Tom Robbins

Tom Robbins

Yazar
8.4/10
1.086 Kişi
·
3.190
Okunma
·
334
Beğeni
·
11,1bin
Gösterim
Adı:
Tom Robbins
Tam adı:
Thomas Eugene Robbins
Unvan:
Amerikalı Roman ve Hikaye Yazarı
Doğum:
Kuzey Carolina, 22 Temmuz 1936
Thomas Eugene Robbins (d. 22 Temmuz 1936), Amerikalı roman ve kısa hikâye yazarı.rnrnRobbins, "Oyunculuk, uçarılık değil bilgeliktir" görüşünü ön plana çıkarıp çılgınlık derecesinde oyuncul romanlar yazmaktadır. Romanları, hayatın daha ciddi yanlarını inkar etmez; "herşeye rağmen mutluluk" ilkesinin savunuculuğunu yapar. Bu ilkenin içerdiği mesajı, romanlarındaki karakterlerin felsefeleri ve aynı zamanda da incelikli yazı biçimiyle iletir. Edepsiz kelime oyunları, alakasız sonuçlar, zıtlık içeren ifadeler, ara sözler, Robbins'in anlatımının belli başlı özellikleridir. Romanları yalnızca edebi uzlaşımları değil, insanoğlunu tatmin etmenin en iyi yolu hakkında toplumda yer alan varsayımları da sorgular. Robbins, panteizm, mistik Doğu dinleri ve Yeni Fizik gibi çeşitli kaynaklardan alternatif düşünceleri bir araya getirir.rnrnThomas Eugene Robbins Kuzey Carolina'nın Blowing Rock adlı kasabasında George Thomas Robbins isimli bir idareci ve Katherine D'Avalon isimli bir hemşirenin çocuğu olarak doğdu.rnrnRobbins 1954 yılında Washington'da ve Virginia'nın Lexington kasabasında bulunan Lee Üniversitesi'nde gazetecilik öğrenimi gördü ancak disiplin sorunları nedeniyle üniversite öğrenci birliğindeki görevinden alınınca okulu terketti.Okuldan ayrılmasını izleyen yıl zamanını otostop yaparak geçirdi ve nihayetinde New York'a yerleşerek şiir yazmaya başladı.rnrn1957 yılında askerlik emrini almasını takiben Amerikan Hava Kuvvetleri'ne katıldı. Askerliği boyunca iki yılını Kore'de meteorolojist olarak geçirdi ve 1959 yılında terhis oldu. Terhis olduktan sonra Virginia'nın Richmond kasabasında sivil hayatına geri döndü.rnrnRobbins,1960 yılında daha sonra adı Virginia Commonwealth Üniversitesi olarak değişen Richmond Enstitüsü'nde sanat bölümüne girdi ve üniversite gazetesinde editörlük yaptı.rnrnMezun olmasını takiben, yüksek lisans öğrenimi görmek amacıyla Seattle'da bulunan Washington Üniversitesi'nin Uzak Doğu Çalışmaları bölümüne girdi. Seattle eyaletinde geçirdiği süre zarfında, The Seattle Times ve Seattle Post-İntelligencer gazetelerinde çalıştı.rnrnRobbins, 1971 yılında ilk romanı olan Dur Bir Mola Ver isimli kitabını yayınladı. Bu ilk kitabı eleştirmenler tarafından olumlu yorumlar aldı ancak bir sonraki romanı Even Cowgirls Get the Blues büyük ilgi gördü ve bir başyapıt olarak yorumlandı. Robbins, 35 yıllık edebi kariyeri boyunca sekiz adet roman, bir yığın şiir ve kısa hikâye yayınladı.rnrnBirçok kitabında etkisinin aşikar olduğu görülebilen Terence McKenna ile arkadaşlık yaptı. Sirius'tan Gelen Kurbağa adlı kitabının ana karakteri Larry Diamond, Psilosibin de dahil olmak üzere Mckenna'nın kuramlarının benzerlerini savunuyordu. Buna ek olarak, Parfümün Dansı adlı kitabının ana karakterlerinden Wiggs Dannyboy ile McKenna arasında çarpıcı benzerlikler bulunmaktadır.Robbins,aynı zamanda Hindistan'lı gizemci Osho'nun da hayranıdır ve Amerika Birleşik Devletleri'nde faaliyette bulunan Legal Marijuana Hareketi'nin danışma kurulunda görev yapmaktadır.rnrn1997 yılında, Bumbershoot Seattle Sanat Festivali kapsamında verilen Altın Şemsiye ödülünü kazandı.rnrnRobbins halen beşinci eşi olan Alexa D'Avalon ile beraber Washington'a bağlı La Conner şehrinde yaşamaktadır. Rip ve Fleetwood Star isimli iki oğlu vardır.
Belki de cesaretin aslı da budalalıktır. Korku, tıpkı sevgi gibi, derinliğe, doğanın gölgelikli kuytularına doğru bir çağrıdır. Korku, kızgınlıktan çok daha ince bir duygudur. Kızmak, zihnin yarattığı bir acıdır.
Açgözlüler er geç kârlarını kaybederler. Kâr etmek şerefli, saygın, sağlıklı bir şeydir. Açgözlülük ise alçaltıcı, sapık bir niteliktir
Her birimize bir yolculuk bileti verilmiştir. Eğer yolculuk ilginçse (sıkıcıysa zaten tek suçlusu kendimiz oluruz), o zaman çevremize bakıp zevkini çıkarırız (ne de çabuk geçiyordur manzara yanımızdan!), çevredeki diğer yolcularla çene çalarız, sık sık kalkıp tuvalete ziyaretler yaparız, günah çıkarırız... ama bileti kaldırıp da bakmaz, üzerinde yazılı son istasyonun adını okumayız. Oysa açık seçik yazılıdır orada: Dipsiz Kuyu.
Bugünlerde her şey sahte. Yo, ben geçmişte yaşıyor değilim, ama inanın bana, bazı şeyler iyiye gideceğine kötüye gitti.
Yoo, ben ölümden korkmuyorum. Hiçbir zaman korkmadım. Ölüm bize bir şey yapmaz; çünkü ölüm ölüdür. Ölü olan şeyden bir zarar gelmez. Mesele korku değil.
Tom Robbins
Sayfa 359 - Ayrıntı Yayınları
432 syf.
·16 günde·9/10
"Seni Nevada​ çölü sıcağında kalmış buruşuk bezelye."

