak benimkisi. O da ne kadar mümkünse işte. Şükrü Erbaş bu kitapla büyük dersler verdi sevmek konusunda.

Bir arkadaşım, Şükrü Erbaş için, "Kadınları özel hissettiren bir adam." dediğinde henüz tanışmış ve emin olamamıştım. Bu konuda hakkını teslim etmeliyim ki, buna katılmamak elde değil.

"Bana hiç şiir yazdın mı?" diye soran Ömür Hanım'ın (Hatice Erbaş) ölümünün ardından basılmış ve kendisine adanmış kitapta yer alan şiirlerin tamamı geride bıraktığı Şükrü Erbaş'ın vefasının, acısının ve yalnızlığının şiirleridir. Bütün bu vefa, acı ve yalnızlık öylesine içten, öylesine dokunaklı ki, saygı duymamak, hayran kalmamak ve duygulanmamak imkansız. Kendi deyimiyle; "Harflerden binlerce Hatice yaratmış." s.(53)


Bir kadın düşünün ki,
Ekmeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu öğretsin size.
Bir kadın düşünün ki,
Tanrı yalnızlığı ondan yaratmış olsun.
Bir kadın düşünün ki,
Onun yastığını kokladıkça insanın bir kere ölmediğini anlayın.
"İyi ki ben de seninle yaşadım dünyayı" diyebileceğiniz bir kadın düşünün...

İşte, Şükrü Erbaş'ın şahgülü, gönül evi Ömür Hanım öyle bir kadın.
Ruhu şad olsun...


Not: Bana bu kitabı hediye ederek, beni bu buruk acıya ortak ettiği için müstakbel avukatım (bundan kendisinin haberi yok) https://1000kitap.com/denizyelkeni 'ya teşekkürü borç bilirim.


İyi kitaplar...
84 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Kalbim acıdı, dizeler bulanık göründü gözlerime..
Öncelikle kitabın giriş kısmında yazarın eşine ait bir söz var, onunla başlamak istiyorum incelemeye.

"Babanız içerde şiir yazıyor diye
çocuklarımı sessiz ağlattım ben."
(Hatice Erbaş)

Bu söz yazara, eşi vefat ettikten sonra bir yakını tarafından aktarılmış. Yazar bu söz hakkında şunu söylüyor: Beni darmadağın etti. Bu iki dize benim odada yazdığım tüm şiirlere bedeldir.
"Yaşıyoruz Sessizce" ismi kadar bu kitaba yakışacak başka isim düşünemiyorum. Çünkü yazar eşinin hastalık süreci başlangıcında ve devamında yazdığı şiirlerde ne kadar aşk dolu ne kadar zarif ve Ömür Hanım olmadan ne kadar yaşanamayacağını anlatmış. 45 yıl evlilik hayatının izlerini işlemiş şiirlerine. Tek bir kadın sevmiş ve sevmeye devam etmiş mezar taşında bile. O şiir yazmak için bir kadından başka bir kadına yönelmenin gerekli olmadığını, duygular içtense sevilen insanın nefes almaması bu duyguları azaltmayacağını hatta körüklenen közler gibi sürekli yenileceğini göstermiş. Bazı kısımlarda gözyaşı dökmeden geçemiyor insan, teşekkürler bu duyguları yaşattığın için güzel insan..
Son olarak kitap hakkında bilgi edinmek için linkteki videoda 15.47 dk dan itibaren izleyebilirsiniz şairin kendi dilinden.. İyi okumalar
https://youtu.be/uASiGVYZBOs
204 syf.
·4 günde·Puan vermedi
NOT : Bu kitapta Şükrücüğümün baş döndüren şiirleri ve bir o kadar değerli yazıları yoktur. Yani var da yok :)

NOT : Şükrü Erbaş'ın kitaplarının çoğunu okuduktan sonra okumanızı öneririm. Yani bu kitapla başlamamanız yararınıza.

Var da yok dedim çünkü cevapları çok değerli fakat daha önce okumuş olduğum birçok düz yazıyı bu kitapta görebilirim umudu vardı. Ama yoktu... Söyleşilerinin bulunduğunu kargodan sipariş ettikten sonra gördüm, söyleşi olarak güzel miydi? Bence evet. Tavsiye eder miyim? Onca Şükrü Erbaş'a ait kitap varken belki de en sonu bu olmalı diye düşünüyorum.

