Esin Talu Çelikkan

Esin Talu Çelikkan

Çevirmen
8.3/10
667 Kişi
·
993
Okunma
·
1
Beğeni
·
163
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
249 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Kitap, İran tarihinin en görkemli dönemlerinde yaşamış olan üç şahşiyet Nizamülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam. Kitap bu şahşiyetlerin birbirleriyle tanışması, etrafında vuku bulan olayları konu ediyor. Bu üç şahsiyet iran ruhunun ölümsüz üç yönünü temsil ediyor. Nizamülk gibi, bünyesinde daima islami yönetimi barındırmak isteyen yöneticilerin bulunduğu iran, Hasan sabbah gibi içinde başkaldırı ve isyan tohumlarını barındıran iran ve Ömer hayyam gibi sanatçı ve ebedi yönünü kadim bir genelekle günümüze kadar sürdürmüş bir iran sözkonusu. Bilgi ve tarihe dayalı baş yapıt bir eser olmuş.
238 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Biz Türklerin Mani dini hakkındaki bilgisi Uygur Devleti'nin bu dini kabul etmesiyle başlar. Ancak bu dini yayan Mani'nin hakkında bilgi sahibi değilizdir çünkü ya merak etmemişizdir ya da tarihin tozlu sayfalarında kaldığı için zaman harcamaya değer görmemişizdir...

Ancak bu kitap sadece Mani'nin hayat hikayesini anlatmakla kalmıyor, yaşadığı zamanın çok ilerisinde, çağı tarafından yeterince değer görmemiş büyük aydını sahipleniyor.

Kitapta benim en çok dikkatimi çeken kısım aslında Mevlana ile Mani'nin birbirlerine düşünce olarak ne kadar benzediği. Arada yaklaşık 10yy. olmasına rağmen Mevlana'nın da Mani'den etkilendiğini düşünüyorum. Hatta Mevlana'nın o ünlü sözü olan "Ne olursan ol gel" sözü bu kuşkularımı da kanıtlar nitelikte oluyor.

İçinde yaşadığımız kötülüğün ayyuka çıktığı şartlar düşünüldüğünde insanlara umut veriyor Mani.
167 syf.
·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
yine bir amin maalouf eseri. kitabın sonunu çok seveceksiniz. kardeşlik, sevgi, savaş dönemin acizlikleri herşeyi açık seçik görüp o zamanları birebir yaşayacaksınız. 
tekrar tekrar okunası kitap.bir kitap düşünün film şeridi gibi akıp gitsin. şimdiye kadar okuduğum en etkileyici kitaplardan birisi. üstelik dili akıcı, betimlemeler dozunda. çevirisini yapan kişiyi de tebrik etmek gerektiğini düşünüyorum. ağlamak isteyen, mazoşist bünyelerin tam ihtiyaç duyacağı kitap..tek kelimeyle; etkileyici..
167 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitapta şöyle bir ifade var, "Savaşların birbiri ardına geldiği Doğu'dan bıkmıştı." Sahi bu savaşları kim çıkartıyordu?

Doğu'nun kendine has özellikleri vardır. Bu özelliklerinden dolayı Doğu'nun geri kalmış bir toplum olduğu ve bir takım hasletlerden yoksun olduğu doğrudur. Ancak Doğu'nun geri kalmışlığı çıkan hiçbir savaşın sebebi olmamıştır. Batı, kendi çıkardığı çatışma ve savaşların faturasını Doğu'ya kesmiştir. Kabul etmeliyiz ki Batı'nın çıkardığı savaşların suçlusu asla Doğu olamaz. Doğu geri kalmışlık olarak suçlu olsa da asla çatışmanın ve savaşın suçlusu, sorumlusu değildir.


Kitapta gördüğüm şu cümle, "Salem, ülkenin en önemli adamlarından biri olmuştu. Dünün küçük kaçakçısı unutulmuş gibiydi. Kucak dolusu milyonlar kazanıyordu." Daha sonraki sayfalarda ise Salem bakan oluyor. Hem de daha önce kendisini kaçakçı diye tutuklayan Fransızların desteğiyle. Bu cümle ve sonrasındakiler bana çok şey düşündürdü.

