Kudüs'teki Orta Asyalı ve Hintli Sufi Hacılar

·
Okunma
·
Beğeni
·
140
Gösterim
Adı:
Kudüs'teki Orta Asyalı ve Hintli Sufi Hacılar
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
206
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055272029
Çeviri:
Berna Akkıyal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
Geniş zamanlara hükmeden belli bir dönemi, geniş sahalara yayılan belli bir coğrafyayı anlatıyor Thierry Zarcone... Hac için Mekke'ye gidilmeye başlanmasından itibaren, hacılar Batı ve Doğu Türkistan'dan Hicaz'a varan muhtelif yolları kullandılar: Bu güzergâhlardan biri Semerkant ve Buhara'dan çıkıp Afganistan içinden geçiyordu... Genelde Rusya, Tataristan ve Kafkasya'da yaşayan Müslümanların takip ettikleri ikinci güzergâh ise Rusya'nın güneyinden geçerek Karadeniz üzerinden İstanbul'a, oradan Suriye veya Mısır'a ve nihayet Hicaz'a ulaşıyordu... Daha zahmetsiz olan bir diğer güzergâh, İran ve Bağdat üzerinden geçiyordu... Özellikle Doğu Türkistanlıların ve Fergana Vadisi'nden yola çıkan Müslümanların tercih ettikleri dördüncü güzergâh yoluyla da Himalayalar ve Keşmir üzerinden Bombay'a, oradan da Basra veya Cidde'ye ulaşılıyordu... Elbette bu uzun ve meşakkatli yolculuğun konakları da olmalı! İşte tam burada devreye -ülkemizde de isimleri ve işlevleri aynı olan- Kudüs'teki tekkeler girmektedir. Kitabın sayfaları arasında capcanlı göreceğiniz bu merkezler Özbek Tekkesi, Afgan Tekkesi ve Hint Tekkesi'dir...
S. Ali
S. Ali Kudüs'teki Orta Asyalı ve Hintli Sufi Hacılar'ı inceledi.
206 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Bu kitap, 19.yüzyıl ile 20.yüzyılın başlarında Orta Asyalı (Afgan, Özbek, Hint ile o bölgede yaşayan diğer Müslüman haklar)
hacıların, kutsal topraklara ziyaretleri; ziyaret güzergahları ve tekke kültürüne bakış açılarını inceleniyor.
Hacıların Orta Asya ve Hint yarımadasından çeşitli yollarla Kudüs, Mekke, Medine'ye ulaşmaları; yol boyunca yaşadıkları ve hacıların barınma ve iaşe ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan Afgan, Özbek, Hint tekkelerin yapısı ve işleyişi anlatılıyor.

'Yılda sadece bir kez düzenlenen kitlesel hareket' o zamandan bu zamana kadar artarak devam ediyor. O zaman
diliminde insanların ne gibi zor şartlar altında hac ziyareti yapmalarıyla bugünkü koşullar arasındaki farkı düşünmekte fayda var.

Maddi anlamda bir şey beklemeden sadece dini maneviyatla yoğrulmuş bazı kişiler de diğer hacılara yardımcı olmak anlamında hac yolu üzerinde çeşitli tekkeler kurmuşlar. Yardımlaşma, dayanışma halinde olan insanlar birlikte zikir ayinleri düzenliyor; Çağatay Türkçesi, Farsça, Arapça, Hintçe gibi kendi dillerinde mistik ritueller yapıp hemşehrileriyle sohbet imkanı sahip oluyorlardı.

Bu tekkelerde hac yolculuğunda esas amaç Mekke ve Medine'ye ulaşmak olsa da kutsal görülen Kudüs'e de mutlaka uğranılırdı.

İstanbul, Şam, Mekke arasında yayılmış bulunan Özbek, Afgan ve Hint sufi tekkelerin Orta Asya, Hint, Osmanlı İmparatorluğu arasında Arap vilayetleri özelinde gerçekleşen kültürel, dinsel, siyasi alışverişte oynadıkları rolü de ele almakta. Özellikle Özbek, Afgan ve Hint tekkeleri işleniyor.

Ayrıca sufi şeyhlerin niçin hacca giderken kutsal şehirlerde konaklayan hacılarla ilgilendiler; tekkeleri niçin ruhani merkez yanında han haline getirdikleri kitabın sayfaları arasında okuyucuyu bekliyor.

Hem İstanbul hem de hac güzergahında neden Hintli tekkelerin çok olduğu; İstanbul'da Hintli cemaatin olmamasına rağmen Hint tekkelerin yer alması ilginç bir durum oluşturuyor.

Fakir ve zengin Hintli hacıların durumu da çeşitli kaynaklardan toplanan bilgiler ve Falih Rıfkı Atay'ın kaleminden de açıklanıyor.

