Engin Sunar

Engin Sunar

Çevirmen
7.9/10
82 Kişi
·
246
Okunma
·
0
Beğeni
·
49
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
88 syf.
Bilimsel veya düşünsel metod geliştirmede kullanılabilecek akıl yürütme kurallarını, Descartes kuralın genel bir tanımı ve sonrasında detay ve örnekler içeren açıklamaları ile beraber sunmuş.
Herhangi bir konuda metod geliştirmiş olanlar veya bilimsel metodları takip etmiş olanlar hiç de yabancı olmadıkları, belki zaten kullandıkları tanıdık kurallarla karşılaşacaklar.
Bu kitabın üniversite eğitimini henüz bitirmiş olanlar veya akademisyen olmayı düşünenlere faydalı olacağını düşünüyorum.
Yalnız çeviri için başarılı diyemem. Anlam açısından sıkıntılar olduğu gibi Türkçe'nin kullanımı açısından da sıkıntılar var.
Olabiliyorsa orijinali tercih edilebilir.
80 syf.
·Beğendi·7/10
Kitap isminden ilk planda çıkardığınız anlamdan çok daha fazlasını içeriyor. Kapitalist dünyada 12 saate bulan çalışma saatlerinin, insanları düşünme, sanat yapma haklarından alıkoyduğunu biliyoruz. Peki makineleşmenin, robotik alanların çoğalmasına rağmen insanlar neden o kadar saatler çalışmaya mahkum oluyorlar? Bu çarpık düzen, marksist ideler aracılığıyla eleştiriye tabi tutuluyor. Kitap bir nevi kapitalizm eleştirisidir.
88 syf.
·Beğendi·10/10
2+4 muhasebe matematik bunları kesinlikle bilebiliriz.bütün filozofların söz ettiği akla ait doğrulardandır bu.peki ama akşam gün batımında bunu söylesek olur mu?ölürken bunları mı düşüneceğiz?hayır yaşarken aklımızı nasıl kullanacağız önemli olan soru .. Descartes hayranı olduğum zeki insanlardan tabi çoğu şeyde yanılıyor ama aklını kullanmayı çok iyi biliyor ..
136 syf.
·36 günde·9/10
Bizlerin filozofları yorumlamaya çalışırken içine düştüğü en büyük hata, onların insanlık adına yapmaya çalıştıkları reformları değil de kendilerinin yaşantısını ve inançlarını daha çok dikkate almamızdır bana kalırsa. Bir düşünürü, bize karşıt bir fikre sahip olduğu için dışlamaya, hatta ötekileştirmeye çalışmanın kendisi de aslında bir düşünceyi zorla kabul ettirme çabasıdır. Kişi karşıt olan düşünceyi yok saymaya çalışarak kendi düşüncesini daimi kılmaya çabalar aslında bu davranışı ile bir yandan da. İşin acı tarafı karşıt düşünceyi yok saymaya çalışan kişi kendisinin doğru bir şey yaptığını, insanlığa zararlı olacak bir düşünceyi filizlenmeden, harmanlanmadan yok ettiğini sanmasıdır. Bu, eğer büyük mecralar tarafından yapılırsa insanın özgürlük haklarını ihlal eden bir eylem halini alır. Şunu önemle vurgulamalıyız ki, karşıt bir düşünceyi yok saymak, o düşünceyi yenen şey değildir. İnsanlar karşıt düşünceleri yok saydığında zafer kazandıklarını düşünürler ama aslında insanlığa kaybettirdikleri bilgi birikiminin farkında bile değillerdir. Size bu konuda kendi yaşantımdan naçizane bir kesit sunmak istiyorum. Bundan aşağı yukarı dört sene önce kitaplığımda sahaftan satın almış olduğum, İlya Yayınları'ndan, F. Nietzsche - İyinin ve Kötünün Ötesinde eseri bulunuyordu. Evimize gelen misafirlerden biri kitaplıkta bu kitabı gördüğünde bana demişti ki, "aaa Nietzsche mi okuyorsun sen, okuma aklını karıştırır". Özellikle onun bu söylediği sözden sonra kitap öncekinden daha da fazla dikkatimi çekmeye başladı ve başladım okumaya. Okudum okudum, herhangi bir delirme ya da olumsuz anlamda kullanılan kafa karışıklığı yaşamadım. Sonradan öğrendim ki, bu yorumu o kişiye yaptıran şey kendi kardeşinin -ona göre- Nietzsche okuyarak din tercihini değiştirmesi olmuştu. Yani onun aklında kalan şey bu olaydan sonra şu veya benzeri bir düşünce olmuştu: Nietzsche insanları dinsiz yapar ve akıllarını karıştırır, hatta kafayı yedirtir.

