Tom Robbins

Tom Robbins

Yazar
8.4/10
1.484 Kişi
·
4.327
Okunma
·
405
Beğeni
·
13bin
Gösterim
Adı:
Tom Robbins
Tam adı:
Thomas Eugene Robbins
Unvan:
Amerikalı Roman ve Hikaye Yazarı
Doğum:
Kuzey Carolina, 22 Temmuz 1936
Thomas Eugene Robbins (d. 22 Temmuz 1936), Amerikalı roman ve kısa hikâye yazarı.rnrnRobbins, "Oyunculuk, uçarılık değil bilgeliktir" görüşünü ön plana çıkarıp çılgınlık derecesinde oyuncul romanlar yazmaktadır. Romanları, hayatın daha ciddi yanlarını inkar etmez; "herşeye rağmen mutluluk" ilkesinin savunuculuğunu yapar. Bu ilkenin içerdiği mesajı, romanlarındaki karakterlerin felsefeleri ve aynı zamanda da incelikli yazı biçimiyle iletir. Edepsiz kelime oyunları, alakasız sonuçlar, zıtlık içeren ifadeler, ara sözler, Robbins'in anlatımının belli başlı özellikleridir. Romanları yalnızca edebi uzlaşımları değil, insanoğlunu tatmin etmenin en iyi yolu hakkında toplumda yer alan varsayımları da sorgular. Robbins, panteizm, mistik Doğu dinleri ve Yeni Fizik gibi çeşitli kaynaklardan alternatif düşünceleri bir araya getirir.rnrnThomas Eugene Robbins Kuzey Carolina'nın Blowing Rock adlı kasabasında George Thomas Robbins isimli bir idareci ve Katherine D'Avalon isimli bir hemşirenin çocuğu olarak doğdu.rnrnRobbins 1954 yılında Washington'da ve Virginia'nın Lexington kasabasında bulunan Lee Üniversitesi'nde gazetecilik öğrenimi gördü ancak disiplin sorunları nedeniyle üniversite öğrenci birliğindeki görevinden alınınca okulu terketti.Okuldan ayrılmasını izleyen yıl zamanını otostop yaparak geçirdi ve nihayetinde New York'a yerleşerek şiir yazmaya başladı.rnrn1957 yılında askerlik emrini almasını takiben Amerikan Hava Kuvvetleri'ne katıldı. Askerliği boyunca iki yılını Kore'de meteorolojist olarak geçirdi ve 1959 yılında terhis oldu. Terhis olduktan sonra Virginia'nın Richmond kasabasında sivil hayatına geri döndü.rnrnRobbins,1960 yılında daha sonra adı Virginia Commonwealth Üniversitesi olarak değişen Richmond Enstitüsü'nde sanat bölümüne girdi ve üniversite gazetesinde editörlük yaptı.rnrnMezun olmasını takiben, yüksek lisans öğrenimi görmek amacıyla Seattle'da bulunan Washington Üniversitesi'nin Uzak Doğu Çalışmaları bölümüne girdi. Seattle eyaletinde geçirdiği süre zarfında, The Seattle Times ve Seattle Post-İntelligencer gazetelerinde çalıştı.rnrnRobbins, 1971 yılında ilk romanı olan Dur Bir Mola Ver isimli kitabını yayınladı. Bu ilk kitabı eleştirmenler tarafından olumlu yorumlar aldı ancak bir sonraki romanı Even Cowgirls Get the Blues büyük ilgi gördü ve bir başyapıt olarak yorumlandı. Robbins, 35 yıllık edebi kariyeri boyunca sekiz adet roman, bir yığın şiir ve kısa hikâye yayınladı.rnrnBirçok kitabında etkisinin aşikar olduğu görülebilen Terence McKenna ile arkadaşlık yaptı. Sirius'tan Gelen Kurbağa adlı kitabının ana karakteri Larry Diamond, Psilosibin de dahil olmak üzere Mckenna'nın kuramlarının benzerlerini savunuyordu. Buna ek olarak, Parfümün Dansı adlı kitabının ana karakterlerinden Wiggs Dannyboy ile McKenna arasında çarpıcı benzerlikler bulunmaktadır.Robbins,aynı zamanda Hindistan'lı gizemci Osho'nun da hayranıdır ve Amerika Birleşik Devletleri'nde faaliyette bulunan Legal Marijuana Hareketi'nin danışma kurulunda görev yapmaktadır.rnrn1997 yılında, Bumbershoot Seattle Sanat Festivali kapsamında verilen Altın Şemsiye ödülünü kazandı.rnrnRobbins halen beşinci eşi olan Alexa D'Avalon ile beraber Washington'a bağlı La Conner şehrinde yaşamaktadır. Rip ve Fleetwood Star isimli iki oğlu vardır.
432 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10 puan
1k uygulamasının bana ve hayatıma kattığı çok güzel, şimdiye kadar okumadigim fantastik tarzda bir kitap okumuş olmaktan çok mutluyum. Bu uygulamayı bu yüzden o kadar çok seviyorum ki:))

