Ebru Kılıç

Ebru Kılıç

Çevirmen
8.4/10
587 Kişi
·
1.602
Okunma
·
10
Beğeni
·
807
Gösterim
Adı:
Ebru Kılıç
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
794 syf.
·Puan vermedi
I. bölüm: https://youtu.be/TLTxxyZoei0
Selam kitapçokseverler. Üç bölümden oluşan Wolfgang Amadeus Mozart biyografisi podcast serimizin ilk bölümünde Mozart hakkında yazılan biyografiler ve değerlendirmeler, Mozart'ın psikolojisi, hem dahi çocuk hem ebedi çocuk sıfatlarını nasıl aldığı, ailesiyle olan duygusal ilişkisini ve fikir ayrılıkları, özellikle babasıyla iletişimi ve birlikte papaya, imparatorlara, krallara, soylulara, zenginlere ve halka yeteneklerini nasıl sergilediği, içinde bulunduğu Avrupa müzik ortamı ve ailesinden kopuşu üzerine sohbet ediyoruz.

II. bölüm: https://youtu.be/TwxIvKJ_Kgk
İkinci bölümünde Mozart'ın hayatında önemli rol oynayan babasıyla yaşadığı sorunlar ve ailesinden kopuşu, aşkları, evliliği, geçirdiği çiçek hastalığı ve yaşı ilerledikçe parmaklarında oluşan ağrı ve şekil bozuklukları, 12 yaşında nasıl bir orkestrayı yönettiği ve çok sevdiği annesinin acı kaybının ruhunda bıraktığı derin izler üzerine sohbet ediyoruz.

III. bölüm: https://youtu.be/jyqznhJ5IG0
Wolfgang Amadeus Mozart biyografisi podcast serimizin son bölümünde Mozart'ın hayatında önemli rol oynayan Masonluk serüveni, Zerdüşt, bulmacaları, güzellik algısı ve başlıca eserleri Figaro'nun Düğünü, Don Giovanni, Sihirli Flüt ve Saraydan Kız Kaçırma'yı, şaibeli ölümü ve son eseri Requiem'in hikayesini konuşuyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.
248 syf.
·24 günde·Puan vermedi
Kitap, Michael Brooks tarafından yazılmış ve fizik için bir fikir edinme açısından önemli bir kitap olduğunu düşünüyorum. Okuduğum diğer fizik ve bilim temalı kitaplardan çok daha farklı bir işleyişe sahip bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Araştırarak edindiğim bilgilere göre felsefe profesörü Simon Blackburn tarafından düzenlenen kitap, "bilim ve felsefenin temel sorunlarıyla yüzleşiyor." Bu bağlamdan dolayı, birçok popüler bilim kitabından oldukça farklı bir havası vardır. Bu kitap için özetle “fizik çalışmalarının doğası hakkında kısa açıklama” diyebilirim. Dünyanın fizikçilerin gözünden ve perspektiflerinden nasıl işlediğini görebilmek ve fizikten hoşlanan insanlar için iyi bir başlangıç olabilecek bir kitaptı.

Normal bir popüler bilim kitabındakinden çok daha az tarihsel ve insani bağlam olduğunu söyleyebilirim. Fiziğin temel yönlerinin çoğunu içerse de, bunu her zaman dahil olan kişilerden ve bilimsel fikirlerin nasıl geliştirildiğinden ziyade bilim açısından yapıyor. Bu açıdan diğer popüler bilim kitaplarından farklı olduğunu söyleyebilirim. Popüler bilimin çekiciliğinin göz ardı etmek aslında kitabın daha geniş kitlelere ulaşmasına engel olmuş olabilir. Örneklemem gerekirse, son dönemlerde en çok okunan ve en popüler bilim kitapları Stephen Hawking tarafından yazılanlar olduğunu söyleyebilirim ve Zamanın Kısa Tarihi kitabı olabildiğince güncel ve popüler bir temadan çok daha basit bir dil ve yapıyla yazılmıştı. Bana kalırsa alanı fizik olmayan insanların bile okuma nedenlerinden biri de buydu. Tabii önemli olan bir kitabın çok satması ve okunmasından ziyade anlattığı metindir. Sadece eleştiri olarak bunu da eklemek istedim. Kitapta eksik olarak gördüğüm tek kısımda zaten buydu. Öte yandan, eklenen şey ise daha çok felsefi bir eğime sahip olmasıydı. Felsefenin, fiziğin ve bilimin temeli olduğunu düşünürsek bu aslında çok şaşırtıcı bir durum değil. Bir fizikçi olarak temelde benim için daha verimli bir okuma oldu diyebilirim. Yani, örneğin, kuantum teorisinin olası yorumları hakkında normalde böyle bir kitapta bulacağınızdan çok daha fazlasına sahibiz. Bu benim için çokta beklenmedik bir durumdu çünkü öncesinde de bahsettiğim gibi bilim alanında okuduğum kitapların geneli çok daha basit bir dile ve anlatıma sahip ayrıca çok daha yüzeysel kalıyor.