Eserimizin belki Nietzsche ile bir ilgisi yok ama yine de bu konunun eserle bütünsel olarak ilgili olduğunu düşünüyorum. Üstte bahsettiğimiz algı, felsefe üzerinde çok büyük yanlış anlaşılmalara ve ön yargılara yol açmıştır. Öncelikle kişi o denli tarafsız olmaya çabalamalı ki, bir filozofun bir-iki tane en bilindik eserini okuyup onu hemen tüm benliğiyle desteklememelidir. Bu açıdan baktığımızda felsefe bir heves, hayranlık işi değildir. Siz bir akıma katkı sağlamış bir filozofun en bilindik eserini okuduğunuzda eğer hayranlık duygusunun aşırı büyümesine izin verirseniz, tüm o akımın, hatta felsefe dünyasının o isimden ibaret olduğu kanısına varırsınız. Bu da tarafsız bakma konusunda olağanüstü olumsuz etkenlerden sadece birisidir aslında. Bu açıdan, eğer bir din-inanç arayışımız bile varsa bunu tek tük eserlere bakarak değil, çok kapsamlı bir araştırma ile sürdürmeliyiz. Bu tıpkı, Komünist Manifesto incelememde bahsettiğim şeye benziyor. Karl Marx hakkında pek fazla bilgi sahibi olmamama rağmen ondan bahseden insanlardan sürekli olarak duyduğum şey şu gibi ya da benzeri cümlelerdi: "Marx zaten din afyondur demiş" ya da "ne demiş Marx, din afyondur". Marx yalnızca bu cümleden ibaret olabilir miydi? Belki de cevap evetti onlara göre, tıpkı üstte sözünü ettiğim kişi için Nietzsche'nin de insanları dinsiz yapan, aklını karıştıran biri olması gibi. Bu insanlar Marx'ın onlarca eserinden kaç tanesini okumuştu ya da bu sözü mesela bir 'felsefi sözler sayfasında' falan mı görmüştü? Eksiğimiz, hem bilgi konusundaki yoksunluğumuza rağmen bunu itiraf edemememiz hem de her türlü bize göre yeni düşünceye aşırı bir şekilde hayranlık duymamız. Bu bağlamda, Thomas Bernhard'ın Eski Ustalar'ından da çok güzel bir kesit geliyor aklıma. Orada, büyük eserlere aşırı hayranlık duymanın onlara mantıksal ve soğukkanlı yaklaşmamızı önleyen bir numaralı etken olduğundan söz ediyordu. Hayranlık iyidir, ama o da kararında olmalıdır.

Filozoflara elimizden geldiğince, en mantıksal ve tarafsız bir şekilde yaklaşmak bize daha büyük bir bilgi birikimine ulaşmayı olanaklı kılar. Hatta her filozofta yeni bir insan olabilmelidir insan. Belki düşünsel açıdan sıfırda olan biri gibi değil ama kendi düşüncelerinin keskin kenarlarını en azından biraz olsun körelterek. Bu sayede hem yeni ufuklara yeni gözler ardından bakabilme imkanı elde ederiz, hem de kendi şahsi, keskin kenarlarını körelttiğimiz düşüncelerimiz daha sağlam hale gelecekse bile bu kat be kat daha fazla olur. Descartes'a bu eserinde bunun gibi ya da buna benzer bir şekilde yaklaşmaya çalıştım. Kendi şahsi düşüncelerimin keskin kenarlarını, kenarların kendisinin kaybolmayacağı ölçüde körelttim ve bundan sonra başladım eseri okumaya ve analiz etmeye. Özellikle de hepimizin Descartes denildiğinde ilk aklımıza gelen şey olan "düşünüyorum o halde varım" klişesini bir kenara bırakarak.

Descartes'ın sevdiğim bir yönü her şeyi baştan yapmaya kalkışmasıdır. Yani tüm sorgulamaları ve felsefi çıkarımları en temel şeylerden yola çıkarak karmaşıklaştırır. En baştan başlar her şeye; varlıktan. Komplike, karmaşık bir düşünceye direkt olarak ortadan girmiş olmaz bu yüzden de. Çünkü Descartes başka bir deyişle kendisinden önce inşa edilmiş olan temellere güvenmez; o, sürekli kendi temelini oluşturur. Bu temelde bir ana gövde oluşturur. Bu ana gövde de gerçekten kendisine ana gövde denilesi ölçüde incelikle düşünülmüş bir temeldir. Şimdiye kadar olanın üzerine inşa edilmemelidir ona göre bilgi. Gerçeği arayan birey, tüm tarihi elinden geldiğince tekrar gözden geçirip sıfırdan bir inşaata başlamalıdır. Bilginin kaynağı ona göre akıldır. Bu yüzden de düşünme kavramını çokca açığa çıkarır kendisi. Eğer az önce bahsettiğimiz inşaat hatalı olmuşsa bunun sorumlusu akıl değildir. Descartes aklı suçlamaz. Ona göre bu noktada sorun akıl değil, doğru bilgiyi edinmeyi sağlayacak yöntemin ya bulunmaması ya da doğru bir şekilde uygulanamamış olmasıdır. Yine bu yüzden de 'yöntemler' dediğimiz kavram Descartes için mühim bir yer tutar. Çünkü dünyada bilgiye ulaşmak isteyen kişi için asıl gerekli olan şey budur. Doğru yöntemi doğru bir şekilde kullanabilmek. Tarihteki dahi olarak adlandırdığımız insanların tümü doğru yöntemi doğru olarak kullanabilmiş insanlardır. Belki de bunun için ileri bir zekaya, doğru yöntem kadar çok ihtiyaç yoktur. Sonuçta o dahiler de sizin benim gibi insanlardı. O halde neden onlara sürekli olağanüstü bir hayranlık duyarız ki? Onlar da bizler gibi birer insan olduğuna göre onlar gibi olamamamızı sağlayan tek şey doğru yöntemi (henüz) göremiyor oluşumuzdur.

Düşünüyorum öyleyse varım kanısı kuşkuculuk temel alınarak ulaşılmış bir kanıdır. Çünkü Descartes'a göre eğer var olmasaydık kuşku duyamazdık. Sorgulayabilmek zaten varlığımızı haklı çıkaran bir olgudur. Hatta "düşünüyorum o halde varım" kanısını iddia edebilmek bile varlığımızı dolaylı yoldan kesinleştirir. Ama bu "dolaylı yoldan" tabirime takılmayın. Descartes kendi ulaştığı düşüncelerinde bile o denli kuşkucudur ki, asıl doğruya ulaşmak için erişilmesi gereken kuşkuculuğa önemli bir ölçüde yaklaşabilmiştir bana göre. Bu açıdan baktığımızda eserin kendisi olan Meditasyonlar, Descartes'i ikna etmiş düşüncelerin dayandırılması değil, sanki "bakalım beni ikna eden düşünceler bir kez daha beni ve bu eseri okuyacak olanları da ikna edecek mi" denmiş gibi bir deneydir aslında. Bu yüzden de Descartes'da "işte benim düşüncem bu, sonuçları da bu, ulaştığım şeyler de bu" tarzından sert açıklamalara rastlanmaz. Sürekli bir kuşkuculuk devinimi halindedir Descartes. Gerek ulaştığı şeyleri yeniden doğrulamak için çeşitli kanıtlama deneylerine girişir ve bunu okuyucu ile birlikte yapar gerekse de her şeyi bozup tekrar tekrar kendini tekrarlamak uğruna en başa bile döner.

Üstte bahsettiğimiz her şeyi baştan gözden geçirme girişimi için belirli bir olgunluk da beklenmemelidir Descartes'a göre. Aksi takdirde bu olgunluk beklenecek olursa, ihtiyarlık dönemimize dek beklememiz gerekir. Yaşlılıkta, şimdiki zihin faaliyetimizi sürdürebileceğimiz ne malum, öyle değil mi? En iyisi, zihinsel faaliyetimiz, şimdiki, hızlı zamanlarında iken her türlü çok emek gerektiren zihinsel faaliyetlere girişmekten çekinmemektir. Hatta ve hatta bu fikir ilk akla geldiğince çalışmalara başlanmalıdır der Descartes. Her şeyin yıkılması ve baştan inşası. Gözümüzü korkutarak harcadığımız zamanı buna harcasaydık şayet çok büyük yol kat etmiş olurduk. Descartes bilmediği şeyleri de yok etmeye çalışmaz. Ancak bildiği şeyler hakkında hüküm verebileceğini ifade eder. Bildiği şeyler de henüz bilmemiş olduğu şeylerin varlığını yok etmez ona göre. Bu açıdan baktığımızda bildiğimiz şeyleri nasıl bildiğimiz üzerine yoğunlaşır bu kez de. Mesela cisimleri tahayyül etme yetimizle, duygularımızla değil de özümüzde var olan anlama yetimizle algılarız ona göre. Yine bu şeyleri görerek ve dokunarak değil de yine düşünerek algılarız. Bir balmumunun önceki haline bakıp sonra onu eritsek, eritilmiş halinin de bir balmumu olduğu sonucuna zihnimizin algılaması sonucunda ulaşırız. Bu bağlamda zihinsel algılama diğer algılama türlerinin önüne geçmektedir. İlk başta ve en önde her zaman bir zihinsel algılama mevcuttur. Diğer algılama türleri bu zihinsel algılamaya katkı sağlayan yan türler olarak kalır. Bu kez yine geriye döner Descartes bir anda; yıkar temeli yeniden, bu olgunun bizim varlığımızı da yeniden kanıtladığını söyler. Eğer zihnimizde oluşan bir algılama ile bizden başka varlıkların mevcudiyetlerini kesinleştirebiliyorsak şayet o zaman bizim varlığımız da kesinleşir. Başka şeyler var diyebilen; "'var'laştırabilen" bir varlık otomatikman kendisini de "'var'laştırmış" olur.

Düşünen bir varlık olduğumuzu kesin hale getirdikten sonra soru şuraya da gelebilir: Peki bu kesinliği nereden biliyoruz? Bunun peşinden gidecek olursak, ilk bilgiye gerçek olmama ihtimalini veririz, ulaşmak istediğiniz şey de ne olursa olsun gerçek olmaya yetkin değildir. Bu yüzden bu konuda genel bir kural oluşturabilmek mümkündür. Yani, çok açık bir biçimde algıladığımız şeylerin tümü gerçektir şeklinde genel bir kural, bu sayede oluşturulabilir. İdelerin kaynağını da sorgular Descartes. İdelerin kaynağı dış dünya mıdır yoksa idelerin var olması bize mi bağlıdır? Buradan Tanrı idesine ulaşır; daha mükemmel olanın idesine daha düşükte olan biri tarafından tasarlanamaz ona kalırsa. Buradan da Tanrı idesinin yine ondan geldiğini savunur. Bu açıdan Tanrı idesini diğer idelerden ayırır. Çünkü Tanrı idesine bireyden kaynaklanmayan tek idedir.

Eser genel olarak felsefi eserlerde genel olarak aşina olduğumuz dikkat isteyen bir dile sahip. Okur, dikkatini tam olarak verebilmeli. Ayrıca eserde ilk bölümlerde tüm meditasyonların özeti verilir. Mesela ikinci meditasyonda ifade edilecek şeyler önceden kısaltılmış biçimde önden tanıtılır. Bu tanıtma olgusu eserde önemli bir yer tutar aslında. Çünkü bu ilk tanıtma zihnimizde mesela ikinci meditasyon için kurulacak olan inşaatın temelini en baştan atar bile. Bu açıdan çok aşırı karışık bir eser de değildir Meditasyonlar. Bu da onun okunabilirliğini artırıp, çoğu insan için onu okunası kılar. Descartes'ın klişe, herkesin bildiği sözlerinden fazlasını öğrenmek istiyorsanız, onun bu eseri başlangıç için ideal olacaktır bana kalırsa.
88 syf.
·9/10
Bilimi tamamlamak için amacımıza kesintisiz ve düzenli bir düşünce hareketiyle bağlı olan tüm konuları baştan sona incelemek, sonra da yöntemli bir sıralama içinde bunların dökümünü incelemek ve yapmak için; Aklın Yönetimi Için Kurallar okumak lazım. Modern Felsefenin babası olan Descartes'i okumak için lütfen vaktinizi ayırın. Kitabı okumuş biri olarak küçük bir tavsiye, kitabı okumaya başladığınız zaman zihnininiz en canlı olduğu bir vakitte okumaya başlayın.
144 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
.
.
.
Bir çocuğun renkleri nasıl elinden alınır.
Hayata nasıl küstürülür..
Her gün malesef ki görüyoruz, izliyoruz, duyuyoruz, dinliyoruz..
Birde okuyun..!
.
Çocuk sahibi olmanın doğurmakla bitmediğini,
Terbiyenin cezalar yatılı okullarla olmadığını,
Anne-baba olmanın çocuk sahibi olmakla olmadığını ..!!
.
Çocuklarınızı izleyin, dinleyin, konuşun.. Özellikle anneler..!
.
Bir çocuk tepki vermediğinde konuşmadığında uslu duran sakin çocuk değildir.
Duyguları, kişiliği bastırılmış, susturulmuştur..!
.
Unutmayın bugünün çocuğu yarının büyüğü bir nesil yetiştirip; dünya oluşturuyorsunuz...
Çocuk diyip geçmeyin...!!
.
Yazacak o kadar çok şey varki;
Şimdi diyeceksiniz bekarsın olmadan konuşmak kolay tabi..!
.
Sadece arka kapak yazısını yazıyorum, yorumu size bırakıyorum. .
Küçücük bir bedenin dünyasının nasıl yok edildiğini görün..
.
" Masanın üstünde anne. Yemek yediğimiz masanın üstünde. Bütün pislikler masada çıkıyordu anne, sen alışverişini yaparken, 'Arala bacaklarını,' derdi babam, ' Rahibeler duadan başka ne öğrettiler?'. Ve sen çarşıda gün geçtikçe daha çok zaman harcadığından, bir pazar, mutfak masasının üzerinde en büyük aralamayı yaptım. Yürüyüşümün değiştiğini fark etmemiştin bile. Bana bakmıyordun artık. Gerçekte, bütün gerçeği sana bugün söylesem neye yarardı? Bir çocuğun dilinden anlamasını bilmediğine göre. Körsün. Bana vurduğunda gözlerinin içinde bunu görebiliyordum. Bunun için bakışlarımı indirmemi istiyordun.
... Babam neden bunu yapıyor? Annem neden izin veriyor? Sanki tahtaya şunları yazsam ne olur? ' Babam oramı elliyor. Sınıfta kaç kişinin oraları artık kendilerine ait değil?"
.
.
.
#PamukPrensesinÖlümü
#JeanneCordelier
#SelYayıncılık

#PisElleriniziÇekinÇocuklarınÜstünden #Çocukİstismarı #YasaklıKitap #GerçekYaşam #Kitap #KitapYorumu #Kitaplığım #Kitaplarım #KitapAşkı #KitapOkuyorum #TavsiyeKitap #KitapÖnerisi #KitapKurdu #İnstabook #İnstaKitap #Bookstagram #Bookday #Bookphoto #books #OkumakIptiladır #AralıkAyı #AralıkKitabı
#HümeyranınKütüphanesi
496 syf.
·Beğendi·6/10
Osho kendi üslubu ile çok çeşitli meditasyon türlerini paylaşmakta. Meditasyon ilginizi çekiyorsa okumanızda yarar olacaktır. Dünyanın çeşitli yörelerinden alternatif yöntemleri bir arada bulacak, bu alanda fazla zaman kaybetmeden detaylı bir araştırma yapmış olacaksınız.
224 syf.
·3 günde·10/10
Camille ve Madeleine'in ydünyasınw ve aldikları zıt iki egitiminin,yetiştirilmesi anlayısını okudugumuz,bol diyologlu bir kitap.Bir insanı yetişmenin ne kadar önemli gösteren bir kitap.Tavsiye ederim.Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 246 okur okudu.
  • 15 okur okuyor.
  • 257 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.