Sorulan sorular tekrar niteliğinde olduğu için biraz sıkıcı buldum. Almış olduğu ödüller, kitaptaki şiirlerinden bazıları, edebiyat üzerine vs gibi bir sürü soru içeriği vardı. Şükrü Erbaş'ın vermiş olduğu cevaplar samimi ve hoştu. Özellikle kişiliğini abartmayan mütevazi cevapları var. Ve kitaplarını okuyanları, gönül dostu gibi gören cümleleri harika. Eleştiri alan şiirleri hakkında sorulan sorulara güzel cevaplar vermiş, genel anlamda her soruya da harika alıntılarla karşılık vermiştir.

Yalnız üzüldüğüm bir şey var... Neden Ömür hanımla güz konuşmaları hakkında bir soru yok? Bence olmalıydı.

Genel anlamda verilen cevapları beğendim. Keyifli okumalar dilerim.
256 syf.
·10/10 puan
“Biliyor musun, yalnızlık insanın kendi seçimiyse iyi bir sığınak sayılmalı. İnsan geçmişe gülümseyerek bakıyorsa, başka bir umarı kalmadığındandır...”(Sayfa 95)
Bir şairinin kaleminden çıktığı için hayal,güzel bir yüreğin eleğinden geçtiği için aşk ve toplum sevgisiyle yoğrulmuş bir eserdir.Şükrü Erbaş gerçekliği sorguluyor,gerçek dediğimiz uğruna yanlış saydıklarımız ve bunların aslında ne kadar gerçek olduğunu sormaktadır.Bizlerin kendimize sormakta zorlandığımız soruları sormaktadır.İçten ve sıcacık satırlarla kaleme alınarak okurun kalbine dokunuyor.İnsanı insana acıları acılarına bağlayan büyülü sözcüklerin büyüsü gibidir.İnsanın Acısını İnsan Alır eserini Şükrü Erbaş’ın deneme,eleştiri ve diğer yazılarının derlemesiyle Bütün Yazıları birinci kitabıydı.Derlemeye ismini veren İnsanın Acısını İnsan Alır(1995)Gülün Sesi Gül Kokar(1998)Bir Gün Ölümden Önce(1999) vardır.Düz yazılarını sanki şiir okuyormuşsunuz gibi,şiirleri okurken aşkın ve yalnızlığın içinde farklı duygular yaşayacağınız bir eserdir.Ayrıca herkesin kendinden bir şeyler bulup altını çizeceği satırlar yer almaktadır.
Kitabı geç kalmadan okumanızı tavsiye ederim
Keyifli Okumalar Dilerim
256 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Ayrılık; araya giren mesafeler değil, uzaklık değil... Ayrılık nedir biliyor musun?
"Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte... İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık." diyor Şükrü Erbaş...

İnsan birbirine bu kadar zarar veriyorken, can yakıyorken nasıl olurda acısını alır? ACI VEREN İNSAN NASIL OLUR DA ACI ALIR?

Erbaş umudunu yitirmiyor :
"... barıştan, aşktan, özgürlükten ve güzellikten umudu kesmeye yer yoktur." diyor.
Bir gün iyilik, güzellik kazanır mı? Kim bilir belki bir gün...

Arada kenara çekilip kendimizi izlemeliyiz, bakmalıyız kendimize; kimiz? Neyiz? Ne yapıyoruz? Ne kadar insanız?
İnsanlığımızı sorgulamalıyız.

İnsanları, insan ilişkilerini konu alan güzel mi güzel bir kitap! Asıl güzel olan ne biliyor musunuz? Üslup!
Şükrü Erbaş üslubuyla harika yazılar yazmış.
Bir insanı insan yapan önemli şeylerden biri de hiç şüphesiz Üslup.

Kitap Şükrü Erbaş'ın yazılarından oluşuyor. Bu sefer şiir yok, yazı var. Ama bu yazının basit olmadığını da belirtmeliyim.
Şükrü Erbaş'ın yayımlanlanmış yazıları toplanmış bir kitap haline getirilmiş. Güzel bir çalışma olmuş.
Çeşitli konular eleştirilmiş, bazı konular hakkında açıklık getirilmiştir.
Ayrıca kimi yazar/şairlere de yer verilmiştir.

Peki kitap neyi anlatıyor?
Seni
Beni
Bizi
Hepimizi anlatıyor.

Hani şiir dizelerinde, kitap alıntılarında kendinizi bulduğunuz olur ya; burada da kimi zaman yalnızlık, sevinç, hüzün, mutluluk, acı, aşk... göreceksiniz... yani kendinizi bulacaksınız..

