Ertuğrul Önalp

Ertuğrul Önalp

YazarÇevirmen
8.2/10
50 Kişi
·
117
Okunma
·
0
Beğeni
·
37
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Kitabın ismini ilk duyduğumda ne biçim isim bu, böyle antin kuntin isim mi olur dedim. Sonra konusu ilginç geldi ve kendisi bir ücretsiz kargo tamamlama kitabı olarak elime düşmüş oldu.

Kitap PİKARESK ROMAN (Novela pikaresk) denilen bir anlatı türünün ilk örneği. 1554'te isimsiz yazılmış, iyiki de öyle yapılmış çünkü engizisyon mahkemesi hemen kara listeye almış kitabı.

Kitabın içeriğine gelirsek, Lazarillo isimli kahramanın çocukluğundan başlayıp devam eden; kendisinin, ailesinin ve İspanya'nın içinde bulunduğu açlık ve sefalet, bozuk düzen kahramanın bakış açısından anlatılır.

Küçük yaşta annesinden ayrılarak pek çok efendinin hizmetinde bulunur. Her bir efendiden hayat hakkında pek çok tecrübe edinir. Tecrübe dediysem bu efendiler hiç de öyle dürüst, soylu, iyi insanlar değillerdir. Lazarillo günlerinin büyük çoğunluğunu aç geçirir. Efendileri yiyeceklerini onunla paylaşmaktan hep kaçınırlar ve bir yerden sonra açlık kahramanımızın kafasının zehir gibi işlemesine neden olur. Efendi ondan yemek sakındıkça, o türlü türlü kurnazlıklar sonucu efendiden yemek çalıp karnını doyurmayı başarır. Bir seferinde hizmetinde olduğu papaz her gün çok yemek yemenin günah olduğunu vaaz edip onu aç bırakırken (az yemek vermek değil, hiç yemek vermemek) kendisi tıka basa yer örneğin. 1500'lerden günümüze de çok az değişmiş sanki. Hala yönetenler ve erk sahibi din adamları aynı şekilde davranmaya devam ediyorlar diyebiliriz. ( İlla örnek göster diyen olursa uzaklarda aramayıp, Ramazan ayında her akşam her kanalda aza kanaat edin diye vaaz verip, bize bu sözleri söyleyebilmek için kanaldan milyarlar alan ilahiyatçılara baksın.)

Velhasıl kelam Lazarillo böyle bir yudum ekmek için günlerce bekleyerek, sırtından sopa eksik olmayarak o efendi bu efendi gezip dini sömüren, günahlarının affedileceğini garanti eden belge satan üçkağıtçılarla, günümüzde üfürükçü, büyücü diye tabir ettiğimiz tiplerle, ahlaksız papazlarla büyür ve en sonunda şansı yaver giderek devlet kapısında iş bulur ve onca düzenbazdan öğrendiği tüm şeylerin de yardımıyla çarkın dişlilerinden birisi olur.

Kısa ama akıcı, bol bol ahlaki çöküntüyü hicveden bir eser. Benim gibi, antin kuntin ismi var deyip de okumamazlık etmeyin. :)
Saramago'nun ilk romanı, belki de manifestosunun eskizi! H. adındaki bir portre ressamı, sanatsal ve düşünsel olarak yeni bir döneme girer ve yaptığı resimler artık onu tatmin etmemeye başlar. Bu sırada, birkaç yıl önce (Faşist rejimin hüküm sürdüğü günlerde) İtalya'ya yaptığı sanat yolculuğunu yazmaya karar verir. Bu gezide H. ile omuz omuza seyahat eden bizleri, biraz hızlı ve spesifik eserleri içeren bir sanat yolculuğu bekliyor. Çevirmenlerden kaynaklı olabilecek bazı tutukluklar başta biraz zorlasa da, ilerleyen satırlarda yazar her zamanki gibi okurunu avcunun içine alıyor. Saramago'nun dünyasında derinlere inmek isteyenlere tavsiye ederim. =)
Galeano'nun Gölgede ve Güneşte Futbol'unu yıllar önce okumuştum. Notlarıma baktığım zaman, bundan 13 sene önce şunları yazdığımı gördüm.

