Ebru Kılıç

Ebru Kılıç

Çevirmen
8.4/10
354 Kişi
·
1.038
Okunma
·
4
Beğeni
·
530
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
288 syf.
Her okur için bilimi sevdiren kitap olacağını düşünüyorum. Dünden bugüne bilimin ilerleyişi, bilime, hayata, yaşam tarzımıza yön vermiş önemli buluşların kronolojik sırası sunulmuştur. Tüm konular bağlantılı, saf, temiz ele alınmış ve tam bir objektiflik gözetilmiştir. Sade, akıcı ve açıklayıcı bir şekilde yazıldığından, her okura hitap edebilecek kitap olduğunun garantisini dahi verebilirim. Her konu ayrı bölüm olarak yazılmıştır, ki bu da karışıklığı engellemiştir. Bir çok kitapta okuyup da tam olarak anlayamadığım bilimsel konuları (evrim,termodinamik yasaları, mutasyon, genom ve genom projesi gibi vb.) bu kitapta daha açıklayıcı şekilde buldum ve anlamış oldum.

Bilim tarihi adına en iyilerden ve en faydalılarından sayılabilir. Eleştireceğim ve olumsuz diyebileceğim bir tarafı yok. Yazarın bilgisini ve konulara ne kadar vakıf olduğunu okuyan herkes görecektir. Böyle bir çalışmayı alkışlıyorum.
924 syf.
Charles Darwin, dünya tarihinin en etkili bilim insanlarının başında gelen isimlerden birisidir. Bu kitapta Darwin'in hayatını detaylı bir şekilde okuma fırsatı buluyoruz: İlgi alanları, eğitim süreci, Beagle Serüveni, Evrim Kuramınına giden süreç ve özel hayatı... Biyografi olduğunu göz önünde bulundurarak evrim kuramını öğrenmek için okunulmayacağı açıktır. Ancak gerek Darwin'in bu kuramı ortaya koyma süreci ve bu esnadaki tarihsel arka planı anlayabilmek adına çok başarılı bir eser olduğunu düşünüyorum.

Darwin'in hayatıyla ilgili birkaç hususa değinecek olursak, öncelikle çocukluğunda da oldukça araştırmacı ve özellikle böceklere ilgi duyduğunu görüyoruz. Biraz büyüdüğünde hobileri arasına buna ek olarak avlanma da eklenecektir. Darwin'in ailesi, İngiltere'de liberal ve değişim yanlısı Whig'lerdendir ve (Whigler ileride liberal parti olacaktır) hali vakti yerinde bir ailedir. Dede Erasmus Darwin, evrim yanlısı fikirleri ve dine karşı soğuk duruşu nedeniyle ailede adı anilinca soğuk rüzgarlar estiren bir isimdir. Baba Darwin bir doktordur ve Charles Darwin'i de öncelikle kendi yolundan gitmesi için tıp öğrenimine yollar. Ancak kan görmekten hazzetmeyen ve genel olarak hassas bir bünyeye sahip olan Darwin'in bu öğrenimi doktorluk olarak sonuçlanmaz. Bundan sonraki adres ise o zamanlar garanti, rahat ve saygın bir iş kapısı olan teoloji yani papazliktir. Ayrıca bu meslek esnasında doğa ile ilgili de hobilerine devam edebilecektir. Lakin Darwin'in hayatının dönüm noktası olan Beagle Seyahati ufuktadir. Baba Darwin araya saygın isimler sokularak ikna edilir ve Charles Darwin bu önemli seyahata çıkar.

