Thierry Zarcone

Thierry Zarcone

Yazar
9.6/10
7 Kişi
·
14
Okunma
·
0
Beğeni
·
454
Gösterim
Her yıl ibadet için Hicaz’a gelip aylarca, hatta yıllarca kalan hacıların yarattığı bu hareketlilik Müslüman coğrafyanın bu kısmında ve hac yolları üzerinde bulunan tüm bölgelerdeki yaşayışı şekillendirmede önemli rol oynadı.
Sufizm üzerine meşhur bir kitap yazmış olan Amerikalı diplomat John P. Brown 19. yüzyılın sonunda İstanbul’daki Orta Asyalı ve Hintli kalenderlerin ayrıntılı ve tam bir tarifini yapmıştı:

İstanbul’da bu aşırı katı tarikatlardan pek azını görmek mümkün; bunlar daha ziyade Buhara’da, İran’ın bazı kısımlarında ve belki Hindistan’da bulunuyorlar. Sokaklarda sıkça rastladığımız dervişlerin hemen hiçbiri Osmanlı tâbiyetinden değil, çoğu Hindistan ve çevresinden gelmiş. Çoğunlukla Kadiri, Nakşibendî ve Kalenderi tarikatlarına mensuplar.

Sadaka topladıkları çanağın adı keşkül; insanların gönülden veya zoraki verdikleri şeyleri bununla alıyorlar.

“Ya hu!” diye selam veriyor ve pek teşekkür etmiyorlar
Kudüs’ü ziyaret eden hacılar için -Mekke’deki Mescid-i Haram ve Medine’deki Mescid-i Nebevî’den sonra- dünyanın en kutsal ibadet yerlerinden biri olan el-Aksa Camii’ni ziyaret etmek “günahlardan arınma, Allah katma çıkma, bin şehit sevabı alma ve cehennem ateşinden korunma” manasına geliyordu.
Kudüs’ün hac coğrafyasında nasıl böyle özel bir yer haline geldiğini belirtmek gerekiyor. Birincisi, Kudüs’e hac farz olmamakla birlikte, Mekke ve Medine’den sonra hacılar için en kutsal yer burasıydı. İkincisi, şehir hac yoluna yakın bir noktada bulunuyordu.
Kalenderiyenin temel ilkeleri arasında bekâr ve gezgin olma, ayrıca dilenme vardı ve tarikatın mensupları İslam’da benzeri görülmemiş biçimde, kalenderhanelerde cemaat halinde yaşarlardı.
daima muhalif bir tarikat olarak tanımlanmasına karşın Kalenderiye içerisinde bir kolun İslam’ın şartlarına son derece bağlı olduğunu ve muhalif faaliyetleri reddettiğini söyleyebiliriz.
Orta Asya ve Hindistan’dan hac için gelen ve sonunda Mekke ve Medine’ye yerleşen tanınmış Nakşibendî şeyhleri, bu şehirlerde bulunan sayısız hacıyı mürit edinmişlerdir. Nakşibendî öğretisi böylece Müslüman dünyasının çok farklı, hatta ücra köşelerine, örneğin Türkiye, Endonezya ve Çin’e kadar yayılır.
Hindistan ve Orta Asya’nın kültürel, dini geleneklerini Türkiye ve Arap dünyasına taşıyan Özbek ve Hint tekkeleri, birer Türk ve Hint ileri karakoluydu. Osmanlılar, ortak bir kültürü paylaştıkları Özbeklerin tekkelerini desteklerken kültürüne iyice yabancı oldukları Hint tekkelerine aynı yakınlığı göstermiyorlardı.
pek çok Sufi, Orta Asyalı ve Hintli hacılara yardımda bulunmak için hac güzergâhı boyunca tekkeler kurmuştu. Bu tekkelerin bazılarının Sufi merkezleri, pek çoğunun ise yalnızca hacıların konaklama yeri olması, Sufizmin buralardaki rolünü muğlaklaştırıyor. Bunların ortak noktası, Sufi şeyhlerinin idaresinde olmaları ve Türkçede tekke, Arapçada ise takiyya veya zaviya olarak adlandırılmalarıydı
Hac yolculuğuna çıkanların esas hedefi Medine ve Mekke’ye ulaşmak olsa da, kutsal addedilen Kudüs (kutsal şehir), rota üzerindeki ana duraklardan biriydi. Müslümanlar için, Mekke’ye varmadan evvel bu şehre bir hac ziyareti yapmak büyük sevaptı. Mekke ve Medine’den sonraki en kutsal şehir sayılan Kudüs’e “Kutsal Hac Kapısı” veya “Suriye şehirlerinin sağ eli” gibi pek çok unvan verilmişti.
S. Ali
S. Ali Kudüs'teki Orta Asyalı ve Hintli Sufi Hacılar'ı inceledi.
206 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bu kitap, 19.yüzyıl ile 20.yüzyılın başlarında Orta Asyalı (Afgan, Özbek, Hint ile o bölgede yaşayan diğer Müslüman haklar)
hacıların, kutsal topraklara ziyaretleri; ziyaret güzergahları ve tekke kültürüne bakış açılarını inceleniyor.
Hacıların Orta Asya ve Hint yarımadasından çeşitli yollarla Kudüs, Mekke, Medine'ye ulaşmaları; yol boyunca yaşadıkları ve hacıların barınma ve iaşe ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan Afgan, Özbek, Hint tekkelerin yapısı ve işleyişi anlatılıyor.

'Yılda sadece bir kez düzenlenen kitlesel hareket' o zamandan bu zamana kadar artarak devam ediyor. O zaman
diliminde insanların ne gibi zor şartlar altında hac ziyareti yapmalarıyla bugünkü koşullar arasındaki farkı düşünmekte fayda var.

Maddi anlamda bir şey beklemeden sadece dini maneviyatla yoğrulmuş bazı kişiler de diğer hacılara yardımcı olmak anlamında hac yolu üzerinde çeşitli tekkeler kurmuşlar. Yardımlaşma, dayanışma halinde olan insanlar birlikte zikir ayinleri düzenliyor; Çağatay Türkçesi, Farsça, Arapça, Hintçe gibi kendi dillerinde mistik ritueller yapıp hemşehrileriyle sohbet imkanı sahip oluyorlardı.

Bu tekkelerde hac yolculuğunda esas amaç Mekke ve Medine'ye ulaşmak olsa da kutsal görülen Kudüs'e de mutlaka uğranılırdı.

İstanbul, Şam, Mekke arasında yayılmış bulunan Özbek, Afgan ve Hint sufi tekkelerin Orta Asya, Hint, Osmanlı İmparatorluğu arasında Arap vilayetleri özelinde gerçekleşen kültürel, dinsel, siyasi alışverişte oynadıkları rolü de ele almakta. Özellikle Özbek, Afgan ve Hint tekkeleri işleniyor.

Ayrıca sufi şeyhlerin niçin hacca giderken kutsal şehirlerde konaklayan hacılarla ilgilendiler; tekkeleri niçin ruhani merkez yanında han haline getirdikleri kitabın sayfaları arasında okuyucuyu bekliyor.

Hem İstanbul hem de hac güzergahında neden Hintli tekkelerin çok olduğu; İstanbul'da Hintli cemaatin olmamasına rağmen Hint tekkelerin yer alması ilginç bir durum oluşturuyor.

Fakir ve zengin Hintli hacıların durumu da çeşitli kaynaklardan toplanan bilgiler ve Falih Rıfkı Atay'ın kaleminden de açıklanıyor.

Kalenderiye mensupları ise diğer bazı cemaatler tarafından muhalif hatta din dışı görülmelerine rağmen nevi şahsına münhasir eylemleriyle varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ayrıca İstanbul'da rastlanan dervişlerin büyük çoğunluğunun Osmanlı tebası olmaması ve çoğunun Hindistan ve civar yerlerden gelmeleri de bir başka ilginç durumu oluşturur.

Kitabın 'sonuç (s.150)' kısmında '1924'ten sonra başa geçen Vehhabi devletiyle birlikte; sufi tekkelerin ve türbe ziyaretlerin yasaklandığı, şeyhlerin kaçmak zorunda kaldıkları ve çok sayıda türbenin yıkıldığı bilgisi veriliyor. Daha sonra 'Kemalist' hükümetin tüm tekke ve türbeleri yasaklaması ard arda geliyor.


Kitabın 2002 yılında Hayfa Üniversitesi'nde sunulan tebliğin geliştirilmiş hali olması, sanki biraz daha genişletilmeyi de
gerektiriyor gibi düşündürüyor insanı. Kitabın giriş kısmında tekke nedir? ne değildir? islam'da yeri varsa önemi gibi bilgiler eklenebilirdi.

Aynı şekilde şeyh, mürit, tarikat vb çeşitli kavramlarda açıklanabilirdi. Kitabın dili sade. Ayrıca araştırma yapacaklara geniş 'kaynakça' sunuyor.

Kitabın üniversitede bir anma töreninde yapılan konuşmanın biraz genişletilmiş hali olması bazı kavramların ya da yargıların
tam olarak açıklanmamasını doğuruyor. Örneğin, Vehhabi ve Kemalist yönetimlerin aynı siyasi, dini düşünceye sahip olmamakla birlikte ortak nokta 'tekkelerin kapatılması' bu iki rejimin ortak değil sadece benzer kararlar alması olarak düşünülebilir. Ama yazar bu kısmı kısa geçtiğinden yani sebep-sonuç ilişkisi kurmadığından (kitabın kapsamı büyüyecek) ben sadece 'benzer' karar olarak görebilirim. Ayrıca 'vehhabi', 'kemalist' gibi kavramlar da açıklanabilseydi sadece Türk okuyucu için değil başka dillerde okuyan kişiler içinde faydalı olabilirdi.

1925 yılında Türkiye'de tekke ve zaviyelerin kapatılmasındaki amaç, halkın bilgisiz, iyiniyet ya da cahilliğinden istifade edip bundan çıkar sağlayacakların önüne geçmek. Bırakın 1925'i günümüzde bile hala buralardan medet uman kişiler yok mu? Tekkelerin kapatılması bir zaruret doğuruyordu. Atatürk'ün
30 Ağustos 1925 tarihli Kastamonu söyleminde belirttiği gibi: "Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için lekedir. Efendiler ve ey millet biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru hakiki tarikat medeniyet tarikatı" sözüyle yeni rejimin
yolunu kalın çizgilerle çizmiştir. Ama daha sonra kanunda yapılan bazı değişikliklerle bazı türbelerin açılmasına olanak sağlanmıştır.

Ezcümle: Tavsiye edilir.

Notlar:

+ Bu kitabı 3-5 Mayıs 2012 tarihinde notlar alarak okudum. 1 Kasım 2018 tarihinde yazıya döküp, siteye ekledim. Elimin altında bulunuyordu, herkes faydalansın diye arşivimden çıkarıp yazıya döküp ekledim. https://resmim.net/f/2Ldt7I.jpg

+ Birinci Basım Nisan 2012

+ Ayrıca Thierry Zarcone'nin yazdığı İslamda Sır ve Gizli Cemiyetler kitabı da okunabilecek en iyi 'sır, gizem, mistik, gizli cemiyet, masonluk' gibi çok sayıda bilgiyi ve belki de ilk defa duyacağız bilgilerle harmanlayan ve kullandığı kaynaklar bakımından da oldukça iyi bir kitaptır. Onu da o tarihte alıp okudum ama onda bir ama var. Bilgi, içerik yönünden olmasa bile mizanpaj olarak ve ayrıca resim/yazı kullanımı, bazı kavramların çeviri olarak tam olmaması yüzünden
okunurken sıkıntı yaşatabilir. Bu kitabı keşke başka bir yayınevi (ama bu mizanpajı örnek almadan sıfırdan yapacak) bassa da onu da okusak.
O kitabın notları da var onu da bir ara siteye yüklerim diyerek kendime ait notları bitiriyorum. Şu an da piyasa da bulacağız çoğu 'mistik, gizli cemiyet, masonik' temalı kitapların çoğu kopyala yapıştır mantığıyla ve kaynaksız olarak verilirken, bu kitap kaynağın kaynağına inerek kavramları konuyla harmanlayıp bizlere sunuyor.
170 syf.
·10/10
Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biri.Yazar Buhara'yı gezen casus ve gezginlerin notlarına dayanarak yazdığı eserinde şehri ve onun tarihini detaylı bir şekilde inceleyerek ortaya koymuş.Eserdeki ayrıntılar insanı şaşırtıyor.Öğrenmenin zevkine varacağınız bir eser.Aynı zamanda bu tarz eserleri sevenler için kaynakçası bile faydalı.Şiddetle tavsiye ederim.iyi okumalar.
170 syf.
Kitabın orijinali "Boukhara L'Interdite 1830-1888" adıyla Fransızca olarak 1997'de yayınlanmıştır. Yazarı olan Thierry Zarcone, CNRS'nin (Centre National de la Recherche Scientifique) tarih bölümünde araştırma görevlisidir. Uzmanlık alanı Türkiye, İran, Orta AsyaTürk Cumhuriyetleri ve Doğu Türkistan'dır. Bölgede de çalışmaktadır. Kitabın içeriği konu olarak ikiye ayırabiliriz; ilk bölüm özellikle 19. yüzyılın sonlarına kadar batı dünyası için gizemli bir bölge olan Orta Asya (Türkistan) bölgesine yapılan keşifleri anlatır, ikinci bölüm ise Buhara şehrinin 19. yüzyıldaki özelliklerini inceler. İlk bölüm özellikle Desmaisons ve Vambery'nin yazdıklarına odaklanarak; Orta Asya'da Büyük Oyun adı verilen politikacılar ve casuslar savaşında bölgeye "sızan", genellikle Müslüman derviş kılığına girmiş olan batılı bilginlerin yaşadıkları inanılmaz olayları anlatır. Bu bilginler bölge dillerine ve Arapça'ya hakim, bölge tarihini ve İslamiyeti çok iyi bilen kişilerdir. Orta Asya'daki keşif ve casusluk faaliyetlerinden sonra batı ülkelerine geri dönmüş ve çokça sayılan tarihçilere dönüşmüşlerdir. Kitabın ikinci bölümü ise yine bir kısım gezginlerin yazdıklarından hareketle çok eski zamanlardan 19. yüzyıla kadar İslami öğretim merkezlerinden biri olan Buhara'nın 1830-1888 yılları arasındaki görünümünü yansıtmıştır. Bölgeyle ilgili olan herkesin bu kitabı ve kitapta bahsedilen gezginlerin yazdıklarını okumalarını şiddetle tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Thierry Zarcone
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 14 okur okudu.
  • 21 okur okuyacak.