Bunun gibi bir cümleydi, aklımdan çıkmıyor. Sanırım başlarında yazıyordu. Yaklaşık çeyrek asırda bitirdiğim için pek hatırlamıyorum, umarım bu kitapta okumuşumdur ama öyle değilse bile bu cümle aklımda hep bu kitaptan diye kalacak :D

Okumak için zaman bulamadığımdan mütevellit uzun sürdü kitabı bitirmem.

Kitap ilk yazıldığında "Pancarın Dansı" olan adı sonradan Parfümün Dansı olmuş.
Uzun zamandır bu tarz kitap okumamıştım, güzel oldu benim için​. Popüler olduğundan dolayı okunan ve kapitalist sistemle sadece kâr amaçlı çok satanlar diye gösterilen, içinde insana katkıda bulunacak pek bir şey olmayan kitapları hiç haz etmem, canın cehenneme kapitalist düşünce!

Bu kitap her ne kadar öyle gözükse de pek değil. Beklentimi çok yüksek tutmadım ama özellikle arayıp bulmuştum bu kitabı. Biraz felsefi biraz mistik - gizemli olduğunu duyunca merakım kabardı haliyle. Ama bir hayal kırıklığı falan yaşamadım. :)

Tom Robbins'in gerek yazım tarzını gerek kurgusunu çok beğendim. Aralara sıkıştırdığı espriler eğlenceli ve kurduğu cümlelerin çoğu tam Amerikan sokak ağzı :) kitapta biri birine hakaret edecek bir cümle kuruyorsa kendine has tarzıyla ve değişik bir şekilde​ yapıyor bunu :D gerçekten​ garip benzetmeler bulunuyor.

Kitabın içinde farklı farklı hikayeler var.
-Spoiler olarak görür müsünüz bilmem ama okuma şevkinizi kırmaz sanıyorum yazdıklarım.-
Bu hikayeler tek bir noktada kesişiyor. Önceden tahmin etmiştim ama ne şekilde olacağını kestirememiştim tam olarak. O yüzden ilk baş sıkılsanızda sabırla okuyunca netleşmeye başlıyor.


-1. Kalite Yasemin esansı peşinde olan Priscilla.
- Ölümsüzlüğü hedefleyen Alobar ve Kudra.
- Alobar'ın eşleri.
- V'lu, Ricki, Wiggs, Claude, Huxley Anne
- ve tabiki Pan
Aklıma gelenlen karakterlerden.
Bir de balina maskesi takan ve balina balık değil diye takılan bir adam var. :)

Ana konu anlaşılacağı üzere koku. Ve ölüm.. Kokunun anıları canlandırmadaki önemli rolünü biliyorsunuzdur zaten.
Biraz felsefe bir tutam bilgi bolca şehvet içermektedir​.
Gereksiz yere cinsellik üzerine kurulmuş bolca cümleler var. Bu cümlelerin konularla bütünlüğü bir yere kadar kabul ama sadece aman aman çok satsın millette okusun diye yazılıyorsa işte o zaman olmaz. Sadece satış amaçlı kitapları kirletmesinler..