Kitap mükemmel bir kurgu, 4 farklı ortamda geçiyor fakat bunlardan birisi var ki yüzyıllarca zaman farklılığı var diğer 3 ortamdan. Kitabı ilk 100 sayfada zor okudum diyebilirim, karakterleri hayal gücünde oluşturmak ve olayların geçtiği ortamları beynim sekillendirmekte biraz zorlandı.

3 ana karakter; alobar, kudra ve kutsal dinlerden önceki çok tanrılı dinlerdeki tanrılardan biri olan eğlence ve şehvet tanrısı Pan... Alobar bulunduğu ülkede bir kral ve bu ülke geleneklerine göre kralın saçında ya da sakalında bir tek beyaz kıl oluştuğunda kral zehirli bir yumurta yedirilerek ölmesi bir tören ve şenlik olarak kutlanıyor. Alobar bu geleneği kabul etmek yerine eşlerinden wren in yardımıyla çok profesyonelce mezarından çıkarılıyor ve o günden sonra Alobar ölümü yendiğini düşünerek ölümsüzlüğü arıyor. Farklı farklı coğrafyalarda , farklı insanların çeşitli gelenekleriyle karşılaşıyor. Kudra da onun gibi kendi ülkesindeki bir gelenekten kaçıyor, yolları Alobarla kesişiyor ve bu yolculukta onlara keçi kokusu ve toynak sesleriyle Pan eşlik ediyor.

Bu fantastik hikaye daha sonra mükemmel bir kurguyla seattle, new orleans gibi günümüz şehirlerine kadar ulaşıyor.

Kitap genel itibariyle mükemmel bir dil ve zaman zaman mizahi, seksi ifadeler içeriyor ama yerinde ve ayarında. Ölüm üzerinde öyle güzel tespitler var ki... ölüm yaşının insanın kendi elinde olabileceğine okuru ikna ediyor ve ben pancar yiyerek sonsuza kadar yasayabilecegime inanıyorum:))))

Şiddetle tavsiye ediyorum, okurken keyif alacağınız bir kitap. azim ölümsüzlük , kararlılık ve yüzyıllar boyunca bıkmadan tek kişiyle nasıl yaşanabileceğinin anlatıldığı enfes bir kitap. Keyifli okumalar diliyorum ;)
432 syf.
'' Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, hangi yanlış limana vardığına şaşırmamalısın. ''

Kitapta en sevdiğim bana en çok dokunan alıntılardan biri. Bazen bir cümle sizin ne hissettiğinizi anlatmaya fazlasıyla yeter. Kitaplar bittikten sonra en sevdiğim kısımlardan biri inceleme kısmı. Bu kısım bende biraz ağlama duvarı etkisi yaratıyor ama insan yazdıkça, içinde birikenleri döktükçe bir rahatlama hissi duyuyor. Bu yüzden bazı kitaplara inceleme yapmadan geçmek istemiyorum. En azından hem kitaba, hem de kitabın bende uyandırdığı duyguları az çok aktarabilsem bir kişi de bile okuduğum kitabı okuma hissi uyandırabilirsem ne mutlu bana.

Bana bu aralar çok şey dokunuyor. Belki kitabı okuduktan sonra senin bu yazdıklarınla kitabın ne alakası var da diyebilirsiniz ama beni en çok etkileyen alıntıya dair bir şeyler yazmadan geçsem içimde kalırdı. Hayatta birçok şey içimizde kalıyor, tam söyleyecekken büyüyor büyüyor dışarı çıkartmaya gücümüz de yetmiyor. Bazen çaresiz, bazen mutsuz, bazen hüzünlü de hissetsek mutlu olma, kendimizi mutluymuşuz gibi kandırmak bizi üzen konular kadar uzun süreli olmuyor. Bu yüzden bizim en büyük destekçimiz, bizi bize anlatan, bizi rahatlatan, alıp başka dünyalara götüren eşsiz kitaplar. İyi ki kitaplar var. Hayatta en zevk aldığım şey kitaplara sığınmak. Herkesin bir şeylere tutunmaya ihtiyacı var. Bu durumda elimiz hep boş kaldığından, içimizi ısıtacak, bizi avutacak, bizi başka bir aleme sokacak kitaplara ihtiyacımız çok fazla. Gemi kaptanı olarak yola çıksak da rotayı yanlış çizmemiz bizi hiçbir limana ulaştırmıyor maalesef. Yolda aklımıza geliyor yanlış rota çizdiğimiz. Sonra en azından yola çıktık diye avutuyoruz kendimizi. Hayat avuntularla geçiyor zor da olsa. Bizim yaptığımız yanlışlar zor olan hayatı daha da çekilmez bir hale sokuyor ama gemideyiz sonuçta güverteye bir çıkıp o denizin kokusunu içimize çektiğimizde biraz olsun hayatta var olduğumuzu ve her şeye rağmen geminin ilerlediğini biliyoruz. Limanlar hep dolu olduğundan, gidecek bir limanız yok. Gemi batana ya da karaya oturana kadar gidebildiğimiz yere kadar gitmeye çalışalım. Müsait bir yer bulsam kaptanlığı falan bırakır inerim ama müsait bir yer yok. Artık ne bir limana yanaşma isteğim ne de gücüm var. Gemi batana kadar fırtınaya da, doluya da katlanacağız mecbur. Belki güneşin doğduğu içimizi ısıtan bir an olur belki gemiyi batırmadan...

İçimde kalan duyguları biraz olsun anlatıp rahatladıktan sonra artık bu harika kitaba geçebilirim. Kral Alobar'ın Ölümsüzlük Arayışı ve Kudra'nın Parfümle Dansı. Yazarın okuduğum ilk kitabı ama bu kitaptan son olmayacağına adım kadar eminim. Harika bir anlatım tarzıyla dört yüz küsür sayfa nasıl bitiyor anlamıyorsunuz. Müthiş bir kurgu, harika betimlemeler, enfes benzetmeler. Kitap okurken öyle bir akıyor ki, sizi içine öyle bir hapsediyor ki çok farklı dünyaların kapılarını okuyucuya ardına kadar açıyor. Kokuyu takip ediyorsunuz. Koku alma duyusunun ne kadar önemli olduğunu daha net anlamış oldum . Ne olacak, bu anlattığını nereye bağlayacak, kitabın sonunda nasıl bir son bizi bekliyor bu hisleri kitabın başından sonuna kadar hissedeceksiniz. Bin yıl öncesinden başlayıp, günümüze kadar sürüklüyor peşinde. Bu tarz bir kitaba her zaman denk gelmek kolay değil. Ben okurken çok keyif aldım. Aklınıza bir sürü soru takılıyor, birçok konuyu aynı kitapta çok farklı bir anlatım tarzıyla beraber görebiliyorsunuz. Çok farklı zaman dilimleri, parfümün oluşumuna dair bilgiler, siyaset, cinsellik, şehvet, aşk... Bütün bunları öyle güzel harmanlamış , öyle güzel sunmuş ki bunu buraya bu şekilde nasıl bağladı acaba diye insanda hayranlık uyandırıyor. İlk başta bölümler ayrı ayrı farkı hissediyorsunuz zaman diliminde ama kitap ilerledikçe öyle bir noktaya geliyor ki birbirine çok uzak zaman dilimleri birbirinin içine girip öyle devam ediyor. Cinselliği anlatım tarzı aşkla bütünleştirici bir hale sokması, politikanın yararsızlığı ve değişmezliği, Tanrılar, eski inanışlar, günümüze kadar gelen süre içinde eski kabilelerden o kadar da fazla ileri gidemediğimiz gerçeği .. En azından düşünce olarak. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Kitabın içeriğine dair daha fazla bilgi vermenin gerekli olmadığını düşünüyorum. Parçalar bütünü oluşturuyor. Bir parçayı söylemiş olsam gizem bozulabilir. Okuduğunuzda daha net fark edeceksiniz.

Kitapta yine beğendiğim alıntıları buraya yazmak istiyorum. En başta paylaştığım alıntıyı kitabı okumadan görsem, kitabı mutlaka okurdum. Belki sizin de ilginizi çeken bir alıntı kitabı okumanıza sebep olabilir, okuma hissi uyandırabilir.

''Her konuda durum aynı. İnsanları, amaçlarını, fikirlerini bile standardize ediyoruz. Her şey sahteleşti.''

''Hayır, dostlarım, beni rahatsız eden… özgün yaşantının yokluğu. Her şey o kadar sahte ki. Her şey yapay, sentetik, sulanmış ve standardize olmuş.''

''Alobar, “İnsan sonsuzluğa kadar yaşayacaksa, kalbiyle yaşamalı,” dedi.''

''Doğduğumuz zaman bir rüya çorbasının içinden çıkarız.
Öldüğümüzde rüya çorbasına gerisin geri batarız.
İki çorbanın arasında, geçilecek kuru bir alan vardır.
Hayat, bir sevkiyattır.''