"Bir radyo spikeri dinleyicinin stadyumdaki beş duyu organıdır adeta. Hiç görülmeyen pozisyonlar spikerin ifadelerine göre yorumlanır, kimin iyi, kimin kötü oynadığı o anda anlaşılır; ofsaytlar, penaltılar anında karara bağlanır, yenilen golde kimin hata yaptığı, atılan golün nasıl olduğu şıp diye anlaşılır. Ve bütün bunlara elinden geldiğince tarafsız konuşmasına rağmen spiker sebep olur.

“Acaba radyo spikerleri sadece bizim ülkemizde mi böyledir?” diyordum. Yoksa futbol kültürünün benzer şekilde yayıldığı diğer yerlerde de durum aynı mıydı? Bu sorumun cevabını Eduardo Galeano’dan aldım. Uruguaylı yazar “Gölgede ve Güneşte Futbol” isimli kitabının bir bölümünde bakın ülkesindeki futbol spikerlerini nasıl anlatıyor;
“Bundan sonra sözü spikerler alır. Televizyondakiler maçın görüntülerine eşlik ederler;ama hep arka planda kalmaya mahkumdurlar. Radyodakiler ise kalp hastaları için oldukça tehlikelidirler. Bunlar müthiş bir heyecan kasırgası estirirler ve süratlerine ne top ne de oyuncular yetişebilir. Baş döndürücü bir hızla, seyredilenle çok da ilgisi olmayan bir maç anlatırlar. Bu sözcük sağanağında,bulutlara doğru giden bir şutun direği yalayarak auta çıktığını duyarız,ya da direkleri arasında örümceklerin ağ kurduğu,kalecinin esnemekte olduğu kalede her an bir gol olabileceğini işitiriz.”

Hasılı,futbol hemen her yerde aynıdır. Tepkiler, sevinçler, hüzünler, formalar, adamlar, tribünler, tezahüratlar,benzetmeler,yorumlar hep aynı…

Belki de bunun için futbol,dünyanın en gözde sporu…"
Sitede bu kitabı okuyan 39 kişiden sadece 7'si kadın. Bana inanın güzel hanımlar kitap size offside'ı anlatmıyor. Gel gelelim ben kitabı nasıl okumaya karar verdim. Bundan önce Hikaye Avcısı'nı okuyordum. Ne yazık ki bu kitap Galeano'nun son kitabı. Ölmeden önce kitapları hakkında yazdığı birkaç notu da kitabın sonuna iliştiri vermişler. Yazar Gölgede ve Güneşte Futbol için şu cümleyi kurmuş: "Okuma fanatiklerinin futbol korkularını, futbol fanatiklerinin okuma korkularını yenmelerine yardımcı olmak istedim."
Bunun işe yarayıp yaramadığını bilemiyorum. Fakat kendim için şunu söyleyebilirim. Ben küçükken falanca takımı tutan bir çocuktum, babasıyla büyüyen bir kız çocuğu olarak kritik maçları evde babamla izlerdim. Bir gün bu kritik maçların birinin sonucunda bir haber yayınlandı ve taraftarların ölüm haberleri gazetelerde ve televizyonlarda günlerce gösterildi. O günden 2002 yılına kadar futbol maçı izlemek benim için bir travma haline geldi. Çünkü bu sporu en azından ülkemiz için çok vahşice buluyordum kaldı ki İngiltere ve İspanya gibi ülkeler bu tezimi futbol geçmişleriyle doğruluyordu ve babam bu yıla kadar arkadaşlarının evinde "kritik maçları" izliyordu. Daha sonra 2002 yılında Türkiye Dünya Kupası'nda 3. oldu. Ülke panayır yerine döndü, insanlar sokaklara çıkıp takımın zaferini tüm gece kutladı. O günden sonra sadece Dünya Kupası'nı izlemeye karar verdim. 2006 yılı biraz sıkıcı geçmişti. Bu senelerde futbol çoktan politik bir hal almıştı. Bir süre daha izlemedim. 2014 Dünya Kupası benim için milat oldu. Hollanda'yı tutuyordum. Penaltısız biten maç sayısı o kadar azdı ki, hepimiz maçların penaltılara kalması için dualar ediyorduk. Üzerimde Adidas'tan aldığım turuncu t-shirt'üm ellerimi yumruk yapmış, Arjantin maçını izliyordum. Kalede Krul'u oynatmak yerine Cillessen'ı oynatmışlardı. Adamın penaltılarda yediği golleri gidip ona yedirmek istedim. Brezilyalı kupaya sarılan amcayı ve onu Alman taraftara verişini gören birçok izleyici eminim bu adam kendi ülkesinin vatandaşıymış gibi üzülmüştür.
Hollanda ve Rusya'yı çok seven bir birey olarak 2018 Dünya Kupası'nın Rusya'da yapılacağını duyunca havalara uçtum, ama bilet fiyatlarından mütevellit gitmek nasip olmadı. Maçları izlediğimde iyi ki gitmemişim dedim. Fransa'nın yaptıklarını gördükçe evdeki kedimle beraber tüylerimizi kabartıyor, sinirden ölüyorduk.
Dünya Kupası süresi boyunca evde sadece maçlar üzerine konuştuk, çalışırken mola saatlerimde gündüz maçlarının bir kısmını izleyebildim.
Bu dünyayı etkileyen spor, en azından kısa bir süreliğine de olsa benim kafamı kendisiyle meşgul ediyor. Açıkçası tarihini öğrenmekte bir o kadar tatmin ediyor.
İlk başlarda Galeano sürekli Latin Amerika'dan ve kulüplerinden söz ediyor. Ben de şöyle bir şüphe uyandırdı: "Çok mu kafatasçı bu herif?" Ama sonrasında maçların sonuçlarına ve atılan gollere baktığımda Latin Amerika kendinden bu kadar söz ettirmeyi hak ediyor.
Uluslararası bir spor olmasına rağmen kadın nüfusu ne yazık ki erkeklerle eşit oranda bu spora ilgi duymuyor. Benim kafam da ise futbol en azından dört senedir bir yapılan turnuvalarıyla birçok insanı bir araya getirerek, geçmişlerini unutmasını sağlıyor.
Galeano kitabında her Dünya Kuppası'nı ayrı bir başlık altında işlemiş ve her önemli olayı bir alt başlıkta toplamış. Ana başlıklar altında dönemin sosyal, politik, dini ve daha birçok olayını anlatmış. Sömürgeciliğin özellikle, tekrar ve tekrar altını çizmeyi unutmamış. Gene google açık bir şekilde okuduğum ve kültürlenerek keyif aldığım bir kitap oldu.
Umarım okursunuz güzel kadınlar ve bir takım adamlar.
16. yüzyılda yazılmış bir roman için sade ve akıcı bir dili var.
Küçük kahramanımız Lázaro'nun ve annesinin çektiği maddi sıkıntılardan dolayı birbirlerinden ayrılmak zorunda kalışı, akabinde Lázaro'nun hayatta kalabilmek için kendine hizmetinde çalışabilecek bir 'efendi' arayış çabaları anlatılıyor.