Alobarla Einstein'ın arkadaş olmasına oldukça şaşırdım, Einstein ne alaka ya oldum bi. Şaşırtıcı :) ama ölümsüzlük yolundaki bir adamın her çağdan arkadaşı olabileceğini düşünürsek normaldir de :)

Hikayelerde zıtlıklar görülmektedir. Örneğin Alobar ölüme meydan okurken başka bir bölümde ölümü kabullenen biri çıkıyor. Felsefi açıdan hayatı sorgulatıyor.

Herkese hitap edecek türden olmasa da okuyabilirsiniz bence :)

Not:Kitabın renginin anlamının kitabın içinden çıkacağı aklıma bile gelmezdi.

Çivit mavi..
:)


Sanırım ben de artık incelememi "kusursuz tako" diyerekten bitirsem iyi olacak. :)
:D
Kulağa saçma gelebilir ama kitabı okuduktan sonra öyle olmuyor.:)

Keyifli okumalar​ dilerim..
432 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10
1k uygulamasının bana ve hayatıma kattığı çok güzel, şimdiye kadar okumadigim fantastik tarzda bir kitap okumuş olmaktan çok mutluyum. Bu uygulamayı bu yüzden o kadar çok seviyorum ki:))

Kitap mükemmel bir kurgu, 4 farklı ortamda geçiyor fakat bunlardan birisi var ki yüzyıllarca zaman farklılığı var diğer 3 ortamdan. Kitabı ilk 100 sayfada zor okudum diyebilirim, karakterleri hayal gücünde oluşturmak ve olayların geçtiği ortamları beynim sekillendirmekte biraz zorlandı.

3 ana karakter; alobar, kudra ve kutsal dinlerden önceki çok tanrılı dinlerdeki tanrılardan biri olan eğlence ve şehvet tanrısı Pan... Alobar bulunduğu ülkede bir kral ve bu ülke geleneklerine göre kralın saçında ya da sakalında bir tek beyaz kıl oluştuğunda kral zehirli bir yumurta yedirilerek ölmesi bir tören ve şenlik olarak kutlanıyor. Alobar bu geleneği kabul etmek yerine eşlerinden wren in yardımıyla çok profesyonelce mezarından çıkarılıyor ve o günden sonra Alobar ölümü yendiğini düşünerek ölümsüzlüğü arıyor. Farklı farklı coğrafyalarda , farklı insanların çeşitli gelenekleriyle karşılaşıyor. Kudra da onun gibi kendi ülkesindeki bir gelenekten kaçıyor, yolları Alobarla kesişiyor ve bu yolculukta onlara keçi kokusu ve toynak sesleriyle Pan eşlik ediyor.

Bu fantastik hikaye daha sonra mükemmel bir kurguyla seattle, new orleans gibi günümüz şehirlerine kadar ulaşıyor.

Kitap genel itibariyle mükemmel bir dil ve zaman zaman mizahi, seksi ifadeler içeriyor ama yerinde ve ayarında. Ölüm üzerinde öyle güzel tespitler var ki... ölüm yaşının insanın kendi elinde olabileceğine okuru ikna ediyor ve ben pancar yiyerek sonsuza kadar yasayabilecegime inanıyorum:))))

Şiddetle tavsiye ediyorum, okurken keyif alacağınız bir kitap. azim ölümsüzlük , kararlılık ve yüzyıllar boyunca bıkmadan tek kişiyle nasıl yaşanabileceğinin anlatıldığı enfes bir kitap. Keyifli okumalar diliyorum ;)
432 syf.
Fantastik kitaplara karşı ön yargılı olmuşumdur hep. Fakat Parfumün Dansı bu tabumu yıktı. Çok zekle okudum. Romanın dili, konusu, kahramanlar harikaydı. Koku, ölümsüzlük ve mutluluk kitap bunlar etrafında şekillenmiş. Ayrıca çok ihmal ettiğimiz bir gerçeği hatirlamamizi sağlıyor. İnsan doğa ile uyumlu bir yaşam sürer çevresindekileri dönüştürmez ve doğayı kabullenirse yaşamak çok daha güzel olacaktır. Doğa bize mutluluk verecektir. Çünkü biz onun bir parçasıyız. Karşı cinsle yakalanan mutluluk da çok güzel işlenmiş. Pan, tensel zevkleri, Alobar, Kudra kokuyu, mutluluğu çok başarılı anlattı. Felsefe, mitoloji, tarih kitabın sayfalarında ince ince işlenmiş. Keyifli okumalar ...
432 syf.
·10 günde·5/10
Cansız maddelerin ya da canlıların ruhudur koku desek acaba yanlış bir düşünce ortaya atmış olabilir miyiz? Ruh kişiliği tanımlayandır, tıpkı koku gibi. Bir insanın burnunun bir trilyon kokuyu algılaması ve bunların çoğunu hafıza etmesi inanılması güç bir durum olsa da gerçektir. O zaman şunu söylemek gerekir ki kişi deneyimlediği kokuyu 30 yıl hiç duyumsamadan yaşasa ve 31. yıl bu kokuya yeniden maruz kalsa bu kokuyu tanır. Ne kadar harika bir hafızalama değil mi? Muhtemelen sizlerin de bu tarz duyduğunuzda hatırlamaya çalıştığınız kokular olmuştur.

Kokunun tarihçesi çok eskilere dayanmaktadır. Eski devirlerde ovalanma ya da yağlanma –mesihleme- gibi durumlara maruz kalıp bedenin güzel kokmasını sağlamaya çalışmışlardır. MÖ 5000 lerde Mısır’da ve daha eski tarihlerde Greklerde tanrılara kokulu otlar yakılır, güzel kokan bir – parfümüm - dumanlı koku yaratmaya çalışırlardı. Güzel kokma çalışması çağımıza ait bir uğraş değildir.

“Maddesel şeylerin insanı hayata bağlama gücü nice idealistin sandığından çok daha fazladır.” (Alıntı #51469681 )

Okuduğumuz eser biraz isminden, birazda popüler kültürün abartmasıyla bence çok üst sıralara çıkmıştır. Yazarın harika mizacı dışında kitap içerisinde okurunu besleyecek pek bir anlam ve kavram yoktur. Harika mizaç dediğim şey ise yazarın kullandığı benzetmelerdir. Aşağıda birkaç tane benzetmesini sundum. Yazarın dili oldukça sade ve herkesin anlayabileceği bir tarzda yazım tarzı vardı. Yazar hakkında bilgim yoktur.

“Arzunun heyecanını ve hayal kırıklığını ortadan kaldırmak için, isteyebileceğimiz her şeyin, ihtiyacımız olabilecek her şeyin zaten bizde de var olduğunu anlamamız, uyanmamız gerek.” (Alıntı #51043599 )

Konusu ise bütün insanların yegâne isteği olan sonsuz yaşamdır. Ama bilinmeli ki Hz. Âdem’i de cennet gibi bir bahçeden kovduran bu sonsuzluk istediydi. Gılgamış gibi ölümsüzlük arayışına çıkan bir adamın hikâyelemesine şahit olduk. Ancak kullandığı yöntemler ise bana göre tamamen yanlıştı. Çünkü sonsuz yaşama ulaşma “kaçışlar” silsilesi değildir. Hafifle demesi bir nebze ruhu kanatlandırsa da doyumsuz bir sevişme ve inançsız yaşama kişinin hafiflemesi değil bir kaçış yoludur. Hatta insanoğlu bilmelidir ki “yürüme” dışında yapılan her eylem aslında bir “kaçıştır.”

------ Benzetmeler başladı ------
“…yüzündeki kızarıklık, zarar eden bir işyerinin muhasebe defterindeki borç rakamları gibi utanç doluydu.” Sayfa 155.
“Birkaç yassı bulut kayısı renkli gökyüzünü krep gibi sardı.” Sayfa 230.
“…bir anahtar deliği vardı. Sırlarına düşkün New Orleans’ta, anahtar delikleri hep tıkalı olurdu ama bu açıktı. Orospu kimonosu gibi de davetkârdı.”
------ Benzetmeler bitti ------

Biraz da kitap içerisinde keçiden bozma ve Yunan mitolojisinde adı geçen Pan’dan bahsetmek isterim. Panik hali Pan’dan gelmektedir. Arzuların şeytanı demekte yerinde bir düşünce olabilir. Ormanda ya da kırsalda kendi başına yaşayan ve döneminde birçok kişinin hediyeler, sunularda bulunduğu tanrı. Babası Zeus’un habercisi olan Hermes’tir. Annesi ise peridir. Pastoral müziğin yaratıcısı da denmektedir. Bunu ise sevgilisi olan Syrinx sayesinde yapmıştır. Diğer en bilindik sevgilisi ise Narkissos’a âşık olan kara bahtlı Echo’dur. Hani şu bağırdığımızda dönüp dolaşıp yine bize gelen ses var ya işte o. Bunların her birinin birbirinden güzel hikâyeleri vardır, merak ediyorsanız araştırıp haklarında daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz. Narkissos’u bir incelememin içerisinde hikâyeleme şansım olmuştu. Onu da merak eden okuyup bulsun.

“Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, hangi yanlış limana vardığına şaşırmamalısın.” (Alıntı #51026670 )

Her tanrı ölümsüzdür, ta ki son inananda onu unutana kadar. Bu düşünce biz insanlar içinde geçerlidir. Herkes unutulmayana kadar ölümsüzdür. Son olarak vurgulamak istediğim ise kitabın batıdan doğaya bir serüvenle başlayıp yeniden batıya yönelmesidir. Tıpkı Büyük İskender gibi… Erotizm çünkü doğuya has bir şeydir ve batıda o çağlarda erotizm bulunmazdı. Hatta o kadar çok erotizmle iç içeydiler ki poziyonlar hakkında, eğilimler hakkında sayfalar dolusu kitaplar yazdılar. MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender nasıl Hindistan’a gidip bu erotizmle tanıştıysa, kitap kahramanı Alobor’da aynı durumu yaşadı. Hatta doğu mitolojisindeki Inanna’yı alıp Yunan’a Afrodit, Roma’ya Venüs diye satan Büyük İskender’dir dersek ne kadar hata ederiz…

Kitabım Ayrıntı Yayınları’ndan, çevirisi yerinde ve okunulabilir seviyededir. Sayfa kalitesi olması gereken gibi ve birkaç harf hatasından başka hatası bulunmamaktadır. Kapak rengi ve kapak resmi hem kitaba hem de konuya çok yakışmaktadır. Eser bölümler halinde sunulmuş ve her bölümün zaman dilimi farklıdır. Dili gereğinden fazla sade ve pürüzsüzdür.

“...yıldızların gözünde insanın hayvandan bir üstünlüğü olmayabilir.” (Alıntı #50964252 )

Sözün özü; pekte beğendiğim bir eser olmadı. Yukarıda dediğim gibi yazarın mizacı her şeyin üzerindeydi. Onun dışında konun diğer okuduğum kitaplardan bölüm bölüm kopya edilmiş kurguya benzediğini söylesem abartmam sanırım. Kitap okunulabilir ama tavsiye edebileceğimi sanmıyorum.

Sevgi ile kalın.
432 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Evet çok özel ve güzel bir kitap daha. Çok etkileyici bir kitap en başta bunu demek istiyorum. Uzun süredir aklımda ama eser çokluğundan beklemedeydi. Çoğu listede görebiliriz bu eseri beğenilenler arasında.

Gelelim kitaba. Çok farklı bir eser okudum. Kurgusu muazzam derecede güzel, dil akıcı. Yazarı çok ama çok beğendim. Okuduğum kitaplar arasında Martin Eden hariç ilk on sıralamasında şu an Parfümün Dansı. Yazarın betimlemeleri çok güzel. Göz önünde canlandırıyor romanı.

İçerik kısmını kısa cümlelerle geçeceğim. Felfefe, mitoloji ve psikoloji grifti çok harika. İç içe harika kurgularla akıyor kitap. Farklı şehirlerde ve farklı bölümlerden oluşmakta. Ana tema koku ve buruna dayalı; daha doğrusu parfüm diyelim biz ona. Gelecek ve geçmiş arasında kurulan bir sentez olarak sürüyor roman. Arzuları sorguluyor, inanç değerlerimizi sorguluyor. Din ve felsefe konuları çok güzel harmanlanmış ve romanın çoğu bölümü bununla ilgili. Yine aynı şekilde tarihten de alıntılar çok güzel. Hem yakın geçmişteki hem de uzak geçmişteki kişileştirmeleri çok iyi yapmış yazar. Gerçekten çok güzel bir kurgu. Örn: Albert Einstein…
Koku duygusu ile erotizm çok üst seviyede seyrediyor. Erotizmle ilgili olarak Kamasutra konuları da romanın içinedeydi. Sağlıklı seks hayatı da romanın içinde yer almakta.