Şükrü Erbaş'ın şiirlerini okuyanlar, onun naif aşk dizelerini iyi bilirler. Burada yine aynı incelikte naif aşk var.

Güzel olan şeyi Güzel/Süslü anlatma kıtlığım var sanırım. Kitabı güzel cümlelerle övmek istiyorum ama yapamıyorum. Nereden başlayacağımı, nasıl anlatacağımı, en önemlisi duygularımı nasıl ifade edeceğimi gerçekten bilmiyorum. Bu cahilliğimden ötürü sizden özür diyorum, güzel bir inceleme yazamadım..

"Yüreği güzel insanların artması dileğiyle.."

Keyifli okumalar.
84 syf.
·1 günde
Kendi "Ömür Hanım"ımı göz önünde bulundurarak okudum kitabı. Boğazım düğüm düğüm oldu...
Bir hayata başka bir hayat nasıl sığar, bilir misiniz? Aşkla!
"İki kişilik bir yalnızlığım fotoğraflarının önünde
Birisi alıp götürdüğün, öteki bırakıp gittiğin." (Sf. 18)
Şu iki mısradaki acıları neyle anlatabilirsiniz ki şiirden başka? Hikâye, roman yaşanılanı anlatırken şiir yaşayanı anlatıyor.
Kendi "Ömür Hanım"onu düşünerek dedim, "İyi ki ben de seninle yaşadım dünyayı." (Sf. 67)
Ölüm, insanın ensesinde her an. Ama insanın kendi ölümü mü, sevdiğinin ölümü mü öldürür, onu düşünmek istemiyorum.
Şiir kitabı okurken ağlar mı insan?
194 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Sabahları benim kadar seven şair Şükrü Erbaş'ın, kapağı mint yeşili, içi derya deniz, kıymetli 4 kitabının derlendiği Bütün Şiirler-1 ile günlerimi insanlıkla doldurdum da geldim. İnsan olmayı hissettiren ve hissedenler var olsun.

Kitabın ilk sayfasına kime ait olduğunu bilmediğim bir sözü not düştüm: ''Merhamet acımak değil, acıtmamaktır.'' Şükrü Bey'de hissettiğim merhametti çünkü.

Şairin bana düşündürdüğü en kuvvetli hâli, her neye bakarsa ve her ne yaşarsa yaşasın <güzel bakması.> Hepimizin hayatında çivi yazısıyla yazılmış gibi kazınmış anılar vardır. Bazısı kanayarak yazılmıştır bazısı gülerek. Fakat o baktığı her şeyde bir güzellik bulduğu için, acıyı bile öyle ifade etmiş ki, acı olduğunu bile bile, anlamın içine adım atmaktan bir an geri durmak istemiyorsunuz. Kirpiklerle ilgili kaç güzel satır yazılabilirse yazmış ve bazen acının kenarına papatya yaprağı gibi dizmiş intizamla, bazen kirpiklerini salıncak yapmış bir çocuğun sevincine. Bu da şairin sadece güzel bakmakla değil, söz oyunlarını yapabilmesiyle de şair olabileceğini gösterir.

Yaşam denilen bu uzun yolda birçok anıyı, acıyı, meşgaleyi ömre katık eder gideriz. Ama onlar ne yenir ne yutulur. İşte bundan sebep ki ''Yaşamak bir uzun yolculuk/ Bitirmeden biteriz.''

Her insan gibi konuşmaktan hoşlandığım ve maruz kalmaktan hoşlanmadığım şeyler var. Hayatım boyunca hep sosyal bir insan oldum. Ama geçtiğimiz sene içerisinde şunu fark ettim, eğer bazı insanlarla çok fazla konuşmak istemiyorsanız bazen hoşlandığınız insanlardan da uzak durmanız gerekebilir. Bu yüzden kendimi sosyal medyadaki insanlara sessize alırken, içimin sesini sonuna kadar açıp, çok mutlu haftalar geçirdim de geldim. Uzun yıllardır yağmur mevsimi geldiğinde mumlarımı yakar, şiirlerimi okur ve bir tür terapi ile ruhumu, enerjimi tazelerim. Güzel söz söyleyen herkesi dimağıma işler, sözüme sohbetime yedirir, o insanların bayrağını taşımaya çalışırım. Şiirler, kalbinize ulaşan şairleri keşfettiğinizde, işte o zaman anlamlı gelir size. Şiir denilen ne bir koldur, ne bir yoldur. Kimi kaktüs gibi gelir, kimi gelincik gibi. Bu sizin şairle ruh uyumunuzla da ilgilidir. Ama rüştünü ispatlamış her şairde, mutlaka sizin de kalbinizde, dilek balonlarının sakin güzelliğini uyandıracak mısralarınız bulunur. Bu yüzden Şükrü Erbaş'ta hepinizin içine dokunacak satırlar bulmanız kuvvetle muhtemel. Böyle güzel haftalar içerisinde bana beni anlatan satırlar içinde öyle mutlu oldum ki, bunu söz ile anlatmak kafi gelmez. ''Geceler Aydınlık'' isimli şiiri beni yıllar öncesinden sesime ses olan adama tebessümle baktırdı ve sessizliği aydınlık yaptığım günlerde, insansızlık gündüzüm olmuşken, bu dedim, işte bu. Şair de zaman zaman hepimizin içine düştüğü o dış dünyayı sakine alma metodunu denemiş ve suskunluğun tüneklerine çekilmiş. Eğer siz de, söz umduğunuz inceliğe inmiyorsa, alnınızdaki damar kalınlaşmadan, anlamı ucuz edenlerden uzaklaşın ve sessizliğin şükrüne varın. Çünkü Şükrü Bey'in de dediği gibi uysanız kendi özünüzden uzaklaşır, direnseniz gününüz kararır.

***

Kitapta kadınlara ve çocuklara sık sık merhamet içeren, yufka bir yüreğin nazik ve <anlayan insanın gözlerini> taşıyan cümleler var. ''Herkesin gerçeği kendine acı/ Herkesin acısı kendine biricik'' Bunun böyle olduğunu kabul edip, çevremize acımızdan yaptığımız iğnelerle dikenlerle bir hâl sergilemek de mümkün, acımızı gücümüzle sarıp, diğerlerine merhem olmak da mümkün. İyilik; sadece içimizden geldiği için yapılan bir eylem değildir. İyilik, aynı zamanda seçerek yaptığımız bir eylemdir. İnsanız. Hepimizin bir kalbi var. Ve bazen kalbimize yenik düşeriz. <Kalbe yenik düşmek> demek, sadece üzülmek, acı çekmek demek değildir. Kalbimizin, bizi koruyan yanına da yenik düşmek demektir. İnsan, kötülüğe maruz kaldıkça saldırganlaşabilir. Kötü söze maruz kaldıkça kötüleşebilir. (Engin Geçtan'ın İnsan Olmak'ı da bu yazıda etkili.) Haberleri izlemek dahi kâfi. Kelimeleri fırlatıyor musunuz? Yoksa çiçek gibi mi sunuyorsunuz?

***

İnsanlardan kaçıp kitaplara sığındığınız ne çok an var, değil mi? Aslında siz, bir insandan bir başka insana sığındınız. Kiminin dert olduğu yere, kimi şifa olur. Aslında biz yalnız kalmak istemedik, hiçbirimiz. Anlaşılmak ve anlamak istedik hepimiz. Kitap; bir kalp, bir düşüncedir. Kitap, insanı temsil eder. Peki, bizleri birbirimizden kaçacak noktaya getiren nedir? Sebeplerin en büyüğü, nerede duracağımızı bilmemek. Karşımızdaki insana, gereğinden fazla yaklaşmak. Kirpilerden öğreneceğimiz çok şey var. Birbirimize, birbirimizi ısıtacak ama dikenlerimiz batmayacak kadar yaklaşmayı öğrendiğimizde daha iyi hissedeceğiz. Her şey insanla anlamlıdır. Her kitap, insanın dünyaya bir haykırışıdır. İçeriği ne olursa olsun, yazanın izidir. Kimle dost olacağınızı belirleme özgürlüğü kitaplara olan sevginizin sebebidir. Anlamı, insansızlıkta aramak da bu seçim özgürlüğüdür. ''Koşaradım'' şiiri de işte bana bunları düşünürken kelime arkadaşı oldu. Bu şiirle öyle çok şey düşündüm ki. Mutlaka okumanızı isterim. Kulaklarımızı tıkayan kalbimizin gümbürtüsü değil, kötülüğün uğultusu olunca, sesi kesmek için sessizliğe çekilişimiz bundandır. Kalp de kötü de 4 harf, ikisi de göğsümüzden çıkıyor. Seçiminiz nedir?

