Ender Gürol

Ender Gürol

YazarÇevirmen
8.0/10
162 Kişi
·
400
Okunma
·
0
Beğeni
·
708
Gösterim
Adı:
Ender Gürol
Tam adı:
Ahmet Ender Gürol
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 23 Mart 1931
1931’de İstanbul’da doğdu. Heybeliada İlkokulu ve St. Joseph’ten sonra İÜEF İngiliz, Amerikan ve Fransız filolojilerini bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. PEN Yazarlar Derneği üyesi. İlk çevirisi 1961’de yayımlanan W. Faulkner’in Kutsal Sığınak romanıdır. Çevirilerinde roman ve psikolojiye ağırlık verdi. A.H. Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü İngilizceye çevirdi. Dünya Edebiyatçıları Ansiklopedik Sözlüğü, Çağdaş İş Dünyası Sözlüğü hazırladı. Öyküler Betiği, Seçmeler (C.G. Jung), Analitik Psikoloji ve Jung adlı çalışmaları vardır.
İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların ''Tecrübe'' dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana ''Tecrübeli'' denir.
Freud, gülmeyi, toplum-karşıtı duyguları bastırmak için kullanılan enerjinin, toplumun, kısmen başka bir kılık altında izin vermesi üzerine, patlaması olarak görmüştür.
"Bir insan bir yere bakıyorsa, orada ilgilendiği bir şey vardır. Bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır."
Düşünebilen herkesin insan olması,insan olan herkesin düşünebildiği manasına gelmiyor ne yazık ki..
600 syf.
Üniversiteye ilk başladığım yıl bir arkadaşımın tavsiye etmesi üzerine okudum. Kitabın yazarı Kazancakis`in kiliseden afaroz edilmesine sebep olan kitabı. Çünkü Kazancakis bu kitabında hristiyanların iddia ettiği gibi tanrının oğlu olan İsa' yı değil insan olan İsa' yı anlatıyor. Tabi kendi kurgusuyla ki zaten sansasyonel olan tarafı bu. Kiliseden aforoz edilmesine sebep olan bu eser için, Kazancakis ölmeden önce "Bu kitabı yazmamın nedeni mücadele eden insana ulu bir örnek vermek isteyişimdir… Bu kitap mücadele eden herkesin itirafıdır. Yayınlamakla ödevimi yaptım: alabildiğine mücadele eden, hayatta çok acı çeken ve büyük ümitleri olan birinin ödevini" demiştir. Hristiyanların kabul ettiği dünyevi İsa hakkında sorgulayıcı bir eser...
600 syf.
Kazancakis'in yasaklatılıp toplatılan, Yunanistan Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edilen; ve olaylara herkesin aynı pencereden bakmasını isteyenlerin kin kustuğu eseri. Manevi, dini değil insani İsa kaleme alınarak peygamberlerin de dünyevi hayatı olduğuna dikkat çekilmiş. Yazar da zaten açıkça " Bu kitabı yazmamın nedeni mücadele eden insana ulu bir örnek vermek isteyişimdir. " demiştir.
Muhtemelen her dönem olay yaratmaya devam edecek olan kitaptır da aynı zamanda...
600 syf.
·4 günde·8/10
İşte efsane bir kitap daha! Bir hocamız onun metinleri için "Kazancakis'de zemin kaygandır," derdi. Her ne kadar kaygan zeminlerinde düşüp dursak, kendimizi yaralasak da Kazancakis'in bir dil dehası olduğu su götürmez bir gerçek. Uzun zamandır merak ettiğim kitaplardan biri olan "günaha son çağrı'yı" geçtiğimiz günlerde nihayet okudum. Bugüne kadar okuduğum Yunan yazarlarının sahip olduğu o şiirsel incelik, Nikos Kazancakis’in kaleminde de en güzel en tatli haliyle mevcut. Betimlemelerin ustalıkla işlendiği ve tümcelerin zihninize tatlı bir esinti gibi serpildiği bütün eserleri birbirinden güzel. Konusunu göz önüne almazsak akıcı ve sürükleyici dili, kitabı kolayca okumanızı sağlıyor. Okurken bir sürü not aldım çok keyifli bir okuma oldu benim için, size tavsiyem okuduğunuz kitabın kurgu olduğunu bilerek okursanız hiç rahatsız olmazsınız... şimdiden keyifli okumalar :)
Dostoyevski karakterlerinin anlam arayışı öyle derin ki, kitaplarından çıktıktan sonra insan bir süre kendisi dahil herkesin zayıf kurgu karakterler olduğu, kitaptakilerin gerçek olduğu hissiyle devam ediyor. Ya da etmek istiyor.
231 syf.
·8 günde·Puan vermedi
William Faulkner'ın 5. kitabı olan "Kutsal Sığınak", aslında yazarın para ihtiyacını karşılamak amacıyla yazdığı bir eser ve sevmediği bir eseri ayrıca. Çok fazla diyaloğa dayalı olarak Faulkner eserleri -dilimize çevrilmiş olanları- arasında farklı bir yerde duruyor, ancak Faulkner'ı Faulkner yapan şeyler bu kitapta da varlığını sürdürüyor.

