Can Moralı

Can Moralı

Çevirmen
8.1/10
71 Kişi
·
68
Okunma
·
0
Beğeni
·
5
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
332 syf.
·6 günde·7/10
Çöküşün eşiğinde bir dünya. Veya bir çöküşün hikayesi diyelim, Zweig’dan yakıştırma yaparak. Gaddar bir dünyada kaybolup giden Matty ve çocukluktan yetişkinliğe geçişlerini izlediğimiz ruhen yaralı ikizler Sophy ve Toni’nin seçimleri onları bir yangına götürmektedir.

Sineklerin Tanrısı’ndaki gibi yine çocukların üzerinden anlatım görüyoruz, tabii Ralph ve Jack kadar keskin değil Matty’nin cümleleri. Daha saf, daha masumca. Bütün o derinliği kitabın başından beri aradım, bu yönden hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Bunun dışında satır aralarında verilen bazı pasajların kısa olması yavandı. İsa’dan, Eski Ahit’ten ve İbrahim'den bahsedilirken cümleler daha uzayıp gidebilirdi.
Yüzünün yarısındaki yanık, çevresindekileri kendisinden uzaklaştırır, yalnız biri olmuştur. Kendi kıstırılmışlığı içinde ruhlar görür, kimi zaman haftalarca bekler bu ruhları. Kurtuluşunu ezberler yaparak Kitab-ı Mukaddes’te bulur, yanından ayırmaz. Yine haftalarca beklediği ruhlar kurtuluşun kendilerinde olduğunu söyleyerek, beklemesini isterler Matty’den. Her şeye rağmen, kendi kimliğini, hayatın anlamını aramaktan beri durmayacaktır. ‘Ben kimim’, ‘Ben neyim’, ‘Ne için varım’ sorularını bütün saflığıyla yöneltecektir kendisine.

*Matty’nin Günlüğünden. 15/6/66
“Bütün insanların artık tövbe etmek için vakitleri olduğunu düşünmek beni büyük ölçüde rahatlatıyor. Yine de bu rahatlamanın içinde büyük bir acı hissediyorum ve acı duymadığım zamanlarda büyük bir boşluk hissediyorum ve sorun yine geliyor. Ne için varım diye soruyorum kendime. İşaret vermek için neden arkasından yargılama gelmiyor. Yapacak başka bir şey olmadığı için devam edeceğim ama bir boşluk hissediyorum.”

William Golding’in okurken keyif aldığım şeylerden biridir ki, büyük bir ironi ustasıdır. Tasvip etmediği bir şeyin tam tersini nükteyle söyleyerek ters köşe eder. Görüşü beğeneyim, beğenmeyeyim, kötü olanı, daha doğrusu trajikomik olan bir şeyin bu şekilde ifade edilmesini seviyorum. Bazı boşlukları okuyucuya bırakır Golding. Bu boşluklar dolduğunda daha bir anlam kazanır her şey.
Çocukluktan erişkinliğine hayatlarını izlediğimiz Sophy ve Toni’nin zevkperest bir takım tercihleri yıkımın başka bir tarafı. Ergenliklerinin başından itibaren müstehcen diye niteleyeceğimiz klasik Amerikanvari olaylar yaşar iki kız da. Annesi ve Babasından ayrılıp kendi istedikleri yolda Matty’nin aksine zevkperest bir ömür sürebilmişlerdir.

Uçurumun kıyısında olan bir dünya gösterir Golding. İki farklı karakter yaratır ama ikisi de karanlıktadır. Sophy’nin karanlık dünyası Matty’nin karanlık dünyasından daha anlam yüklü değildir yalnız, çünkü o bütün çıplaklığıyla saftır, azizlere özgü olabilecek bir boşluk, bir arayış içindedir, çökmek üzere olan bir dünyanın kisvesinde kaybolarak, küçük bir ışık olabilmiştir onca karanlıklara rağmen.
264 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Otomatik Portakal sayesinde tanıştığım yazarın yine farklılıklarla dolu kitabıydı Doktor Hastalandı.
Yazarın tarzını bildiğim için, yazdıklarını anlamak zor olmadı. Yine gerçek mi hayal mi ikileminde kalarak okuyup şaşkınlıkla çevirdim sayfaları.
Araştırınca da pek bilgi bulunmayan eser, 1960'da Otomatik Portakal'dan iki yıl önce okuyucuyla buluşmasına rağmen Otomatik Portakal'ın gölgesinde kalmış izlenimi verdi bana.
Burma'da bir dil bilimci olan Dr. Edwin Spindrift, beyin tümorü nedeniyle ruhsal sağlığı ile cinsel sağlığını da kaybetmiştir. Karısı ile yaşadıkları ilişki ise tamamen sadakate bağlıdır. Aldatmanın bedende olacağı, sadakati zedelemeyeceğini düşünen bir karısı vardır Spindrift'in. Hatta kendisi de hastaneye yatmadan önce bu fikirdedir.. Dolayısıyla Edwin kitap boyunca ilişkisini de sorgular.. Doktor ünvanını her yerde sürekli üstüne basa basa kullanan Edwin, hastaneden karısını aramak için kaçınca kendisini sıfatsız kalıp kimlik karmaşası yaşayacağı Soho'da bulur. Karısını ararken bir anda gerçekliği de kaybedecek duruma gelir. (Öyle ki okurken ben de kaybettim tüm gerçekliği.) Sonlara doğru kitap daha da ilginç ilerleyip gerçeküstü bir öyküye dönüşür..
Edwin'in yaşadığı maceraların gerçek mi yoksa verilen ilaçlardan mı kaynaklandığını düşünmeden edemedim. Ne kadarı gerçek ne kadarı hayal onu da sorgulamıştır eminim okuyucular.
Bir de araştırırken kitabın İngilizce basımının 1963, 1972 ve 1986 kapak tasarımlarına rastladım ve çok beğendim. Üçü de kitabın içeriğine çok uygun tasarımlar. 1986 basımına rastlarsam mutlaka benim olmasını istiyorum..
Otomatik Portakal kadar karmaşık değildi eser. Ancak yazarı ilk defa okuyacaklara anlaşılmaz gelebilir. Mutlaka okunması gereken bir kitap değil ama okuyunca kendinizi sorgulayacağınız, bitirmeden bırakamayacağınız bir kitap Doktor Hastalandı..
%8 (19/264)
·Beğendi·8/10
''Senin değişmenin doğru bir şey olacağını düşünmüyorum. Sen bir çeşit makinesin ve dünyanın makinelere ihtiyacı var.Sen bir röntgen makinesi gibisin,ya da sızlandığın şu elektroensefalografi cihazlarından biri gibi. Bir faydan var. Ama benim bir makineye ihtiyacım yok.Hiç olmazsa birlikte yaşamak ve birlikte yatağa girmek için.''
Kitaba saygım sonsuz emek gerektiriyor. Özellikle bazı klasik eserler eski bir kamyonun üstüne yük varda zoraki hareket ediyor gibi. Üzücü yanı ise bu gibi eserlerin de ödüllü olması. Acaba sorun bendemi şeklinde düşünmeye itiyor. Kitabı yarıldım ama gitmiyor işte kaldım. :(
332 syf.
·3 günde·Beğendi
Büyük bir yangından kurtulan bir çocuk. Matty. Çirkin görüntüsü yüzünden okulda ve sosyal yaşamında dışlanan bir karakter. Psikolojik açıdan rahatsızlığı olduğunu sandığım bu karakter kimlik arayışına girer ve felsefenin temel sorusu "Ben kimim ? " i sorgulamaya başlar.
İkiz kardeşler Sophy ve Tony annelerinin olmayışı ve babalarınında sürekli farklı kadınları eve bakıcı olarak getirmesi sonucu birbirlerine karşı ait olamama sorunu yaşamaya başlarlar. Matty ve ikizlerin hayatlarının bir döneminin aynı bölgede yaşanmasına ve kesişmelerine tanık oluyoruz.
İçlerindeki öfkenin ve etraflarına yaşattıkları dehşetin izleri peşlerinden giden bu karakterler aslında en büyük yıkımı kendilerine yaşatıyorlar.
264 syf.
Kafasında kurmuş olduğu dünyada yaşayan, gerçek dünya ile kafadasındaki dünyanın çakışmasında çıkan kıvılcımların hasta düşürdüğü bir dilbilmcinin baş karakter olduğu; hayatını kelimelerin filolojik, semantik ve etimolojik doğasına ayıran bu bilim insanının, beyin tümörü gerekçesiyle oyalandığı bir hastaneden kaçması ve karısını o bar senin bu otel benim araması, modern bir bilinç(!) taşıyınca eşinden aldatıldığına dair hesap sormakta bile beceriksiz davranması, herkesin ve her şeyin kendisiyle adeta dalga geçtiği ya da en iyimser tabirle "oyun oynadığı" bir serüvenle, yalnızlığımızın vahşi yönlerine selam çakan kurgusuyla, tam da Burgess tarzında bir konuyu temel alarak yüzlerimize çarpan bir roman.
264 syf.
·8 günde
Kaynak: https://paylasilankitaplar.wordpress.com/...s-doktor-hastalandi/

Sevgili okur,
Yüksek ihtimalle yazdıklarımı okumadığın, zamanını yine manasızca doldurduğun bir andayız. Senden çok da farklı değilim. Ben de zamanımı pek de manalı olmayan yaz-MA uğraşıyla doldurma derdindeyim. Audioslave sever misin? Açar mı seni bu havalar? Show me how to live i aç bi dinle bakalım. Belki seversin sen de.
İnternette çok dolaşan bir karikatür var. Adamın biri diğer adamın sırtında. Bildiğin taşıtıyor kendini. Diğer adamın da koşması ya da o an ki performansına göre yürümesini teşvik etmek için bir oltanın ucundaki parayı gösteriyor. Nasıl oldu anlamadım ama tam olarak hislerime tercuman olmuştu. Tamam işte bu demiştim.
Sen de biliyorsun birileri sürekli önümüze hedefler koyuyor, seni, beni, tüm dünyayı inandırıyor bu hedeflere ve biz de kendimizi koşarken buluyoruz. Dur bakalım yapacak daha iyi birşeyler yok mu diye soruyorsun kendine, sonra o oltanın ucunda sonsuz mutluluk, güzel kadınlar/adamlar, lüks yemekler, son model metalik gri arabalar falan koyuyorlar (Zaten daha azına kabul dediysen senin için üzülürüm. Yapma böyle) sen de Malkoçoğlu’sun zaten, koskoca kaleye tek başına giriyorsun. Sahi senin motivasyonun ne??
Birileri seni sürekli şişiriyor. Aslansın sen, kaplansın sen, yaparsın be hocam, yürü be koçum???? Sen de farkında olmadan yürüyorsun hakikaten. Birşeyler oldum ben diyorsun. Kendini dinlemeye bile zamanın olmamış bu kadar zaman. “Bu adam ne sever?” “Ya böyle bir olay var BEN ne yaparım?” diye sormamışsın sorduysan bile yalnızca çevrenden sana pompalanarak oluşturulan çerçeve içerisinde cevaplar bulmuşsun. Gerçekle yüzleşmek için çok geç kaldığının farkındasın, umarım yüzleşmem diye de ufaktan korkmalardasın.
Sana yalnızca işlerine yaradığın için payeler verdiler. Biliyorsun. Tam olarak bugün sosyal medyayı işgal eden takdir ve teşekkürlerden önce onu yaparsan şunu alırım diyen ailen vardı. Bunun sen kazık kadar olduktan sonra başkaları tarafından yapılıyor olması da mantık dışı değildir sanırım.
İnanılmaz payelere, rozatelere, şiltlere, plaketlere, ünvana sahip olduğunu düşünelim. Ve sen hayatını buna göre devam ettiriyorsun. Marketten meyve alırken, sevgilinle konuşup, çocuklarınla oynarken, yemek yerken bile bu maskeyi çıkarmıyor, “OLMASI GEREKEN” dediğin çerçeveden dışarı çıkmıyorsun. Hakikaten keyifler de yerinde. Ne de olsa biz önemli olmak isteriz. Bizim duygularımız, düşüncelerimiz, acılarımız, yoğun iş tempomuz, hareketlerimiz, saç tarzımız bile 7 milyar insandan bayaa bayaa farklıdır.
Ama bir anda pat diye bu payelerin, ünvanların, saygınlığın yok olduğunu düşün. Düşün ki o çok sevdiğin, sahip olmak için ömür tükettiğin kimliğinin yerinde yeller esiyor. Nasıl davranırdın? Bocalar mıydın?. Nereye koşar nereye vururdun kafanı? Herhangi bir olay karşısında nasıl hareket ederdin, duruşun ne olurdu? Rica ederim biraz düşün bunu olur mu??
Anthony Burgess bunu yazmış.
Sen belki Otomatik Portakal ı okumuşsundur (okumadıysan mağarandan çık biraz hava al, dışarıda yaşayan insanlara gözucuyla bir bak, sonra git kitabı al ve oku) Orada da enteresan bir sosyal yapıdan bahsediyordu evet haklısın. Beğendiysen buna da bir göz gezdir. Zaten o seni sarar sarmalar kasar bir günde de bitirirsin.
Unutmadan. Arada kimliğini bir kenara bırak sevgili okur. Starbucks ta “qanqalarla qahve qeyfi” yaparken baristaya farklı bir isim söylemekle başlayabilirsin. Bu ayıp değil. Biraz uzaklaş öyle bak olaya. Üzerinde yıldızlar payeler olmadan nasıl bir şeyle karşılaşacağını gör. Cuma akşamının da tadını çıkar.
264 syf.
·Beğendi·8/10
Dikkat spoiler içerir.
Dr. Edwin Spindrift, iktidarsız olduğu için Shelia adında kendisini aldatan bir eşi olan, Burma'da geçirdiği bir rahatsızlık yüzünden Railton adında bir doktorun nezaret ettiği hastanede yatan dilbilimci bir doktordur. Bir gün Shelia ziyarete gelir ve ameliyat olacağını, böylece iyileşeceğini söyler. Ameliyattan kırkan ve koku alma duyusunda problem olan Edwin hastaneden kaçarak Shelia'yı aramaya başlar. Bu süreçte eski patronundan borç ister ve alamaz. Çaydanlık çetesi diye tabir ettiği Leo ve Harry Stone kardeşler, Renate, fahişe Carol ve daha pek çok isimle tanışır. Bunlarla çeşitli numaralar çevirirken aslında bir mazoşist olan ve somon balığı ile saat satan Bob Courage'ın eline esir düşer. Bir kere kırbaçladıktan sonra Stone kardeşler vasıtasıyla yine kaçar. Hırsızlık dolandırıcılık ve daha pek çok şey yapan Edwin bir gün yine bayılır ve kendisini hastanede ameliyat olmuş bir şekilde bulur. Acaba son zamanlarda yaptıklarını gerçekten yaşamış mıdır yoksa bu zihninin ona oynadığı bir oyun mudur? Shelia ile geleceği nasıl olacaktır? Tekrardan beraber olabilecekler midir? Edwin bundan sonraki hayatında ne yapacaktır? Keyifle bir solukta okunan bir roman.
332 syf.
·6/10
Çok anlatılsa da sıkıcılıktan çıkamamış sadece duygusal analizleri dir derece iyi olan bir kitap. Beklentimin çok ötesinde kaldı. Yazarın ikinci bir kitabını okuyup okumama noktasında kararsızım. Bir de nobel ödülü almış bu kitap gerisini siz düşünün :)
Görünür Karanlık, sanırım belli bir okuma tarzı olan okuyuculara hitap eden bir kitap.Eğer sizler de benim gibi kitapta akıcılık arayan kişilerdenseniz bu kitabı beğenmeme ihtimaliniz baya yüksek.Yine de bu kitabın ve yazarının sevenlerine ve okuyucularına saygım sonsuz elbette.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 68 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 198 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.