***

Bu kitap kusursuz bir kitap değil. Fakat kusursuz o kadar çok şiir var ki, sevgimiz şefkatle el ele tutuşup, derin bir hürmete dönüşüveriyor bu satırlar karşısında. Bu kalbi pamuk insan için yaşamak çok zor olmuştur eminim. Bu incelik, çok kırmıştır yüreğinin dallarını. Hassaslıkla acizliğin/ güçsüzlüğün/ zayıflığın karıştırıldığı bu hayatta bu gönlü güzelin yazdığı/yaptığı şey sadece edebi sanat, söyleyiş güzelliği değil.Hiç değil. Baktığı her yeri, bir his olarak içine alan bir insan bu. Onun dimağını, düşüncelerini paylaşıyorum hissem kadar. Yorgun düşüyorsak, yorulduğumuzdan değil, düşen bir yaprağın dahi hüznünü paylaştığımızdan. Bundan kaçamadığımızdan değil, kaçmadığımızdan. Umduğunuzu alabildiniz mi bari şu hayattan, bilmiyorum Şükrü Bey. Sulardan hayatın duruluğunu, mavilerden mutluluğun rengini almamızı söylüyor. Okurken her bir zerrem kanatlanıyor da kelebek oluyor sanki, mutluluktan uçup uçup konuyorum kelimelerin dallarına. Yaşamak mutlaka bir sanat, elimiz ne kadar iyi fırça tutar, nefesimiz ne kadar yeter bu dünyanın kavalına bilmem. Kelimelerim ve kelimelerim var o kadar. Bir de sevdiklerime sarılmak için göğsüm. Sanat sizin, sanata değer vermek bizim işimiz olsun. Bu şekilde gönül penceresini ışıl ışıl temiz tutmuş insanlarla karşılaşmak umuttur. Herkese duyduğu o incelikli saygı bize de yol gösteriyor.

Tek bir satırını dahi ıskalamamak için, sayfalarını günlere böldüm yine. Şiire hak ettiği saygıyı sunmak lazım. Bütün saygımı toplayarak araladım sayfaları. Hazır olarak okumak, en güzel okuma halidir. Bunu anladığımdan beri mutluyum şiirlerin eşlik ettiği saatlerde. İçimi maviye boyayan kitaba güneşimle geldim. Işıyorum. Bir insan, bu kadar iyi satırı bir ömre nasıl sığdırır, bilmiyorum ama. Ve merak ederek sonlandırıyorum, öyle çok şiir var ki içimi hayal işlemeli bir hançerle oyan, böyle sevebilen insanların sevdikleri kadınlar, acaba bu şiirlere değen kadınlar mıdır? Yoksa ''güzelliğin on para etmez/ şu bendeki aşk olmasa mıdır?''

Serbest nazım ölçüsü ile sanat nasıl yapılır, buyrun. Tercih edeceklere keyifli okumalar dilerim.
84 syf.
·10/10 puan
Özge Çeçen 'e ithafen

Ölmeye yattım ama ecel bir türlü gelmedi. Bütün sesleri susturdum şimdi yaşıyorum çığlık çığlığa.

Bir kadın düşünün. Bir erkeği onurundan doğurabilen bir kadın. "Bana hiç şiir yazdın mı?" diye sorarak uğruna şiir değil kitap yazdıran bir kadın ve o güzel sevgiyi sonuna kadar hak eden bir adam. O adam ki artık yaşadığımı anlayamıyorum diyor karısının ölümünden sonra. Derin bir matemdi bu kitaba akıttıkları, şiirlerine yansıttıkları. Çünkü güzelliğin tanrısı onu bırakıp gitmişti.

O dertliydi. Evlerin yalnızca eşyalardan yapılmadığını öğrenmişti. O evi ev yapan bir kadının aşkıydı ve o kadın gidince ev dar gelmişti adama. Sığamıyordu odalara. Çünkü onu, o kadını, Şahgül'ünü unutacak zamanı kalmadığını anladığı için dönüp dönüp yine onu sevmeye başlıyordu.

Mezarına bir gün bile gitmeyince yalnızlık doluyordu içine. Her mezar dönüşü onu yazıyordu şiirlerine. Harf harf dağılmıştı dizeler ve her biri bir taş gibi düşüp eziyordu yüreğimizi.