Beagle, Güney Amerika kıyılarıni dolaşır. Darwin denizde zaman zaman zor anlar yaşasa da özellikle karada çıktığı keşif gezileri, bu esnada yeri, hayvanları incelemeleri ile büyülenir. Çokça materyal toplar ve bunları İngiltere'ye yollar. İngiliz sömürgelerinde rastladıği ve oldukça ilkel yerli kabileler ile kıta Avrupasindaki insanları kiyaslar. Aynı Tanrı bu iki farklı seviyede insanları mi yaratmışti, sanki iki farklı Tanrı elinden çıkmış gibiler gibi düşünceler aklından geçmeye başlar. Bu esnada köleliğe karşı olan Darwin, onlara yapılan kötü muameleleri de hoş karşılamaz. Galapagos adalarinda ispinoz ve alaycı kuşların kısa mesafedeki farklılıkları sonradan önemli bir dönüm noktası olacaktır. Aslında bu adalardaki ve yerlilerden de bilgi aldıkları kaplumbağalar da bu etkide bulunabilirdi lakin o esnada bunun yeterince farkında olmadan Darwin, gemidekilerle birlikte bu kaplumbagalari mideye indirmede ve ileride aslında çok değerli bir araştırma materyali olabilecek kabukları da denize atmaktaydilar. Ayrıca bu keşif esnasında şiddetli bir depreme de tanıklık edilir ve bundan da oldukça etkilenen Darwin, Lyel'in yerbilim konusundaki birtakım fikirlerinde haklı olduğunu anlar. Sonuç olarak beş yıllık bu önemli seyahat noktalanir ve papaz adayı Darwin değişmiş şekilde ve dünyayı da değiştirecek fikirlerle İngiltere'ye döner.

Evrim fikri aslında yeni bir olgu değildi. Uzak geçmişten beri aslında yer yer söz edilen veya fark edilen ancak temellendirilip insanları ikna edecek bir kurama sahip olmayan bir sohbet konusu şeklindeydi diyebiliriz. Darwin seyahate cikmadan evvel de ve döndüğünde de taraftarları olan bir olguydu. Darwin, topladığı çok sayıda materyal üzerinde derhal calismaya girismis ve başka kişilerden de faydalanarak neticede bir sonuca varmisti: Türler birbirinden ayrı ayrı yaratılmış şekilde değildi. Türler tek bir ortak atadan gelmekteler, uzun zaman içinde çevre gibi çeşitli etmenler neticesinde varyasyonlar meydana gelmekte ve ortaya çıkan çok sayıda türden/bireyden de en uygunu hayatta kalıp yaşama devam etmekteydi. Bunda kimin hayatta kalacağı yani hangi özelliklerin yoluna devam edeceğini ise doğal seçilim belirliyordu. Bunu da insanların köpek, güvercin veya inek gibi faydalandigi hayvanlar üzerinde işine en uygun özellikte olanları ciftlestirip seçme işlemi ile kiyaslayarak anlatıyordu. Nasıl insanlar hayvanları kendileri için en uygun özelliklerine göre seçiyorsa doğa da aynısını tüm türler/canlılar için yapıyordu.

Darwin uzun seyahati ve ondan sonraki uzun ve yorucu çalışmaları neticesinde bir sonuca varmışti lakin uzun bir zaman vardığı sonucu açıklamaktan çekindi. Çünkü vardığı bu sonuç, bu zamana kadar canlılar hiyerarsisinde en üst ve en 'soylu' makama kurulan insanı ve aslında bu hiyerarşik düzeni yerle bir ediyordu, insanı da diğer canlılarla aynı düzlemde konumlandirmis oluyordu. Zekasiyla, ortaya koyduğu medeniyetler ve benzeri etmenlerle oldukça ovunen insanlara ve özellikle de dönemin süper gücü İngiltere'sinde yaşayan insanlara nasıl olacak da 'maymun'larla akrabasıniz diyecekti? Kendi ve ailesinin saygınlığı, çocuklarının geleceği gibi etmenler onun bu kuramını açıklamasını hep ertelemesine ve uygun bir zamanı beklemesine neden oldu.

● "İşte Darwin'in mükemmellestirdigi buydu. Toplamak ve bir araya getirmek; olguların izini sürmek; eski defterlerindeki spekülasyonları tüm küreyi kapsayacak şekilde doğrulayıp genişletmek."(S-685)

Ailesi demişken, Darwin birinci derece kuzeni Emma ile evliydi ve çokça çocuğu olacaktı (sanırım 9 veya 10'du). Kızı Annie dokuz yaşında hayatını kaybetmiş ve bu Darwin'i çok sarsmıştı. Diğer birçok çocuğunda çeşitli rahatsızlıklar kendini sürekli gösterecekti. Darwin, bu durumun nedenini yakın derece akraba evliliginde olduğunu sezmisti lakin bunu kesin bir şekilde kanıtlayacak veri elinde yoktu. Velhasıl hayatı boyunca çocuklarının bu durumundan dolayi hep endişe duyacakti. Bir diğer endişesi de dindar eşi Emma'yi kırma ihtimali olacaktı. Eşine oldukça bağlı olan Darwin, çalışmaları sırasında Kitabı Mukaddes'e ve haliyle Hristiyanliga duyduğu inancını kaybetmişti. Bunu babasının ikazina karşın evlenmeden evvel Emma'ya da açmıştı. Bu durum evlenmelerine engel olmamıştı lakin Darwin hep bu durumun eşini uzeceginden endişe duymuştu. Bununla birlikte Darwin bir ateist de değildi. 'Buldog'u Huxley gibi bir agnostik olduğunu beyan etmiştir. Bunu da hayatının son dönemlerinde yoğun ısrarlar nedeniyle açıklamıştır.

● "Şahsi bir tanrının varlığına ya da gelecekte bir ceza ve ödülün varlığından hiç emin olmayan ve bunlara hiç inanmayan biri olarak" ilahi gazaba uğrama korkusu içinde yasamamisti. (S-772)

● "bir Tanrı'nın varlığını reddetmek anlamında bir ateist olmamıştı hiç; ama hala hiç emin değildi. İlle de bir etiket taşıması gerekiyorsa Huxley'inki daha çok yakışıyordu: "Genel olarak (yaşlandıkça daha fazla), ama her zaman değil, agnostik, düşünme biçimimle ilgili en doğru tanım olurdu diye düşünüyorum." (S-773)


Darwin zaman içinde yakın olduğu bilim insanlarına kuramını açıklamıştır ancak Wallace da kendisiyle aynı sonuca varana kadar yine çalışmalarını yayinlamamistir. Sonuç olarak çalışmalarını Türlerin Kökeni adı altında yayınlamış ve yoğun ilgiyle karşılanmistir, aynı zamanda tepkiyle. Özellikle o zaman İngiltere'de bilim dünyasında saygın bir isim olan Owen tarafından. Onun tepkileri Huxley'in mücadeleleri ile püskürtülecektir. Zaman içinde Hooker, Huxley gibi Darwin'in yakını olan ve evrimci çizgiden isimler (birçoğu aslında Evrime mesafeliydiler, zamanla ikna olmuşlardı büyük ölçüde ancak mesela Lyel gibi isimler alcak bir sesle kurama veya kuramla ilgili birtakım noktalara geleneksel endişeleri nedeniyle karşı çıkacaklardi) bilim dünyasına önemli mevkilere gelecekler ve İngiltere'de dine endeksli bilimi dinden kurtaracaklar ve seküler, özgür bir düzleme taşıyacaklardi.

Dünya tarihinde büyük bir dönüşümü sağlayan bu büyük bilim insanı Charles Darwin, 19 Nisan 1882'de hayatını noktalayacaktı.



"Durmak bilmeksizin bilimin yolundan gitmekle ve hayatımı bilime adamakla doğrusunu yaptığıma inanıyorum."

Charles Darwin


İyi okumalar...
245 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
Andrei tarkovsky, tanıdığım en iyi yönetmenlerden biri. Nostalgia, stalker ve solaris filmlerindrn sonra tarkovsky hakkında bilgi almak için başvurduğum bir kitap oldu. Öncelikle bu bir roman değil zaten, röportaj derlemelerinden oluşmakta. Tarkovsky' nin sinema tarihine bakış açısı, kadınlar hakkındaki görüşleri, rusya ve İtalya yaşamı ve daha bir çok şey. Öncelikle filmlerini izlemenizi tavsiye ederim. Filmlerin ağır olduğuna bakmayın, sizi üzmeyecektir.
192 syf.
·Beğendi
Nereden başlayacağımı bilemediğim kitaba dair düşüncelerimi yansıtacağım bu yazı, ilk defa beni zorluyor. Çünkü az sözle çok şey anlatma, bir sanatsa yazar adeta bunu gerçekleştirmiş. Kitap hacmine bakılırsa çok hacimli değil ama içerik ve günümüze alınacak referanslar babından çok geniş ve kapsamlı. Velhasıl eser akıcı, keyifli ve bolca ders çıkarmalı. Muhakkak öğreneceğiniz yeni şeyler de vardır bu kitaptan, üzerine düşünülecek şeylere elbet sahip olacaksınızdır.
192 syf.
muhalif bir bakış açısıyla kaleme alınmış. oldukça toplumcu analizler içerdiği için gerçekçi diyebileceğim, avcı-toplayıcı toplumdan sanayi toplumuna üretim ilişkilerinden çok kıyımı, savaşı, acıyı işlemiş yazarımız. insanlığın zaman ve toplumlar arası ilişki/yaklaşım arasında geçen varlık hayatı ve insanı bekleyen sonu tüm gerçekçiliğiyle anlatıyor.

Wright'ın düştüğü dipnotlar kitabın en önemli unsuru. çünkü tüm anlatım dipnotlarla yürüyor aslında. özellikle sümerler, paskalya adası toplumu üzerinden anlattığı doğanın yok edilişinin toplumun yok oluşu demek olduğu gerçeğini öyle güzel anlatıyor ki. sanki kendim yazmışım gibi hissetmedim değil. kesinlikle dünyaya ve topluma dair kaygıları çok doğru analiz ederek anlatmış yazarımız. dünyanın sonu ne olacak diye düşünenlerdenseniz insanın yaşayacağı sonu bu kitapta görebilirsiniz. ne de olsa ders almayan insan için tarih tekerrüden ibaret.
256 syf.
Hiçliğine direnebilmek adına beslediği devasa egosuna bilimden darbe almaya doyamayanlara iyi haber: şuralarda bir yerlerde son bir "özel oluş" kalmış.

Einstein'in görelilik kuramını ortaya atmasının üzerinden bir asır geçti. O dönemde sağduyu insanlığa evrenin durağan olduğunu söylüyordu. Einstein bile Le Maitre'yi alaya almakla kalmamış, evrenin durağan olmasını mümkün kılmak için denklemlere yama yapmaya karar vererek kozmolojik sabiti öne sürmüştü. Bugün bu anti-kütleçekimine "karanlık enerji" adını veriyoruz. Demek ki Einstein'in itim kuvveti çok da uçuk değilmiş ama evreni durağan tutmak bir yana genişlemesine sebep oluyor. Olur o kadar hata :D

Bu karanlık enerjiyi ve etkilerini gözlemleyebilecek yegane zamandayız. Çünkü evrenin genişlemesi artarak devam edecek ve bugün görebildiğimiz galaksiler bizden ışık hızından daha hızlı uzaklaşmaya devam ederken gittikçe daha çok kırmızıya kayacak ve nihayetinde dalga boyları, görünebilir evrenin boyutlarından daha büyük boyutlara ulaştığında görünmez olacak. Yani bizden sonra çok gelişmiş bir medeniyet gelse bile Büyük Patlama'yı ve onun kanıtlarını(kozmik mikrodalga ardalan ışıması, element yoğunluğu ve evrenin genişlemesi) tespit edemeyecek. Çünkü evrenin geri kalanı kaybolmakla kalmayacak; Büyük Patlama'yla doğmuş bir evrende yaşadığımızı gösteren tüm bu kanıtlar ve bu kaybolmanın sorumlusu karanlık enerjinin varlığına dair bütün kanıtlar da yok olacak.