Bizim ülkemizde bugün oldukça muteber bir sürü işadamı ve saygın insan var. Peki bunların kaç tanesi gerçekten saygıyı hak ediyor? Bugünün saygınları varlıklarını savaş yıllarında veya hemen sonrasında attıkları adımlarla borçlular. O dönemlerde kıtlık, açlık, yoksulluk ve karaborsa olduğunu düşünürsek bugünün saygılarının hiç de öyle saygın oldukları söylenemez. Belki hepsi için bu ifadeyi kullanmak doğru olmaz. Ancak dünün ne idüğü belirsizleri bugün geldikleri konum itibarıyla kötü işler yapamayacaklarından saygın olma yoluna zorunlu olarak gitmişlerdir.

Doğu-Batı arasında romantik bir dille yazılmış okumaya değer bir eser. Romantik bir dille yazıldı dediysem aşk anlamında değil, Romantizm akımı doğrultusunda. Çatışmalar, iç karışıklıklar ve savaşlar toplumu insanları aynı oranda etkilemez. Ama İnsanlar bulundukları konum itibariyle mutlaka savaştan bir şekilde az veya çok etkilenirler. Kitabın ana konusu da bu diyebiliriz. İstanbul'da başlayıp Adana, Lübnan, Filistin ve Fransa arasında gidip gelen hayatlar ve savaşın etkileri. Aile her ne kadar zengin burjuvazi konumunda olsa da ellerindeki para onları dağılmaktan koruyamıyor. Felaket bir şekilde kapılarını çalıyor. Kitapta da bunu görüyoruz.

Bunları kitap bana düşündürdüğü için yazdım. Severek okudum. Herkese de tavsiye ederim. Kitabın konusu başka. İnsanda yaptı etki başkadır. Zaten kitap insanları düşündürmek için vardır. Bu sebeple düşünmeye sevk ettiği için başarılıdır.
238 syf.
·7 günde
Uzun süredir merak ettiğim bir konu idi Maniheizm. Bilgilendirici bir kitap. Dinlerin oluşumuna bir ölçüde ışık tutuyor, zihnimizdeki bazı taşları yerli yerine oturtuyor. Çeviri, imla ve edebi dili epey kötü idi ama buna takılmadım. 1500 yıl öncesini anlatmak kolay bir şey değil çünkü. Bu tür öğretileri merak edenler için okunması gerekli bir kitap olduğunu düşünüyorum.
253 syf.
"Babil ülkesinden geldim diyordu, bütün dünyada çığlığım duyulsun diye..."

Kitap, tarih kitaplarından 'Uygurlar, bu dine geçtikten sonra savaşçıliklarini kaybettiler; buna karşın sanatta, tarımda, mimaride, hukukta ... geliştiler.' şeklinde hatırladığımiz Maniehizm'in kurucusu Mani'nin hayat hikayesini anlatıyor.

Kitapta, insanın hayatına anlam arayışının onu, akıl sağlığı yerinde bir insanın hiç yapmayacağı, herkesin garip karşılayacağı hallere soktugunu gormekteyiz. Aynı zamanda aynı anlam arayışının, kendi halinde gayet katı kuralları olan bir tarikatin içinde bir insanın nasıl hoşgörülü, barışçıl .. bir niteliklerle yoluna devam edebildigini görmekteyiz.

Hükümdarların çevresindeki munnecimlerin yani din adamlarının güçlerini, etkilerini tüm çıplaklığiyla ortaya koyan kitapta; muneccimlerin (din adamlarının) nasıl savaştan ve kandan beslendiğini, nasıl iktidar oyunlarında yer aldıklarını, bunlari yaparkenki sinsiliklerini gözler önüne seriliyor.