Genel olarak, fizik kadar geniş bir konuyu ele almaya çalışmak her zaman zor bir mücadeledir. Brooks, yirminci yüzyıl fiziğinde gerçekten güçlü bir anlatıma sahip. Bu yüzden kitapta görelilik, kuantum teorisi, parçacık teorisi, modern kozmoloji ve bu alanlardan ortaya çıkan varoluş anlayışı gibi çeşitli konulardaki güçlü anlatımlar görmemiz çok normal. Fakat kitapta mekanikten elektriğe ve manyetizmaya kadar, daha erken geliştirilen ancak hala önemli olan alanlarda önemli ölçüde daha az şey vardı diyebilirim.

Yazının seviyesi genellikle oldukça keyifliydi, teknik olarak çok fazla bilgi sahibi olmayan bir okuyucu tarafından kolayca anlaşılabilirdi, ancak bazen bağlamdan bağımsız olarak bilime odaklanmak kitabı biraz sıkıcılaştırmış diyebilirim.

Genel olarak bakıldığında, bölümler oldukça keyfi ve yapılandırılmamış gibi görünse de aslında bunun Brooks’un içeriğini doğru aktarabilmek için kullandığı bir sistem olduğunu düşünüyorum. Benzer sistemleri Harari’nin kitaplarında da gözlemleyebiliriz. Bazıları için bu kitabın tatmin edici cevaplar vermekten daha fazla sorularla kışkırtması sinir bozucu olsa da, açıkçası fiziğin doğası budur. Belki de bu kitapta işlerin biraz yoldan çıktığı tek nokta, sonsuz bir evrene sahip olmanın sonuçları hakkında konuşulan bölümdü. Sonsuz evrenin içerisinde sonsuz sayıda Dünya benzeri gezegen ve sonsuz çeşitlilikte yaşam formları olabilir veya bu sonsuz evrendeki sonsuz sayıda mevcut olan Dünya benzeri gezegende yaşamsal bir faaliyeti destekleme seviyesi Dünya kadar olmayan gezegenler bulunabilir. Benzer şekilde, tümü Dünya benzeri yaşamı destekleyebilecek sonsuz bir dünya kümesine sahip olsanız bile, Brooks'un önerdiği gibi, üzerlerinde sizin bir kopyanızın olduğu çok sayıda dünya olması gerekmezdi. Tamamı yalnızca bakteri yaşamını geliştiren veya hiç memeliler geliştirmeyen sonsuz dünyalara sahip olabiliriz. Sonsuz bir kümeye sahip olur olmaz, tüm olası varlıkları içeren bir kümeye sahip olduğunuzu düşünmek sonsuzluğun yanlış anlaşılmasıdır.

Bununla birlikte, bu kitabın, kimi hedeflediğinden tam olarak emin değilim. Fizik öğrencileri için kaynak bir kitap olamayacak kadar hafif, fakat popüler bilim bağlamından da yoksun. Fakat felsefe öğrencileri için fizik alanında iyi bir rehber olabilir.
924 syf.
Charles Darwin, dünya tarihinin en etkili bilim insanlarının başında gelen isimlerden birisidir. Bu kitapta Darwin'in hayatını detaylı bir şekilde okuma fırsatı buluyoruz: İlgi alanları, eğitim süreci, Beagle Serüveni, Evrim Kuramınına giden süreç ve özel hayatı... Biyografi olduğunu göz önünde bulundurarak evrim kuramını öğrenmek için okunulmayacağı açıktır. Ancak gerek Darwin'in bu kuramı ortaya koyma süreci ve bu esnadaki tarihsel arka planı anlayabilmek adına çok başarılı bir eser olduğunu düşünüyorum.