Ölüm ve özlem iliklerinize kadar işliyor. Konu ölüm ancak ölümün kasveti sizi boğmuyor. Tıpkı bir ağıt gibi bir bir sıralanmış geri gelmeyecek olan, yerine konulmayacak olan bir kadına yazılabilecek en güzel şiirler. Kadınları böyle en gerçeğinden sevebilen erkeklere sadece helal olsun diyor, hepsine saygı duyuyor ve konuyu kapatıyorum.

Bu değerli kitabı hediye eden sevilesi insan Özge'ye teşekkürler. Umarım Şükrü Erbaş gibi aşkın ve sevginin değerini bilenler tarafından hep sevilir.
68 syf.
·1 günde
Yıllarca "şiir okumayı değil, dinlemeyi seviyorum" diyerek kendi kendimi mahrum etmişim kendi kitaplarımı okumaktan. Evet, bu kitabın yazarı Şükrü ERBAŞ olsa da aynı zamanda benim kitabım. Çünkü şiir çoğu zaman şaire değil, onu hissedene aittir!

Edebiyatın bu en süslü, narin, duygu dolu dalına olan negatif yaklaşımım aslında şiirden çok şairlerle alakalıydı. Öyle ılık, öyle saçma, öyle niyetini aşan şair bozuntuları gördüm ki, rahmetli babamın bile amatör şairlik yaptığı ve anneme olan aşkını ölümsüzleştirdiği ekteki kitabını değil ama özel yapılmış ajandasını görünce ve içindekileri okumama "bizim özelimiz" diyerek izin verilmeyince yıllar boyunca babamı da sözcüklerle kadın avlayan çakma şair olarak yargılamıştım. Halbuki babamın o saf duygularıyla anneme yazdığı satırları şimdi okurken ve hatta ben doğmadan önce "Çağlayanıma" şiir-mektup tarzı yazısını 40 sene sonra ilk kez okurken hıçkıra hıçkıra, böğüre böğüre ağladım aynı zamanda da kahkahalar attım. Ve en az babam kadar samimi ve adam şairlere ve onların şiirlerine bir şans vermek istedim. 40 sene sonra babamın yazdıklarını okumamın sebebi ise annemin "bizim özelimiz" diyerek asla ajandanın sayfasını açtırmamasıydı. Baba gidince özel de gitti demek. Ve bir miras gibi 51 (elli bir) senelik defter açıldı, 51 sene beni yaşlandırdı. Benden daha gençsin şu an Baba...

Sonra "hayatın neden arabesk" diyorlar. Benim kaderim arabesk kaderim! En sevdiğinin en sevdiğine ve sana yazdıklarını o en sevdiğini kaybedince okumak, sayfaları sevmek, defteri kucaklamak, hatta onunla uyumak sadece Yeşilçam'da ve yarı absürt Türk filmlerinde mi olur sandınız?


Evet, amacını aşan ve Edebiyatın bu en güzel dalını saçma sapan amaçlarına hizmet için kullanan çakma üçüncü sınıf playboyumsu şairlere inat iyi ki Şükrü baba ve daha tatmadığım diğer yazarlar var diyorum ve bir önyargıdan kendimi sıyırdığım için de kendimi tebrik ediyorum :) kitabın her sayfası yalansız riyasız içime işledi. İçinden cümleler araklanıp karşı cinse asılamayacak, kandırılamayacak kadar kaliteli ve asildi. Ben artık modern 20.yy şairi Şükrü ERBAŞ'ın fedaisiyim. Kendisine uzun ömürler ve sonsuz cümleler diliyorum.

Canım babam, ruhum, gülüşüm, dünyam... Yattığın yer incitmesin. Emanetin, mirasın, aşkın, sevgin adamlığın kuşaktan kuşağa okunacak.

Ey ıhlamurların çınarlarla söyleştiği bahçe
Geç okudum yapraklarının açık defterini
Senin bağışınmış gövdemde çiçeklenen hayat
Şenmişsin sonsuzluğu camımdan taşıran aşk.

Babam...

Ölüler gökyüzüne gömülseydi keşke...



https://hizliresim.com/8zqLs8

https://youtu.be/d0YYMdXMfS0

Yazarın biyografisi

Adı:
Şükrü Erbaş
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1953
Şükrü Erbaş (d. 1953, Yozgat), Türk şair ve yazar.

1953'te Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.

Yazar istatistikleri

  • 6,5bin okur beğendi.
  • 31,4bin okur okudu.
  • 1.223 okur okuyor.
  • 14bin okur okuyacak.
  • 235 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları