Bahar Çelik

Bahar Çelik

Çevirmen
8.2/10
1.667 Kişi
·
4.869
Okunma
·
0
Beğeni
·
34
Gösterim
Adı:
Bahar Çelik
Tam adı:
Bahar Yaldız Çelik
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Geçmişte yaşanan olayın yıllar sonra gün yüzüne çıkması ve o olayı bilen tüm insanları teker teker öldürülmektedir. Hepsinde de katil tarafından konulan kupa valesi işareti vardır. Kitabın ismi de buradan gelmektedir :)
Rizzoli&Isles serisi benim için çok ayrı ve önemli bir yere sahip. Sevdiğim seri sayısı bir hayli fazla ama öneri istendiğinde aklıma gelen ilk serilerden biri Rizzoli&Isles serisi. Türü, karakterleri, kurguları ile Jane ve Maura'nın maceralarını okurken inanılmaz bir keyif alıyorum. Yazarımız Gerritsen'in kitaplarına başlayacağım zaman çok mutlu oluyorum ve bir de o kitap Rizzoli&Isles serisinden olursa tabiri caizse tadından yenmiyor. Genel itibariyle bakıldığında bir kitap türüne takılıp kalmışlığım yoktur. Polisiye, korku-gerilim, fantastik, bilim-kurgu, aşk ve özellikle son dönemlerde klasikler  okuduğum kitap türleri. Ama her okur gibi benim de favori bir türüm var tabii ki, o da polisiye. Polisiye kitaplar bende kitap okumaya başladığım ilk zamanlarda okuma sevgisini pekiştirdi diyebilirim. Bana en fazla hitap eden kitap türü olmasının yanında okurken en fazla keyif aldığım tür de polisiye. Dolayısıyla bu türde birçok yazar okudum. Aralarında çok sevdiklerim de var, daha az sevdiklerim de veya bir daha okumam dediklerim de. Yani yıllardır süregelen bu okumaların üstüne gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Tess Gerritsen en iyi kadın polisiye-gerilim yazarı. Sona Kalan Rizzoli&Isles serisinin onuncu kitabı ve seride bulunan on kitabın hiçbirinde sıkılmadım veya beklentilerimin karşılanmaması gibi bir durum olmadı. Seçilen konular, bu konuların oturtulduğu temel ve ardından inşa edilen olaylar dizisi bağlamlarında her biri birbirinden iyi olan on kitap. Genel olarak bu seri için söyleyebilecek olumsuz düşüncelerim olmadığı gibi Sona Kalan'da da hayal kırıklığına uğramadım ve bu kitaba getirebilecek herhangi bir olumsuz eleştiri göremiyorum.

Diğer tüm kitaplarında olduğu gibi Tess Gerritsen yine bir iki sayfalık ve ardından kitaptaki özellikle son gelişmelerle bağlanacak bir giriş ile başlıyor kitaba. İlk olarak orda merak duygunuzu kamçılıyor. O kısa girişin ardından başlıyor asıl hikaye. Birbirinin varlıklarından haberi dahi olmayan üç çocuk, Will, Teddy ve Claire'in yolları bir trajedi sonucunda kesişiyor. Bu üç çocuğun ailesi geçmişte kaza süsü verilmeye çalışılmış cinayetlere kurban gidiyor, çocukların ortak noktaları sadece bu da değil. Ailelerini kaybetmelerinin ardından bu çocukların bakımını üstlenen koruyucu aileler de öldürülüyor. Dedektif Jane Rizzoli ve Adli Tabip Maura Isles bu cinayetlerin ardındaki güçleri ortaya çıkarmaya çalışırken kanlı bir hesaplaşmanın da fitilini ateşliyorlar.

Sona Kalan ile ilgili şunu söylemem gerekir ki, özellikle serinin bundan önceki kitaplarında görülen gerilim unsurları bu kitapta pek fazla yok. Yani örneğin Buz Gibi Soğuk ya da Mefisto Kulübü'nde işin içine katılan metafizik unsurlar gerilim düzeyini bir hayli yükseltmiş, ben de okurken çok gerilmiştim. Sona Kalan bu açıdan biraz farklı, yani gerilim dolu olduğunu söyleyemeyeceğim. Ayrıca yine diğer Gerritsen kitaplarına oranla aksiyon düzeyi kitabın başlarında ve ortalarında biraz düşük ama bu durum beni olumsuz manada etkilemedi. Çünkü sanırım Tess Gerritsen'in kalemine, zekasına aşığım ve ne yazarsa yazsın büyük keyifle okurum.

Aşırı güç hırsının bir insanı ve çevresindekileri hangi durumlara sürükleyebileceğini, geçmişinde çeşitli travmalar yaşamış bireylerin ne gibi bir psikoloji içerisinde olabileceğini bize polisiye öğeleriyle bir araya getirerek aktaran Gerritsen yine beni etkilemeyi başardı. Bu seriyi okumaya başlamakla inanılmaz doğru bir karar vermişim. Seriden okuduğum on kitabın tamamında aşırı keyif aldım. Merak ettim, şaşırdım, hayran kaldım... Serinin on birinci kitabı olan Diriliş'te de aynı okuma zevkini alacağımdan hiç şüphem yok. Diriliş'i de okuyup ardından serinin on ikinci kitabının yurt dışında yayınlandıktan sonra dilimize çevrilmesini bekleyeceğim. Tüm kitap severlere bu mükemmel seriyi tavsiye ediyorum, keyifli okumalar.
■ Rizzoli&Isles Serisi'nin heyecanı 4. kitap olan İkiz Bedenler'le devam ediyor. Cerrah, Çırak ve Günahkâr'ın ardından İkiz Bedenler beni yine sürükleyen, okurken zevk aldığım bir Tess Gerritsen kitabı oldu. Tıp ve polisiyeyi kitaplarında çarpıcı bir şekilde bir araya getiren, kitaplarındaki gerilim unsurlarıyla okuru heyecanlandırmayı başaran Gerritsen, bunları yapmakla kalmayıp kitaplarında olayları tıbbi(bilimsel) gerçeklerle temellendiriyor. Romanlar kurgu da olsa, içinde yer alan insan anatomisiyle ilgili bilgiler Tess Gerritsen kitaplarında ilgimi oldukça çeken bir nokta.

■ İkiz Bedenler Jane Rizzoli'nin daha arka planda olduğu bir kitap, bu sefer olayların odağında iş alanında "Ölüm Meleği" olarak tanınan Maura Isles var. Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursam: İş için yurt dışına çıkan Maura, döndüğünde evinin önünde polis ekiplerini görür. Maura neler olup bittiğine anlam veremez ayrıca olay yerinde yer alan polislerden biri de Rizzoli'dir. Maura'ya yurt dışı seyahati ile ilgili birkaç soru sorulmasının ardından evinin önündeki araçta yer alan kadın cesedi gösterilir. Maktül fiziksel olarak Maura'ya çok benzemektedir. Asıl çarpıcı nokta ise otopsinin ardından ölen kadının DNA ve kan grubu örneklerinin Maura ile eşleşmesi olmuştur. Arabadaki ceset Maura'nın ikiz kardeşidir. Evlatlık olarak büyüyen ve gerçek ailesini hiç göremeyen Maura için olay içinden çıkılamaz bir hal alır.
İkiz Bedenler Rizzoli&Isles Serisi’nin 5. kitabı. Her kitabında farklı olaylar, farklı cinayetler, farklı katillerle karşımıza çıkan Tess Gerritsen, bu kitabında da bizi farklı bir maceraya sürüklüyor. Serinin ilk üç kitabında Rizzoli’nin başından geçen olaylar daha çok öne çıkıyordu. Maura hangi kitapta öne çıkacak diye düşünürken İkiz Bedenler’de daha ön planda. Paris’teki Uluslararası Adli Patoloji Konferansı’dan yeni dönen Maura, evinin önünde biriken polisleri görür. Olay yerindeki polislerden biri de Jane Rizzoli'dir. Maura bu kalabalığa başta anlam veremez. Ama Rizzoli ona konferansla ilgili birkaç soru sorduktan sonra evinin önünde duran arabanın yanına götürür. Arabanın sürücü koltuğunda başından vurulmuş bir kadın cesedi vardır. Maura cesede iyice yaklaştığında her şeyiyle ona benzeyen bir kadın görmüştür. Cesede yapılan otopsinin ardından ölen kadının DNA’sı ve kan grubu Maura’nınkine uymaktadır. Arabadaki ceset Maura'nın ikiz kardeşidir. Evlatlık olarak büyüyen Maura cesedin kardeşine ait olduğunu öğrenince bu işin peşine düşecektir.

Bu tür kitapları heyecan ve merak duyguma kamçı olmaları için okuyorum. Tess Gerritsen bu alanda en çok sevdiğim yazarlardan bir tanesi. Şu ana kadar okuduğum kitaplarının hepsinden zevk aldım. Tıbbi polisiyenin kraliçesi olarak anılan yazar aklına hayran bıraktırıyor. Ele aldığı konuları sadece insanlar okusun diye ele almıyor. Ele aldığı konuların arasına insan ait şeyler yerleştiriyor. Heyecanlanırken ‘evet, ne kadar doğru bir noktaya parmak başmış’ diye düşüneceğiniz konular kimi zaman karakterlerin kendi içi hesaplaşmaları, kimi zaman tüm insanlığı ilgilendiren bir konu, kimi zaman da insana mal edilmiş bir yargı olabiliyor. Yani okumakla da kalmıyor kendinize gereken dersleri de çıkarabiliyorsunuz.

Kitap aslında iki konunun üzerinde duruyor. İlki, kötülük kalıtsal olabilir mi? Saç rengi, saç tipi, göz rengi, deri, yüz yapısı, hastalıklar vs. çoğu şey kalıtsal olarak ailelerimizden bize geçer. Her şeyiyle benzediğimiz ailemize kötülük bakımından da benzer miyiz sorusuna Maura ile cevap arıyoruz kitabı okurken. Ben kötülüğün kalıtsal olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta insanın oturup kendi başına karar vereceği bir şeydir bu. İkincisi ise kendini tanıdığını iddaa eden bir birey gerçekte kendini ne kadar tanıyabilir? Yine bu soruya Maura ile cevap aranıyor kitapta. İnsan bazen sevdiği şeyler hakkında konuşmak isterken dili tutulur. Tess Gerritsen incelemesi yazarken benim de ellerim tutuluyor, aklımdan geçen şeyleri yazıya dökemiyorum bir türlü. Polisiye kitapseverler için kesinlikle tavsiye ederim. İyi okumalar.
Rizzoli&Isles Serisinden soluk kesici, bir çırpıda okunan çok sürükleyici bir roman. Konusuna gelince; Her şey Maura'nın bir yurt dışı gezisinden döndüğünde evinin önünde polis araçlarını görmesi ile başlar. Polislerin orada olma sebebi araç içinde bulunan bir kadın cesedidir. Ceset Maura'nın fiziki olarak aynısıdır. DNA testleri sonucu bu kadının Maura'nın varlığından haberdar olmadığı ikiz kardeşi olduğu anlaşılır. Çok güzel bir kitap.
Her zaman ki gibi muhteşem bir kurgu.Tessa,Sophie' yi andıkça sizinde yüreğinizin nasıl acıyabileceğini çok güzel yazmış.Kocasını öldürdüğünü söyleyen ve kızının kayıp olduğunu bildiren polis memuru Tessa Leoni ve işin içine giren dedektif D.D Warren 'ın nefes kesen serüveni.Sonuna kadar soluksuz okuyacaksınız..
Kathy ve Jay evliliklerinin yirminci yılını kutlarken, Jay'in erkek kardeşi Charlie'nin eşi Gabriella'da gelen bir telefon ile kutlamaları bölünür. Charlie'nin oğlu Evan intihar etmiştir. Tıpkı babası gibi sorunları vardır. Jay ertesi gün kardeşine destek olmak üzere bir kaç günlüğüne yanlarına gitme kararı alır ve oraya gittiğinde olayların hiçte bildiği gibi olmadığını öğrenir. Charlie'nin geçmişi otuz yedi yıl sonra saklanmış olduğu köşelerden çıkmış ve onları geçmişin kapısından içeri almaya başlamıştır.
Kurgu kesinlikle çok iyi, tavsiye ederim...
Başarılı doktor Steadman konferans için gittiği kasabada rutin trafik kontrolünden geçerken sinirler gerilmişti. Polis memuru Martinez sert tavırları ile onu adeta çileden çıkarmıştı...
Steadman bir cinayete tanık olmuş ve avukat olan arkadaşı Mike aramış ve yardım istemişti hesap etmediği ise arkadaşının evinde karşılaşacağı ikinci cinayetti....
Artık tüm kanıtlar onu işaret ediyordu ama daha fazlası ile karşılacağını ve hayatının kontrolünün elinden alınışına firari olarak şahit olacağından habersizdi...
Polis merkezinde sosyal yardım biriminden Carrie 'yi arayıp suçsuzluğunu anlatmaya çalışsada başarılı olacağından şüphe duyuyordu...
Birileri onun hayatını elinden almaya çalışıyordu ve bunun sebebini bir türlü çözemiyordu...
Açıkcası ben kitabı okurken keyif aldım. Alışılmışın dışında bir polisiye,katil belli fakat kurgu ilginçti. Ben beğendiğim kitaplara ekledim...
Öncelikle kitap bir edebiyat harikası değil bunu bilmeniz gerekir. Ama akıcı bir kitaba ihtiyacınız varsa, yolculukta ya da uzun süredir yaşadığınız okuyamama durumundan çıkmada size yardımcı olabilir. Sayfalar su gibi akıp gidiyor. Ve sımsıcak bi hikayesi var. Öncelikle kıskançlığın ve bencilliğin de AIDS gibi bir hastalık olduğunu öğretiyor bize, hatta daha da kötü bir hastalık. Ve sürekli sevdiği insanları kaybeden küçük bi kızın hikayesini anlatıyor. Asla insanların onun hakkında gerçekten ne hissettiğini anlayamadığını düşünen bi kızın. Yalnızca mutsuz insanların ölümden korktuğunu öğretiyor. Eğer mutluysan ve yaşamında sadece dünyanın en iyi insanları varsa bugün ölmenin senin için hiçbir sakıncası olmayacağını. Aslında öylesine okumuş gibi görünürken ve dilini de oldukça basit bulurken şu an ne çok şey öğrendiğimi gördüm. Neyi nerden öğreneceğinizi asla bilemezsiniz. Okumak istiyorsanız başlayın, pişman olmayacaksınızdır.
Kişisel Gelişim kitapları yazarları arasında dili çok akıcı ve sade olan yazarın bu kitabında da insanların kendini tüm tabu ve gereksiz kodlamalar dan sıyrılıp,hayata daha pozitif bakmalarını ve kendilerini keşfetmeleri adına güzel bir eser.Okurken bile o enerjiyi hissedebileceğiniz güzel bir eser....

Yazarın biyografisi

Adı:
Bahar Çelik
Tam adı:
Bahar Yaldız Çelik
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 4.869 okur okudu.
  • 76 okur okuyor.
  • 1.896 okur okuyacak.
  • 38 okur yarım bıraktı.