Darwin'in hayatıyla ilgili birkaç hususa değinecek olursak, öncelikle çocukluğunda da oldukça araştırmacı ve özellikle böceklere ilgi duyduğunu görüyoruz. Biraz büyüdüğünde hobileri arasına buna ek olarak avlanma da eklenecektir. Darwin'in ailesi, İngiltere'de liberal ve değişim yanlısı Whig'lerdendir ve (Whigler ileride liberal parti olacaktır) hali vakti yerinde bir ailedir. Dede Erasmus Darwin, evrim yanlısı fikirleri ve dine karşı soğuk duruşu nedeniyle ailede adı anilinca soğuk rüzgarlar estiren bir isimdir. Baba Darwin bir doktordur ve Charles Darwin'i de öncelikle kendi yolundan gitmesi için tıp öğrenimine yollar. Ancak kan görmekten hazzetmeyen ve genel olarak hassas bir bünyeye sahip olan Darwin'in bu öğrenimi doktorluk olarak sonuçlanmaz. Bundan sonraki adres ise o zamanlar garanti, rahat ve saygın bir iş kapısı olan teoloji yani papazliktir. Ayrıca bu meslek esnasında doğa ile ilgili de hobilerine devam edebilecektir. Lakin Darwin'in hayatının dönüm noktası olan Beagle Seyahati ufuktadir. Baba Darwin araya saygın isimler sokularak ikna edilir ve Charles Darwin bu önemli seyahata çıkar.

Beagle, Güney Amerika kıyılarıni dolaşır. Darwin denizde zaman zaman zor anlar yaşasa da özellikle karada çıktığı keşif gezileri, bu esnada yeri, hayvanları incelemeleri ile büyülenir. Çokça materyal toplar ve bunları İngiltere'ye yollar. İngiliz sömürgelerinde rastladıği ve oldukça ilkel yerli kabileler ile kıta Avrupasindaki insanları kiyaslar. Aynı Tanrı bu iki farklı seviyede insanları mi yaratmışti, sanki iki farklı Tanrı elinden çıkmış gibiler gibi düşünceler aklından geçmeye başlar. Bu esnada köleliğe karşı olan Darwin, onlara yapılan kötü muameleleri de hoş karşılamaz. Galapagos adalarinda ispinoz ve alaycı kuşların kısa mesafedeki farklılıkları sonradan önemli bir dönüm noktası olacaktır. Aslında bu adalardaki ve yerlilerden de bilgi aldıkları kaplumbağalar da bu etkide bulunabilirdi lakin o esnada bunun yeterince farkında olmadan Darwin, gemidekilerle birlikte bu kaplumbagalari mideye indirmede ve ileride aslında çok değerli bir araştırma materyali olabilecek kabukları da denize atmaktaydilar. Ayrıca bu keşif esnasında şiddetli bir depreme de tanıklık edilir ve bundan da oldukça etkilenen Darwin, Lyel'in yerbilim konusundaki birtakım fikirlerinde haklı olduğunu anlar. Sonuç olarak beş yıllık bu önemli seyahat noktalanir ve papaz adayı Darwin değişmiş şekilde ve dünyayı da değiştirecek fikirlerle İngiltere'ye döner.

Evrim fikri aslında yeni bir olgu değildi. Uzak geçmişten beri aslında yer yer söz edilen veya fark edilen ancak temellendirilip insanları ikna edecek bir kurama sahip olmayan bir sohbet konusu şeklindeydi diyebiliriz. Darwin seyahate cikmadan evvel de ve döndüğünde de taraftarları olan bir olguydu. Darwin, topladığı çok sayıda materyal üzerinde derhal calismaya girismis ve başka kişilerden de faydalanarak neticede bir sonuca varmisti: Türler birbirinden ayrı ayrı yaratılmış şekilde değildi. Türler tek bir ortak atadan gelmekteler, uzun zaman içinde çevre gibi çeşitli etmenler neticesinde varyasyonlar meydana gelmekte ve ortaya çıkan çok sayıda türden/bireyden de en uygunu hayatta kalıp yaşama devam etmekteydi. Bunda kimin hayatta kalacağı yani hangi özelliklerin yoluna devam edeceğini ise doğal seçilim belirliyordu. Bunu da insanların köpek, güvercin veya inek gibi faydalandigi hayvanlar üzerinde işine en uygun özellikte olanları ciftlestirip seçme işlemi ile kiyaslayarak anlatıyordu. Nasıl insanlar hayvanları kendileri için en uygun özelliklerine göre seçiyorsa doğa da aynısını tüm türler/canlılar için yapıyordu.

Darwin uzun seyahati ve ondan sonraki uzun ve yorucu çalışmaları neticesinde bir sonuca varmışti lakin uzun bir zaman vardığı sonucu açıklamaktan çekindi. Çünkü vardığı bu sonuç, bu zamana kadar canlılar hiyerarsisinde en üst ve en 'soylu' makama kurulan insanı ve aslında bu hiyerarşik düzeni yerle bir ediyordu, insanı da diğer canlılarla aynı düzlemde konumlandirmis oluyordu. Zekasiyla, ortaya koyduğu medeniyetler ve benzeri etmenlerle oldukça ovunen insanlara ve özellikle de dönemin süper gücü İngiltere'sinde yaşayan insanlara nasıl olacak da 'maymun'larla akrabasıniz diyecekti? Kendi ve ailesinin saygınlığı, çocuklarının geleceği gibi etmenler onun bu kuramını açıklamasını hep ertelemesine ve uygun bir zamanı beklemesine neden oldu.

● "İşte Darwin'in mükemmellestirdigi buydu. Toplamak ve bir araya getirmek; olguların izini sürmek; eski defterlerindeki spekülasyonları tüm küreyi kapsayacak şekilde doğrulayıp genişletmek."(S-685)

Ailesi demişken, Darwin birinci derece kuzeni Emma ile evliydi ve çokça çocuğu olacaktı (sanırım 9 veya 10'du). Kızı Annie dokuz yaşında hayatını kaybetmiş ve bu Darwin'i çok sarsmıştı. Diğer birçok çocuğunda çeşitli rahatsızlıklar kendini sürekli gösterecekti. Darwin, bu durumun nedenini yakın derece akraba evliliginde olduğunu sezmisti lakin bunu kesin bir şekilde kanıtlayacak veri elinde yoktu. Velhasıl hayatı boyunca çocuklarının bu durumundan dolayi hep endişe duyacakti. Bir diğer endişesi de dindar eşi Emma'yi kırma ihtimali olacaktı. Eşine oldukça bağlı olan Darwin, çalışmaları sırasında Kitabı Mukaddes'e ve haliyle Hristiyanliga duyduğu inancını kaybetmişti. Bunu babasının ikazina karşın evlenmeden evvel Emma'ya da açmıştı. Bu durum evlenmelerine engel olmamıştı lakin Darwin hep bu durumun eşini uzeceginden endişe duymuştu. Bununla birlikte Darwin bir ateist de değildi. 'Buldog'u Huxley gibi bir agnostik olduğunu beyan etmiştir. Bunu da hayatının son dönemlerinde yoğun ısrarlar nedeniyle açıklamıştır.

● "Şahsi bir tanrının varlığına ya da gelecekte bir ceza ve ödülün varlığından hiç emin olmayan ve bunlara hiç inanmayan biri olarak" ilahi gazaba uğrama korkusu içinde yasamamisti. (S-772)

● "bir Tanrı'nın varlığını reddetmek anlamında bir ateist olmamıştı hiç; ama hala hiç emin değildi. İlle de bir etiket taşıması gerekiyorsa Huxley'inki daha çok yakışıyordu: "Genel olarak (yaşlandıkça daha fazla), ama her zaman değil, agnostik, düşünme biçimimle ilgili en doğru tanım olurdu diye düşünüyorum." (S-773)


