Alev Er

Alev Er

YazarÇevirmen
7.8/10
268 Kişi
·
689
Okunma
·
3
Beğeni
·
783
Gösterim
Adı:
Alev Er
Unvan:
Genel Yayın Yönetmeni, Çevirmen, Yazar
Doğum:
Karaman, Türkiye, 1950
1950’de Karaman’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. 1978’den bu yana Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Aydınlık, Güneş, Milliyet, Sabah, Star ve Taraf gazetelerinde, haftalık Aktüel dergisinde çalıştı. Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı, Yeşil Ev, Pekin’de Sonbahar, Kuşatma Hali olmak üzere yirminin üstünde roman ve inceleme çevirisi ve Bir Uzun Yürüyüştü 68 adlı röportajlar kitabı var.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
256 syf.
·6 günde·Beğendi
Fransız gazeteci ve yazar olan Mathıas Lebceuf, '32 Alıntıda Felsefe Tarihi' adlı kitabı, çocukluktan gelme bir merak üzerine derlemiştir.

Kitap içerisinde yaklaşık 3 bin yıllık felsefe tarihinin önde gelen isimleri ve tarihe adını yazdırmış filozofların, bilgilerin, düşünürlerin söylemlerine '32 Alıntı' adı altında yer verilmiştir.

Kitapta tarihten bu yana süre gelen isimlerin günümüze kadar gelmiş ve tanınmış olan bir sözü veriliyor ve o söz üzerinden filozofun veya bilgenin hayatını kısaca geçiyor, o söz üzerine açıklama yapıyor, başka filozfların o söz üzerine söylemiş olduğu söylemleri aktarıyor, karşılaştırma yapıyor.

MÖ 550 ile başlayıp, 20. yüzyıla kadar ilerliyor. Felsefeye yeni başlayanlar veya ilgi duyanlar için bu kitap tatlı bir şeftali gibi gelecektir. Düşündüğünüz gibi ağır, karışık bir kitap değil. Felsefe kitaplarında genellikle bu önyarglar meşhurdur. Ama sizi temin ederim uzaktan yakından alakası bile yok. Çok zevkli hazırlanmış, sözlerin cümlenin neresine bırakılması gerektiğini çok iyi eklemiş. Yani okurken of çekmeyeceğinize veya anlam karışıklığı yaşamayacağınıza garanti verebilirim.

Yayınevi hakkında şaşırtacak derecede iyi bir yazımın ve neredeyse 0 hatanın olduğu söylemem abartılı olmaz herhalde. NTV Yayınlarına ait okuduğum ilk kitap ama son olmayacak. O konuda sıkıntı olmayacaktır.

Kitapta önde gelen birkaç sözü paylaşmak istiyorum.

1- ''Aynı ırmakta iki kere yıkanamazsınız. (Herakleitos) ''

2- ''Bildiğim tek bir şey varsa, o da hiçbir şey bilmediğimdir. (Sokrates)''

3- ''Sevilendense, korkulan olmak daha iyidir. (Machiavelli)''

4-'' İnsan insanın kurdudur. (Hobbes)''

5- ''Düşünüyorum, öyleyse varım. (Descartes)''

6- ''İnsan özgür doğar, ama her yerde zincire vurulmuş yaşar. (Rousseau)''

7- ''Beni öldürmeyen şey beni daha güçlü kılar. (Nietzsche)''

8- ''Neysen, o ol. (Nietzsche)''

9- ''Konuşulamayacak yerde susmak gerekir. (Wittgenstein)''


''Düşünmek şu demektir: Keşfetmek, yeni hayat imkanları yaratmak.'' (Albert Camus)

Keyifli okumalar.
443 syf.
·22 günde·Puan vermedi
Sefiller ve Notre Dame’ın Kamburu’ndan sonra okuduğum üçüncü Victor Hugo kitabı ve Sefiller’den sonra en sevdiğim. Neden kıyıda köşede kalmış bilmiyorum, ben okurken Sefiller’den aldığım hazzı aldım. Hugo, Doksan Üç’te Fransız Devrimi’ni anlatıyor bize ve bunu yaparken hem devrimcileri hem kralcıları çok yerinde ve tutarlı bir şekilde eleştiriyor. Bu eleştiri son derece dengede ve yazarın hem duruşuna hem üslubuna hayran oldum yine okurken. Kurgu muazzam, Hugo’nun hiçbir kitabında bir olay havada kalmıyor, hepsinin bir nedeni var ve birbirine dahiyane bir şekilde bağlanıyor. Karakterlerin gerçekçiliği büyüleyici. Tarihin önemli olaylarından birini Hugo’nun kaleminden okumak harikaydı. Dostoyevski’nin Ecinniler’ini anımsattı bana Hugo’nun eleştirileri. Mutlaka ama mutlaka okuyun.
443 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10 puan
Eserde 1793 yılında Fransa'da yaşanan olaylar anlatılıyor. İhtilalden sonra cumhuriyete karşı çıkan ve kralı destekleyen insanlar Vendee bölgesinde ayaklanıyorlar. Bu ayaklanma cumhuriyetçiler tarafından oldukça kanlı bir şekilde bastırılıyor. Kral yanlıları ile cumhuriyet yanlılarının birbirleriyle mücadelesi ve yaptıkları katliamlar sonucu binlerce kişi hayatını kaybediyor. Victor Hugo bu olayları romantik ve tarihsel bir anlatımla sunuyor. Üç bölümden oluşan eserin, denizde geçen ilk bölümünde duygusal ve sürükleyici bir anlatım var. İkinci bölümde ise Paris'teki toplumun karmaşası ve meclisin ayaklanmaya yönelik kararları, yazar tarafından bütün ayrıntılarıyla, bir tarihçi gözüyle anlatılıyor. İkinci bölümde verilen ayrıntıların fazlalığı kitabın akışını kısmen aksatıyor. Son bölüm, en uzun olan ve Vendee'de kıyametin koptuğu bölüm. Fransız İhtilali sonrası yaşanan insanlık dışı olayların eleştirel bakış açısıyla ele alındığı ve Victor Hugo'nun yazdığı son roman olan bu eseri, o döneme ilgi duyan, tarihi, romantik gerçekçi kitapları okumayı sevenlerin beğeneceğini umuyorum. İyi okumalar...
336 syf.
·3 günde·9/10 puan
Emile Ajar/Romain Gary ya da gerçek adıyla Roman Kacew’in Onca Yoksulluk Varken’den sonra okuduğum ikinci eseri Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı. Onca Yoksulluk Varken kadar etkileneceğimi düşünmüyordum ama daha da çok sarstı beni bu kitap.Yazar, bu kitapta adeta okurun karşısında çırılçıplak soyunuyor ve kendi hayat hikayesini anlatıyor.Hayatını oğluna adayan bir annenin mücadelesini, defalarca göç etmek zorunda kalan bir anne-oğulun yaşam savaşını ve bu fedakarlıkların karşılığında annesinin kahramanı olmak,ona bir zafer kazandırmak için çabalayan oğulun hikayesini okuyoruz. Bu zafer biraz fedakar anneyi gururlandırma, biraz kendini ispat etme isteği ve biraz da hemen herkesin gençlikte kanını kaynatan dünyayı değiştirme,daha yaşanılır hale getirme hayali. Bu ideal yolunda ilerleyen bir gencin hikayesini yine Gary’nin sömürmeden insanın içini acıtan, yüreğine kaya gibi oturan muazzam cümleleri ve kendine has nüktedan üslubuyla okuyoruz. Arka planda göçmenlik, toplum, aile ve cinsiyet ilişkileri, 2.Dünya Savaşı gibi birçok konuya da değiniyor Gary. Kesinlikle okuduğum en zengin romanlardan. Çok ama çok etkilendim, çok sevdim. Mutlaka tavsiye ederim.
Romain Gary’ye bu kitapla başlamanızı öneririm. Yazar kimdir, hayatındaki hangi olaya istinaden hangi eseri kaleme almış, bunları okuyorsunuz bu kitapta. Onca Yoksulluk Varken de çok güzeldir, sonrasında onu da tavsiye ederim.
416 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10 puan
Romain Gary (Emile Ajar) ın okuduğum 6. kitabıydı.Diğer kitaplarındaki kargaşa Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı da son bulmaya yaklaştı, daha gerçek, daha açıktı.Tavsiyem diğer birkaç kitabına öncelik verip Romain Gary ile tanışmanız.
Hayatından çok fazla ödün verip çok fazla fedakarlık yapıp hatta kendisi için hiçbir şey yapmayan bir annenin kızı olarak fazlaca etkilendim, en azından yaşananları anlamakta güçlük çekmedim.Bir anne ve oğul arasındaki kuvvetli bağ sonucu yaşanan başarılardan, tatminlerden ve söz ediliyor.Kitabı sona bırakmakta doğru karar vermişim, Onca Yoksulluk Varken den sonra en etkilendiğim bu kitap oldu.Sonlarına doğru vedalaşmakta zorluk çekebilirsiniz, benden söylemesi...
443 syf.
·16 günde·Beğendi·Puan vermedi
Doksan Üç, Victor Hugo’nun son romanıymış.Benim de en sevdiğim Victor Hugo romanı oldu, Doksan Üç.
Fransız İhtilâli sonrası, devrim karşıtı kralcılar ile cumhuriyet yanlılarının iç savaşa dönüşen mücadelesini görüyoruz kitapta.Victor Hugo’nun ihtilâlle hesaplaşması aslında Doksan Üç.
Her iki tarafı da eleştiriyor, taraf tutmaksızın.

Üç bölümden oluşan kitabın, ilk bölümünü (Denizde) ve son bölümünü (Vendee’de ) kurgu açısından daha çok sevdim.
İkinci bölüm (Paris’te) yine kurguyu aksatacak kadar tarihi bilgiye boğulmuş.
192 syf.
·39 günde·Beğendi·6/10 puan
İsmi belirsiz, kuşatılmış, bombardıman altındaki bir şehirde, harabeye dönmüş bir otele yerleşen 60’larındaki İspanyol ziyaretçi, sabah kaldığı odaya isabet eden bir bomba sonucu ölür. Ancak ceset ortada yoktur. Keskin nişancıların hareket eden her şeye ateş ettiği bu kabus şehirde görev yapan Birleşmiş Milletler görevlisi, odada bulduğu notların yardımıyla esrarengiz cesedin kimliğini tespite çalışır.

Böyle yazınca ne kadar da esrarengiz ve ilgi çekici görünüyor, değil mi? Ama bu, okurken en zorlandığım eserlerden biri oldu. Yazarın eserinde kullandığı postmodern ögeler ve zaman ve mekan kavramlarının belirsizliği hikayeyi takibi çok zor hale getiriyor. Bunların yanısıra anakrostik geçişler ve Saraybosna anılarından hareketle savaşa ve savaşın siviller üzerinde yarattığı korkunç etkiye karşı olan hümanist yazarın hikayesine bir çok mesajını da aynı anda yerleştirmesi romanı okumayı zor ve tatsız kılıyor. Saraybosna’ya dair izlenimlerini merak ettiğim için aldığım kitaptan, belki de okuduğum dönemdeki yoğunluğumdan olsa gerek, maalesef beklediğim keyfi alamadım. Ancak yazarın İspanya'nın 21. yüzyıldaki en iyi yazarlarından biri olarak değerlendirildiği ve 2014 yılında Cervantes ödülünü aldığı düşünüldüğünde boş bir zamanımda yeniden, sakin kafayla okumak için Goytisolo'yu kitaplığımdaki yerine geri koyuyorum…

Juan Goytisolo iç savaş sonrası İspanyol yazarlarından biri. İç savaş ve akabindeki 36 yıllık faşist diktatör Franco döneminde yazarlığa başlamış, sansürden bunalınca da Fransa’ya giderek yazarlık hayatını buradan sürdürmüş. 2017 yılında vefat eden sıkı faşizm karşıtı yazarın şu sözü ile kapatalım incelememizi:

"Onlarca yıldır ismim polis merkezlerinde kitapçılardan daha popülerdi.
ve bununla İspanyol polislerin edebi farkındalığına iltifat etmiyorum."
443 syf.
·Puan vermedi
Victor Hugo 1874’te Doksan Üç’te Fransız İhtilâli’ne yönelik karşı-devrimci tepkilerin neredeyse iç savaş boyutuna ulaştığı bir tarihsel dönemeci ele alır. İhtilâl’in altüst ettiği hayatlara, tarihin hızlanan temposuyla birlikte değişen koşullara ilişkin unutulmaz bir anlatıdır.
İlk olarak romandan genel bir bilgi vereyim. Fransa halkı genel olarak ikiye ayrılıyor. Biri mavi grup ki bunlar ihtilal karşıtı ve kralı destekliyor. Diğer bir grup ise beyaz grup. Bunlar ise ihtilal istiyor ve amaçları İngiltere’den Fransa’ya asker çıkartıp onların desteğini alarak ihtilali gerçekleştirmek.
Roman ilk olarak Mavi grupla, üç çocuk annesi olan kadınının karşılaşmasıyla başlıyor. Bu annenin savaşla ilgili hiç bilgisi yok ve eşi öldürülmüş bu kadıncağız da üç çocuğu ile ormana sığınmış. Mavi grup bu kadına sahip çıkıyor. O sırada ilerde beyaz grubun başına geçecek olan Lantenac gemi yolculuğuyla karaya varıyor ve asıl roman burada başlıyor. Mavi grup bu adamın yakalanmasını istiyor ve her yere bu haberi yolluyor fakat evsiz bir adam, Lantenac’a yardım ediyor. Bu evsiz adam da bu çatışmaların sebebini ve taraflarını bilmiyor. Sadece Lantenac’ı kendisi gibi bir aciz olarak görüyor ama sonrasında pişman oluyor tabi ki.
Lantenac karada ordusuyla karşılaştıktan sonra emir veriyor “Kimse esir alınmayacak.”. Mavileri destekleyen bir köye gidip herkesi vuruyorlar. Bu köyde olanlardan birileri ise başta bahsettiğim anne ve üç çocuğu. Anneyi üç yerinden ağır yaralayıp, üç çocuğu esir alıyorlar. Mavi grup bu alana geldiklerinde vahşetle karşılaşıyorlar ve o esir olan üç çocuğu bulmaya çalışıyorlar. Bu sırada da anne iyileşiyor ve canla başla çocuklarını arıyor. Bu aralıkta birçok olay gerçekleşiyor. Ama sonunda Gauvain Lantenac’ı buluyor fakat o esnada üç yetim de bulunuyor lakin yetimler o esnada çatışma sırasında çıkan bir yangının içerisinde mahsur kalıyor. Lantenac bu üç çocuğu kurtarıyor ve tutuklanıyor. Gauvain, Lantenac’ın bu hareketini çokça düşünüyor. Bir insan bu kadar insanın ölümüne sebepken neden kendi canına karşılık, öleceğini bile bile üç çocuğu yangından kurtarır diye. Fakat sonunda vicdanı ağır basıyor ve Lantenac’ı serbest bırakıyor. Bunun sonucunda Gauvain idam ediliyor ve roman burada bitiyor.
Eserde farklı yönlerden biri Victor Hugo Fransız İhtilâli’ni eleştirmenin moda olduğu bir zamanda, ihtilâli yüceltir. Ben kitabı okurken tarihten ziyade Victor Hugo’nun neredeyse tüm kitaplarında bahsettiği temel düşünceler ilgimi çekti. Özellikle anne kavramını, daha ziyade yüce anne kavramını bu kitabında da bolca hissettim. Notre Dame Kamburu’nda ister Esmeralda’nın annesi, Sefiller’de Cosette’nin annesi isterse de bu kitabımızda gördüğümüz üç küçük çocuğun anneleri olsun anneleri hep çocukları için her şeyi yapabilen, hayatını onlara adamış, ölümü bile yeğleyen kişiler olarak aktarmış. Hatta bir yerde bir kurt ulursa bu annenin sesidir diyor ve kadın ile anneyi çok ayrı yerlere koyuyor. Bunu kitabındaki cümlelerden de anlıyoruz "Kadınlar zayıftır, ama analar güçlüdür ".
Diğer üzerinde durduğu konu ise savaşın ne kadar kötü olduğudur. Bu kitapta savaşta salt haklı taraf olmadığını savunuyor bence. Mavi grupta da Beyaz grupta da insanlar birçok kişiyi öldürüyor ve bu ölen insanların arasında işçisi de hiçbir şeyden haberi olmayan da katili de var. Kitabı okuduğumuzda iki farklı lideri çok farklı tasvir ediyor. Mavi grupta Gauvain’i adaletli, merhametli; çocuğa, kadına, çaresize ve yaralıya zarar vermeyen bir lider, diğer tarafta yani beyaz gruptaki lider Lantenac. Victor Hugo Lantenac’ı tam tersi, amacını gerçekleştirmek için her türlü karar verebilen, çok hırslı ve diktatör olarak tasvir ediyor. Ama ne olursa olsun bir gruba yönelmiyor savaşın yol açtığı ayrılıklara, cinayetlere, çığlıklara yer veriyor. Zaten öyle değil midir? Kimse gerçekten her şeyi bilmez, takılırlar birilerinin peşine amaç sadece içimizdeki o nefreti ve hırsı dindirmektir ama ölüm hiçbir şeye çare değildir. Son olarak sözümü kitaptaki şu dialogla bitirmek istiyorum:
‘’Siz hangi taraftansınız? Cumhuriyetçi misiniz, kralcı mı?’’
‘’Ben yoksul bir adamım.’’
‘’Yani ne kralcı ne de cumhuriyetçi öyle mi?’’
‘’Hiçbirine inanıyorum.’’
‘’Pekiyi, kralın yanında mı, karşısında mısınız?’’
‘’Bunu düşünecek hiç zamanım olmadı.’’
‘’Olup bitenler hakkında ne düşünüyor sunuz?’’
‘’Hayatta kalmaya çalışıyorum.’’
‘’Ama yine de bana yardım ettiniz.’’
‘’Yasayla başınızın dertte olduğunu gördüm. Bu yasa denilen şey ne demekse. İnsan onun dışına düşebiliyor demek ki. Gerçi bu işlerden anlamam. Bana gelince, yasanın içinde miyim, dışında mı? Hiç bilmiyorum. Açlıktan ölmek yasanın içinde olmak mıdır?’’
Elif ALTAY
Victor Hugo Doksan Üç
Nurhan Işkın
Nurhan Işkın Heykeltraştan Ressama - Büyük Sanatçılar'ı inceledi.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
80 sayfalık, kuşe kağıda basılı bu eserde tarihe damga vurmuş ressam ve heykeltıraşların hayatlarına kısa kısa yer verilmiş...

Hangi ressam, hangi özelliği ile ünlenmiş, hayattayken sanatının kıymeti takdir görmüş mü yoksa öldükten sonra mı değeri anlaşılmış...
Bu soruların ve onlara ait önemli bilgilerin yer aldığı eser, her ne kadar çocuklara daha çok hitap etse de bilgi tazeleme açısından oldukça doyurucu olmuş...

Resimlerle süslü, ressam ve heykeltıraşların hırsları ile ilgili bilgece sözleri de esere zenginlik katmış...
Her yaş grubunun okuyabileceği eserin tüm kütüphanelerde yer almasını tavsiye ederim...
318 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Boris'in sondan bir önceki romanı. Gerçeküstü anlatımın kara mizahla harmanı. İlk kez eline alanın bile sıkılmadan okuyabileceği, okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadan bolca gülümseyebileceği bir klasik.

Yazarın biyografisi

Adı:
Alev Er
Unvan:
Genel Yayın Yönetmeni, Çevirmen, Yazar
Doğum:
Karaman, Türkiye, 1950
1950’de Karaman’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. 1978’den bu yana Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Aydınlık, Güneş, Milliyet, Sabah, Star ve Taraf gazetelerinde, haftalık Aktüel dergisinde çalıştı. Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı, Yeşil Ev, Pekin’de Sonbahar, Kuşatma Hali olmak üzere yirminin üstünde roman ve inceleme çevirisi ve Bir Uzun Yürüyüştü 68 adlı röportajlar kitabı var.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 689 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 604 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.