Kalenderiye mensupları ise diğer bazı cemaatler tarafından muhalif hatta din dışı görülmelerine rağmen nevi şahsına münhasir eylemleriyle varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ayrıca İstanbul'da rastlanan dervişlerin büyük çoğunluğunun Osmanlı tebası olmaması ve çoğunun Hindistan ve civar yerlerden gelmeleri de bir başka ilginç durumu oluşturur.

Kitabın 'sonuç (s.150)' kısmında '1924'ten sonra başa geçen Vehhabi devletiyle birlikte; sufi tekkelerin ve türbe ziyaretlerin yasaklandığı, şeyhlerin kaçmak zorunda kaldıkları ve çok sayıda türbenin yıkıldığı bilgisi veriliyor. Daha sonra 'Kemalist' hükümetin tüm tekke ve türbeleri yasaklaması ard arda geliyor.


Kitabın 2002 yılında Hayfa Üniversitesi'nde sunulan tebliğin geliştirilmiş hali olması, sanki biraz daha genişletilmeyi de
gerektiriyor gibi düşündürüyor insanı. Kitabın giriş kısmında tekke nedir? ne değildir? islam'da yeri varsa önemi gibi bilgiler eklenebilirdi.

Aynı şekilde şeyh, mürit, tarikat vb çeşitli kavramlarda açıklanabilirdi. Kitabın dili sade. Ayrıca araştırma yapacaklara geniş 'kaynakça' sunuyor.

Kitabın üniversitede bir anma töreninde yapılan konuşmanın biraz genişletilmiş hali olması bazı kavramların ya da yargıların
tam olarak açıklanmamasını doğuruyor. Örneğin, Vehhabi ve Kemalist yönetimlerin aynı siyasi, dini düşünceye sahip olmamakla birlikte ortak nokta 'tekkelerin kapatılması' bu iki rejimin ortak değil sadece benzer kararlar alması olarak düşünülebilir. Ama yazar bu kısmı kısa geçtiğinden yani sebep-sonuç ilişkisi kurmadığından (kitabın kapsamı büyüyecek) ben sadece 'benzer' karar olarak görebilirim. Ayrıca 'vehhabi', 'kemalist' gibi kavramlar da açıklanabilseydi sadece Türk okuyucu için değil başka dillerde okuyan kişiler içinde faydalı olabilirdi.

1925 yılında Türkiye'de tekke ve zaviyelerin kapatılmasındaki amaç, halkın bilgisiz, iyiniyet ya da cahilliğinden istifade edip bundan çıkar sağlayacakların önüne geçmek. Bırakın 1925'i günümüzde bile hala buralardan medet uman kişiler yok mu? Tekkelerin kapatılması bir zaruret doğuruyordu. Atatürk'ün
30 Ağustos 1925 tarihli Kastamonu söyleminde belirttiği gibi: "Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için lekedir. Efendiler ve ey millet biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru hakiki tarikat medeniyet tarikatı" sözüyle yeni rejimin
yolunu kalın çizgilerle çizmiştir. Ama daha sonra kanunda yapılan bazı değişikliklerle bazı türbelerin açılmasına olanak sağlanmıştır.

Ezcümle: Tavsiye edilir.

Notlar:

+ Bu kitabı 3-5 Mayıs 2012 tarihinde notlar alarak okudum. 1 Kasım 2018 tarihinde yazıya döküp, siteye ekledim. Elimin altında bulunuyordu, herkes faydalansın diye arşivimden çıkarıp yazıya döküp ekledim. https://resmim.net/f/2Ldt7I.jpg