Bulduğu 'efendilerinden' çektiği sıkıntılar, aç kalmamak adına yaptığı katakulliler Lázaro'yu keskin zekâlı yapıyor.
Ana kurgunun yanında halklar sefalet içinde kıvranırken kilisenin ve din adamlarının bolluk içinde olması hicvedilmiş.
Yazarların her kitabı severek okunur mu bilmiyorum ama ben ''Körlük,Görmek,Ölüm bir varmış yokmuş'' gibi severek okumadım bu sefer. H. isminde işinde çok iyi olmayan portre ressamının S. adlı iş adamının portesini yapmaya başlaması ile,Adelina adlı yatak arkadaşı olan,sonrasında S. nin sekreteri Olga ile ateşli aşk anlarını ayrıntılı anlatttığı,tarihteki ressamlardan örnek veren,Roma ve yunan mitolojisindeki olaylar ve o döneme ait eserlerden alıntı yapan,çok sıklıkla cümlerlelerinde açıklama gereği olarak parantezlerin olduğu bir kitap. S. nın portesinden sonra yazı yazmaya başlayıp İtalya'ya uzanan arkadaşının tutuklanıp sonrasında Salazar döneminin sonra ermesine kadar geçen süreyi siyaset cinsellik ve resim bakış açısından anlatan bir kitap
Uruguaylı yazarın futbol üzerine yazmış olduğu cok güzel bir deneme kitabı. 2018 Dünya Kupasının başlamış oldugu bu günlerde bu kitabı okumuş olmam da çok güzel bir tesadüf oldu. Kitabın başlığı bile futbolun sadece bir oyun olmadığı Gölgede (futbolun karanlik yüzü) ve Güneşte (futbolun güzel tarafları ) Futbol açıklar nitelikte akıllıca seçilmiş. Kitabın içeriği 1930 dan 2010 yılına kadar oynanan Dünya Kupaları o dönemlerin içinde yaşanan güncel olay hatirlatmaları ve futbola dair bilinen ve bilinmeyen isimleri ve onlarin hikayelerini barındıran bir kitap. Kitabı okurken 1962 Dünya Kupasından bu yana her kupa döneminin güncel olaylarının satır aralarına sıkıştırdığı "Miami'deki güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgilere göre Fidel Castro'nun devrilmesi an meselesiydi." Cümlesi yazarın Fidel Castro hayranlığı yanında Abd'ye yapılan sağlam bir göndermeydi. Son olarak futbol u seviyorsanız ve dönemin güncel olaylarını merak ediyorsanız bu kitap tam size göre iyi okumalar...
Nerdeyse her Uruguay'li gibi büyük bir futbol tutkunu olan usta yazar Eduardo Galeano'nun futbol severleri bir hayli sevindiren bu kitabi guzel bir deneyimdi. Futbolculari,taraftari,sahalari,hakemleri, anteranorleri demem o ki futbola dair ne varsa anlatan galeano kapitalist duzeni elestirmekten de geri kalmiyor. Elestirebilecegim tek kisim futbolu 'erkekler'den ibaret gorup kadin futbolcularindan kadinlarin futbol basarilarindan bahaetmemis olmasi. Yine de futbolu seven,futbola tutkuyla bagli olan insanlari bir hayli ilgilendiren bu kitabi okumanizi tavsiye ediyorum.
16.yy İspanya'sında yoksul bir çocuğun efendilerine bağlı kalarak hayatta kalma mücadelesi aktarılıyor.Kitapta din adamlarının açgözlülüğü ve saf halkı nasıl kandırdıklarını da belirtmiş.Bu yüzden kitap engizisyon mahkemelerinin kara listesine girdiği için kitap anonim olarak yayınlanmış.Açlık ve sefaletin insanlarda nasıl bir ahlaki yozlaşmaya sebep olabildiğini görebiliriz.Kralların ve imparatorların gereksiz harcamalarının yükünü fakir insanlardan zorla vergi olarak alması insanları bencil,ikiyüzlü,şiddet eğilimli,fesat vb.hale getirdiğini çocuğun yaşadıklarından anlayabiliyoruz.Sırf yazarın önsözü bile kitabın okunması için bir sebep sayılabilir.Bunun dışında çok sade ve kolay okunan bir üslubu var.
Galeano'nun kendi tabiri ile bir futbol dilencisinin profesyonellik uğruna futbolun ruhunun çiğnenmesine isyanı. Galeano her şeye rağmen futboldaki mutluluk iksirinin sönmediğini iddia ediyor. Her türlü profesyonelliğe rağmen sürprize her zaman yer var. Blog yazım için https://karakugublog.wordpress.com/...e-ve-guneste-futbol/

Yazarın biyografisi

Adı:
Ertuğrul Önalp

Yazar istatistikleri

  • 117 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 132 okur okuyacak.