Bize 1930'lara kadar evrenin durağan olduğunu düşündüren illüzyon, gelecekte, gezegenimizin tarihin çöplüğünü boylamasindan çok sonra öç almak için geri dönecek gibi duruyor :D "Çok özel bir devirde yaşıyoruz. Çok özel bir devirde yaşadığımızı gözlemsel olarak doğrulayabileceğimiz tek devirde."

Dawkins'in kitabın ön sözünde belirttigi üzere Darwin'den bugüne yazılmış en önemli bilimsel kitap. Türlerin Kökeni'nin doğaüstücülüğe indirdiği ölümcül darbeyi, Hiç Yoktan Bir Evren kozmoloji alanında yapıyor.

Konu üzerine(hiçlikten evren) yapılan eleştirilerin kitaptaki içeriği ile ilgili şunlar söylenebilir:
1- Fizikçilerin bilgi felsefesini dışladıkları için ulaşılan bilimsel sonuçlara yanlış yorumlar getirmeleri.
Örn: Boşluk ve yokluk kavramlarıyla ilgili kavram kargaşası yaşanmasında felsefenin gözden kaçırıldığı için aslen metafizik bir konu olan yokluğun fizikteki boşluk yerine kullanılması ve fizikteki boşluk sanal parçacıklardan oluştuğu için yoklukla aynı anlama gelmemesi. Bundan dolayı da boşluk yerine yokluktan enerji üretiliyor dediğimizde termodinamik kanununu ihlal ediyor olmamız.

2- Bilimin verilerinin, özellikle bilim insanının otoritesini kullanmak suretiyle Tanrı'nın varlığı veya yokluğuyla ilgili bir argüman olarak kullanılması.
Örn: Hiçlikten evren fikrinin(hiçlik içindeki kuantum dalgalanmaları sayesinde bugün burada olduğumuzu varsayarsak), evrenin doğması için Tanrı'ya duyulan ihtiyacı- dolayısıyla Tanrı'yı ortadan kaldırması. Bunun da fizikçi kimliğiyle dile getirilmesi.

Krauss'un bir bilim insanı olarak otoritesini bu yönde kullanması tartışılır ancak günümüzde ve hatta tarihteki durumlara baktığımızda teoloji, sık sık bilimin verilerini kendi lehine kullanmışsa/kullanıyorsa bilim de aynını teoloji için yapabilir. Kaldı ki yazarın amacı teolojik bir çürütmeden ziyade hiçlikten doğabilecek bir evren fikrinin akla yatkınlığını gösterebilmek. Bu fikir teolojinin iddialarıyla çelişip çürütüyorsa o inananların sorunu:)

Anlatmak istediklerini oldukça başarılı aktardığını söyleyebilirim. Örnekleri, benzetmeleri konuyu anlamak için çok yerinde
256 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Sorusunun cevabı için okunacak temel bir kitap.

Evrene, uzaya meraklı biz amatörlerin; internetten, youtube'tan edindiği yarım yamalak ve karmaşık bilgilerin daha düzenli bir şekilde sunumu.
Evrenin nasıl olduğu ve uzay fiziğine dair gelişmelerin; Kepler'den Newton'a, Einstein'dan Feynman'a kadar aşamalı tarihsel gelişimini de bulmak mümkün bu kitapta. Birkaç espriyle de süslenmiş.
İşin dinsel boyutuna pek girilmemiş, Richard Dawkins'in Önsözü hariç.

Tanıtım kısmında Ayça Şen: "Fizik sevip de anlamayanlara fiziğin geldiği son noktayı anlatan nefis bir kitap." der
Evet, anlaşılır yerler çok ancak fizikçi ve kozmolog olmayan bizler için teknik bilgilerin yoğunlaştığı kısımlar sıkıcı olabiliyor, çünkü anlayamıyoruz. Tek başına yeterli değil ancak konuyla ilgili okunması gereken ilk kitaplardan.