Darwin zaman içinde yakın olduğu bilim insanlarına kuramını açıklamıştır ancak Wallace da kendisiyle aynı sonuca varana kadar yine çalışmalarını yayinlamamistir. Sonuç olarak çalışmalarını Türlerin Kökeni adı altında yayınlamış ve yoğun ilgiyle karşılanmistir, aynı zamanda tepkiyle. Özellikle o zaman İngiltere'de bilim dünyasında saygın bir isim olan Owen tarafından. Onun tepkileri Huxley'in mücadeleleri ile püskürtülecektir. Zaman içinde Hooker, Huxley gibi Darwin'in yakını olan ve evrimci çizgiden isimler (birçoğu aslında Evrime mesafeliydiler, zamanla ikna olmuşlardı büyük ölçüde ancak mesela Lyel gibi isimler alcak bir sesle kurama veya kuramla ilgili birtakım noktalara geleneksel endişeleri nedeniyle karşı çıkacaklardi) bilim dünyasına önemli mevkilere gelecekler ve İngiltere'de dine endeksli bilimi dinden kurtaracaklar ve seküler, özgür bir düzleme taşıyacaklardi.

Dünya tarihinde büyük bir dönüşümü sağlayan bu büyük bilim insanı Charles Darwin, 19 Nisan 1882'de hayatını noktalayacaktı.



"Durmak bilmeksizin bilimin yolundan gitmekle ve hayatımı bilime adamakla doğrusunu yaptığıma inanıyorum."

Charles Darwin


İyi okumalar...
288 syf.
Her okur için bilimi sevdiren kitap olacağını düşünüyorum. Dünden bugüne bilimin ilerleyişi, bilime, hayata, yaşam tarzımıza yön vermiş önemli buluşların kronolojik sırası sunulmuştur. Tüm konular bağlantılı, saf, temiz ele alınmış ve tam bir objektiflik gözetilmiştir. Sade, akıcı ve açıklayıcı bir şekilde yazıldığından, her okura hitap edebilecek kitap olduğunun garantisini dahi verebilirim. Her konu ayrı bölüm olarak yazılmıştır, ki bu da karışıklığı engellemiştir. Bir çok kitapta okuyup da tam olarak anlayamadığım bilimsel konuları (evrim,termodinamik yasaları, mutasyon, genom ve genom projesi gibi vb.) bu kitapta daha açıklayıcı şekilde buldum ve anlamış oldum.

Bilim tarihi adına en iyilerden ve en faydalılarından sayılabilir. Eleştireceğim ve olumsuz diyebileceğim bir tarafı yok. Yazarın bilgisini ve konulara ne kadar vakıf olduğunu okuyan herkes görecektir. Böyle bir çalışmayı alkışlıyorum.
336 syf.
·39 günde·Puan vermedi
BURAYA KADAR GELEBİLDİYSENİZ CESUR BİR OKURSUNUZ. ŞU ON İKİ bölümün her biri kendi başına, onu değerlendirecek olanların en iyimserlerinde bile bir panik atağa neden olacak kadar dehşet verici bilgiler içeriyor.

Kitabı bitirdiğimde, kendimi Amazon ormanlarının derinliklerinde ilk kez görüntülenen, elinde okuyla gökyüzüne bakan bir kabile şefi gibi hissettim.
Neden mi ? Burada anlatılan dünyada yaşıyor olamam, bu kadar çok şeyden habersiz olamam, burada anlatılan insanların çoğunu tanımıyorum.
Hani ünlü Atlantis Efsanesi var ya, düşünsenize böyle devam edersek 60 -70 yıl içerisinde dünyanın artık yeni bir sürü Atlantis'i olacak!
Yaşanmaz bir dünya herkesin fark edip okuması gereken şimdi için, yarın için, sonraki yaşayacak herkes için, elimizden geleni yapmak için bir farkındalık. Küresel ısınma artık sadece bilim kurgu filmlerinin konusu olmayacak kadar gerçek ve bir gün çocuklarımız bize ' bu olaylar olurken sen ne yapıyordun?'
Sorusuna belki bir cevabımız olur.
Zaman gerçekleri değiştirmez.
Okumalısınız.
245 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10 puan
Andrei tarkovsky, tanıdığım en iyi yönetmenlerden biri. Nostalgia, stalker ve solaris filmlerindrn sonra tarkovsky hakkında bilgi almak için başvurduğum bir kitap oldu. Öncelikle bu bir roman değil zaten, röportaj derlemelerinden oluşmakta. Tarkovsky' nin sinema tarihine bakış açısı, kadınlar hakkındaki görüşleri, rusya ve İtalya yaşamı ve daha bir çok şey. Öncelikle filmlerini izlemenizi tavsiye ederim. Filmlerin ağır olduğuna bakmayın, sizi üzmeyecektir.
192 syf.
·Beğendi
Nereden başlayacağımı bilemediğim kitaba dair düşüncelerimi yansıtacağım bu yazı, ilk defa beni zorluyor. Çünkü az sözle çok şey anlatma, bir sanatsa yazar adeta bunu gerçekleştirmiş. Kitap hacmine bakılırsa çok hacimli değil ama içerik ve günümüze alınacak referanslar babından çok geniş ve kapsamlı. Velhasıl eser akıcı, keyifli ve bolca ders çıkarmalı. Muhakkak öğreneceğiniz yeni şeyler de vardır bu kitaptan, üzerine düşünülecek şeylere elbet sahip olacaksınızdır.
192 syf.
muhalif bir bakış açısıyla kaleme alınmış. oldukça toplumcu analizler içerdiği için gerçekçi diyebileceğim, avcı-toplayıcı toplumdan sanayi toplumuna üretim ilişkilerinden çok kıyımı, savaşı, acıyı işlemiş yazarımız. insanlığın zaman ve toplumlar arası ilişki/yaklaşım arasında geçen varlık hayatı ve insanı bekleyen sonu tüm gerçekçiliğiyle anlatıyor.

Wright'ın düştüğü dipnotlar kitabın en önemli unsuru. çünkü tüm anlatım dipnotlarla yürüyor aslında. özellikle sümerler, paskalya adası toplumu üzerinden anlattığı doğanın yok edilişinin toplumun yok oluşu demek olduğu gerçeğini öyle güzel anlatıyor ki. sanki kendim yazmışım gibi hissetmedim değil. kesinlikle dünyaya ve topluma dair kaygıları çok doğru analiz ederek anlatmış yazarımız. dünyanın sonu ne olacak diye düşünenlerdenseniz insanın yaşayacağı sonu bu kitapta görebilirsiniz. ne de olsa ders almayan insan için tarih tekerrüden ibaret.
256 syf.
Hiçliğine direnebilmek adına beslediği devasa egosuna bilimden darbe almaya doyamayanlara iyi haber: şuralarda bir yerlerde son bir "özel oluş" kalmış.

Einstein'in görelilik kuramını ortaya atmasının üzerinden bir asır geçti. O dönemde sağduyu insanlığa evrenin durağan olduğunu söylüyordu. Einstein bile Le Maitre'yi alaya almakla kalmamış, evrenin durağan olmasını mümkün kılmak için denklemlere yama yapmaya karar vererek kozmolojik sabiti öne sürmüştü. Bugün bu anti-kütleçekimine "karanlık enerji" adını veriyoruz. Demek ki Einstein'in itim kuvveti çok da uçuk değilmiş ama evreni durağan tutmak bir yana genişlemesine sebep oluyor. Olur o kadar hata :D

Bu karanlık enerjiyi ve etkilerini gözlemleyebilecek yegane zamandayız. Çünkü evrenin genişlemesi artarak devam edecek ve bugün görebildiğimiz galaksiler bizden ışık hızından daha hızlı uzaklaşmaya devam ederken gittikçe daha çok kırmızıya kayacak ve nihayetinde dalga boyları, görünebilir evrenin boyutlarından daha büyük boyutlara ulaştığında görünmez olacak. Yani bizden sonra çok gelişmiş bir medeniyet gelse bile Büyük Patlama'yı ve onun kanıtlarını(kozmik mikrodalga ardalan ışıması, element yoğunluğu ve evrenin genişlemesi) tespit edemeyecek. Çünkü evrenin geri kalanı kaybolmakla kalmayacak; Büyük Patlama'yla doğmuş bir evrende yaşadığımızı gösteren tüm bu kanıtlar ve bu kaybolmanın sorumlusu karanlık enerjinin varlığına dair bütün kanıtlar da yok olacak.

Bize 1930'lara kadar evrenin durağan olduğunu düşündüren illüzyon, gelecekte, gezegenimizin tarihin çöplüğünü boylamasindan çok sonra öç almak için geri dönecek gibi duruyor :D "Çok özel bir devirde yaşıyoruz. Çok özel bir devirde yaşadığımızı gözlemsel olarak doğrulayabileceğimiz tek devirde."

Dawkins'in kitabın ön sözünde belirttigi üzere Darwin'den bugüne yazılmış en önemli bilimsel kitap. Türlerin Kökeni'nin doğaüstücülüğe indirdiği ölümcül darbeyi, Hiç Yoktan Bir Evren kozmoloji alanında yapıyor.

Konu üzerine(hiçlikten evren) yapılan eleştirilerin kitaptaki içeriği ile ilgili şunlar söylenebilir:
1- Fizikçilerin bilgi felsefesini dışladıkları için ulaşılan bilimsel sonuçlara yanlış yorumlar getirmeleri.
Örn: Boşluk ve yokluk kavramlarıyla ilgili kavram kargaşası yaşanmasında felsefenin gözden kaçırıldığı için aslen metafizik bir konu olan yokluğun fizikteki boşluk yerine kullanılması ve fizikteki boşluk sanal parçacıklardan oluştuğu için yoklukla aynı anlama gelmemesi. Bundan dolayı da boşluk yerine yokluktan enerji üretiliyor dediğimizde termodinamik kanununu ihlal ediyor olmamız.

2- Bilimin verilerinin, özellikle bilim insanının otoritesini kullanmak suretiyle Tanrı'nın varlığı veya yokluğuyla ilgili bir argüman olarak kullanılması.
Örn: Hiçlikten evren fikrinin(hiçlik içindeki kuantum dalgalanmaları sayesinde bugün burada olduğumuzu varsayarsak), evrenin doğması için Tanrı'ya duyulan ihtiyacı- dolayısıyla Tanrı'yı ortadan kaldırması. Bunun da fizikçi kimliğiyle dile getirilmesi.

Krauss'un bir bilim insanı olarak otoritesini bu yönde kullanması tartışılır ancak günümüzde ve hatta tarihteki durumlara baktığımızda teoloji, sık sık bilimin verilerini kendi lehine kullanmışsa/kullanıyorsa bilim de aynını teoloji için yapabilir. Kaldı ki yazarın amacı teolojik bir çürütmeden ziyade hiçlikten doğabilecek bir evren fikrinin akla yatkınlığını gösterebilmek. Bu fikir teolojinin iddialarıyla çelişip çürütüyorsa o inananların sorunu:)

Anlatmak istediklerini oldukça başarılı aktardığını söyleyebilirim. Örnekleri, benzetmeleri konuyu anlamak için çok yerinde
248 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10 puan
Nihayet bitti kitap. Adı üstünde Fizik bilimiyle ilgili bilgiler içeren bir kitap. Bu yüzden fiziğin derin konularını çeşitli bilim adamlarının (özellikle çok bilinen meşhur fizikçilerin) dilinden, yaptıkları çalışmalarıyla birlikte anlatan bir kitap. Dolayısıyla fiziğe çok merakı olanların ilgisini çeken arkadaşlar a tavsiye edilebilecek bir kitap. Meraktanda öte fizik konularına özellikle atom, kuantum fiziği konularına az çok vakıf olmayan birisi için sıkıcı olabilir. Fizik, ışık, foton, astronomi, atom altı parçacıklar, görelilik, büyük patlama, evrenin yaratılışı, zaman kavramı, evrendeki boyutlar vs. gibi kavramlara farklı bakış açısı getiren bir kitap. İlgilenenlere tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ebru Kılıç
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 1.602 okur okudu.
  • 131 okur okuyor.
  • 2.838 okur okuyacak.
  • 99 okur yarım bıraktı.