Son bölümlerinde hep akıl veriyor ve doğruyu gösteriyor. Mantık ve aklı sorgulaması çok güzeldi. Konusu koku olan bu romanın asıl teması ise uzun yaşamın, sağlıklı ve mutlu yaşamın nasıl olabileceği. Kişisel gelişim romanı mı, tarih mi, felsefe mi ? Gerçekten çok özel bir eser. Herkese tavsiye ederim.
Hayata pozitif bakmak ve olumsulukları düşünmemek için mükemmel bir eser.

Kesinlikle favori kitaplarımın arasında diyebilirim.Kurgusuyla olayların akışıyla çok etkiliyeci.Tom Robbıns zekasına ,hayal gücüne ve yaratıcılığına hayran kalmamak mümkün değil.Felsefe ve mitolojiden hoşlananların okumasını tavsiye ederim.
432 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sitede, arkadaş çevremde, kitapçılarda, internette; her yerde duyduğum bir kitaptı Parfümün Dansı. Okumadan önce her zaman yaptığım gibi yorumlara baktım, herkes tarafından beğenilen bir kitap olduğunu gördüm. Sitedeki incelemelerde de herkesin beğendiğine tanık oldum.
Ben farklı arayışlar içinde okuduğum için midir bilmem, aradığımı bulamadım. Evet konu özgündü, karakterler sıradışı idi, yazıldığı zamanın ötesinde bir kitaptı, zekice bir kurguydu.. Bunlara katılıyorum, herkes gibi düşünüyorum bu konuda. Ancak abartıldığı kadar iyi bulmadığımı da söylemek istiyorum.
Kitabı bölümlere ayırarak incelemek istiyorum ben. İlk bölüm benim gerçekten beğendiğim, karakterleri iyice tanıdığım kısımdı. Kral Alobar'ın başına gelenleri büyük zevkle okudum. Ölümsüzlük arayışını, ölüm hakkındaki düşüncelerini haklı buldum. (Her karakterden bahsetmeyeceğim sadece bölümlerde öne çıkanlar yeterli olacaktır bana kalırsa.)
İkinci ve sonraki bölümlerde de karşımıza çıkan Pan vardı bir de. Hepimizin bildiği Pan evet; hani Yunan mitolojisindeki şehvet simgesi Tanrı Pan. Ve altı keçi, üstü insan olduğundan onunla birlikte gelen 'kokusu.' Hikaye boyunca Alobar ile yolu kesişti, Fransa ve Amerika'ya Alobar'ın peşi sıra gitti Pan. (Amerika'ya da birçok serzenişte bulunmuştu bu kısımlarda yazar) Ve böylece kokusuna dayanamadıkları Pan'a, bu kokuyu bastırmak için parfüm yapmaya karar verdi ikili. (Kitabın ismini de verdiği yıllar boyu dans ederek sahibini beklemeye başlayan parfüm)
Yine bu bölümde Alobar ile yolu kesişen Kudra. Alobar'ın sevgilisi, kokulara tutkun Kudra... Herkesin formülünü aradığı kokusuyla, ölümsüzlüğün peşinden giden Alobar'a eşlik ediyor cesurca.
Hepsinden önemlisi kitabın bence esas kahramanı 'pancar.' Öyle ki ilk önce Pancarın Dansı olarak basılmış kitap. (1985, Kelebek Yayınları) Öyle kalsa daha doğru olurmuş aslında. Zira pancar her an ana karakter konumunda her yerde ve her zamandaydı.
Bu kadar anlattın, beğenmediğin neydi diye soracaklara kısaca anlatayım diyorum.
Öncelikle bazı kısımlar oldukça sıkıcıydı, konu uzasın diye yazılmıştı adeta. Aynı cümleler birçok sayfada karşıma çıktı, tekrarlardan hoşlanmayan ben doğal olarak bu anlarda sinir hastası oldum. Bir günde okunacak, ilgi çekici bir kitaptı evet ama bir kitabı her yönüyle beğenmediysem ve birilerine anlatmak için can atmıyorsam bir şeyler eksik gelmiştir bana mutlaka. Beğenenler neden beğendi diye sorgulamıyorum, tabi ki herkesin aradığı başkadır kitaplarda. Demek ki ben aradığımı bulamamışım diyorum...
432 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
En başta kurgunun muazzam olduğunu söylemeliyim. 2 farklı zamanda geçiyor ve arada 1000 yıl kadar fark var. Efsane bir şekilde ilerleyip hikayeler birleşiyor.

Konusu isminden de anlaşılacağı üzere 'koku' yani parfüm. Mevcut bir kokudan tekrar elde etmeye çalışan bir grup ve kokunun asıl sahibi 1000 yaşındaki Kral Alobar..

Evet fantastik tarzda yazılmış bir roman ama fazlasıyla da gerçekçi. (ölümsüzlük, birbirlerini yüzyıllarca bıkmadan seven bir çift gibi gibi)

Diğer bir önemli konu pancar :)) okuyunca ana karakterin pancar olduğunu sanabilirsiniz. Bizim hiç önemsemediğimiz (en azından benim) pancarın ne numaraları varmış :) hemen temin edip ölümle savaşacağım yazar beni ikna etti yani

Gönül rahatlığıyla kıymetli vaktinizi "Parfümün Dansı"na ayırabilirsiniz. Alıp bir günde aralıksız okuyup bitireceğiniz bir kitap (sen neden 10 günde okudun o zaman demeyin çünkü ben kitabımı gittiğim bir yerde unuttum :).

Ve son olarak kitabın kapağının rengi.. Okuyan olursa kapağının neden çivit mavisi olduğunu anlayacaktır.. Onunda ne anlama geldiğini bilirsiniz : Çivit. Çivitiyor. Çivitti..
281 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Şimdiye kadar okuduğum en değişik kitaplardan bir tanesiydi.
Paskalya öncesi borsa simsarı Gwendolyn Mati'nin peşine takılıyoruz ve sonrası karmakarışık.
Hem hayal gücünün zirvesi hem bir adım ötesi hayal olamayacak kadar gerçek, hem tuhaf hem derin bir felsefesi var, hem akıl karıştırıyor hem düzene sokuyor.
Gwendolyn Mati'nin bir anda ortadan kaybolan medyum arkadaşını bulmaya çalışırken aynı zamanda imana gelmiş bir maymunu da bulmaya çalışıyoruz.( Kulağa tuhaf geliyor farkındayım)
Sonrasında anlamı değiştirilen bir Tarot kartının peşine düşmeye hazırlanırken, Timbuktu'dan yeni gelen Larry karakteri ile tanışıyoruz ve dünyada azalan kurbağa nüfusunun sebeplerini araştırmaya başlıyoruz.
Günümüz teknolojisi ile bile zor fark edilen Sirius yıldızıyla ilgili detaylı bilgilerin bir Afrika kabilesi üyelerince yıllardan beri nasıl bilindiğine tanıklık ediyoruz ve meşhur soru yine karıştırıyor zihnimizi;
"Acaba başka bir gezegende hayat var mı ve yıllar öncesinde insanlar ile iletişim kurdular mı?"
Modern toplumda paranın, şöhretin peşinde aç gözlü, hırslarımıza boğulmuş yaşarken neyi gözden kaçırıyoruz?
Nereden geldik ve nereye gidiyoruz?
Bu kadar çıldırmış halde yaşarken durduran, ne kadar anlamsız şeylerin peşinde koştuğumuzu farklı ve zekice bir kurguyla hatırlatan ve sorgulatan bir kitap.
Yer yer durağanlaşsa da , semboller ile, kozmik ve metafizik bağlantılar ile okuru silkeleyen, kendine gel diyen kitaplardan bir tanesi. Ben severek okudum. Farklı tür kitapları okumayı sevenlere tavsiyemdir.
432 syf.
·5 günde·9/10
Son zamanlarda okuduğum en mistik, değişik, harikulade kitap.. Bana kalırsa büyük bir deha ürünü. Bildiğimiz nice sıradan kitabın arasından bir anda sıyrılacak nitelikte. Oldukça pozitif, enerji dolu, ilginç ve sıra dışı bir romandı. Uzun ve sağlıklı yaşamanın sırlarını açıklamış Yazar; hava, su, toprak ve ateş - her bir maddeyi ayrı ayrı ele almış, onunla bir show sergilemiş âdeta. Daha önce hiç bu kadar tezatlar içeren bir roman okumadım. Bir taraftan fantastik, bir taraftan gerçekçi… Bir taraftan alaycı, bir taraftan oldukça ciddi… Bir taraftan müthiş etkileyici üslup, bir taraftan garip, sürüklemeyen ama merak ettiren konu… Bir taraftan aşkın tarifi, bir taraftan dozunda erotizm… Sonra düşündüm: hayatın kendisi de öyle zaten, tezatlarla dolu. Başlangıçta biraz karışık gelebilir, ama sabredip devamını getirirseniz hepsi değişik bir şekilde bağlanıyor. “ Ben bir ülkenin kralı olmuştum. Ama şimdi kendimin kralıyım” diyor Alobar, ölümsüzlüğü arayan adam.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tom Robbins
Tam adı:
Thomas Eugene Robbins
Unvan:
Amerikalı Roman ve Hikaye Yazarı