"Darwin'den bugüne yazılmış en önemli bilimsel kitap. Türlerin Kökeni'nin doğaüstücülüğe indirdiği ölümcül darbeyi, Hiç Yoktan Bir Evren kozmoloji alanında yapıyor."
Richard Dawkins
192 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Kitap 141 sayfa, bölüm notlarıyla birlikte toplamda 185. Ama her sayfası, her cümlesi öyle dolu, öyle bilgi ve düşünce yüklüydü ki 'iki günde bitirilir' görüntüsü verdiğine aldanmayın. Tüfek, Mikrop ve Çelik'in preslenmiş bir halini okuyacaksınız bu kitapta. Geçmişteki medeniyetler hakkında bilgi sahibi olacak, nasıl çöktüklerini, diğer bir deyişle medeniyetlerin kendi kendilerini nasıl yokettiklerini öğreneceksiniz. Özellikle Paskalya Adası'nın anlatıldığı bölüm beni en çok etkileyen, en çok şaşırtan kısımlardan biriydi. Bu nedenle bölümü iki kere okumama ve sayfaları fotoğraflamama neden oldu. Las Casas'ın Kızılderililer Nasıl Yok Edildi kitabı'nda, yazar yaşadığı olayları bizzat aktardığı için çok daha detaylı bilgiler edinmiştim ama İnkalar, Mayalar, Sümerler, Paskalya Adası yerlileri ve diğer toplumların yanı sıra kızılderilileri de kısa çaplı ele almış Ronald Wright. Beynimin içine işleyen şöyle bir cümle vardı kitapta: "Sınır bölgeler Kızılderililerin meyve bahçeleri yetiştirdiği, beyazların kafa derisi yüzdüğü yerlerdi."

"Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye Gidiyoruz?" gibi basit görünen ancak yanıtı hiç de göründüğü kadar basit olmayan bu üç soruyu yanıtlıyor Ronald Wright. Okurken kitaptan çok fazla alıntı yaptığım için yorumu uzatmak istemiyorum, içeriği merak edenler alıntıları inceleyebilirler. Onun haricinde, çevrenize ve kendinize sorduğunuz sorular: Burger King'te mi yoksa McDonalds'ta mı yiyeceğiniz, Apple mı yoksa Samsung mu kullanacağınız, Mercedes'e mi yoksa Audi'ye mi bineceğiniz, Nike mı yoksa Adidas mı giyeceğiniz, Maybelline mi yoksa Loreal mi süreceğiniz (listenin sonu gelmeyeceği için burada kesiyorum) değilse tereddüt dahi etmeden okumanızı tavsiye ediyorum.
248 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10
Nihayet bitti kitap. Adı üstünde Fizik bilimiyle ilgili bilgiler içeren bir kitap. Bu yüzden fiziğin derin konularını çeşitli bilim adamlarının (özellikle çok bilinen meşhur fizikçilerin) dilinden, yaptıkları çalışmalarıyla birlikte anlatan bir kitap. Dolayısıyla fiziğe çok merakı olanların ilgisini çeken arkadaşlar a tavsiye edilebilecek bir kitap. Meraktanda öte fizik konularına özellikle atom, kuantum fiziği konularına az çok vakıf olmayan birisi için sıkıcı olabilir. Fizik, ışık, foton, astronomi, atom altı parçacıklar, görelilik, büyük patlama, evrenin yaratılışı, zaman kavramı, evrendeki boyutlar vs. gibi kavramlara farklı bakış açısı getiren bir kitap. İlgilenenlere tavsiye ederim.
118 syf.
Bu kitap ile ölümünden yıllar geçmesine rağmen hala en tanınmış bilim adamların biri olan İvan Pavlov ’un hayatına, Papaz olacak bir İlahiyat öğrencisiyken bilim adamı olma yoluna gidişine, aile hayatına, bilimsel araştırmalarına, görüşlerine doğru yolculuk edeceğiz.

Kitabımız 80 yaşındaki İvan Pavlov ‘un kütüphanesinden bir kitap çekmesiyle başlar. Gençliğinde de görmüştü o kitabı. Hatta ondan sonra hayatı boyunca bir sorunun cevabını aradı. Bu kadar karmaşık bir sistem nasıl çalışıyor? Devamını da başka sorular izledi. Kalp nasıl çalışır? Beyin nasıl çalışır? Hayvanlar ile yakından ilgilenmişti. En çok da köpeklerle ilgilenmiş, deneylerini onlarla gerçekleştirmişti. Druzhok adlı meşhur bir köpeği vardı. Kitapta ondan da bahseder. Ösofagotomi yapılmıştı. Tükürük bezleri ve bu işlem sayesinde Pavlov ‘un psikologluğu da devreye girince bilim için önemli gelişmeler ortaya çıktı. Ardından koşulsuz refleks kavramları ortaya çıktı. Ardından Nobel ödülü geldi. Kitabın başlarında anlatılan, yazılan ama istenilen başarıya ulaşamayan o kadar makale, yazı artık istenilen yere ulaşmıştı. Ortaya birkaç da kitap çıkmıştı. Fizyoloji üzerine kitaplar… Bunların hepsi Pavlov ‘un bilginin güç, bilimsel bilginin de en gerçek ve en büyük güç olduğuna inanmasıydı.

Kitabımıza göre Pavlov 26 Eylül 1849’da çiftin ilk çocukları olarak dünyaya gelmişti. Uzun zamandır ailesinin yaptığı görevi üstelenmek için o da papaz olma yolunda eğitim alıyordu. İki amcasının başına gelen olaylardan sonra, Özgürlükçü Çar’ın yaptığı değişikler ve Pisarev’in “Doğa bir katedral değil bir atölyedir.” Sloganına olan hayranlığı ile İvan da değişmişti. Çünkü bu çağ Herkesin düşünmeye, okumaya ve araştırmaya yöneldiği bir dönemdi.

Bir Tren yolculuğu ile St. Petersburg’a ulaşmasıyla İvan Pavlov ‘un hayatında yeni bir dönem başlıyordu. Yeni bir dünyaya adım atıyordu. Aklı Lewes ve Seçenov’da olduğu için uzmanlık alanını hayvan fizyolojisi olarak seçti. Az bir harçlığa sahip olduğu için öğrencilik yılları zor geçti. Hastalanıp ailesinin yanına döndü. Sonra kardeşi Dimitri ile geri okula döndü. İvan’a her konuda yardımcı oluyordu. Zaten İvan da üretken bir biçimde yaşamak ve çalışmak için buna gereksinim duyuyordu. Kendisi ile arasında çok fark bulunmayan hocası Tsion ve onun laboratuvarında çalışıyordu. Ellerini ustalıkla kullanabiliyordu. Öğrenci olmasına rağmen önemli raporlar sunuyordu. Hatta bir keresinde altın madalya bile kazanmış. Tsionun okuldan kovulması ile çalışma yerini ve hocasını kaybetmişti. Makaleleri istediği rağbeti görmüyordu. Bunalıma girmişti. Bu sırada yaşadığı 3 önemli olay sayesinde zaman onu daha iyi yerlere taşıdı. İlki ileride evleneceği kadın olan Serafima Vasilyevna Karçesvkaya ile tanışmıştı. O İvan’ın tersi olarak dindar bir kadındı. Pavlov bilim adamı olmanın ona doğru düzgün düşünmeyi sağladığına inanıyordu. Çocukları Vladimir’in ölümünden sonra çok az ücret aldığı ama talihini açacak bir işte çalıştı. Sergey Botkin’in kurduğu laboratuvarda araştırmaların sorumluluğu İvan Pavlov’a verildi. Böylece kendi araştırmaları için yararlanacak bir yer bulmuştu. Bu yıllarda ki bir diğer olumlu gelişme ise 2 yıl süren Batı Avrupa seyahatiydi. Buralarda daha verimli çalışıldığını gördü. Botkin’in laboratuvarında donanım yetersizliğinden dolayı zamanla hayal kırıklığına uğramaya başladı. Çünkü Pavlov’a göre incelemenin en iyi yolu akut ya da kronik deneyler yapılmasıydı.
1889’da yardımcısı ile yemek yediğinde, midedeki salgı bezlerinin mide sıvısı üretmesine neyin neden olduğunu araştırmak istediler. Ama bunu nasıl yapacaklardı? Pavlov ‘un bulduğu çözüm bir köpeğe mide fistülü yerleştirip Ösofagotomi yapmak oldu. Sonuçta hayvan yemek yeme hazzını duyar ama yedikleri midesine ulaşmaz. Bu sonuca kronik deney yoluyla ulaştılar. Pavlov ‘un sorunu ise bu hayvanların ameliyat sonrası iyileşmesi için gereken hijyenik ortamın olmamasıydı. Ama bu sorunu da bir zaman sonra çözüldü çünkü Prens kurduğu Deneysel Tıp Enstitüsü’ne Pavlov’u atadı. Alfred Nobel’in de yaptığı yardım ile burası iyice büyüdü. Artık burası İvan Pavlov’un Fizyoloji Fabrikası olmuştu. Burada kendisine birçok yardımcı bulabiliyordu. İstediği ortam da oluşmuştu. Bu deneyler süresinde birçok köpek gelip geçti. Pavlov’un en sevdiği köpeğe gelirsek hiç şüphe yok: Druzhok(küçük dost) adını taktığı köpektir. Bu köpeğin önemli olmasının sebebi zorlu bir ameliyattan sonra iyileşmiş olmasıdır. Bölünmüş mide sayesinde midedeki sindirim sürecini ilk kez bütün ayrıntılarıyla inceleme fırsatları olmuştu. Bu deney sonuçlarını incelediğimizde bir şeyi fark ediyoruz: Büyük bir hayal gücü…
Pavlov’un neden Fabrika terimini kullanmasına düşündüyseniz. Kitapta bu da açıklanıyor. Rusya o zamanlar da Sanayi devrimini yaşıyordu.

Pavlov artık kendini aşmıştı. Şimdi sırada yeni deneyleri için yeni bir ortama ihtiyaç vardı. Sessizlik Kuleleri… Her şey daha da iyiye giderken I. Dünya savaşı ile hayatı alt üst oldu. Sonra yeni yönetimin desteği ile bilime döndü. Hatta bilimin olduğu bilim köyü inşa edildi. Kendisine hediye edildi. Emekli olmak varken o ölünceye kadar çalışmalarına devam etti. Bilimsel buluşlarının yanı sıra bilime, kapsamlı bir bilimsel anlayış geliştirerek de katkıda bulunmuştur. 86 yaşında zatürre sonucu yaşamını yitirdi. O her şeyiyle farklı biriydi. O Dünya Fizyolojisinin prensiydi…

Üniversite de bir eğitim dersinde İvan Pavlov ve köpeği ile ilgili bir şeyler duyduğumu hatırlıyorum ama dikkatli dinlememişim. Aslında bu kitabı okumam bununla alakalı değil. Üniversitede ki fizik hocamızın sayesinde okudum. 118 sayfa ve 6 bölümden oluşan bilgilendirici bir kitap. Biyografik türünde olan bu eser akıcı bir anlatıma sahip. Sonunda zaman dizimine göre olaylara ve ufak bir sözlüğe yer verilmiş. Ayrıca kitap içinde ara ara fazladan genel kültür diyebileceğimiz bilgilere yer verilmiş.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 1.038 okur okudu.
  • 97 okur okuyor.
  • 2.018 okur okuyacak.
  • 65 okur yarım bıraktı.