+ Birinci Basım Nisan 2012

+ Ayrıca Thierry Zarcone'nin yazdığı İslamda Sır ve Gizli Cemiyetler kitabı da okunabilecek en iyi 'sır, gizem, mistik, gizli cemiyet, masonluk' gibi çok sayıda bilgiyi ve belki de ilk defa duyacağız bilgilerle harmanlayan ve kullandığı kaynaklar bakımından da oldukça iyi bir kitaptır. Onu da o tarihte alıp okudum ama onda bir ama var. Bilgi, içerik yönünden olmasa bile mizanpaj olarak ve ayrıca resim/yazı kullanımı, bazı kavramların çeviri olarak tam olmaması yüzünden
okunurken sıkıntı yaşatabilir. Bu kitabı keşke başka bir yayınevi (ama bu mizanpajı örnek almadan sıfırdan yapacak) bassa da onu da okusak.
O kitabın notları da var onu da bir ara siteye yüklerim diyerek kendime ait notları bitiriyorum. Şu an da piyasa da bulacağız çoğu 'mistik, gizli cemiyet, masonik' temalı kitapların çoğu kopyala yapıştır mantığıyla ve kaynaksız olarak verilirken, bu kitap kaynağın kaynağına inerek kavramları konuyla harmanlayıp bizlere sunuyor.
206 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10 puan
Kudüs ile teknik olarak ilgilenen ve sufi tarikatlerin kudüsün manevi havasındaki önemini anlamak isteyenlerin okuması gereken bir kitap. İlginç ayrıntı ve alıntılarla desteklenmiş kitapta; İstanbulu Konyayı, Osmanlı Suriyesini bulacaksınız. Sincan bolgesinin, Fergana vadisinin, Yarkentin, Allahabadın fakir ve zahid sufileri ile konusacaksiniz.
Her yıl ibadet için Hicaz’a gelip aylarca, hatta yıllarca kalan hacıların yarattığı bu hareketlilik Müslüman coğrafyanın bu kısmında ve hac yolları üzerinde bulunan tüm bölgelerdeki yaşayışı şekillendirmede önemli rol oynadı.
Louvres Müzesindeki serginin özel bir kataloğunda çok sayıda Türk, Farisî, Hindû ve Kalenderî dervişlerin resimleri bulunmaktadır fakat açıklamalar yetersizdir.
1925'te Vehhabîlerin Mekkeyi almalarindan 1 yıl sonra, Kemalist hükümet tüm tekkeleri kapattı ve turnelerde ibadeti yasakladı. Böylece İstanbuldaki tüm Özbek, Afgan tekkeleri kapatıldı ve manevî merkezli kimlikleri ellerinden alındı.
1940 sonrasındaki kayıtlarda yer alan çoğu hacı ülkesine donemedi ve sürgünde kaldı. Şeyh Yakub el-Buharînin 1956'daki vefatı Orta Asyalilarin Kudüse ziyaretlerinde ve sufi kardesliginin tarihinde yeni bir sayfa açtı:
موت عالم، موت عالم
Alimin ölümü alemin ölümü gibidir.
Kalenderiyenin temel ilkeleri arasında bekâr ve gezgin olma, ayrıca dilenme vardı ve tarikatın mensupları İslam’da benzeri görülmemiş biçimde, kalenderhanelerde cemaat halinde yaşarlardı.
Kudüs’ü ziyaret eden hacılar için -Mekke’deki Mescid-i Haram ve Medine’deki Mescid-i Nebevî’den sonra- dünyanın en kutsal ibadet yerlerinden biri olan el-Aksa Camii’ni ziyaret etmek “günahlardan arınma, Allah katma çıkma, bin şehit sevabı alma ve cehennem ateşinden korunma” manasına geliyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kudüs'teki Orta Asyalı ve Hintli Sufi Hacılar
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
206
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055272029
Çeviri:
Berna Akkıyal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
Geniş zamanlara hükmeden belli bir dönemi, geniş sahalara yayılan belli bir coğrafyayı anlatıyor Thierry Zarcone... Hac için Mekke'ye gidilmeye başlanmasından itibaren, hacılar Batı ve Doğu Türkistan'dan Hicaz'a varan muhtelif yolları kullandılar: Bu güzergâhlardan biri Semerkant ve Buhara'dan çıkıp Afganistan içinden geçiyordu... Genelde Rusya, Tataristan ve Kafkasya'da yaşayan Müslümanların takip ettikleri ikinci güzergâh ise Rusya'nın güneyinden geçerek Karadeniz üzerinden İstanbul'a, oradan Suriye veya Mısır'a ve nihayet Hicaz'a ulaşıyordu... Daha zahmetsiz olan bir diğer güzergâh, İran ve Bağdat üzerinden geçiyordu... Özellikle Doğu Türkistanlıların ve Fergana Vadisi'nden yola çıkan Müslümanların tercih ettikleri dördüncü güzergâh yoluyla da Himalayalar ve Keşmir üzerinden Bombay'a, oradan da Basra veya Cidde'ye ulaşılıyordu... Elbette bu uzun ve meşakkatli yolculuğun konakları da olmalı! İşte tam burada devreye -ülkemizde de isimleri ve işlevleri aynı olan- Kudüs'teki tekkeler girmektedir. Kitabın sayfaları arasında capcanlı göreceğiniz bu merkezler Özbek Tekkesi, Afgan Tekkesi ve Hint Tekkesi'dir...

Kitabı okuyanlar 11 okur

  • Mehmet Emin VARLIKLI م ا و
  • Gülşen Yaprak
  • Ebru
  • Umut özkan
  • Kornelyus
  • Nurtaş ulaşoglu
  • Sümeyye Nur Oğlakçı
  • Yağmur yıldırımel
  • Hasanov
  • S. Ali

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (4)
9
%12.5 (1)
8
%0
7
%25 (2)
6
%0
5
%0
4
%12.5 (1)
3
%0
2
%0
1
%0