Füsun Dikmen

Füsun Dikmen

ÇevirmenEditör
8.1/10
644 Kişi
·
1.986
Okunma
·
1
Beğeni
·
131
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Sokrates (MÖ yaklaşık 469 – MÖ yaklaşık 399, bazı kaynaklarda biraz daha faklı gösteriliyor), şu çok net ki; binlerce yıl önce yaşamış olmasına rağmen düşünceleri ve söyledikleri hala hayranlık uyandırabilen çağının çok ötesinde, bugünlere ulaşmış hatta gelecekte de itibar görmesi çok muhtemel olan değerli bir düşünürdür.

Onun tarzı bir başkadır. Cevaplarla açıklamak yerine soru sorar ve karşıdakinin cevabı kendisinin keşfetmesi için yol gösterici olurdu. Hepimiz tahmin ederiz ki bu, çok daha zor bir iştir.

Bununla ilgili bir örnek vermek istiyorum:

Sokrates bir gün, Agora’daki öğrencilerine sormuş; ‘Kimdir insan, insan nedir?’
Öğrenciler; ‘Onu bilmeyecek ne var? İnsan; iki ayaklı, tüysüz bir yaratıktır.’
Sonraki gün, tüyleri yolunmuş bir horozla gelen Sokrates, canlı hayvanı işaret ederek, şöyle sormuş; ‘Yani insan dediğiniz şey böyle bir şey midir?’

Kendisi pek yazmamıştır (en azından benim bu konuda bilgim yok). Savunmasını da kendisi değil, yine o da bir düşünür ve öğrencisi olan Platon (Eflatun) yazmıştır.

Bu kitap Sokrates’in Euthyphron’da dinsizlikten dolayı yargılanışının öncesini ve inançları hakkındaki görüşlerini, ardından yargı sürecini, son olarak da Kriton’da karar sonrasında yaşananları anlatmaktadır.

Sokrates, düşünceleri ve inançları konusunda onu suçlayan mahkemenin karşısında; onurlu bir ölümün namussuzca yaşamaktan çok daha erdemli olduğunu savunur, ölüm cezası alacağı muhakkak olan bir durumda... Ve seçtiği yolu şu sözlerle dile getirir:

“Ben bir siyaset adamı olamayacak kadar dürüst olduğumu düşünerek, size ve kendime iyilik etmemi engelleyecek hiçbir yola sapmadım! Tam tersine, hepinize iyilik etmemi mümkün kılan bir yola girdim, herkesin kendini düşünmekten, kendi işlerinin peşinde koşmaktan önce erdemi, bilgeliği araması gerektiğini, devletin sırtından faydalanmaya bakmadan önce devlete bakması gerektiğini sizlere kabul ettirmeye çalıştım.”

Aslında alacağı cezanın iptali için Sokrates’in küçük bir geri adımı bile iyi bir başlangıç sayılacak, hatta onu affetmek isteyen yargıçları bile mutlu edecektir. Yargıçlar affetmek istemektedir çünkü Sokrates’in geri adım atması onların asıl istedikleri şeydir. Yoksa idam edilen bir Sokrates’in olması onların başarısı olmayacaktır.

Ölüm kararı alınmış, ölüme giderken celladının kapıyı açık bırakması hatta onu kaçması için teşvik etmesine, her türlü yardımı yapmasına rağmen o, burada ölümün aslında fikirlerinin kazanımı olduğunun düşüncesiyle kaçmamıştır.

Keyifli bir okuma diliyorum.
142 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Virginia Woolf ile tanışma eserim. Uzun süredir merak ettiğim ancak bir türlü okuyamadığım bu eşsiz eser hakkında bir şeyler karalamasam kendimi kötü hissederdim. Okumaya yeni başlamışken bile bu kitabı tekrar ve tekrar okumalıyım diyordum her sayfayı çevirdiğimde. Mesela Shakespeare, Jane Austen, Emily Bronte okuduktan sonra.. Özellikle Jane Austen'i bir an önce okumak istiyorum. Bir hayli merak uyandırdı ben de.
Virginia Woolf bir kadın olarak, yüzyıllardır kadınların maruz kaldığı aşağılanmalara, çocuk gelinliğe, kocasının malı olarak görülmesine öyle gerçekçi ve keskin bir bakış açısı sunmuş ki; İşte bu! Birileri bunlardan bahsetmeli, avaz avaz haykırmalı tüm dünyaya diyorsunuz. Biz Kadınlar, bir bireyiz! Bizler ev işleri, çocuk ve temizlik işlerinden ibaret değiliz! Her şeyiz biz! Her şeyi yapabilecek güçteyiz! Ve dahası geleceğiz biz! Gelecek bizim yetiştirdiğimiz çocuklarda saklı! Yüzyıllarca sustuk, olmak istemediğimiz kalıplara sokulduk, ataerkil aile yapısı altında ezildik, içimizdeki öğrenme hırsına merak duygusuna ve daha bir çok güzel hisse sırt çevirdik, görmezden gelmek zorunda kaldık, sustuk, susturulduk. Ancak artık susmayacağız Virginia Woolf şöyle sesleniyor biz kadınlara: 'Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..'
Virginia Woolf oturdu sanki karşıma ve başladı anlatmaya, bir abla gibi tavsiyeler verdi bana. Potansiyelimizi, gücümüzü hatırlattı. İlaç gibi geldi. Bu kitap sıcacık, bir aile gibi hissettirdi. Kitaplığımın en güzel köşesine koyacağım. Mutlaka kadın, erkek herkesin okuması gereken bir kitap bu. Umarım genç, yaşlı bir çok kadına ilham olur. Bir de Shakespeare'ın sevgili kız kardeşi, benim içimde yaşıyorsun artık ve eminim ki senin hikayeni bilen her insan yaşatıyor seni kalbinin en güzel köşesinde. Çünkü, büyük şairler ölmez!
392 syf.
·5/10
Kitap 'Sherlock Holmes' öncesi yayınlardan. Ya da, başka bir deyişle, öncülerinden. Fakat okunulması gerçekten zor (Tükçe çevirisi için söylüyorum). Son derece kötü bir çeviri. Özellikle bağlaçlı cümleler devriklikte çağ atlamış. Türkçe çevirisini OKUMAMANIZI şiddetle tavsiye ederim. İlla okuyacaksanız ve yeterli ingilizceniz varsa orjinal dilinde okumanızı, nacizane, önermek isterim.
318 syf.
·18 günde·8/10
Kitap ismi gibi gerçekten hayvanların şaşırtıcı dünyası ile dolu.Basit gördüğümüz birçok hayvan ve ismini dahi duymadığımız birçok hayvanın şaşırtıcı özelliklerinin anlatıldığı ansiklopedik bir özellik taşıyor.

100 üzeri hayvan anlatılmış.Resimleri ile desteklenmiş.2.bölümde ''ünlü''hayvanlar var,bunlar örnek olarak uzaya çıkan ilk hayvan gibi.3.bölümde ise hayvanlar ile ilgili ilginç haberler yer alıyor.

Herhangi bir yerde denk gelirseniz alıp okumanızı tavsiye ederim.Sanırım ben bir yolculuk sırası almıştım ama nasip bugüneymiş.Hayvanlar hakkında eminim bildiklerinizi sıfırlayıp size yeni duygular ve bilgiler katacak eser.
328 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
İlk kez 6 ay önce okumuştum. Diğer Arthur Conan Doyle kitaplarından daha farklı geldi diyebilirim. Özellikle içinde bulunan iki başlık. Kitap hakkında pek söyleyecek bir şey yok. Yayınevi ile ilgili bir eleştiri olacaksa o da Tutku Yayın evinin yazım ve noktalama hatalarına çok sık rastlayacağınız olacaktır. Ama dediğim gibi, fazlasıyla sürükleyeci.'Deniz antlaşması ve Aslan yelesi' bu iki konu size yazım hatalarını düşündürmez bile.

Keyifli okumalar.
88 syf.
·Beğendi·9/10
Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini örümceğe dönüşmüş halde bulduktan sonra konuşulanları anlamasına rağmen kendini anlatamaması,Mıdern zamanda insanlar arasında yaşanan iletişim kuramama sıkıntısını çok etkileyici bir anlatımla sunuyor..
132 syf.
Sherlock Holmes en beğendiğim roman karakterlerinden. O yüzden bulabildiğim kitapları alıp okumaya özen gösteriyorum veya sıraya koyuyorum. Bu kitap da sıraya koyduklarımdandı elime alıp okumam çok keyifli bir süreçti açıkçası. Kısa hikayelerden oluşan bu kitaptaki hikayeler gerçekten de müthiş. Roman olsun ya da hikaye Sherlock Holmes hep okunur.

Bu arada not düşeyim. Piyasada bulunan çoğu hikaye kitabı birbirinin aynısı diyebilirim. Sadece bu kitapta okuduğum bir iki hikayeyi başka kitaplarda da okudum. Sherlock Holmes hikaye kitabı alırken dikkat etmek gerekiyor açıkçası.
315 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Tarih kokan bir kitap bu kitapta romansal yönler mevcut özgürlük esaret sadakat inanç bağlılık ve sevgi gibi konular işlenmiş güzel bir motif tarih okumayı sevmeyenlerin bile okuyabileceği tarzdan bir kitap
208 syf.
·7 günde·5/10
Koca bir hayal kırıklığı...

Fidel Castro ve Che Guevara gibi iki büyük devrimciyi konu alan bir eserden daha büyük, daha geniş çaplı bir araştırma beklerken bir sürü ıvır zıvırla resmen sayfa doldurmaya çalışmış yazar.
Asıl üzerinde durması gereken noktalar bu adamların yaşayış biçimlerinden çok stratejik yapılarını okura anlatmak olmalıydı. Bana ne Fidel Castro'nun ata binmeyi seviyor oluşundan. Veyahut dünyada başka kaynak mı yoktu gitmiş araştırmalarının çoğunu bizlerin bile çok itibar etmediği türk gazetelerinden almış.
Şuan yazara acayip sinirliyim. Kardeş zahmet etmeseydin biz gazeteyi alır okurduk zaten. Neyse 5 paun verdim ama o bile fazla. Onu da Che hatrına verdim. Allah'tan adam Castro'dan önce ölmüş ki o zamanlarda medya pek yaygın olmadığı için medyadan kopyala yapıştır yapmayıp dozunda bırakmış.
Bence bu iki büyük adamı başka kitaplardan anlamaya çalışın. Çünkü bu iki büyük devrimci çok daha fazlasını hak ediyor. Pek tavsiye etmiyorum. Herkese keyifli okumalar dilerim.
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Alıntılar: #28056936 #28065490 #28065588 #28065705 #28065877 #28086384 #28086623 #28086797 #28086894 #28086986 #28087171 #28087401

"Ütopya" kelimesinin genel olarak kabul gördüğü,hayali ve olmayan ülkeleri, yönetimleri karşılayan ifade olarak kullandırmaya başlatan kitap.Thomas More'un hayali ülkesi:Ütopya.
1516 yılında yazılmış olan bu roman,o dönemin İngiltere politikasına taşlama olarak yazılmış ve kendi düşünceleriyle olması gerekenleri yazmış.Ancak aynı zamanda gerçekte de kabul edilemeyecek,saçma olacak olanları da belirtiyor.Zaten olması gereken olsaydı,olanları eleştiriyor olmazdık.Gerçi olması gerekenler kişiye göre de değişir,orası ayrı bir konu.
Bütün ütopik romanlarda -yöneticilerin küçük farkları hariç- o yönetimde yaşayanların her konuda eşit olduğu işlenir. Campenalla'nın daha sonra yazdığı ütopyası "Güneş Ülkesi"nde, bu kitapta olan bir çok konu mevcut. Örneğin; herkes belirli sürelerde yaşadığı evden başka bir eve taşınıyor. Ama evlerin hepsi aynı zaten.
Ütopyalar,insanların yaşaması için değil,fikirlerin yaşaması için.İnsanın olduğu yerde kibir, savaş,sorun,sıkıntı...her zaman vardı ve her zaman olacaktır.Çünkü iyi ya da kötü duyguları olan canlılar, insanlardır. Duygularından arındırılan insan da zaten artık insan değildir.
Herkes kendi zihninde oluşturduğu ütopyasında yaşamak ister.Ama zihnimizi bilgisayar kasasına aktaramadığımız sürece,bu dünyada yaşamaya mecburuz.
İyi okumalar...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 1.986 okur okudu.
  • 33 okur okuyor.
  • 845 okur okuyacak.
  • 25 okur yarım bıraktı.