Doğum:
Kuzey Carolina, 22 Temmuz 1936
Thomas Eugene Robbins (d. 22 Temmuz 1936), Amerikalı roman ve kısa hikâye yazarı.rnrnRobbins, "Oyunculuk, uçarılık değil bilgeliktir" görüşünü ön plana çıkarıp çılgınlık derecesinde oyuncul romanlar yazmaktadır. Romanları, hayatın daha ciddi yanlarını inkar etmez; "herşeye rağmen mutluluk" ilkesinin savunuculuğunu yapar. Bu ilkenin içerdiği mesajı, romanlarındaki karakterlerin felsefeleri ve aynı zamanda da incelikli yazı biçimiyle iletir. Edepsiz kelime oyunları, alakasız sonuçlar, zıtlık içeren ifadeler, ara sözler, Robbins'in anlatımının belli başlı özellikleridir. Romanları yalnızca edebi uzlaşımları değil, insanoğlunu tatmin etmenin en iyi yolu hakkında toplumda yer alan varsayımları da sorgular. Robbins, panteizm, mistik Doğu dinleri ve Yeni Fizik gibi çeşitli kaynaklardan alternatif düşünceleri bir araya getirir.rnrnThomas Eugene Robbins Kuzey Carolina'nın Blowing Rock adlı kasabasında George Thomas Robbins isimli bir idareci ve Katherine D'Avalon isimli bir hemşirenin çocuğu olarak doğdu.rnrnRobbins 1954 yılında Washington'da ve Virginia'nın Lexington kasabasında bulunan Lee Üniversitesi'nde gazetecilik öğrenimi gördü ancak disiplin sorunları nedeniyle üniversite öğrenci birliğindeki görevinden alınınca okulu terketti.Okuldan ayrılmasını izleyen yıl zamanını otostop yaparak geçirdi ve nihayetinde New York'a yerleşerek şiir yazmaya başladı.rnrn1957 yılında askerlik emrini almasını takiben Amerikan Hava Kuvvetleri'ne katıldı. Askerliği boyunca iki yılını Kore'de meteorolojist olarak geçirdi ve 1959 yılında terhis oldu. Terhis olduktan sonra Virginia'nın Richmond kasabasında sivil hayatına geri döndü.rnrnRobbins,1960 yılında daha sonra adı Virginia Commonwealth Üniversitesi olarak değişen Richmond Enstitüsü'nde sanat bölümüne girdi ve üniversite gazetesinde editörlük yaptı.rnrnMezun olmasını takiben, yüksek lisans öğrenimi görmek amacıyla Seattle'da bulunan Washington Üniversitesi'nin Uzak Doğu Çalışmaları bölümüne girdi. Seattle eyaletinde geçirdiği süre zarfında, The Seattle Times ve Seattle Post-İntelligencer gazetelerinde çalıştı.rnrnRobbins, 1971 yılında ilk romanı olan Dur Bir Mola Ver isimli kitabını yayınladı. Bu ilk kitabı eleştirmenler tarafından olumlu yorumlar aldı ancak bir sonraki romanı Even Cowgirls Get the Blues büyük ilgi gördü ve bir başyapıt olarak yorumlandı. Robbins, 35 yıllık edebi kariyeri boyunca sekiz adet roman, bir yığın şiir ve kısa hikâye yayınladı.rnrnBirçok kitabında etkisinin aşikar olduğu görülebilen Terence McKenna ile arkadaşlık yaptı. Sirius'tan Gelen Kurbağa adlı kitabının ana karakteri Larry Diamond, Psilosibin de dahil olmak üzere Mckenna'nın kuramlarının benzerlerini savunuyordu. Buna ek olarak, Parfümün Dansı adlı kitabının ana karakterlerinden Wiggs Dannyboy ile McKenna arasında çarpıcı benzerlikler bulunmaktadır.Robbins,aynı zamanda Hindistan'lı gizemci Osho'nun da hayranıdır ve Amerika Birleşik Devletleri'nde faaliyette bulunan Legal Marijuana Hareketi'nin danışma kurulunda görev yapmaktadır.rnrn1997 yılında, Bumbershoot Seattle Sanat Festivali kapsamında verilen Altın Şemsiye ödülünü kazandı.rnrnRobbins halen beşinci eşi olan Alexa D'Avalon ile beraber Washington'a bağlı La Conner şehrinde yaşamaktadır. Rip ve Fleetwood Star isimli iki oğlu vardır.

Yazar istatistikleri

  • 334 okur beğendi.
  • 3.190 okur okudu.
  • 145 okur okuyor.
  • 2.685 okur okuyacak.
  • 113 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları