Darragh McKeon

Darragh McKeon

Yazar
7.3/10
7 Kişi
·
8
Okunma
·
0
Beğeni
·
119
Gösterim
Adı:
Darragh McKeon
Unvan:
İrlandalı Yazar
Doğum:
Tullamore, İrlanda, 1979
Darragh McKeon 1979’da İrlanda’da doğdu. Rejisörlüğünü yaptığı tiyatro oyunları Avrupa’da ve Amerika’da sergilendi. Katı Olan Her şey Buharlaşıyor, yazarın ilk romanıdır.
Peşlerinde kadim ve hürmete şayan bir önyargılar ve kanaatlar silsilesini sürükleyen tüm durgun, donuk ilişkiler silinip süpürülüyor; yeni ortaya çıkan her şey daha kemikleşemeden miadını dolduruyor. Katı olan her şey buharlaşıp gidiyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve en sonunda insanlar hayatlarının gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle... yüzleşmeye zorlanıyor.
"Topuklarınız çok sivri. Böyle bir havada bu ayakkabıları nasıl giyebiliyorsunuz?"
-"Kadınlar dengeli mahluklardır. Bunu bilmiyor muydunuz?"
Geri dönüp bakınca, iki hafta sonra bile, tek bir farklı an taşımayan günler. En korktuğu şeyi kendine itiraf edecek olsa, sıradan ayların sinsice birikmesi derdi, küme küme, sıra sıra birikmiş hiçlikler, hayatının hesabını çıkartmaya kalksa, boş kalacak sütunlar.
Bu paradigmaya göre hem Marx hem de Freud miadlarını doldurmuştur: Sadece sınıfsal ve toplumsal mücadeleler değil, psikolojik çatışma ve çelişkiler bile “toptan yönetim” devletince ortadan kaldırılmıştır. Kitlelerin egoları, idleri yoktur, ruhları iç gerilim ve dinamizmden yoksundur. Düşünceleri, ihtiyaçları, hatta düşleri “kendilerine ait değildir”; içsel yaşantıları, ancak ve ancak toplumsal sistemin karşılayabileceği arzuları üretecek şekilde “toptan olarak yöetilmekte”, “programlanmaktadır”. “İnsanlar kendilerine metalarda tanırlar; ruhlarını otomobillerinde, müzik setlerinde, dubleks evlerinde, mutfak araç gereçlerinde bulurlar.
KATI OLAN HER ŞEY BUHARLAŞIYOR

Modernizm: ... (modern insanların) modern dünyada sıkıca tutunabilecekleri bir yer bulmak ve kendilerini bu dünyada evde hissetmek için giriştikleri çabalar ...

Modernizm: ... sürekli değişen bir dünyada kendimizi evimizde hissetmek için yapılan bir mücadele ...

Modern olmak, bizlere serüven, güç, coşku, gelişme, kendimizi ve dünyayı dönüştürme olankları vaat eden; ama bir yandan da sahip olduğumuz her şeyi, bildiğimiz her şeyi, olduğumuz her şeyi yok etmekle tehdit eden bir ortamda bulmaktır kendimizi. Modern ortamlar ve deneyimler coğrafi ve etnik, sınıfsal ve ulusal, dinsel ve ideolohik sınırların ötesine geçer; modernliğin, bu anlamda insanlığı birleştirdiği söylenebilir. Ama, paradoksal bir birliktir bu, bölünmüşlüğün birliğidir: Bizleri sürekli parçalanma ve yenilenmenin, mücadele ve çelişkinin, belirsizlik ve acının girdabına sürükler. Modern olmak, Marx’ın deyişiyle “katı olan her şeyin buharlaşıp gittiği” bir evrenin parçası olmaktır.
Kendilerini bu girdabın tam ortasında buluveren insanlar buraya düşen ilk, belki de tek insanın kendileri olduğunu düşünürler; modernlik öncesi bir “Yitik Cennet”e dair sayısız nostaljik mitosu doğuran işte bu duygudur.

********************

Modern hayatın girdabı birçok kaynaktan beslenegelmiştir;
1. büyük keşifler
2. sanayileşme
3. kentleşme
4. kitle iletişim sistemleri
5. ulus-devletler
6. kitlesel toplum hareketleri
7. kapitalist dünya pazarı

********************

Modernliğin evreleri;
1. 16.yy-18.yy başları
2. 1790-19.yy
3. 20.yy

********************

İnsan, yollar yapmayı sever, bu su götürmez. Ama ... amacına ulaşmak ve inşa ettiği yapıyı tamamlamaktan içgüdüsel olarak duyduğu korku olmasın bunun sebebi?

Nereden biliyorsunuz, belki de o muazzam yapıyı (modern insan) yalnızca uzaktan seviyor ve yakından bakmak bile istemiyordur. Belki de onu yalnızca inşa etmek istiyor, ama içinde yaşamak istemiyordu.

********************

Modernliğin, her kişi için kapısını açtığı özgürlüğe karşı duyulan yaygın ve sık sık da umarsız korkudan, özgürlükten ne yolla olursa olsun kaçma arzusundan ...

İnsan için vicdan özgürlüğü kadar çekici, ama o kadar da azap verici bir şey yoktur.

********************

(Modern insanların, kitapların) hepsi de hem bir değişim -kendilerini ve dünyalarını dönüştürme- istemi hem de hayatın parçalanmasının, çözülme ve dağılmasının doğurduğu dehşetin etkisiyle harekete geçiyorlar. Hepsi de “katı olan her şeyin buharlaşıp gittiği” bir dünyada yaşamanın heyecan ve korkusunu biliyorlar.

Modern olmak, paradoks ve çelişkilerle dolu bir hayat sürdürmek demektir. Çağdaşlık, ortak yaşamları kontrol etme ve çoğu zaman yoketme gücüne sahip devasa bürokratik örgütlerin gölgesi altında yaşamak, ama gene de bu güçlerin karşısına çıkmaktan, dünyayı değiştirmek ve bbizim kılmak için savaşmaktan bir an olsun caymamak demektir. Aynı zamanda hem devrimci hem de muhafazakâr olmak, yeni deneyim ve serüven olanaklarına kucak açmak, ama bir yandan da çoğu modern serüvenin yol açtığı nihilistçe derinlikler karşısında korkuya kapılmak, her şey buhar olup giderken bile gerçek bir şeyler yaratıp onlara tutunmak istemiyle yanıp tutuşmak demektir. Hatta denebilir ki tam anlamıyla modern olmak biraz da antimodern olmak demektir: Dostoyevski’nin zamanından günümüze dek modern dünyanın potansiyellerini kavramak ve kucaklamak, onların doğurduğu kimi ürkütücü gerçeklikler karşısında korku ve tiksintiye kapılmadan mümkün olmamıştır.

********************

Herkes sürekli kendisiyle çelişkide ve her şey saçma ama hiçbir şey çarpıcı değil, çünkü herkes her şeyi kanıksamış. Öyle bir dünya ki bu “iyi, kötü, güzel, çirkin, hakikat, erdem sadece yerel ve sınırlı olarak varoluyor.

********************

Beni etkileyen tüm bu şeyler arasında yüreğimi saran bir tek şey bile yok. Yine de hepsi birden hislerimi sarsıyor; öyle ki ne olduğumu, neye ait olduğumu unutuyorum.

********************

Bu atmosfer -gerginlik ve çalkantı; psişik başdönmesi ve sarhoşluk; deneyim imkanlarının genişlemesi ve ahlakî sınırların, kişisel bağların yok olması, benliğin gelişmesi ve sarsılması; sokak ve ruhta heyular- modern duyarlığın doğduğu atmosferdir.

********************

19.yüzyılın büyük modernistleri bu ortama hızla saldırır, onu yerle bir etmek ya da içten çökertmek için uğraşır dururlar; bir yandan da bunun ortasında kendilerini yurtlarında hissederler. Modernliğin imkanlarına karşı duyarlı, en kökten olumsuzlamalarında bile olumlayıcı, en karanlık ciddiyet ve derinlik anlarında bile ironik ve şendirler.

19.yüzyıldaki düşünürlerimiz, modern hayatın hem coşkun hayranları hem de düşmanlarıydı. Yorulmak bilmeksizin belirsizlik ve çelişkileriyle boğuşuyorlardı. Kendilerini alaya almaları ve iç gerilimleri, yaratıcı güçlerin en büyük kaynapıydı. 20.yüzyıldaki halefleri ise katı kutupsallıklara ve dümdüz bütüncülleştirmelere yönelir oldular. Modernlik ya körükörüne ve eleştirisiz bir hayranlıkla kucaklandı, ya da eski Yunan Tanrılarının Olimpos’una benzer yeni bir tepeden bakışla ve horgörüyle aşağılandı.


(19.yy’ın büyük modernistleri;
1. Marx
2. Kierkegaard
3. Whitman
4. Ibsen
5. Baudelaire
6. Melville
7. Carlyle
8. Stirner
9. Rimbaud
10. Strindberg
11. Dostoyevski

20.yy’ın modernistleri;
1. Grass
2. Garcia Marquez
3. Fuentes
4. Cunningham
5. Nevelson
6. di Suvero
7. Kenzo Tange
8. Fassbinder
9. Herzog
10. Sembene
11. Robert Wilson
12. Philip Glass
13. Richard Foreman
14. Twyla Tharp
15. Maxine Hong Kingston)

********************

(Marx:) ... her şey kendi karşıtına gebe görünüyor. İnsan emeğini azaltmak ve verimlendirmek gibi harika bir güç bahşedilmiş olan makinalara aç açına sahip oluyor, onlar için çalışıp duruyoruz.
Sanatın zaferleri kişiliğin yitirilmesi pahasına elde ediliyor sanki. İnsanlık doğaya hükmettikçe, insan öteki insanlara ya da kendi lanetine köle oluyor.

Peşlerinde kadim ve hürmete şayan bir önyargılar ve kanaatlar silsilesini sürükleyen tüm durgun, donuk ilişkiler silinip süpürülüyor; yeni ortaya çıkan her şey daha kemikleşemeden miadını dolduruyor. Katı olan her şey buharlaşıp gidiyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve en sonunda insanlar hayatlarının gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle... yüzleşmeye zorlanıyor.

********************

Böylece ruhun saygınlığı ve hakikat istemine ilişkin Hristiyan idealleri, önünde sonunda bizzat Hristiyanlığı çökertti. Sonuçta ortaya çıkan Nietzsche’nin “tanrının ölümü” ve “nihilizmin yükselişi” diye adlandırdığı travmatik olaylardı. Modern insanoğlu kendini büyük bir değer boşluğu ve yokluğunun, öte yandan da göze çarpar bir imkanlar bolluğunun tam ortasında buldu.

********************

İştahımızı kabartan tek uyarıcı sonsuzluk, ölçüsüzlüktür.

********************

Jackson Pollock, resimlerini seyircilerin içinde kendilerini kaybedeceği (ve tabii ki bulacağı) birer orman gibi tasarlamıştı; ama bizler kendimizi resmin için oturtma; kendimizi çağımızın sanatı ve düşünüşü içinde yer alan, katılan kahramanlar olarak görebilme sanatını tümüyle unuttuk neredeyse. Yüzyılımız göz kamaştırıcı bir modern sanat çıkardı ortaya; ama bizler bu sanatı doğuran modern hayatı nasıl kavrayacağımızı unutmuş gibiyiz.

********************

Bu paradigmaya göre hem Marx hem de Freud miadlarını doldurmuştur: Sadece sınıfsal ve toplumsal mücadeleler değil, psikolojik çatışma ve çelişkiler bile “toptan yönetim” devletince ortadan kaldırılmıştır. Kitlelerin egoları, idleri yoktur, ruhları iç gerilim ve dinamizmden yoksundur. Düşünceleri, ihtiyaçları, hatta düşleri “kendilerine ait değildir”; içsel yaşantıları, ancak ve ancak toplumsal sistemin karşılayabileceği arzuları üretecek şekilde “toptan olarak yöetilmekte”, “programlanmaktadır”. “İnsanlar kendilerine metalarda tanırlar; ruhlarını otomobillerinde, müzik setlerinde, dubleks evlerinde, mutfak araç gereçlerinde bulurlar.

********************

Modernizm, saf, kendine gönderme yapan bir sanat öznesi arayışı idi. Ve hepsi bundan ibaretti: modern sanatın modern toplumsal yaşamla kurabileceği tek uygun ilişki, hiçbir ilişki kurmamasıydı.

Modern yazar “topluma sırtını döner ve Tarihin ya da toplumsal hayatın süreçlerinden geömeksizin karşılaşır nesneler dünyasıyla. Modernizm, böylece modern sanatçıyı modern hayatın pisliklerinden, bayağılıklarından kurtarmak için yüce bir çaba olarak belirdi. Birçok sanatçı ve yazar -hatta daha çok sayıda sanat ve edebiyat eleştrmeni- mesleklerinin özerkliğini ve vakarını kurtardığı için minnet duydu modernizme.

Kişisel duygular ve toplumsal ilişkilerin olmadığı bir sanat kısa süre sonra solgun ve ölgün görünmeye başlıyordu. Sunduğu özgürlük, olsa olsa güzel biçimlenmiş, sarılıp sarmalanöış bir mezar taşının özgürlüğüydü.

********************

Modernlik, “bir gelenek yıkma geleneği”, bir “karşıt kültür”, bir “olumsuzlama kültürü” gibi görüldü.

Değerlerimizin tümünü şiddetle yıkmak istiyor; yok ettiği dünyanın yeniden inşasıyla pek ilgilenmiyordu.

********************
388 syf.
·Beğendi·8/10
Çok dolaylı anlatım. Kendi adıma diyebilirim ki daha derin bilgiler umdum okurken. Ama sonunda farkettim ki istenen tarihi bilgi vermek değil tarih denen sayfa aralıklarında satır aralarında kalmış insanların duygularını anlatmak.
Belki de ben yanılıyorum. İnsanoğlunun sınır tanimazliginin bedelini yine insanoğlu ödüyor. Ama hep güçsüzler hep iktidarları seçenler bedel ödüyor.
Özetle neyi istediğine dikkat et gerçek olabilir.
388 syf.
·12 günde·8/10
Kitapta baş karakter kim diye sorsalar cevap veremem. Bana göre kitapta herkes baş karakter. Belki de bu yüzden yazar pek çok konuya değinebilmiş. Bir yandan Çernobil faciasına maruz kalan insanlar, diğer yandan sisteme maruz kalmış insanlar. Kitapta -kendim için söylüyorum- bir kaç yeni tarihi bilgiyi bile içinde barındırmış. Her karakterin içinde bulunduğu durumu kendim yaşamış gibi hissederken, kitapta en farkına vardığım ya da bildiğim bir şeyi tekrar eden düşünce ise hiç bir acıya kendimizin sebep olması bazen hiç ummadığın anda senin içinde bulunmadığın bir durumdan dolayı bunlara zorunlu olmamız. Kitapta Çernobil faciası elbette çok önemli bir konuydu ancak dikkatimi çeken nokta dünyanın başka bir yerinde de çalışma şartlarından dolayı katlanılan acılar da vardı. Kitapta sanata dair izlerde bulmak mümkün .Bana göre çok güzel işlenmiş ve sıkmayan bir kitaptı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Darragh McKeon
Unvan:
İrlandalı Yazar
Doğum:
Tullamore, İrlanda, 1979
Darragh McKeon 1979’da İrlanda’da doğdu. Rejisörlüğünü yaptığı tiyatro oyunları Avrupa’da ve Amerika’da sergilendi. Katı Olan Her şey Buharlaşıyor, yazarın ilk romanıdır.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur okudu.
  • 12 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.