Her şeyden önce birisi bu kitabı okuyup onu kronolojik bir şekilde anlatmaya kalksa, bunu yapması biraz zor olur, diyebiliriz. Yazarın zamanla olan takıntısını, onun anlarının art arda sıralanışı olmaktan çok sanki sadece var olması ve olayların akışından çok zihinlerde kendini belli edişini dile getirmeye kendisini vermesinden anlayabiliriz. Faulkner yarattığı karakterlerin başına neler geldiğini olayları rahatça anlayabileceğimiz bol ipucu ve mekân anlatımı, olayları art arda dizere okurun işini kolaylaştıracak bir yaklaşım ve tarz seçmek yerine, onun, o karakterin zihnindeki yansımalarıyla ilgileniyor, böylece anlardan anlara değil, zihinlerden zihinlere doğru koşuyor gibiyiz. Elbette" Kutsal Sığınak", "Döşeğimde Ölürken" ya da "Ses ve Öfke"deki gibi bir zihin akışı ile anlatmıyor hikâyesini, ama burada da o belirsizlik var, ve okurken anlayamamak kesinlikle olağan geliyor bana.

Yazarın ana temlerinden birisi olan ABD güneyindeki ırk istismarcılığı burada yine görülüyor. Kadınlar, siyahlar, kötülük dolu beyazlar ve adalet için çırpınan ama başarısız olan avukat Horace, genelevden mahkeme koridorlarına, siyah bir adamı üstelik hapisanede ateşe vererek ırklarının üstünlüğünü yaşayan beyazlara kadar her şeyde bir çürüme, kötülük gören yazarın 1930 senesinde dünyaya bakışını yansıtıyor ve bu bakışta kötümserlikten başka bir şey yok. Kitap yayımlandığında büyük bir tepki çekmiş ve yazarın adının duyulmasını sağlamış; düşünün ki "Kutsal Sığınak", "Ses ve Öfke" ve "Döşeğimde Ölürken"in tanınmasını sağlayan bir eser.

Kitabın ana karakterlerinden olan içi kötülük dolu Popeye aslında diğer karakterlerden farklı değil. Onun kötülüğü de benzer temli kitaplarda görebileceğimiz bir tarzda anlatılmıyor, kitabın son sayfalarında okuduğumuz hayat hikâyesi ise karakterin umursamadan karşıladığı nihayetine daha farklı bakmamızı da sağlamıyor. Faulkner sanki var olmadığını bildiği, bundan emin olduğu bir yerde bize kutsal bir sığınak olup olmadığını soruyor gibi; bunca kötülük, art niyet, adaletsizlik, şiddet ve çürümenin olduğu bir dünyada hepimizin, bütün iyilerin sığınabileceği bir sığınak var mı diye soruyor, ve olmadığını söylüyor. Popeye da diğer karakterler de bu olmayan sığınağın arayışına bir yerlerde son vermiş kişiler, hatta Popeye çoktan vazgeçmiş ve umursamıyor, hatta belki de, hayat hikâyesine bakarsak bunu aramayı düşünmemiş bile, ama Horace gibi adaleti temsil ettiğini düşünebileceğimiz bir karakter bile ne kadar zayıf kalıyor: ne zaman ne kötülük engellenemez, ve ikisi de el ele güzel olan her şeyin üzerinden ağır ağır geçerek gidiyorlar. Bu hep böyleydi, diyor belki de yazar.

Faulkner'ı tanımaya başlamak için kötülük dolu bu kitap güzel bir seçenek olabilir. İyimserlik ve güzellik yok Faulkner dünyasında. Bir nehre bakarak orada güneşin ışıklarını görmek ve mutluluk duymak yok. Her şey bozuluyor, çürüyor ve zaman her şeyi, her şeyi yok ediyor diye inleyen bir ses var.

Herkese iyi okumalar.
600 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
Nobel ödülünü kıl payı kaçıran ve bir zamanlar Osmanlı topraklarında yaşamış ünlü Yunan yazar Nikos Kazancakis'in tartışmalı romanı Günaha Son Çağrı, gerçekten insanı derinden etkileyen ve derslik olaylar anlatıyor. Kazancakis bu eseri yüzünden kilise tarafından aforoz edilmiştir. Okuyunca neden aforoz edildiğine bir anlam verememekle birlikte, o zamanın şartlarını göz önüne alırsak İsa'yı farklı şekilde anlatmış olması bazı papazların, kardinallerin zoruna gitmiş herhalde. Nikos Kazancakis esasında dinine bağlı koyu bir hristiyan, ancak bazı zaman ve durum şartları söylenmek istenenler ilgili yanlış anlamalara yol açabiliyor diyelim ve kitabın içeriğine geçelim. Kitap İsa'nın peygamber olup çarmıha gerilmesine kadar ki süreci hikayeleşmiş biçimde aktarıyor. İncil okuyor hissi vermekle birlikte, dilin sadeliği ve anlaşılırlığına kapıldığınız anda sizi İsrail topraklarında bir dünyayı kurtarma macerasına çekiyor adeta. İsa'nın peygamber oluşunu ve havarileriyle birlikte çarmıha kadarki sürecini akıcı bir dil ve masal havasında eğlenceli bir biçimde anlatılmasıyla, hristiyanlık tarihiyle ilgili birçok bilgi ve karakteri bize özümsetmekte kararlı bir havası var eserin. Hiçbir şekilde ne peygamberlerle, ne havarilerle, ne de dini kişiliklerle alay etme durumu yok. Sadece yazarımız bu olayları bize dümdüz, monoton ve sıkıcı bir anlatım yerine, karakterler içinde alternatif bir evren oluşturarak bol diyaloglu ve tasvirli bir şekilde aktarmayı tercih etmiş. Aslında anlatmak istenilen en önemli noktalardan biri; istediği kadar mucize yaratsın, ölümüne kutsallığa bürünmüş olsun herkes orada etten kemikten sıradan birer insan. Bir yandan da bu kişileri gözünüzde büyütüp ilahlaştırmayın mesajı aldım biraz. Havarilerin katılma süreçleri oldukça ilginç. Başı çok değişik, sonu oldukça acayip. Her bölüm bitiminde acaba İsa şimdi neler yapacak diye dizi izler gibi bekliyorsunuz. Geneli müslüman bir halkla yaşadığımızdan çok iyi bilmediğimiz hristiyanlık tarihi hakkında bilgi edinmek için güzel bir roman bana göre. Sayesinde İsrail topraklarını hafızama kazıdım gitsem kaybolmam herhalde. Romalıların acımasızlıkları da kitapta yer bulmakta. İsa'nın sürekli olarak kardeşlerim, sevgi, dünyanın sonu, Kudüs tapınağı gibi klişe sözlerine alıştıkça dışarıda biri söylese garipsemezsiniz. Ben beğendim gayet güzel bir kitap. Önyargı etmeden objektif olarak sadece okursanız zevk almanız mümkün. Merak etmeyin çarpılmazsınız. Hatta sizlere tavsiyem eseri okurken google açık bulunsun, eminim size yabancı gelecek birçok özel isim ve kelimeye bakma gereği duyacaksınız.
600 syf.
·Beğendi·9/10
Okuması ve edebiyatı çok zevkli kitap. Peygamber oluşu İsa üzerinden (ve birlikte) kurgusal şekilde ele alır. Gerçek İsa ile kurgusal içiçe geçer. Semavi bir baş kahraman, kutsal bir kişilik yerine İsa'nın insana dair yönleri, zaafları, duyguları ile ilerleyen bir peygamber oluş kitabı. Dolayısı ile kilise tarafından aforoz edilmiş bir kitap. Tabi daha fazla meşhur olmasından başka bir etki yapmamıştır.

Olayın ruhani, dini veya inançsal yanına taraf olmadan okunması ve mutlaka okunması gereken kitaptır. Kazancakis'in kendi kalemi ile aşağıda dediği gibi, mevzu daha başkadır.

"Bu kitabı yazmamın nedeni mücadele eden insana ulu bir örnek vermek isteyişimdir... Bu kitap mücadele eden herkesin itirafıdır....Bu kitap bir hayal hikâyesi değildir; mücadele eden herkesin itirafıdır."
600 syf.
·10/10
İsa'nın yaşamı ancak böyle etkileyici bir şekilde anlatılabilirdi.Kazancakis bu eserden sonra kilise tarafından aforoz edilmiştir .Kazancakis ise bu eserde kilisenin değil İsa'nın öğretilerini takip ettiğini bizlere göstermiştir.Bu eseri yazarken Kazancakis İsa ile birlikte onun acılarını çekmiş Golgota Tepesine çıkmış ve haça gerilmiştir.Tam anlamıyla İsa'yı kavramaya çalışmış ve onun hayatının sanki canlı bir şahidiymiş gibi bizlere olayları aktarmıştır.
600 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10
Bu roman İskender Pala'nın tarihi gerçekleri ve kurguyu harmanladığı romanlara BENZEMIYOR! Kurgu ağırlıklı ve tarihi gerçeklerle pek uyuşmuyor. Kurgunun önemli bir bölümüde rahatsız edici bence (diğer incelemelerde bu konu daha ayrıntılı ele alınmış). Bu doğrultuda okumak isteyen varsa okumalı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ender Gürol
Tam adı:
Ahmet Ender Gürol
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 23 Mart 1931
1931’de İstanbul’da doğdu. Heybeliada İlkokulu ve St. Joseph’ten sonra İÜEF İngiliz, Amerikan ve Fransız filolojilerini bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. PEN Yazarlar Derneği üyesi. İlk çevirisi 1961’de yayımlanan W. Faulkner’in Kutsal Sığınak romanıdır. Çevirilerinde roman ve psikolojiye ağırlık verdi. A.H. Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü İngilizceye çevirdi. Dünya Edebiyatçıları Ansiklopedik Sözlüğü, Çağdaş İş Dünyası Sözlüğü hazırladı. Öyküler Betiği, Seçmeler (C.G. Jung), Analitik Psikoloji ve Jung adlı çalışmaları vardır.

Yazar istatistikleri

  • 400 okur okudu.
  • 31 okur okuyor.
  • 593 okur okuyacak.
  • 19 okur yarım bıraktı.