Can Moralı

Can Moralı

Çevirmen
7.5/10
217 Kişi
·
402
Okunma
·
0
Beğeni
·
116
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
332 syf.
·6 günde·7/10
Çöküşün eşiğinde bir dünya. Veya bir çöküşün hikayesi diyelim, Zweig’dan yakıştırma yaparak. Gaddar bir dünyada kaybolup giden Matty ve çocukluktan yetişkinliğe geçişlerini izlediğimiz ruhen yaralı ikizler Sophy ve Toni’nin seçimleri onları bir yangına götürmektedir.

Sineklerin Tanrısı’ndaki gibi yine çocukların üzerinden anlatım görüyoruz, tabii Ralph ve Jack kadar keskin değil Matty’nin cümleleri. Daha saf, daha masumca. Bütün o derinliği kitabın başından beri aradım, bu yönden hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Bunun dışında satır aralarında verilen bazı pasajların kısa olması yavandı. İsa’dan, Eski Ahit’ten ve İbrahim'den bahsedilirken cümleler daha uzayıp gidebilirdi.
Yüzünün yarısındaki yanık, çevresindekileri kendisinden uzaklaştırır, yalnız biri olmuştur. Kendi kıstırılmışlığı içinde ruhlar görür, kimi zaman haftalarca bekler bu ruhları. Kurtuluşunu ezberler yaparak Kitab-ı Mukaddes’te bulur, yanından ayırmaz. Yine haftalarca beklediği ruhlar kurtuluşun kendilerinde olduğunu söyleyerek, beklemesini isterler Matty’den. Her şeye rağmen, kendi kimliğini, hayatın anlamını aramaktan beri durmayacaktır. ‘Ben kimim’, ‘Ben neyim’, ‘Ne için varım’ sorularını bütün saflığıyla yöneltecektir kendisine.

*Matty’nin Günlüğünden. 15/6/66
“Bütün insanların artık tövbe etmek için vakitleri olduğunu düşünmek beni büyük ölçüde rahatlatıyor. Yine de bu rahatlamanın içinde büyük bir acı hissediyorum ve acı duymadığım zamanlarda büyük bir boşluk hissediyorum ve sorun yine geliyor. Ne için varım diye soruyorum kendime. İşaret vermek için neden arkasından yargılama gelmiyor. Yapacak başka bir şey olmadığı için devam edeceğim ama bir boşluk hissediyorum.”

William Golding’in okurken keyif aldığım şeylerden biridir ki, büyük bir ironi ustasıdır. Tasvip etmediği bir şeyin tam tersini nükteyle söyleyerek ters köşe eder. Görüşü beğeneyim, beğenmeyeyim, kötü olanı, daha doğrusu trajikomik olan bir şeyin bu şekilde ifade edilmesini seviyorum. Bazı boşlukları okuyucuya bırakır Golding. Bu boşluklar dolduğunda daha bir anlam kazanır her şey.
Çocukluktan erişkinliğine hayatlarını izlediğimiz Sophy ve Toni’nin zevkperest bir takım tercihleri yıkımın başka bir tarafı. Ergenliklerinin başından itibaren müstehcen diye niteleyeceğimiz klasik Amerikanvari olaylar yaşar iki kız da. Annesi ve Babasından ayrılıp kendi istedikleri yolda Matty’nin aksine zevkperest bir ömür sürebilmişlerdir.

Uçurumun kıyısında olan bir dünya gösterir Golding. İki farklı karakter yaratır ama ikisi de karanlıktadır. Sophy’nin karanlık dünyası Matty’nin karanlık dünyasından daha anlam yüklü değildir yalnız, çünkü o bütün çıplaklığıyla saftır, azizlere özgü olabilecek bir boşluk, bir arayış içindedir, çökmek üzere olan bir dünyanın kisvesinde kaybolarak, küçük bir ışık olabilmiştir onca karanlıklara rağmen.
264 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Otomatik Portakal sayesinde tanıştığım yazarın yine farklılıklarla dolu kitabıydı Doktor Hastalandı.
Yazarın tarzını bildiğim için, yazdıklarını anlamak zor olmadı. Yine gerçek mi hayal mi ikileminde kalarak okuyup şaşkınlıkla çevirdim sayfaları.
Araştırınca da pek bilgi bulunmayan eser, 1960'da Otomatik Portakal'dan iki yıl önce okuyucuyla buluşmasına rağmen Otomatik Portakal'ın gölgesinde kalmış izlenimi verdi bana.
Burma'da bir dil bilimci olan Dr. Edwin Spindrift, beyin tümorü nedeniyle ruhsal sağlığı ile cinsel sağlığını da kaybetmiştir. Karısı ile yaşadıkları ilişki ise tamamen sadakate bağlıdır. Aldatmanın bedende olacağı, sadakati zedelemeyeceğini düşünen bir karısı vardır Spindrift'in. Hatta kendisi de hastaneye yatmadan önce bu fikirdedir.. Dolayısıyla Edwin kitap boyunca ilişkisini de sorgular.. Doktor ünvanını her yerde sürekli üstüne basa basa kullanan Edwin, hastaneden karısını aramak için kaçınca kendisini sıfatsız kalıp kimlik karmaşası yaşayacağı Soho'da bulur. Karısını ararken bir anda gerçekliği de kaybedecek duruma gelir. (Öyle ki okurken ben de kaybettim tüm gerçekliği.) Sonlara doğru kitap daha da ilginç ilerleyip gerçeküstü bir öyküye dönüşür..
Edwin'in yaşadığı maceraların gerçek mi yoksa verilen ilaçlardan mı kaynaklandığını düşünmeden edemedim. Ne kadarı gerçek ne kadarı hayal onu da sorgulamıştır eminim okuyucular.
Bir de araştırırken kitabın İngilizce basımının 1963, 1972 ve 1986 kapak tasarımlarına rastladım ve çok beğendim. Üçü de kitabın içeriğine çok uygun tasarımlar. 1986 basımına rastlarsam mutlaka benim olmasını istiyorum..
Otomatik Portakal kadar karmaşık değildi eser. Ancak yazarı ilk defa okuyacaklara anlaşılmaz gelebilir. Mutlaka okunması gereken bir kitap değil ama okuyunca kendinizi sorgulayacağınız, bitirmeden bırakamayacağınız bir kitap Doktor Hastalandı..
264 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Yazarın tarzını bildiğim halde "Ben ne okudum?" diyorum. Ve açıkça itiraf ediyorum ki; kitapta bütün olanlar 'hayal mi, gerçek mi?' hâlâ anlamış değilim. Sanırım böylesi daha cezbedici çünkü kitaptan 'Otomatik Portakal' kadar olmasa da tuhaf bir tat aldım.
Doktora yapmış bir dilbilimcinin saygın ve seçkin çevreden, yeraltıaltına inişi... Evet kitabın olay örgüsünü oluşturan konu, bu kurgu üzerine kurulmuş.
Bir bayılma sonucu hastaneye yatan, beyninde hasar tespit edilip ameliyat edilmek istenen dil bilimci doktor, son anda hastaneden kaçar ve kendi çevresinden bambaşka bir çevreyle tanışır. Sürüyle manyak insan, kokuşmuş yaşama tanık olur. Her birinin ayrı meziyeti olan hırsız, mazoşist, hayat kadını, ayyaş insanla karşılaşır. Ve Edwin bu insanların arasında kendinden uzaklaşan karısını arar. Ama hastaneden kaçmak dışında hiç bir eylemi kendi iradesinde değildir.
Bana göre tam yeraltı sayılmasa ve Otomatik Portakal gibi argoya hakim olmasa da yazarın kalemi kesinlikle kendini belli ediyor. Bu tarzı sevenlere tavsiye olunur.
264 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Merhaba  değerli BinKitap ailesi:)

    Otomatik Portakal kitabından sonra okuduğum  ikinci Burgerss kitabı  bu kitap. 
Otomatik Portakal'ı okurken oldukça keyif almış ve ürkmüştüm. Yazar kitapta farklı  bir teknik ve üslup kullanmış; olaylar ise sıradışıydı.
   
    Bu kitapta  da Burgerss, yine bir farklılıkla okur önünde boy  göstermekte.  Kullandığı  dil ağdalı ve kapalı olmamakla birlikte,  bilimsel, terim anlamlar içeren bir dil ile karlı karşıya bırakıyor  okuru. 

   Bir dilbilim profesörünü (Dr.Edwin Spindirift)  konu alıyor kitap. Profesörün bir dizi incelemelerinden sonra  beyninde tümör olduğu anlaşılır.  Profesör ameliyat için hazırlanır. Operasyondan bir gece önce kaçar.  Karısını  bulup Burma'ya, işine geri dönmek için.  Ancak karısını ( Sheila) Londra sokaklarında  bulmak epey  zordur.  Karısını  bulup, geri dönmek için kaçtığı  hastaneye bir daha dönmek istemez. 
    Karısını  ararken farklı bir aleme dalar. Londra sokaklarında  maceradan maceraya koşar.  Kelimelerin de anlamlarına daha çok takılmaya, ' göndergeleri' anlamaya çalışır. Tüm bunlar içerisinde kişilik ve karakter  değişimi geçirir. Akademik yaşamla hayatını sürdürürken  Londra sokaklarında acı gerçeklerle  ve  farklı yaşamlarla karşılaşır. 
PekiDr. Spindrift  ameliyat oldu mu?
Karısını  bulabildi mi Londra'da?
Ne gibi olaylar yaşadı da akademik yaşamından döndü?
Tüm bu dilbilim çalışmaları onun hastalığını nasıl etkiledi?
Beyninde tümör olduğu  için mi kelimelerin büyülü etimolojik dünyasına dalış yaptı?

 Tüm bu soruların  cevabı kitabın içerisinde:) Harika bir Burgerss romanı bence:) Keyifli okumalar dilerim:)
Kitaba saygım sonsuz emek gerektiriyor. Özellikle bazı klasik eserler eski bir kamyonun üstüne yük varda zoraki hareket ediyor gibi. Üzücü yanı ise bu gibi eserlerin de ödüllü olması. Acaba sorun bendemi şeklinde düşünmeye itiyor. Kitabı yarıldım ama gitmiyor işte kaldım. :(
264 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Dr. Edwin Spindrift Burma'da dilbilim dersleri veren bir profesör. Beynindeki tümör yüzünden Londra'da hastaneye yatırılır. Tedavi sürecinde karısı Sheila ziyarete gelmek istemez. Kocası hastanede yatarken kendisi bar bar gezip hastaneye barlardan tanıştığı kişileri getirir. Hastalık için tetkikler devam ederken ameliyat olma kararını verirler ama Sheila gene ortalarda yoktur . Ameliyat'tan bir gece önce hastaneden karisini bulmak için kaçar ve olaylar çok başka yerlere gider. Kendini Soho' da karanlık bir dünyada bulur. Kendisi kelimelerin kökenine kadar inceler ve konuşmalarda herkesi uyarirken yeraltı dünyasında çıkış arar. Başı ne kadar normal başladıysa ortası ve sonu o kadar gariplesti. Okuması benim için yorucu bir kitap oldu. Yazarın dili kolay okunuyor ama hikaye o kadar başka yerlere gidiyor ki. Kitaptan kopuyorsunuz. Ben Edwin 'i Anthony Burgess hayat hikayesiyle kiyasladim. Çünkü kendisine de beyin tümörü teşhisi konulup 1 yıldan az omur bicmisler. O dönemden sonra daha fazla yazmış. Otomatik Portakal okurken bu kadar zorlanmamistim. Yazar hakkında fikriniz yoksa hiç okumadiysaniz okurken biraz zorlanabilirsiniz.
332 syf.
Golding Görünür Karanlık’ta iyi ile kötü arasındaki kadim mücadeleyi, modern çağda terörizm, cinsellik ve azizlere özgü saflığı iç içe geçirdiği bir evrene taşır.

Kitap çok zor ilerliyor. Anlaşılması zor. Pes edip bırakmanın eşiğine geldim. Gerçekle yanılsamanın devamlı yer değiştirerek sizi yorması hoşunuza gider mi bilemiyorum. Büyük hayal kırıklığı yaşadım.
259 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
Otomatik portakal gibi olmasa da yazarın bu kitabı da güzeldi. Modern klasik olarak haliyle biraz durağan ilerledim. Aslında olay çok basitti: kocasının kendihi hastalıktan yatarken ya da yatması gerekirken, karısının önüne gelenle yatması konusunda uyarmayı görev bilen üzgün ama bağışlayıcı bir kocadan bahsetmiş. Garip olan karısını sokak sokak ararken başına gelenlerin hayal ürünü olup olmadığını anlayamamam.. kahramanları arasında peltek birisi vardı ve kahramanın konuşmaları akıcılığı bozmuştu. Tekrar okumayı düşünmeyeceğim bir kitap.
256 syf.
·Puan vermedi
Yazar giriş kısmında karakter analizlerini çok etkili yapmış. Konusu beni derinden etkiledi ancak kitabın sonlarına doğru cok melankolik bir hava vardı ve boğucuydu...
264 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Olağanın dışında, çarpıcı ve ders köşe edici bir eser. Yazarın hayal gücüne hayran oldum. Kurgudan ziyade insan duygularını açığa çıkaran tahliller çok çarpıcı. Beynimi çalkaladı. Burgess'in "Otomatik Portakal" isimli eserini bu kadar beğenmemiştim. Bence bu eserde ruhunu daha özgür bırakmış. Kalemi ne istiyorsa onu yazmış. Güzeldi...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 402 okur okudu.
  • 27 okur okuyor.
  • 553 okur okuyacak.
  • 30 okur yarım bıraktı.