Bu tarih, siyaset ve din kokan atmosferde bir hükümdar ile bir habercinin- peygamberin (de diyebiliriz) dostluğunu da okuyoruz.

Mani'nin dininden kısaca bahsedersek, Zerdüşt'ü de, İsa'yı da, Musa'yi da ve daha yeryüzünde ne kadar inanç ve temsilcisi varsa hepsini kabul eden; barış ve hoşgörünün temellendirdigi bir din. Ayrıca her türlü sınıf farklılıklarını reddeden, ırk ve diğer insanı farklılıkları önemsemeyen bir anlayışa sahip. Zaten bu nedenle ki, başlarda halklar tarafından hoş karşılanıp yayılmaya başlasa da, sonraları sınıf farklılıklarindan beslenen hukumdarlar ve sınıf farklılıklarına ek olarak kin ve nefretten beslenen din adamlari tarafından yayılması engellenmiş, çaglar boyu lanetlenmis.

Kitabın masalsi bir havası var. Bundan olsa gerek yer yer gerçekliklerden çok uzaklaşılmış. Yazar, Mani taraftarı gibi bir pozisyona yerleştiği için, kitapta Mani'nin konuşması sırasında insan sanki onun etrafında nurdan bahçeler görüyormuş gibi oluyor; yani o havaya sokuluyor. Bu durumdan pek hoşlanmadım.

"Batı'da yetişmiş olanın umudu, Doğu'da yeşermedi; Doğu'da yetişmiş olanın sesi, Batı'ya ulaşmadı. Her gerçeğin, ona sahip olmuş olanların giysisini ve dilini edinmesi mi şart?"

Keyifli okumalar
128 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Yeryüzünün en akıllı ve en yaşlı beyinleri bize devrimi ve aşkı en budalaca ve en iğrenç işleri olarak tanıttılar. Savaştan önce ve hatta savaş sırasında bundan emindi. Oysa bozgundan sonra yaşlı ve akıllı beyinlere artık inanmıyoruz ve yaşam hakkında söylediklerinin tam tersi gerçeğin ta kendisidir, diye inanıyoruz.
Devrim ve aşk, aslında yeryüzünün en iyi ve en hoş nimetidir ve değerli oldukları için yaşlı ve akıllı beyinlerin yalanın keskin üzümlerini üzerimizde çiğnediklerini düşünüyoruz. Ben tüm varlığımla şuna inanmak istiyorum:İnsan, Aşk ve Devrim için yaratılmıştır. (s.84)


Batan Güneş ismi, ilhamını yeryüzünün en büyük güneşi olduğuna sonuna kadar inanmış olan Japon İmparatorluğunun 2.Dünya Savaşına hızlı bir giriş yapmasından sonra aldığı ağır yenilginin sonucunda tüm inandıklarının yerle bir olmasına ithafen eserdeki yerini alıyor.

Genel konusu itibariyle savaş öncesi soylu bir ailenin savaşın akabindeki yaşadığı dramı, yoksulluğu, çaresizliği ele alan bu eser için öncelikle önerim eğer kitabı okumak gibi bir niyetiniz olursa yazarımız Osamu Dazai'nin yaşamına küçük bir göz atmak yönünde olacaktır.

Osamu Dazai gözlerini saygın ve zengin bir ailede dünyaya açmasıyla yaşadığı sosyal refah zamanla kendisini tercihlere götürmüş ve bu tercihler aile tarafından pek de hoş karşılanmamış;Komünist partiye üye olmak, edebiyat bölümü okumak gibi... Bu durum zamanla yazarımızın ailesiyle olan bağlarını zayıflatmakla kalmayarak kendisini esrarkeşliğin ve alkolikliğin pençesine düşürmüş bu yetmezmiş gibi verem ile de hayatı tam bir bal—kaymak olmuştur.

Soyluluk ve komünizm arasında yaşadığı çelişki, savaş sonrası ailenin ekonomik olarak çıkmaza girmesi Osamu'yu zamanla ölüm, yalnızlık temalarının üzerine eğilmesine büyük katkı sağlamıştır. Zaten sonunda da bu şaşıfelek çıkmazından kurtulamayarak hayatına son vermiş ve bize de bu ölüm kokulu eserlerini bırakmıştır.

İyi de kardeşim!! Kitapla bu konuların ne alakası var? Niye bu kadar şeyi durduk yere bize anlattın diye de sorabilirsiniz hakkınızdır:))

Sebebi şu ki Batan Güneş aslında evet bir ailenin dramı belki ama o ailede yer alan tüm bireyler(Anne, abla, erkek kardeş) —baba eserde Hakkın rahmetine kavuşmuş olarak baştan beri sunulmuş durumda—hepsi aslında Dazai'nin kendisi. Hepsi aslında Dazai'den bir parça ve tüm karakterler Dazai'nin bize gözükmek istediği farklı pencereler bu nedenle kibu eser için Dazai'nin hayatını bir kuple bilmek gerekli diye düşünüyorum. Zaten eser intiharının manifestosu niteliğinde karşımızda kapı gibi duruyor!

Sonuna kadar okuma nezaketi gösterip bana katlandığınız için teşekkür ederim. :))

Sevgiyle ve kitapla kalın....
128 syf.
·2 günde·6/10
Batan Güneş, ağır bir yenilgi ile 2. Dünya Savaşı'ndan çıkmış Japonya temellerinde oturtulmuş karamsar bir kurgu. Savaş sonrasında birçok yara alan Japonya, ciddi travmalar geçirmektedir, ekonomik ve sosyal açıdan sıkıntı içindedir. Genel planda manzara bu şekildeyken, özelde Kazuko'nun çözünmeye başlayan ve zamanla parçalanan ailesinin dramı işlenir.
Kazuko ve ailesi, ekonomik açıdan güçlü iken, zamanla bu durumun bozulması nedeniyle soylu yaşantılarını terk edip köye yerleşmek zorunda kalırlar. Ailenin babası halihazırda vefat etmiştir, anne ise amansız bir hastalığın pençesindedir.
Hikaye boyunca Kazuko'nun, erkek kardeşinin ve annesinin dramı işlenir. Ve hikayenin başından sonuna kadar ölüm kurguya, gülümseyen bir lanet gibi motif motif eklenmiştir.
Oldukça karamsar olmasının yanı sıra karmaşık anlatımı sebebiyle de okuması çok kolay değil.
Tüm bunların yanı sıra, yazarın diğer eserlerine ve hayatına aşina olanlar, bu kitabın çokça otobiyografik nitelik içerdiğini söylüyorlar. Kitapta geçen tüm karakterlerin yazardan birer parça taşıdığından ve kurgunun yazarın hayatına oldukça benzediğinden bahsediyorlar.
Osamu Dazai, bu kitabı yazdıktan bir yıl sonra intihar etmiş. Belki hikayenin tamamında kol gezen ölüm, bu intiharın habercisidir; kim bilir.
Karamsar kitaplardan rahatsızlık duymayanların ve bir aile tradejisine manevi olarak dayanbilecek olanların bu kitaptan zevk alacağına inanıyorum.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sevgiyle. :)
238 syf.
·Puan vermedi
Yazarın dili gerçekten çok akıcıydı çok beğendim. Özellikle anlatılan konu çok dikkat çekiciydi. Sıkılmadan bitti kitap . Hem sürükleyici hem alıcı olunca elimden bırakmak istemedim . Tavsiye ederim
249 syf.
·2 günde·9/10
Hasan Sabbah, Batınilik, Haşhaşiler, Alamut, fedailer...
tarihteki ilk terör örgütü...
Nizamülmülk, Ömer Hayyam, Selçuklular.
Bu dönemleri anlatan, okumaya değer güzel bir roman

Yazarın biyografisi

Adı:
Esin Talu Çelikkan

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 993 okur okudu.
  • 18 okur okuyor.
  • 409 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.