Şöyle der Gazali: “Bir insan yüz yıl ilim edinse ve bin kitap okusa bile, bildiklerini yapmadıkça Yüce Allah’ın merhametini kazanamaz”… Kurtuluş için bilinenlerin hayata geçirilmesi gerekir.
Hadise göre, Allah, dostlarını 'çocuğun bir şeye içinin gitmesi gibi beni sevmek için can atanlar' diye tarif eder. Gazâlî bunu biraz daha açar ve şöyle der:
'Çocuk kalbini bir şeye bağlarsa ondan ayrılmaz. Elinden alınırsa, kendisine verilinceye kadar ağlar, feryâd ü figân eyler. Uykuya yatarken onu beraberine alır. Uyandığı vakit hemen onu arar ve ona sarılır. Ondan ayrılınca ağlar, bulduğu vakit sevincinden güler. Onu, ondan almak isteyene kızar. Onu kendisine verene sevinir.'
Gazali aradan on yıl kadar geçtikten sonra yaşadıklarını anlatırken, geçirdiği bunalımın nedeninin genç bir adam olarak kendisine ıstırap veren şüphe değil, daha yıkıcı bir şey olduğunu söyledi:
Hakikati bulmuş ama hayata geçirememişti. Hakikatin kendisi ciddi şekilde felce uğratmıştı onu.
- " (…) Temelde şüpheci bir duruşu vardır, ancak bu şüphe imanın hakikatlerine değil, felsefecilerin kendinden emin kesinliklerine yöneliktir..."
- " Gazâli’nin amacı kendinden emin varsayımları altüst etmek, düşünce tembelliğini yenmek, konformizmi kırmaktır..."
Mutasavvıflar daha ilk günlerden itibaren yolun önündeki en büyük engelin insanın nefsi olduğunu fark etmişlerdi; içimizde bir düşman barındırıyoruz. Gazalî de “Bilmiş ol ki, en büyük düşmanın seni kuşatan, iki omzun arasındaki nefsindir.” diyerek bu geleneğe atıfta bulunur.