''Biliyor musun, babam da derdi ki, hayat zaten zor, bir de üstelik sonunda ölüyorsun.''

''Aşk, fizik kanunlarına meydan okur, hayatım. Ya da daha doğrusu, alışkanlıkları bozar.''

''İnsan kendini ölüme programlar. Daha ilk soluğumuzu alırken, son soluğu beklemesini öğretirler bize. Eğer insanı başka şey öldürmezse, bu telkin yeter öldürmeye.''

“Ölüm herkesin çorbasındaki sinektir."

Bu kadar alıntı yeterli diye düşünüyorum. Size de dokunacak bir alıntıya mutlaka denk gelirsiniz.
Esas meseleye gelirsek benim aklıma takılan soru şu: Böyle bir dünyada ölümsüz olmayı ister miydiniz?

İncelemeyi en beğendiğim alıntılardan bir diğeriyle bitiriyim...

''..insanoğlu sokaklara beton dökse de, binalar dikse de, doğadan yine tam anlamıyla kurtulamıyordu.''

Doğayla savaş halinde olmaya devam edersek, ölmeden cehennemi yaşamaya devam edeceğiz.
Kitaplarla ve mümkünse sevgiyle kalın. Zahmet edip okuyanlara çok teşekkür ediyorum şimdiden. Geminiz yoldaysa limana varması pek önemli değil... Limanlar hep kalabalık, sakin bir kıyıya varmalı...
432 syf.
Fantastik kitaplara karşı ön yargılı olmuşumdur hep. Fakat Parfumün Dansı bu tabumu yıktı. Çok zekle okudum. Romanın dili, konusu, kahramanlar harikaydı. Koku, ölümsüzlük ve mutluluk kitap bunlar etrafında şekillenmiş. Ayrıca çok ihmal ettiğimiz bir gerçeği hatirlamamizi sağlıyor. İnsan doğa ile uyumlu bir yaşam sürer çevresindekileri dönüştürmez ve doğayı kabullenirse yaşamak çok daha güzel olacaktır. Doğa bize mutluluk verecektir. Çünkü biz onun bir parçasıyız. Karşı cinsle yakalanan mutluluk da çok güzel işlenmiş. Pan, tensel zevkleri, Alobar, Kudra kokuyu, mutluluğu çok başarılı anlattı. Felsefe, mitoloji, tarih kitabın sayfalarında ince ince işlenmiş. Keyifli okumalar ...
432 syf.
·10 günde·5/10 puan
Cansız maddelerin ya da canlıların ruhudur koku desek acaba yanlış bir düşünce ortaya atmış olabilir miyiz? Ruh kişiliği tanımlayandır, tıpkı koku gibi. Bir insanın burnunun bir trilyon kokuyu algılaması ve bunların çoğunu hafıza etmesi inanılması güç bir durum olsa da gerçektir. O zaman şunu söylemek gerekir ki kişi deneyimlediği kokuyu 30 yıl hiç duyumsamadan yaşasa ve 31. yıl bu kokuya yeniden maruz kalsa bu kokuyu tanır. Ne kadar harika bir hafızalama değil mi? Muhtemelen sizlerin de bu tarz duyduğunuzda hatırlamaya çalıştığınız kokular olmuştur.

Kokunun tarihçesi çok eskilere dayanmaktadır. Eski devirlerde ovalanma ya da yağlanma –mesihleme- gibi durumlara maruz kalıp bedenin güzel kokmasını sağlamaya çalışmışlardır. MÖ 5000 lerde Mısır’da ve daha eski tarihlerde Greklerde tanrılara kokulu otlar yakılır, güzel kokan bir – parfümüm - dumanlı koku yaratmaya çalışırlardı. Güzel kokma çalışması çağımıza ait bir uğraş değildir.

“Maddesel şeylerin insanı hayata bağlama gücü nice idealistin sandığından çok daha fazladır.” (Alıntı #51469681 )

Okuduğumuz eser biraz isminden, birazda popüler kültürün abartmasıyla bence çok üst sıralara çıkmıştır. Yazarın harika mizacı dışında kitap içerisinde okurunu besleyecek pek bir anlam ve kavram yoktur. Harika mizaç dediğim şey ise yazarın kullandığı benzetmelerdir. Aşağıda birkaç tane benzetmesini sundum. Yazarın dili oldukça sade ve herkesin anlayabileceği bir tarzda yazım tarzı vardı. Yazar hakkında bilgim yoktur.

“Arzunun heyecanını ve hayal kırıklığını ortadan kaldırmak için, isteyebileceğimiz her şeyin, ihtiyacımız olabilecek her şeyin zaten bizde de var olduğunu anlamamız, uyanmamız gerek.” (Alıntı #51043599 )

Konusu ise bütün insanların yegâne isteği olan sonsuz yaşamdır. Ama bilinmeli ki Hz. Âdem’i de cennet gibi bir bahçeden kovduran bu sonsuzluk istediydi. Gılgamış gibi ölümsüzlük arayışına çıkan bir adamın hikâyelemesine şahit olduk. Ancak kullandığı yöntemler ise bana göre tamamen yanlıştı. Çünkü sonsuz yaşama ulaşma “kaçışlar” silsilesi değildir. Hafifle demesi bir nebze ruhu kanatlandırsa da doyumsuz bir sevişme ve inançsız yaşama kişinin hafiflemesi değil bir kaçış yoludur. Hatta insanoğlu bilmelidir ki “yürüme” dışında yapılan her eylem aslında bir “kaçıştır.”

------ Benzetmeler başladı ------
“…yüzündeki kızarıklık, zarar eden bir işyerinin muhasebe defterindeki borç rakamları gibi utanç doluydu.” Sayfa 155.
“Birkaç yassı bulut kayısı renkli gökyüzünü krep gibi sardı.” Sayfa 230.
“…bir anahtar deliği vardı. Sırlarına düşkün New Orleans’ta, anahtar delikleri hep tıkalı olurdu ama bu açıktı. Orospu kimonosu gibi de davetkârdı.”
------ Benzetmeler bitti ------

Biraz da kitap içerisinde keçiden bozma ve Yunan mitolojisinde adı geçen Pan’dan bahsetmek isterim. Panik hali Pan’dan gelmektedir. Arzuların şeytanı demekte yerinde bir düşünce olabilir. Ormanda ya da kırsalda kendi başına yaşayan ve döneminde birçok kişinin hediyeler, sunularda bulunduğu tanrı. Babası Zeus’un habercisi olan Hermes’tir. Annesi ise peridir. Pastoral müziğin yaratıcısı da denmektedir. Bunu ise sevgilisi olan Syrinx sayesinde yapmıştır. Diğer en bilindik sevgilisi ise Narkissos’a âşık olan kara bahtlı Echo’dur. Hani şu bağırdığımızda dönüp dolaşıp yine bize gelen ses var ya işte o. Bunların her birinin birbirinden güzel hikâyeleri vardır, merak ediyorsanız araştırıp haklarında daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz. Narkissos’u bir incelememin içerisinde hikâyeleme şansım olmuştu. Onu da merak eden okuyup bulsun.

“Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan, hangi yanlış limana vardığına şaşırmamalısın.” (Alıntı #51026670 )

Her tanrı ölümsüzdür, ta ki son inananda onu unutana kadar. Bu düşünce biz insanlar içinde geçerlidir. Herkes unutulmayana kadar ölümsüzdür. Son olarak vurgulamak istediğim ise kitabın batıdan doğaya bir serüvenle başlayıp yeniden batıya yönelmesidir. Tıpkı Büyük İskender gibi… Erotizm çünkü doğuya has bir şeydir ve batıda o çağlarda erotizm bulunmazdı. Hatta o kadar çok erotizmle iç içeydiler ki poziyonlar hakkında, eğilimler hakkında sayfalar dolusu kitaplar yazdılar. MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender nasıl Hindistan’a gidip bu erotizmle tanıştıysa, kitap kahramanı Alobor’da aynı durumu yaşadı. Hatta doğu mitolojisindeki Inanna’yı alıp Yunan’a Afrodit, Roma’ya Venüs diye satan Büyük İskender’dir dersek ne kadar hata ederiz…

Kitabım Ayrıntı Yayınları’ndan, çevirisi yerinde ve okunulabilir seviyededir. Sayfa kalitesi olması gereken gibi ve birkaç harf hatasından başka hatası bulunmamaktadır. Kapak rengi ve kapak resmi hem kitaba hem de konuya çok yakışmaktadır. Eser bölümler halinde sunulmuş ve her bölümün zaman dilimi farklıdır. Dili gereğinden fazla sade ve pürüzsüzdür.

“...yıldızların gözünde insanın hayvandan bir üstünlüğü olmayabilir.” (Alıntı #50964252 )

Sözün özü; pekte beğendiğim bir eser olmadı. Yukarıda dediğim gibi yazarın mizacı her şeyin üzerindeydi. Onun dışında konun diğer okuduğum kitaplardan bölüm bölüm kopya edilmiş kurguya benzediğini söylesem abartmam sanırım. Kitap okunulabilir ama tavsiye edebileceğimi sanmıyorum.

Sevgi ile kalın.
432 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Evet çok özel ve güzel bir kitap daha. Çok etkileyici bir kitap en başta bunu demek istiyorum. Uzun süredir aklımda ama eser çokluğundan beklemedeydi. Çoğu listede görebiliriz bu eseri beğenilenler arasında.

Gelelim kitaba. Çok farklı bir eser okudum. Kurgusu muazzam derecede güzel, dil akıcı. Yazarı çok ama çok beğendim. Okuduğum kitaplar arasında Martin Eden hariç ilk on sıralamasında şu an Parfümün Dansı. Yazarın betimlemeleri çok güzel. Göz önünde canlandırıyor romanı.

İçerik kısmını kısa cümlelerle geçeceğim. Felfefe, mitoloji ve psikoloji grifti çok harika. İç içe harika kurgularla akıyor kitap. Farklı şehirlerde ve farklı bölümlerden oluşmakta. Ana tema koku ve buruna dayalı; daha doğrusu parfüm diyelim biz ona. Gelecek ve geçmiş arasında kurulan bir sentez olarak sürüyor roman. Arzuları sorguluyor, inanç değerlerimizi sorguluyor. Din ve felsefe konuları çok güzel harmanlanmış ve romanın çoğu bölümü bununla ilgili. Yine aynı şekilde tarihten de alıntılar çok güzel. Hem yakın geçmişteki hem de uzak geçmişteki kişileştirmeleri çok iyi yapmış yazar. Gerçekten çok güzel bir kurgu. Örn: Albert Einstein…
Koku duygusu ile erotizm çok üst seviyede seyrediyor. Erotizmle ilgili olarak Kamasutra konuları da romanın içinedeydi. Sağlıklı seks hayatı da romanın içinde yer almakta.

Son bölümlerinde hep akıl veriyor ve doğruyu gösteriyor. Mantık ve aklı sorgulaması çok güzeldi. Konusu koku olan bu romanın asıl teması ise uzun yaşamın, sağlıklı ve mutlu yaşamın nasıl olabileceği. Kişisel gelişim romanı mı, tarih mi, felsefe mi ? Gerçekten çok özel bir eser. Herkese tavsiye ederim.
Hayata pozitif bakmak ve olumsulukları düşünmemek için mükemmel bir eser.

Kesinlikle favori kitaplarımın arasında diyebilirim.Kurgusuyla olayların akışıyla çok etkiliyeci.Tom Robbıns zekasına ,hayal gücüne ve yaratıcılığına hayran kalmamak mümkün değil.Felsefe ve mitolojiden hoşlananların okumasını tavsiye ederim.
432 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sitede, arkadaş çevremde, kitapçılarda, internette; her yerde duyduğum bir kitaptı Parfümün Dansı. Okumadan önce her zaman yaptığım gibi yorumlara baktım, herkes tarafından beğenilen bir kitap olduğunu gördüm. Sitedeki incelemelerde de herkesin beğendiğine tanık oldum.
Ben farklı arayışlar içinde okuduğum için midir bilmem, aradığımı bulamadım. Evet konu özgündü, karakterler sıradışı idi, yazıldığı zamanın ötesinde bir kitaptı, zekice bir kurguydu.. Bunlara katılıyorum, herkes gibi düşünüyorum bu konuda. Ancak abartıldığı kadar iyi bulmadığımı da söylemek istiyorum.
Kitabı bölümlere ayırarak incelemek istiyorum ben. İlk bölüm benim gerçekten beğendiğim, karakterleri iyice tanıdığım kısımdı. Kral Alobar'ın başına gelenleri büyük zevkle okudum. Ölümsüzlük arayışını, ölüm hakkındaki düşüncelerini haklı buldum. (Her karakterden bahsetmeyeceğim sadece bölümlerde öne çıkanlar yeterli olacaktır bana kalırsa.)
İkinci ve sonraki bölümlerde de karşımıza çıkan Pan vardı bir de. Hepimizin bildiği Pan evet; hani Yunan mitolojisindeki şehvet simgesi Tanrı Pan. Ve altı keçi, üstü insan olduğundan onunla birlikte gelen 'kokusu.' Hikaye boyunca Alobar ile yolu kesişti, Fransa ve Amerika'ya Alobar'ın peşi sıra gitti Pan. (Amerika'ya da birçok serzenişte bulunmuştu bu kısımlarda yazar) Ve böylece kokusuna dayanamadıkları Pan'a, bu kokuyu bastırmak için parfüm yapmaya karar verdi ikili. (Kitabın ismini de verdiği yıllar boyu dans ederek sahibini beklemeye başlayan parfüm)
Yine bu bölümde Alobar ile yolu kesişen Kudra. Alobar'ın sevgilisi, kokulara tutkun Kudra... Herkesin formülünü aradığı kokusuyla, ölümsüzlüğün peşinden giden Alobar'a eşlik ediyor cesurca.
Hepsinden önemlisi kitabın bence esas kahramanı 'pancar.' Öyle ki ilk önce Pancarın Dansı olarak basılmış kitap. (1985, Kelebek Yayınları) Öyle kalsa daha doğru olurmuş aslında. Zira pancar her an ana karakter konumunda her yerde ve her zamandaydı.
Bu kadar anlattın, beğenmediğin neydi diye soracaklara kısaca anlatayım diyorum.
Öncelikle bazı kısımlar oldukça sıkıcıydı, konu uzasın diye yazılmıştı adeta. Aynı cümleler birçok sayfada karşıma çıktı, tekrarlardan hoşlanmayan ben doğal olarak bu anlarda sinir hastası oldum. Bir günde okunacak, ilgi çekici bir kitaptı evet ama bir kitabı her yönüyle beğenmediysem ve birilerine anlatmak için can atmıyorsam bir şeyler eksik gelmiştir bana mutlaka. Beğenenler neden beğendi diye sorgulamıyorum, tabi ki herkesin aradığı başkadır kitaplarda. Demek ki ben aradığımı bulamamışım diyorum...
281 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Şimdiye kadar okuduğum en değişik kitaplardan bir tanesiydi.
Paskalya öncesi borsa simsarı Gwendolyn Mati'nin peşine takılıyoruz ve sonrası karmakarışık.
Hem hayal gücünün zirvesi hem bir adım ötesi hayal olamayacak kadar gerçek, hem tuhaf hem derin bir felsefesi var, hem akıl karıştırıyor hem düzene sokuyor.
Gwendolyn Mati'nin bir anda ortadan kaybolan medyum arkadaşını bulmaya çalışırken aynı zamanda imana gelmiş bir maymunu da bulmaya çalışıyoruz.( Kulağa tuhaf geliyor farkındayım)
Sonrasında anlamı değiştirilen bir Tarot kartının peşine düşmeye hazırlanırken, Timbuktu'dan yeni gelen Larry karakteri ile tanışıyoruz ve dünyada azalan kurbağa nüfusunun sebeplerini araştırmaya başlıyoruz.
Günümüz teknolojisi ile bile zor fark edilen Sirius yıldızıyla ilgili detaylı bilgilerin bir Afrika kabilesi üyelerince yıllardan beri nasıl bilindiğine tanıklık ediyoruz ve meşhur soru yine karıştırıyor zihnimizi;
"Acaba başka bir gezegende hayat var mı ve yıllar öncesinde insanlar ile iletişim kurdular mı?"
Modern toplumda paranın, şöhretin peşinde aç gözlü, hırslarımıza boğulmuş yaşarken neyi gözden kaçırıyoruz?
Nereden geldik ve nereye gidiyoruz?
Bu kadar çıldırmış halde yaşarken durduran, ne kadar anlamsız şeylerin peşinde koştuğumuzu farklı ve zekice bir kurguyla hatırlatan ve sorgulatan bir kitap.
Yer yer durağanlaşsa da , semboller ile, kozmik ve metafizik bağlantılar ile okuru silkeleyen, kendine gel diyen kitaplardan bir tanesi. Ben severek okudum. Farklı tür kitapları okumayı sevenlere tavsiyemdir.
432 syf.
·5 günde·9/10 puan
Son zamanlarda okuduğum en mistik, değişik, harikulade kitap.. Bana kalırsa büyük bir deha ürünü. Bildiğimiz nice sıradan kitabın arasından bir anda sıyrılacak nitelikte. Oldukça pozitif, enerji dolu, ilginç ve sıra dışı bir romandı. Uzun ve sağlıklı yaşamanın sırlarını açıklamış Yazar; hava, su, toprak ve ateş - her bir maddeyi ayrı ayrı ele almış, onunla bir show sergilemiş âdeta. Daha önce hiç bu kadar tezatlar içeren bir roman okumadım. Bir taraftan fantastik, bir taraftan gerçekçi… Bir taraftan alaycı, bir taraftan oldukça ciddi… Bir taraftan müthiş etkileyici üslup, bir taraftan garip, sürüklemeyen ama merak ettiren konu… Bir taraftan aşkın tarifi, bir taraftan dozunda erotizm… Sonra düşündüm: hayatın kendisi de öyle zaten, tezatlarla dolu. Başlangıçta biraz karışık gelebilir, ama sabredip devamını getirirseniz hepsi değişik bir şekilde bağlanıyor. “ Ben bir ülkenin kralı olmuştum. Ama şimdi kendimin kralıyım” diyor Alobar, ölümsüzlüğü arayan adam.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tom Robbins
Tam adı:
Thomas Eugene Robbins
Unvan:
Amerikalı Roman ve Hikaye Yazarı
Doğum:
Kuzey Carolina, 22 Temmuz 1936
Thomas Eugene Robbins (d. 22 Temmuz 1936), Amerikalı roman ve kısa hikâye yazarı.rnrnRobbins, "Oyunculuk, uçarılık değil bilgeliktir" görüşünü ön plana çıkarıp çılgınlık derecesinde oyuncul romanlar yazmaktadır. Romanları, hayatın daha ciddi yanlarını inkar etmez; "herşeye rağmen mutluluk" ilkesinin savunuculuğunu yapar. Bu ilkenin içerdiği mesajı, romanlarındaki karakterlerin felsefeleri ve aynı zamanda da incelikli yazı biçimiyle iletir. Edepsiz kelime oyunları, alakasız sonuçlar, zıtlık içeren ifadeler, ara sözler, Robbins'in anlatımının belli başlı özellikleridir. Romanları yalnızca edebi uzlaşımları değil, insanoğlunu tatmin etmenin en iyi yolu hakkında toplumda yer alan varsayımları da sorgular. Robbins, panteizm, mistik Doğu dinleri ve Yeni Fizik gibi çeşitli kaynaklardan alternatif düşünceleri bir araya getirir.rnrnThomas Eugene Robbins Kuzey Carolina'nın Blowing Rock adlı kasabasında George Thomas Robbins isimli bir idareci ve Katherine D'Avalon isimli bir hemşirenin çocuğu olarak doğdu.rnrnRobbins 1954 yılında Washington'da ve Virginia'nın Lexington kasabasında bulunan Lee Üniversitesi'nde gazetecilik öğrenimi gördü ancak disiplin sorunları nedeniyle üniversite öğrenci birliğindeki görevinden alınınca okulu terketti.Okuldan ayrılmasını izleyen yıl zamanını otostop yaparak geçirdi ve nihayetinde New York'a yerleşerek şiir yazmaya başladı.rnrn1957 yılında askerlik emrini almasını takiben Amerikan Hava Kuvvetleri'ne katıldı. Askerliği boyunca iki yılını Kore'de meteorolojist olarak geçirdi ve 1959 yılında terhis oldu. Terhis olduktan sonra Virginia'nın Richmond kasabasında sivil hayatına geri döndü.rnrnRobbins,1960 yılında daha sonra adı Virginia Commonwealth Üniversitesi olarak değişen Richmond Enstitüsü'nde sanat bölümüne girdi ve üniversite gazetesinde editörlük yaptı.rnrnMezun olmasını takiben, yüksek lisans öğrenimi görmek amacıyla Seattle'da bulunan Washington Üniversitesi'nin Uzak Doğu Çalışmaları bölümüne girdi. Seattle eyaletinde geçirdiği süre zarfında, The Seattle Times ve Seattle Post-İntelligencer gazetelerinde çalıştı.rnrnRobbins, 1971 yılında ilk romanı olan Dur Bir Mola Ver isimli kitabını yayınladı. Bu ilk kitabı eleştirmenler tarafından olumlu yorumlar aldı ancak bir sonraki romanı Even Cowgirls Get the Blues büyük ilgi gördü ve bir başyapıt olarak yorumlandı. Robbins, 35 yıllık edebi kariyeri boyunca sekiz adet roman, bir yığın şiir ve kısa hikâye yayınladı.rnrnBirçok kitabında etkisinin aşikar olduğu görülebilen Terence McKenna ile arkadaşlık yaptı. Sirius'tan Gelen Kurbağa adlı kitabının ana karakteri Larry Diamond, Psilosibin de dahil olmak üzere Mckenna'nın kuramlarının benzerlerini savunuyordu. Buna ek olarak, Parfümün Dansı adlı kitabının ana karakterlerinden Wiggs Dannyboy ile McKenna arasında çarpıcı benzerlikler bulunmaktadır.Robbins,aynı zamanda Hindistan'lı gizemci Osho'nun da hayranıdır ve Amerika Birleşik Devletleri'nde faaliyette bulunan Legal Marijuana Hareketi'nin danışma kurulunda görev yapmaktadır.rnrn1997 yılında, Bumbershoot Seattle Sanat Festivali kapsamında verilen Altın Şemsiye ödülünü kazandı.rnrnRobbins halen beşinci eşi olan Alexa D'Avalon ile beraber Washington'a bağlı La Conner şehrinde yaşamaktadır. Rip ve Fleetwood Star isimli iki oğlu vardır.

Yazar istatistikleri

  • 405 okur beğendi.
  • 4.327 okur okudu.
  • 194 okur okuyor.
  • 3.462 okur okuyacak.
  • 169 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları