Bedrettin Tuncel

Bedrettin Tuncel

YazarÇevirmen
8.4/10
978 Kişi
·
3.294
Okunma
·
3
Beğeni
·
396
Gösterim
Adı:
Bedrettin Tuncel
Unvan:
Türk Akademisyen, Çevirmen, Edebiyatçı, Siyasetçi
Doğum:
Tirebolu, Giresun, Türkiye, 1910
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 19 Mart 1980
Bedrettin Tuncel 1910'da Tirebolu'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nin edebiyat kolunu bitirdikten sonra, Dijon Üniversitesi Edebiyat Fakültesine devam etti ve 1936'da Lyon Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde asistan, sonra da doçent ve profesör olarak görev aldı ve Tiyatro Enstitüsü'yle İspanyol Dili ve Edebiyatı Kürsüsü'nün kurulmasına katkıda bulundu. 1960'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dekanı olarak görev yapan Prof. Tuncel, aynı yıl Milli Eğitim Bakanı oldu. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak kurulan Tercüme Bürosunda görev üstlendi. Tiyatro, Batı Edebiyatı ve çeviri konularıyla ilgilendi. UNESCO Türkiye Milli Komisyonu başkanlığına getirildi; bilimin, kültürün, sanatın farklı dallarında incelemeler yaptı. Bedrettin Tuncel'e Mektuplar (haz.Alpay Kabacalı, YKY) adlı kitap 1995'te çıktı. Yapıtları: Telif eserler: Tiyatro Tarihi (1938), Mahatma Gandi, 1869-1948 (1969), Fransızca'da Yunus Emre (1971), Atatürk ve 30 Ağustos Zaferi'nin İlk Kutlanışı (1972), Büyük Zafer ve Afyonkarahisar (1972), Nikola Kopernik, 1473-1973 (1973), Romanya'nın Sesi (1979) Çeviri Eserler: Kadınlar Mektebi (Moliere), 1941; Kral Oidipus (Sophokles), 1941; Şamdancı (Alfred de Musset), 1942; Horozibiği (Jules Renard, [piyes]), 1944; Kamçılı Medeniyet (Beecher-Stowe, Harriet Elizabeth), 1953; Mariannein Kalbi (Alfred de Musset), 1962; Defterler=Cahiers (Paul Valéry), 1965; Yanlışlık (Albert Camus [3 perdelik oyun]), 1973; İnsandan Kaçan (Moliere, [komedya]), 1976.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
56 syf.
·1 günde·Beğendi
THEBAİ ÜÇLEMESİ #1

Başlamadan: Bu gibi mitlerin bilinmeyen bir şeyi anlatmadığı ve yıllar boyunca dile getirildiği için içerikle ilgili bilgilerle karşılaşmayı da doğal karşılayınız.

Yunan tragedyasının en kuvvetli örneklerinden biri sayılan Oidipus’u duymayan yoktur herhalde. Yunan mitolojisinde önemli bir yere sahip olan bu mit kader problemiyle karşımıza çıkar. “Oidipus kadercilikle savaşan insanların başında gelir”. Mitolojideki hikâyeler aktaranlar tarafından küçük ve farklı ayrıntılarla aydınlatılmaya çalışıldığı için elinize geçen farklı kaynaklarda sadece özün aynı olduğu görülür. Örneğin, Kral Oidipus’un öz babası Laios ile bir yol ayrımında karşılaşmaları iki farklı kaynakta(elimde bulunan kaynaklar) iki farklı şekilde aktarılmıştır. Bu karşılaşma sırasında Oidipus öz babası Laios’u –tabii henüz öz babası olduğundan haberi yoktur- öldürür. İlk kaynakta Oidipus’un öldürme sebebi, arabadakilerin yoldan çekilmemesi yüzünden ona bağırmaları ve dalaşmalarıdır. İkinci kaynakta ise araba hızlı gittiğinden Oidipus’un ayağını ezmiş, Oidipus buna sinirlendiği için arabadakileri öldürmüştür. Bu gibi küçük farklar bütüne uyarlandığında ister istemez kafa karışıklıklarına sebebiyet verebilir. Ben bu yazı için Sophokles’e sadık kalacağım. Kral Oidipus’u anlatmadan okumayı daha doyurucu hale getirmek için önce ufak iki hatırlatmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

Yunan mitolojisinde tanrılar ve insanlar kadar şehirler de her zaman önemli olmuştur. Eserin geçtiği ve üçlemeye ismini veren yedi kapılı Thebai şehri, çok eski zamanlarda acıklı hikâyelere sahne olmuş, birçok trajedi yazarı konularını bu şehirdeki kahramanlıklar ve facialardan almıştır. Bu yüzden kitap okunurken isim olarak kalması haksızlık olur. Şehrin kuruluş hikâyesi ilginçtir. Bu şehrin ilk kurucusunun Kadmos olduğu söylenir. Şehri sonradan ele geçiren Amphion ve Zethos kardeşler şehri büyütmüşlerdir. Kadmos kız kardeşinin başına gelen felaketi aydınlatmak için bir rahibeye başvurur. Rahibe bunun imkânsız olduğunu bir düvenin peşinden gitmesi ve düvenin durduğu yerde bir şehir kurmasını söyler. Kadmos çaresiz buna uyar, takip eder ve düvenin durduğu yerde şehri kurmaya hazırlanır. Ama şehre su kaynağı sağlayacak kaynaklar bir ejderhanın kontrolündedir. Savaşır ve yener. Dişlerini toprağa serpmesi istenir. Bu serpmeyle birlikte yerden bir ordu çıkar ve bu ordu kendi arasında savaşır. Kadmos sağ kalan beş kişiyle şehrin temellerini atar. Evlenir, çocukları büyür ama aralarında kavgalar çıkınca Kadmos dayanamaz ve eşiyle birlikte şehri terk eder. Sonradan, ilk başta adı geçen kardeşler şehri yönetimlerine alırlar. Amphion’un yedi telli lirinin tellerinden hareketle şehre yedi kapı kurulur. Kısaca şehrin kuruluş hikâyesi böyledir.

Kitapta Oidipus’un başına gelecekleri Apollon’un bildirdiği ya da farklı kaynaklarda Apollon’un kâhinlerinin bildirdiği söylenir. Bilinir ki Apollon yunan mitolojisinde güzel sanatlar tanrısıdır. Güzel sanatlar tanrısı olmasının yanında kehanetleri gören bir tanrıydı da. Güneş’i temsil eder. Güneşin her şeyi görmesi gibi o da her şeyi; zenginin sarayını, fakirin evinin içini, denizlerde yüzen balıkları, otlar arasındaki yılanı vb. görür. Bizzat kehanetleri kendi açıkladığı gibi kâhinler de ondan gizli sırları öğrenir ve açıklarlar. Bu da dikkate değer bir diğer noktaydı. Çevirmen bu gibi notları koymamış maalesef.

Hikayeye gelelim. Thebai kralları Amphion ve Zethos ölünce başa Kadmos’un oğlu Polydros’un soyundan gelen Laios geçer. Zaten Kadmos tahtı bırakınca yerine bir süreliğine Laios gelmişti. Tekrar kral olan Laios İokaste ile evlenir. İokaste’nin kardeşi Kreon ile şehri yönetmeye başlarlar. Çiftin çocukları olmadığı için Apollon’a giderler. Apollon onlara bir çocukları olacağını ama çocuğun babasını öldürerek annesiyle evleneceğini söyler. Laios çocuk doğduktan sonra onu ayaklarından bağlatarak bir dağa attırır. Dağda çocuğu çobanın birisi kurtarır ve Korinthos kralına verir. Çocuğa “ayağı şişmiş, incinmiş” manasına gelen Oidupus ismini verirler.

Oidipus büyür. Bir gün bir tartışma sırasında kendisine uydurma evlat denildiğini duyunca şok olur ve işin aslını öğrenmek için Apollon’un kahinine gider. Aldığı cevap Laios ile aynıdır. Ama kahin gerçek annesi ve babasını söylemez. Bunu duyan Oidipus kehanetin gerçekleşmemesi için şehri terk eder. Yolda başta belirttiğim gibi fark etmeden öz babası Laois’ı öldürür yoluna devam eder. Yolda Thebai şehrine musallat olmuş Sphinks adlı canavarla karşılaşır. Bu canavar şehre girmek isteyenlere bilmece sorar, bilemeyenleri öldürür. Kimse geçememiştir henüz. Bu canavarı geçene ülkenin tahtı ve dul İokaste vaat edilmiştir. Oidipus canavarın bilmecesini bilir. Canavar kendini öldürür. Oidipus vaat edileni almış ve annesiyle evlenmiştir.

Annesiyle evlenen Oidupus’un iki erkek iki tane de kızı olur. Tanrılar bu ensest ilişkiye kızarlar ve bu ölümlüyü cezalandırmak isterler. Thebai şehrini kurak topraklara çevirirler. Felaketten kurtulmalarının tek şansı eski krallarını öldüren ve annesiyle evlenen kişiyi bulup cezalandırmalarıdır. Bundan sonrası malum. Oidipus şehre gelen kahinden sonra öldürdüğünün öz babası, evlendiği kişinin ise annesi olduğunu anlar. İokaste bu durumu önceden bildiği için kendini asar. Oidipus’ta kendi elleriyle gözlerini çıkarır ve şehri terk eder.

Oidipus’un önemi kendi kaderine teslim olan insanları temsil etmesidir. Şöyle der: “Kaderin çocuğu olmakla övünürüm, bundan da bir utanç duymam kader benim anam”. Kaderi Oidipus gibi böyle yücelten başka birisi var mıdır bilmem. Kitapta yüksek bir kadercilik oyunu oynanmaktadır. Oidupus kaderin annesi olmasıyla övünür, karısı aynı zamanda annesi İokaste, kaderin oyuncağı olan insanın başına gelecekleri nerden bilebileceğinden yakınır. Ama ikisi de başta kaderlerine inanmazlar. Oidipus kaderini bilmesi bakımından şanslı ama ona inanmaması bakımından şansızdır ve kader kurbanı olur. Peki, kaderinde ne olduğunu bilmeyen(ya da ilerde ne olacağını bilmeyen) bizler şanslı mıyız, şanssız mı? Bu soru eminim herkesin kafasına bir gün takılacaktır. Biz sadece ilerde olabilecekler için ufak yönlendirmeler yapabiliriz. Kimse Oidipus gibi ilerde ne olacağını bilemez. Onun ve kitabın değeri ensest ilişki sonucu hayatı mahvolan birinin acıları değil, hazin kaderini bildiği halde insana yaraşır şekilde, yılmadan, Olympos Tanrıları’na başkaldırmasıdır. Belki boş bir başkaldırıdır bu ama onun bir kader kahramanı olmasına engel de değildir.

Kitabı okuduktan sonra “Her yürek, kendinin kaderidir” sözünü “Her yürek, kendinin Oidipus’udur” diye değiştiriyorum. Esen kalın.
56 syf.
·2 günde
Zaman: 2500 yıl öncesi
Yer: Yunanistan

Düşünelim birlikte...
Bir kraliyetiniz var. Kral ve kraliçe olarak çocuğunuz olsun istiyorsunuz ama olmuyor. - Günümüzde çocuğu olmadığı için ayrılma noktasına gelen nice güzel çifte gizli mesaj içerir bu destan- Bir gün bir oğlunuz oluyor ama bir kehanet de onunla birlikte hayatınıza giriyor. Kehanete göre yeni doğan oğul büyüyünce babasını öldürecek, annesiyle evlenecek ve ondan çocukları olacak. Ne yapardınız?

Kaderin gerçekleşmemesi için bebeğinizin ayak bileklerini delerek iplerle bağlayıp bir dağa mı atardınız yoksa kadere karşı durup geleceğinize iradenizle sahip mi çıkmak isterdiniz?

İşkenceyi normalleştirerek öz oğlunuzu kendi hayatınız uğruna Kithairon dağına atıp kurda kuşa yem mi ederdiniz yoksa ölümünüz pahasına Tanrı'lara karşı mı gelirdiniz?

Ahlaki ikilemler...

Düşünmeye devam edelim....
Adınız Oidipus ve anlamı "şiş, su toplamış ayak". Neden? Düşündüğünüzde anlam veremeseniz de mutlusunuz. Çünkü insan mutluysa irdelemez nice şeyi.

Kraliyetin bir başkasına geçelim. Bu kral ve kraliçenin de çocukları olmuyor ama bir gün çobanın biri onlara bir bebek getiriyor. Öyle bir sahipleniyorlar ki bu bebeği, büyüdüğünde duyduğu uğursuz kehanetin karşısında onlara zarar vermemek için tüm sevdiklerini ve yuvasını terk etmek zorunda kalıyor. İşkencelerle terk edilen bebek ile sevgiyle büyütülen bu bebek aynı kişi ise kötülük inanmak zorunda hissettiğimizde midir inanmayı seçtiğimizde midir? Oidipus iyi midir kötü müdür?
Oidipus kehanetin gerçek olmaması için Tanrı'lara ve kehanete isyan ederek sevdiklerini korumayı seçer öz ana babasının aksine. Kimdir kötü olan?

Yurdunu terkeden Oidipus Thebai yakınlarındaki üçyol kavşağına gelir ve karşıdan gelen arabanın sürücüsü ona kırbacıyla vurur. oidipus sürücüyü ve korumalarıyla birlikte kralı öldürür. kurtulan tek kişi thebai'ye dönüp olanları kraliçeye anlatır ve uzaklara gitmek için izin ister. Gücün sarhoşluğuyla yoldan geçen Oidipus'a vurma hakkını kendinde gören arabacı tetiklemeseydi hayatta olur muydu? Büyük ihtimalle. Hayatımızdan pek çok örnek verilebilir bunun gibi. Gücün ediciliğine boyun eğmeyen ve onların dilini daha sert konuşanlar...

oidipus thebai kentine ulaştığında bir canavar kentin girişini kapatmış ve bir bilmece sorarak bilemeyenlerin canını almaktadır. Soru "Sabah dört, öğle iki, akşam üç ayaklı yaratık nedir?"dir. Cevabın insan olması ve insanın ömrü boyunca durumlarına işaret etmesi düşündürücüdür. Kimse bilemez çünkü insan kendini tanıyamamaktadır. Kendini tanımayan insan hayatı hak etmemektedir ve canavar onu yemektedir. Metaforik olarak düşünürsek canavar zamandır ve insanları avlamaktadır. Cevabı bulan ise hayatla bebekliğinden itibaren kumar oynayan ve zamana isyankar Oidipus'tur. Krallığı hak eder ama Sophokles kral olmaktansa kral gibi yaşamayı över eserde. Manidar...

Oidipus krallığı ve kraliçeyi sahiplendikten sonra bir kurtarıcı olarak yıllarca sevilerek yaşar. Bir gün thebai'de felaketler başlar ve ahlaksız bir durumu bunun sebebi görürler. insanlar sarayın önüne gelirler. oidipus onları dinler, çözümler arar. Detaylar detayları çorap söküğü gibi getirir ve kaderinin acı kehanetini öğrenir. Felaketlerin sebebini bulsa onu sadece sürgün edecekken kendisinin olduğunu öğrenince kendi gözlerini kör eder. Kendini öldürmez ama ölmekten beter eder. Belki de Tanrı'lara öyle öfkelidir ki onların huzuruna çıkmamak için bir acı seçimdir bu. İstemeden öldürdüğü babasına, sevdiği annesinin kendi canına kıyması da eklenir. Başkasına merhametli bir liderken kendisine bu kadar acımasız olması, insanın en adaletsiz yargılamayı kendisine yaptığının göstergesi sayılamaz mı?

Politik bir yorum olarak da Oidipus'un adaletsiz bir buyruğu olunca " Adaletsiz krala boyun eğilmez!" diyebilen bir yurttaşın (amca Kreon'un) varlığı ile güce boyun eğilmesinin temelinin sadece adaletli olunması şartına bağlanması binlerce yıl öncesinde Yunanistan'daki yönetim ve adalet anlayışına bakış açısı İle bugüne bakıldığındaki insanın değişimini görmek üzücü.

Kader belki değişemez ama kadere karşı çıkmak elimizde!
64 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Musset'ın okuduğum ilk ve tiyatral türde bir eseri. Diyaloglar oldukça akıcı. Marıanne evli, zeki, naif güzel bir bayan. Celio adında bir genç Marıanneye aşık olur. Bütün ısrarlarına rağmen Marıanne onu reddeder ve eşine durumu anlatır.Sonrasında olaylar karışır.
Keyifle okudum, hem üzen hem güldüren bir eser.
56 syf.
·1 günde·9/10
Oidipus efsanesiyle ilk kez Orhan Pamuk'un Kırmızı Saçlı Kadın kitabında karşılaşmıştım, kendisi bende epey merak uyandırdığı için ve zaten mitolojiler ilgimi çektiği için tragedyalara sarmış oldum.

Sophokles Yunan tragedyası denildiğinde Aiskhylos'tan sonra akla gelen ilk isimmiş. Kral Oidipus da tragedya sanatının en başarılı örneklerinden.

Kara kader ve kadercilikle savaşı temsil eden bir eser.

Oidipus kendi babasını öldürüp, öz annesiyle evleneceğine dair kehaneti duyduğunda kaderinden kaçmak için yaşadığı Korinthos şehrini terk edip yollara düşer. Yolda karşılaştığı araba ile aralarında çıkan arbede sonucu arabadakilerin hepsini öldürüp Thebai şehrine varır, şehre musallat olmuş canavarın bilmecesini çözer, şehri canavardan kurtarır, şehrin kralı olur ve eski kralın karısıyla evlenip dört çocuk yapar. Gel zaman git zaman şehir felaketten felakate koşar gidip bir bilene danışırlar o da eski kralın katilinin şehirde yaşadığını, kanını yerde koduklarından başlarına bunların geldiğini söyler.

Tabi Oidipus kendinden emin olanca kibrini saçar etrafına. Kral olarak davayı çözeceğine and içer. Önce kahini ihanetle suçlar sonra karısının erkek kardeşinin tahtta gözü olduğunu iddia eder ama şüphe içine düşmüştür bir kere ve baaaamm gerçeği öğrenir ki aslında kehanet gerçekleşmesin diye şimdiki karısı olan annesi ve babası onu dağ bayır bir yere atarlar, çobanın teki de onu alıp evlatlık verir.

Gerçeği öğrenince kaderine lanet eder, bunları göreceğime kör olsaydım der ve gözlerine iğne batırarak kendisini kör eder. :) Burada aklıma yine Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'daki nakkaşların daha iyi resmetmek için gözlerini iğneyle kör etmeleri geldi.

Neyse efenim lafı yine çok uzattım az biraz da spoiler verdim gibi oldu ama hem Laios hem Oidipus kaderlerinden kaçmaya savaşsalar da nafile çabalardır bunlar. İnsan kaderinden kaçamaz demek ister Sophokles ya da Pamuk'un dediği gibi inandıkları için kaderlerine dönüşür kehanetler.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Gerçek(tam) bir trajedi!
Sophokles; yalın, kafiyeli diliyle asırları bir bir aşarak bugüne kadar gelecek bir eser yazmış ve kuşkusuz bu eser, dünyanın ömrü oldukça da nice asırlar aşacaktır. Sophokles'in evrensel diliyle kuşatamayacağı hiçbir zihin yok denilebilir. Özellikle eserde, Korobaşı'nın söylediği şiirler, Sheakespeare ve Ömer Hayyam karışımı denebilecek düzeyde kaliteliydi. Velhasıl, eseri okumanızı tavsiye ediyorum.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kader bükülmez, ondan kaçış yoktur. Eğer ki yaşanılacak bir durum söz konusuysa, bu elbet yaşanacaktır, buna engel olunamaz. İstediğin kadar önlem al, istediğin yere kaç yazgında seninle beraber adımlar bütün yolları.

Sophokles MÖ 400-500 yılları arasında yaşamış, Yunan tragedyasının akla gelen ilk ismidir. Sayısız ödülle dolu bir yaşamı vardır. Konu işleniş ve kendine has tarzıyla Tiyatro tekniğinde sayısız yeniliklere öncülük etmiştir.

“...son gününü görmeden hiç kimseye mutluluğa ermiş demeyin!..” (Alıntı #46084690 )

Antik Yunan oraklelerin, kâhinlerin ve tanrıların hükmünde yaşanılan bir bölgeydi. Hatta zamanı da katarsak eğer o dönemlerde gerek Yunan’da, gerek Mısır’da ya da Anadolu gibi bütün yerleşim birimlerinde kehanetler insanların nasıl yaşayacağını, nasıl öleceğini ve dahi sonuçlarıyla bütün uyruklara yön vermekteydi. Özellikle İzmir’de bulunan Apollon’a ait Delphoi Tapınağı bu kehanetlerin merkeziydi.

Oidipus Yunanca bir kelime olup şiş ayaklı anlamına gelmektedir. Kehanetin ana kahramanları Oidipus’un babası Laios’tur. Mitolojiye göre Thebai kralı Laios, Pelops’un oğlu Khrysippos’a karşı ilgi duyar. Onu kaçırır ve tecavüz eder. Bu yakışıksız ilişkiye çok kızan Pelops Laios’u lanetler. Kehanet ise Laios’un doğacak oğlu babasını öldürecek ve Laios’un karısı İokaste yani annesi ile evlenecekti.

“Ey insanoğulları!
Ömrünüz bence bir hiç.” (Alıntı #46083688 )

Tragedyamız ise tam bu kehanetin ardından başlar. İokaste doğan çocuğunu öldürmek için saraydan birisine verir ve ormana bırakmasını ister. Ormana bırakılan Oidipus topuklarından delinip, bağlanılmış bir şekilde çoban tarafından bulunur ve çocukları olmayan Korinthos kralı Polybos ile karısı Priboia‘ya verilir. Zaman ilerleyip Oidipus büyüdükçe etrafındaki konuşmaları da algılamaya başlar ve hakkındaki kehaneti öğrenir. Öz bildiği anne babasına zarar vermekten kaçınan ve duyduğu bu kehaneti netleştirmek için ise Delphoi Tapınağı’nın yolunu tutar. Buradan sonrası Tragedyanın konusu olduğundan dolayı spoiler vermemek için kesilmiştir. Hikâyenin devamı üçlemenin ikinci kitabında devam edecektir.

“Kibrin, azametin çocuğu: Zalim,
Taşkınca beslenip büyüdükçe,
Görür kendini yükseklerde,
Bilmeden akıbetini, gafil;
Düşer derin uçurumlara.” (Alıntı #46082497 )

MÖ beşinci yüzyıla kadar diyebiliriz ki tragedyalar mutluluk, sevinç ve tebessüm ile kahramanlık hikâyeleri, efsaneleri anlatırdı. Ancak o tarihten sonra dönemdaşları Aiskhylos, Euripides ve Sophokles tiyatroya birçok yenilik katmakla kalmamış; dram, trajedi gibi türleri de kazandırmıştır. Kral Oidipus’ta bu trajedilerin en başında gelen örneklerden bir tanesidir. Mutlak bir yazgı, kaderden kaçma girişimi ve gücün verdiği kibir. Karakterlerdeki kararlılık ve bilge kişiliği gerçekten okunmaya değer. Kadercilik ile savaşan Oipius aklın ve muhakemenin gücünü kendinde barındırıp, olayları çözümler ve kaderine razı olur. Ustalıkla konuya hâkim olan yazar insan kişiliğinin en derinine kadar inip, birbirinden güzel mesajlar vermeyi de asla ihmal etmiyor. Hatta yazımından 2400 yıl sonra “Oidipus Kompleksi” diye psikoloji biliminde yerini dahi alıyor.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan ve çevirisi okuru üzmeyecek şekildedir. Baskı kalitesi yerinde ve neredeyse nokta hatası yoktur. Güzel bir çevirmen önsözü ve Sophokles hakkında bilgi verdikten sonra oyun başlamaktadır. Akıcılık, şiirsellik, karakterler arasındaki uyum ve kurgunun devamlılığı oyunun sonuna kadar sürmektedir. Oyun bittikten sonra ise maddeler halinde çevirmenin oyunu daha iyi anlayabilmemiz için eklediği sonnotlar ile eser noktalanmaktadır.

“...ruhun acılardan kurtulması huzur doğurur.” (Alıntı #46084216 )

Sözün özü; eser türünün en iyilerinden bir tanesi olması sebebiyle okunulası ve tavsiye edilesidir. Okumadan evvel Oidipus kehaneti ve Thebai şehri hakkında bilgi sahibi olmak okur için gerek gördüğümdür. Kesinlikle yüksek sesle ve keyifle okunma isteyen bir eserdir ve kendisiniz bu zevkten mahrum bırakmayınız.

Sevgi ile kalın.
56 syf.
·3 günde·Beğendi
Kral Oidipus, M.Ö 495 - 406 yılları arasında yaşayan, Sophokles tarafından yazılan bir Yunan Tragedyasıdır. Sophokles'in günümüze kalan yedi oyunundan biridir. 

Laios, Thebai ülkesinde kraldır. Karısı ile bir erkek çocukları olur. Tanrı olan Apollon, yeni doğan çocuğun ileride babasını öldüreceğini ve annesi ile evleneceğini söyler. Bunu öğrenen annesi ve babası onu bebekken ayaklarından bağlayıp, ondan kurtulması için bir çobana verirler ama çoban bebeğe kıyamaz. Bebeği çocukları olmayan Kral ve Kraliçeye verir. Herkes için bunun daha iyi olduğunu düşünür. Kral ve kraliçe evlat edindikleri bebeğin ayaklarının bağlanıp şişmesinden dolayı ona Oidipus adını koyarlar. Oidipus yeni ailesi ile Korinthos'ta bolluk ve zenginlik içinde büyür. Çocuk büyüdüğünde Apollo'nun kahininden babasını öldürüp dul kalan annesi ile evleneceğini öğrenir. Bunun üzerine Oidipus  bunların önüne geçmek için saraydan kaçar. 

Ama kim kaderin önüne geçebilmiştir ki?


* Kuvveti, imkânları ölçüsünde bir insanın başkalarına yardım etmesi kadar güzel şey var mı?

* Adaletsiz krala boyun eğilmez.

* Yersiz de olsa şüphe insanı yaralar. 

* Ne acıdır ki, başıma lanetler yağdıran kendim oldum. 

* Kim ermiş bu dünyada
 Özlenen mutluluğa?

*  Ruhun acılardan kurtulması huzur doğurur.
56 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Kral Oidipus; Kral Oidipus, Oidipus Kolonosta ve Antigone kitaplarından oluşan Thebai Üçlemesi'nin ilk kitabı. Kitabı almadan önce bir üçlemenin parçası olduğundan habersizdim, okumaya başlamadan önce araştırma yaparken öğrendim, diğer iki kitapta ne anlatıldığı üzerine bir fikrim yok ve okumak için heyecanla bekliyorum. Oidipus efsanesini az çok duymayan yoktur ve genel hatlarıyla konusu herkes tarafından bilinir. Ben üniversite eğitimimde Freud'un oidipus kompleksi teorisi ile tanıdım efsaneyi. Ve tam metni okuyarak anlamaya çalışmak istedim.

Tragedya bir kahramanın kendi çevresinde gelişen olaylarla savaşıp kendinden daha büyük ve anlamlı olduklarını anlayıp bu olaylar karşısında yenik düşmesini anlatır. Kitabı okumadan önce tragedya hakkında daha detaylı bilgi edinmek faydalı olacaktır, böylece kitap daha fazla anlam kazanıp okurken anlatım ögeleri, üslup, yazım şekilleri, konu daha iyi yerli yerine oturacaktır diye düşünüyorum.

Şimdi konusuna gelecek olursak: Kral Oidipus Apollo tarafından lanetlenen bir kraldır. Babasını öldürüp annesiyle evlenmek ve annesinden çocukları olmak onun kaderidir. Bunu öğrenen annesi babası bebekken Oidipus'tan kurtulmaya çalışırlar ancak Oidipus ne babasını öldürmekten ne annesiyle evlenmekten kurtulamaz. Kader Oidipus'u yine bir şekilde bu felaketi yaşamaktan alıkoyamayacaktır.

Kral Oidipus kader üzerine düşünmeye yöneltiyor bizi. Annesi babasının uğraşları, Oidipus'un yaşadıkları ve yine bir şekilde kehanetin gerçekleşmesi... Bizim duygularımız, düşüncelerimiz, bir hayatımız var. Ve bizim için çizilmiş bir yol, kader.. Seçimlerimizle yön verdiğimiz bir hayatımız... Sonu mutlu veya hüzünlü yaşantılar.. Değiştirmek istediklerimiz, çaresizce kabullenişlerimiz, hayatın ucundan tutma çabalarımız.. her şey... Bu hassas konu -kader- hakkında kesin yargılar içeren yorumlarda bulunmayacağım ancak Kral Oidipus'u okuyanların pişman olmayacağına eminim. Kitabın son cümlelerini oluşturan koronun sözleriyle bitirmek istiyorum:

"Ey Thebaililer, yurttaşlarım! O zorlu bilmeceleri çözen Oidipus'un haline bakın! Çok kudretli bir insandı. Onun mutluluğu bu kentte hangi vatandaşı imrendirmemişti? Şimdi ne kadar korkunç bir felaket kasırgasıyla sürüklendiğini görün! Onun için, son gününü görmeden hiç kimseye mutluluğa ermiş demeyin!.."
100 syf.
Yine Moliere’in yaşadığı dönemin uç karakterlerinden birine hayat verdiği keyifli bir komedyası daha.

Eserin baş karakteri Arnolphe’un sıklıkla döneminin eleştirisini kadınlar üzerinden yaptığı evlilik konuşmalarında, kadınların gözünün hiçbir zaman açılmaması, tabiri caizse evlilikte kadının tam bir kara cahil olması gerektiğidir.
İlerde kadınından boynuz yememek için planladığı şey ise çocukluğundan itibaren manastırda yetiştirdiği genç kızı çevreden ilişkisini kesip odaya kapatarak kendisine eş olarak almaktır. Ancak hesaplamadığı bazı trajikomik olaylar gelişir.

Bu güldüren ve aynı zamanda düşündüren eserde, gelişen trajikomik olaylar etrafında yaşanan masumane bir aşk ve kazanan yine aşk olacaktır.
56 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Kısa ve dili oldukça güzel, dünyaca bilinen tiyatro eserlerinin arasında yer alıyor. Ve ben çok beğendim.Yalnız yunan mitolojisi hakkında bilginiz olması gerekecek yoksa hiç bir tat alamazsınız.

Kral oidipus
Öyle bir yaşantı ki kaderin sağdan soldan sillesini eksik etmediği bir yaşam sürüyor eserimizin kahramanı cidden cok üzüldüm

Okumakla bir şey kaybetmezsiniz ama dediğim gibi ilyadayi filan okuduysanız yada yunan mitolojisi hakkında bir kaç araştırma yapıp fikir edindiyseniz hoşunuza gidecektir.Şimdiden keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bedrettin Tuncel
Unvan:
Türk Akademisyen, Çevirmen, Edebiyatçı, Siyasetçi
Doğum:
Tirebolu, Giresun, Türkiye, 1910
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 19 Mart 1980
Bedrettin Tuncel 1910'da Tirebolu'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nin edebiyat kolunu bitirdikten sonra, Dijon Üniversitesi Edebiyat Fakültesine devam etti ve 1936'da Lyon Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde asistan, sonra da doçent ve profesör olarak görev aldı ve Tiyatro Enstitüsü'yle İspanyol Dili ve Edebiyatı Kürsüsü'nün kurulmasına katkıda bulundu. 1960'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dekanı olarak görev yapan Prof. Tuncel, aynı yıl Milli Eğitim Bakanı oldu. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak kurulan Tercüme Bürosunda görev üstlendi. Tiyatro, Batı Edebiyatı ve çeviri konularıyla ilgilendi. UNESCO Türkiye Milli Komisyonu başkanlığına getirildi; bilimin, kültürün, sanatın farklı dallarında incelemeler yaptı. Bedrettin Tuncel'e Mektuplar (haz.Alpay Kabacalı, YKY) adlı kitap 1995'te çıktı. Yapıtları: Telif eserler: Tiyatro Tarihi (1938), Mahatma Gandi, 1869-1948 (1969), Fransızca'da Yunus Emre (1971), Atatürk ve 30 Ağustos Zaferi'nin İlk Kutlanışı (1972), Büyük Zafer ve Afyonkarahisar (1972), Nikola Kopernik, 1473-1973 (1973), Romanya'nın Sesi (1979) Çeviri Eserler: Kadınlar Mektebi (Moliere), 1941; Kral Oidipus (Sophokles), 1941; Şamdancı (Alfred de Musset), 1942; Horozibiği (Jules Renard, [piyes]), 1944; Kamçılı Medeniyet (Beecher-Stowe, Harriet Elizabeth), 1953; Mariannein Kalbi (Alfred de Musset), 1962; Defterler=Cahiers (Paul Valéry), 1965; Yanlışlık (Albert Camus [3 perdelik oyun]), 1973; İnsandan Kaçan (Moliere, [komedya]), 1976.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 3.294 okur okudu.
  • 24 okur okuyor.
  • 1.380 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları