Ebru Akyürek

Ebru Akyürek

Çevirmen
8.1/10
155 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
92
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
88 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitabın hikayesi sürükleyiciliği var bir doktorun yaşadığı süreç anlatılıyor stefan zweig sevenler için okunabilir bir kitap amok koşucucu keyifli okumalar
92 syf.
·3 günde·Puan vermedi
“Korku cezadan daha kötüdür çünkü ceza bellidir ve ağır ya da hafif, her zaman o korkunç bilinmezlikten, o dehşet verici sonsuzluktan daha iyidir.”
(Syf 61)

Yine Zweig'ın muhteşem anlatımıyla baş başa kaldığım bir kitabını daha bitirdim. Kitap ince olduğu için olaylardan çok fazla bahsetmeyeceğim.
Kocasını aldatan bir kadının, başka bir kadın tarafından tehdit edilmesi üzerine kurulu bir örgüsü var.

Bu süreçte Irene dediğimiz kitabın ana karakteri, çok zor geçen psikolojik bunaltılar, sancılar, duyarsızlıklar, uykusuzluklar çekiyor, bilinci alt üst oluyor... En sonunda içinde kendini yiyip bitiren korkuya dayanacak gücü kalmadığı için, ölümün ona adeta huzur vereceğini düşünüyor, uyku nöbetlerinin sona ereceğini daima huzur içinde uyuyacağı düşüncesi onu cezbediyor...

Bu kadar söz etmem yeter, kitap zaten akıp gidecek.
Harika bir anlatım, Zweig seviyorsanız okumanız gereken kitaplarından biri, aynı zamanda müthiş bir psikoloji analizi yaptırıyor size... Sonu hepinizi şaşırtacak. Ben böyle bir son beklemiyordum.
Biraz da kitaptan alıntılar bırakıyorum buraya:

** "Bir uçuruma bakar gibi kendi geçmişine bakıyordu." (Syf 52)

** “Tüm dünyanın boşalmış ve ölü olduğunu hissediyordu, yalnızca kendi donmaktan katılaşmış bedeninin içinde yüreği deli gibi atıyor ve her atışla göğsünü acıtıyordu." (Syf 43)

** “Zamanın sonsuz şekilde üzerine çullandığını hissediyordu, saatlerse alışılmışı belirleyemediklerinde bütün anlamlarını yitiriyorlardı.” (Syf 32)

** “Bir anda yaşamın tüm zenginliğini hissetmeye başladı, hayatında tek bir saati bile anlamsız geçiremeyeceğini kavradı; her şey sona yaklaştığı sırada, ilk kez bir başlangıca ulaştığını hissetti.” (syf 53)

** “Zamanın çoktan kefaretini ödediği bir hata için insan gerçekten cezalandırılabilir miydi?” (syf 54)


** "Ve içte tutulan gözyaşları, dışa vurulanlardan daha fazla can yakar." (syf 62)

** "Ellerini kavuşturup unutulmuş bir tanrıya dua etmesi gerekiyormuş gibi hissediyordu." (syf 85)

** “İçinin derinliklerinde bir yerde hâlâ acıyan bir yer vardı ama bu, güzel şeyler vaat eden bir acıydı, sonsuza dek kapanmadan önce yanan yaralar gibi, sıcak fakat yumuşak bir acıydı.” (syf 92)


Keyifle okuyun.
Bir diğer kitapta görüşürüz.
88 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Yine bir Zweig kitabı yine bir ben..
İyi ki diyorum, iyi ki çok zaman kaybetmeden bir Stefan Zweig kitabı alıp okumuşum ve devamını getirmişim. Sanırım bir kitabını okuduktan sonra diğerlerini merak etmeyen biri yoktur. Bana da öyle oldu işte, okuduğum altıncı kitabı da Amok Koşucusu oldu. Devamının geleceğine çok eminim. Çünkü bu adamın üslubunda insanı kitaba bağlayan bir şeyler olduğuna çok eminim! Bu kadar güzel duyguları yetmiş seksen sayfaya sığdırabilmesine hayranım. Şuana kadar okuduğum her Zweig kitabını gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Hepsini okumak isteyeceğinize de eminim...
390 syf.
·20 günde·4/10
Bence Kafka’yı çok beğenmeyen birinin okumaması gereken bir kitap. Birinin mesajlarında nasıl edebi bir şey bulamayacağınız gibi bu mektuplarda da bir kaç süslü cümleden fazlası yok. Tabi yazarın kitaplarından ayrı olarak duygusunu merak edenler için iyi bir kitap olabilir ama benim için zaman kaybıydı.
88 syf.
·Puan vermedi
Sayfaların azlığına aldanıp kitabı okumamazlık yapmayın, gayet güzel ve sürükleyici bir anlatıma sahip olan bu kitapta kendinize şart koşacağınız , hayatınızın bir çok anında kendinize destur edebileceğiniz cümlelere yer vermiş bir kitap...
88 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
İçindeki has dolu esrime , aynı günün akşamında onu gece âleminin won atıklarının arasına, "hayatın en dibindeki lağımlara" sürükleyecek,varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır.
88 syf.
·5 günde·8/10
"Yalnızlık"ın insan ruhunda açtığı o derinliğine erişilmesi mümkün olmayan kocaman boşluktan ve "tükenmişlik sendromu"nun bir insanın elinden ve ruhundan her şeyi alıp zalimce götürmesini okudum bu kitapta...

Zweig'ın kaleme almadığı bir öykünün bu denli ondan çıkmışçasına heyecan verici olması da farklı bir lezzet sundu.

Son sayfalarını acemilik dolu bir heyecanla çevirdim. Tükendiğini, hayatta yapacak bir şeyi daha kalmadığını, kendini kalabalıklar arasında hiç gibi hisseden birini daha güzel anlatamazdı. Bu öyküyü yaşayan hakikaten anlatmak konusunda da oldukça meziyetli. İnsanların arasındayken içinden kendiyle kavga edip duran ama bunu kimseye yansıtmayıp yapay gülüşler ve içtenlikler gösteren Michael Bon R., bu konuda şunu söylüyor:

"Toplum içinde tutkumu sergilerken sıkça yapay bir heyecan sergileyip, etkileyici şeyleri abartarak, içten ne kadar duygusuz ve ölü olduğumu gizlemeye çalışıyordum."

Kitaba başlamadan önce adının Olağanüstü Bir Gece olmasında pek de bir mânâ aramamıştım; ama kitabın ismi nokta atışı olmuş. Zira olağanüstü bir gecede subayın hayatı, hayata bakışı, beton penceresine gelip konan yeni filizlenmiş çiçekler, hepsi hepsi gözümde canlandı...

Okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap oldu kendisi. İnsana kendini sorgulama imkânı sunması da müthiş bir psikolojik terapi. Alıntılar bırakayım:

**
"Ancak başkalarının gençlik olarak adlandırdıkları şey içimde çoktan yok olmuştu." syf 18

**
"Benim içimde de -evrenin içinde soluk alanlardan biri olarak benim içimde bile- dünyevi olan her şeyde bulunan, bazen arzunun sarsıntılarıyla parlayan o gizemli volkanik çekirdek hâlâ canlıydı demek; demek ben de yaşıyordum, canlıydım, kötücül ve ateşli hazları olan bir insandım." syf 47

**
"Etrafımda gülerek, sohbet ederek çalkalanan binlerce insanın arasında ben içimdeki yitik o insanı arıyor, hatırlamanın büyülü sürecinde geçmiş yılları gözden geçiriyordum." syf 48

**
İnsanlardan ne istediğimi ben bile bilmiyordum, sadece daha fazla yalnız kalmaya ve kendi ateşimde kavrulmaya tahammül edemiyordum artık.
Sayfa 57

**
“Denizde susuzluktan ölen biri gibiydim.” Sayfa 56

**
"Fakat acı, haz, korku, dehşet veya pişmanlık hiç fark etmez, hiçbirini tek ve diğerlerinden ayrı hissetmedim, hepsi iç içe erimişti; tek duyumsadığım yaşadığımdı, nefes aldığım ve hissedebildiğimdi." Sayfa 51

**
"Fakat bütün bakışlar beni teğet geçiyordu, kimse varlığımı hissetmek istemiyordu." Sayfa 57

**
İnsanlardan ne istediğimi ben bile bilmiyordum, sadece daha fazla yalnız kalmaya ve kendi ateşimde kavrulmaya tahammül edemiyordum artık. Sayfa 57

**
“Denizde susuzluktan ölen biri gibiydim.” Sayfa 56

**
“Bir kez kendini bulmuş birinin yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur. Ve kendi içindeki insanı anlayan biri, bütün insanları anlar.” syf 88



Keyifle okuyun...
88 syf.
·Beğendi·7/10
" Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar. ”
342 syf.
·7 günde·5/10
Yazara saygım son derece sonsuz fakat ; Milena, mektuplarının yayınlanmasına izin vermediği için sadece Kafka' nın mektupları var. Ve bu can sıkıcı bitirmek için kendimi zorladım açıkçası. :) Kelime haznemizi genişletmekten başka bir artısı yok.
64 syf.
·2/10
Evettt.. geçen aylarda dűzenlenen kitap fuarından bir arkadaşa hediye için bir yazarının tavsiyesiyle almış olduğum kitap
Stefan Zweig için kullanılan kelimeler ortada ve her kitabı için 'enfes tat bırakır' yorumlarıyla hepimiz karşılaşmışızdır
YALNIZ!!
Kitapta geçen 'bilinmeyen kadın' karakterinin ağzından yazılan ve okuyanı, sűrekli dile getirdiği erkek karakterine duyduğu karşılıksız aşka (ki bence bir sűreden sonra saplantıya dőnűşműş bir duyguya) maruz bırakıyor.
Akıcılığı iyi fakat genellemelere takıldığı için (64 sayfa olmasına rağmen) beni : yeter artık bir daha aşk hikayeleri duymak istemiyorum dedirten bir iç sese uyandırdı..

Açıkçası beklediğim gibi değildi.. belkide Stefan bu kitabıyla tanımamalıydım..

Not: Kitap hediye ettiğim kişilere őnce kitabı kendim okuyup altını çizdiğim cűmlelere yer veririm bu kitaba karşı őn yargılarım olduğu için okumayacaktım ve őnyargılarımın çıkmış olması beni űzdű..bilemicem belkide aşk konulu kitaplar merakımı cezbedemedikleri içindir
Ve okuyup seven herkese saygıyla yorumu bitiriyorum