Hakan Tansel

Hakan Tansel

Çevirmen
8.3/10
570 Kişi
·
1.214
Okunma
·
0
Beğeni
·
301
Gösterim
Adı:
Hakan Tansel
Unvan:
Türk Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1960
1960 yılında İstanbul'da doğdu. 1980'de Saim Joseph Fransız
Erkek lisesinden mezun oldu. Dönemin politik koşulları dolayısıyla, 1981-89 arası Paris'te yaşadı. Fransızcadan Türkçeye aktardığı kitaplardan bazılan: Yıldız­ların Jeanne'ı Birinci Kitap: Gül ve Zambah, Yıldızlann ]eanne'ı Üçüncü Kitap: Amerika Çiçeği (Gerald Messadie); Kızıl Ot, Çıtırlar Farkında Değil, Ve Bütün Çirkinler ôldürülecek (Boris Vian); Okyanuslar (Yves Simon); Mona Lisa'nın Dudaklan (Pierre Lepere); Sarinagara (Philippe Forest); Cennet Vadi (Alain jaubert); Mavi Sabahlar (Jean-Marie Laclavetine).
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
224 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
''Bir roman okudum hayatım değişti'' sözü sanki bu kitap için söylenmiş gibi. Gerçekten okuduğunuzda hayata bakışınız çok değişecek çok.

Bu bir kitap değil. Bu, her cümlesinde , her kelimesinde, neredeyse özenle yerleştirilmiş her harfinde, hayatın gerçeklerini, ustaca yazılmış bir duygusallıkla bize gösteren muhteşem bir eser. Bir başyapıt.

Yazarın okuduğum ilk kitabı. Ben, sitede bu kitaba rastlayana kadar yazarın adını bile duymadım. Magda Szabo . Bu ismi kolay kolay unutacağımı sanmıyorum. Böylesine muhteşem bir eserin sahibi olan bir yazar, bugüne kadar nasıl ön plana çıkmamış ,buna şaşırmamak mümkün değil. Ve böyle bir yazım uslubu ve ustalığı. İnanın bana bugüne kadar bu kitabı okumadığıma çok üzüldüm. Hem yazarın hem de bu kitabın varlığını bana hatırlatan ve okumama vesile olan , daha önce kitabı okumuş olan arkadaşlara çok teşekkür ederim.

Kitapta yazar, 49 yıl beraber yaşadığı kocasını kaybeden bir kadının , sonraki yaşantısına odaklanıyor. Bize öyle bir anlatım yapıyor ki , insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor. ''Ölen eş mi şanslı yoksa kalan mı ?''

Yazar, kitap boyunca kadının ruhundaki fırtınayı, muhteşem bir şekilde okuyucuya yansıtıyor. Öyle süslü püslü cümlelerle değil. Bunu, yaşamın tüm gerçekliğini anlatarak sade ve basit cümlelerle yapıyor. Ama bu cümlelerin hepsi birer duygu yumağı oluşturuyor insanda.

Tabii ki sadece kadını değil, aynı zamanda başta kızı olmak üzere etrafındaki diğer kişilerinde iç dünyası, yaşadıkları olaylar ve bu olaylara farklı yönden bakışlarını da aynı şekilde bize aktarıyor.

Etrafımıza baktığımızda bu kitapta anlatılan olaylarla sık sık karşılaştığımız bir gerçektir. Ama hiç birimiz bu olayların bizi nasıl etkilediği konusunu hiçbir zaman düşünmemişizdir. Çoğumuz, hayatın yaşanması gereken gerçekleri diye bunların üzerinde bile durmamışızdır. İşte burada bu yazar ve bu kitap devreye giriyor ve gerçekten düşünmemizi sağlıyor.

Çok beğenerek ve büyük bir duygusallık içinde okuduğum bu kitabı mutlaka okuyun diyorum. Hatta hemen yarın kitapçınızdan alın veya sipariş edin ve hemen okumaya başlayın diyorum. Aksi takdirde okumak için çok geç kalmış olabilirsiniz. Onun için lütfen bir an önce okuyun. Okuduğunuzda göreceksiniz, hayatınızda bir şeyler mutlaka değişecektir.
224 syf.
Hayatımı kendi ruh haline göre bana ithaf ettiği cümleler içerisinde geçiriyor olmak pek eğlenceli. Kimin mi tabii ki de annemin. Babama sinirlendiği zaman evime gelip '' ne yapacaksın kocayı ohh en rahat sensin '' demesinin ardından babam ile ikinci bahar moduna geçince de '' ahh kızım çocuklar da gidecek, bizler bugün var yarın yokuz nasıl geçecek ömrün tek başına '' diye ağıtlar yakan annem.
Her ne kadar ilk evlat olmanın verdiği mecburiyet sebebi ile erken büyümek zorunda olan kızların kaderini yaşamış olsam da;
Rahatlıkla içimi dökebilme güvenini bana verdiği , yaptığım tüm hatalarıma rağmen doğruları ne beni ne de dizini dövmeden anlattığı için gerçekten çok şanslı hissetmeme sebep annem.
Niye mi annem? İza, annesi, babası, eski eşi , çevresi, ilişkileri, ilişkisizlikleri kitabı okumaya başladığım andan itibaren hep annem ile kendimi sorgulamama sebep oldu.
Unutmadan şu araya sıkıştırayım ; İza seni hiç sevmedim. Savunulmanı, anlaşılmanı gerektirecek haklı bir hareketine kendimce şahit olmadım.
Çok alakasız demeyin ne olur azıcık anlatayım ; belki bir iki okur okumak ister, okumak istemeyenler ise bu satırları es geçebilirler.
Annem Üsküp doğumlu yani parçalanan Yugoslavya ‘da Üsküp de dünyaya gelmiş, boşnaktır. İlkokulu bitirdiği zaman Türkiyeye göç etmek zorunda kalınca eğitimine devam edememiş, diğer kardeşleri gibi eve katkı olsun diye daha 13 yaşında bir ilaç fabrikasında işe girmek zorunda kalmış.
Çok güzelmiş annem halen de çok güzeldir. Çevrede çok asılan olunca yarım yamalak türkçesi ile kızımı kandırırlar endişesi yaşayan dedem, 17 yaşında ve annemin kökenleri gibi boşnak olan babam, anneme aşık olunca hiç tereddüt etmeden evlenmelerine müsaade etmiş. ( O yıllarda ailenin rızası olarak evlenmeye izin verilirdi, sonradan kaldırıldı bu nikah şekli)
İstanbul’dan Kayseri’ye gelin gelmiş annem. Kabile hayatı yaşayan bir ailenin içerisine hem de. Görümceler, kocaları, çocukları, kaynana, kaynata kayın.. aklınıza gelebilecek kocasına ait tüm sülalenin içine .
Annem gelin olduktan bir sene sonra da annemin annesi, babası ve kardeşleri Türkiye’den ayrılıp Almanya’ya göç etmişler. Koca bir kalabalık içerisinde ufacık yaşta kocaman bir yalnızlığa hapis yaşamış yıllarca annem.
Öyle ilginçtir ki evliliğin ilk yıllarının hikayesi anlatırken güler ağlanacak haline. Mesela bir kaç örnek vereyim anlarsınız yaşadıklarının vehametini:
Babamızın evinde fırınımız vardı kızım , tüple çalışırdı, Kayseri’ye gelince ilk defa gaz ocağını ne olduğunu öğrendim beceremeyince aaa bundan karı olmaz diye alay eden komşulara bakıp cidden kadın olamayacak mıyım diye ağlardım diye anlatır.
14 yaşında çocuk gelin nereden bilsin ev işi, yemek , ya da çağın gerektirdiği olması gereken beklenenleri yapmayı? Sokakta ip atlardım ninen eve çağırırdı beni ‘’ Kızım kocan işten gelecek hadi eve gel artık’’ diye yaşadığı trajedi komik anlatırken ki halini görmenizi çok isterdim.
Annemim hayatından seri haline romanlar çıkacağına hiç şüphem yok :))
Tam 30 sene ninem ve dedeme baktı annem. Annelik , babalık ilgisini görmeyi hak ettiği, çocukluğunu yaşaması gereken yıllarını evlat olarak geçireceği yerde çok fedakar gelin olarak yaşadı.
Annem evden bir iki günlüğüne ayrılması gerekiyorsa dedem ve ninem ağıt yakardı; ‘’sen gideceksin biz ölürüz nasıl kalacağız bir gün de olsa diye evde ‘’ dedikleri zaman annem tüm planlarını ertelerdi.
Kaybetmekten korkardı, anne baba sevgisi nedir öğrenmeden büyümek nedir bir düşünsenize? Yaşadığı , yanında çocukluğunun, gençliğinin geçtiği insanların öleceği düşüncesi bile onun canını acıtırdı.
Bir kere onların kalbini kırdığına şahit olmadım. Karşı geldiğine, itiraz ettiğine, aç bıraktığına, hesap sorduğuna hatta yüzünü astığına.
Bu arada dedem ve ninem sağ iken annem dışarıdan eğitimini tamamladı, liseyi bitirdi. Yetmedi mahalle muhtarı oldu ve 20 yıl muhtarlık yaptı.
Ardından bilgisayar öğreneceğim dedi ve kurslarına gitti. Tüm sosyal medya hesaplarını öyle güzel kullanır ki şaşarsınız.
Halen de bulunduğumuz ilde Boşnakça ve Rusça yeminli tercümanlık yapmaktadır.
Gelelim niye bu kadar annemi anlatma sebebime;
Annem ile aramızda 17 yaş var, beni doğurduğu zaman 17 yaşında imiş. Anne kızdan ziyade abla kardeş, dert ortağı, arkadaş ilişkimiz ağır basıyor gibi gözükse de annem olduğunu , geçirdiği zorlu yıllarını, Almanya ‘ya yerleşen aile fertlerinin her beş senede bir arka arkaya gelen cenazelerinde yaşadığı ama bir türlü açık vermemek için saklanmaya çalıştığı yitik çocukluğunun acısını hep hissettim ve hiç unutmadım.
Tüm gayretleri, adımlarında ''bu yaştan sonra neyine yarayacak ''demedim, demedik.
Korumaya, sahiplenmeye uğraşmadım ve hiç bir kardeşim de uğraşmadı.
Yaşarken, birlikte olma zamanlarımızı iyi değerlendirdik , değerlendiriyor ve kaybetmeden kıymet biliyoruz.
Annesi olmaya çalışmadım, annem olduğunu unutturmadım. Kendim de dahil, çocuklarımızın başarılarından , kariyerlerinden, kazançlarından sadece gurur duyuyoruz, onlar adına seviniyoruz bu kadar işte.
Evlatlardan asıl beklenti , sevginin kariyerlerle eksilmemesi, geçirilemeyen zamanların, elde edilen kazançlarla sadaka öder gibi bedel biçirilcesine kazanılmaya çalışılmaması. Anlaşılmak, ebeveyn olduklarını unutmamak ve unutturmamak.
Sevgi ve saygı; emek vermek, değer vermek, gerektiğinde beklemek, sabretmek, gözlerinin içine bakmak, önünden ardından dua etmek, giderken Allah'a emanet etmek değil midir?
Anne olmak güzeldir, ne vefalıdır , cennet annelerin ayakları altındadır, kırmayın , üzmeyin , babaların ahı tutar, ektiğini biçersin şöyle böyle demeyeceğim.
Kitap sevgili Nilüfer in de dediği gibi Ben de Magda' yı kitap konularını, anlatımını çok sevdim. İki kitabını okudum ve yazarın diğer iki kitabını okumak için kalemini özlemek istedim.
Okuduğum iki kitabında da yazar olan birer karakter mevcut belki sadece tesadüftür aynı iki ana karakterin sonlarının aynı olması gibi.
Keyifle ve ilişkilerinizi gözden geçirerek okuyacağınızdan emin olarak incelememi şöyle bitirmek istiyorum;
Hakikatten ; dünya nimetleri insanoğlunun yüreğini ele geçirip , gözünü boyayıp , kulağına fısıldıyor, her şey rant. Ölümse nefesimiz kadar yakın, aynen sonlanan her gün gibi.
Kaybetmeden kıymetini anlamaya çalıştığımız , hayata anlam katmak için elimizden geleni yaptığımız , kırmadığımız kırılmadığımız ilişkilerimizin olduğu ve , Etelka gibi , Allah kimseyi neden yaşıyorum ki sorusuna cevap aramak zorunda bırakmasın.
Keyifli okumalarınız olsun.
224 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
KAYBETMEDEN ÖNCE BULMAK LAZIM..
Daha biz, tatile çıkacaktık seninle. İlk görev yaptığın yere, Fethiye 'ye gidecektik. Bir zamanlar tek başına attığın adımlara, bu sefer ben de eşlik edecektim.

Her yeri, her şeyi anlatacaktın bana. Ben hayatımda, seni dinlemek kadar, kimseyi dinlemeyi sevmedim baba.

Canım yanıyor, daha çok yanar. İlacı senin gözlerinde. Hani ameliyattan çıkar çıkmaz beni sormuştun ya, geldi mi diye.. Ben de ne zaman üzülsem, seni soruyorum, nerede diye..

Telefon rehberimde senin adını görmek güzel. Senin sesini duymak, "Gözlerinden öperim kızım." dediğini işitmek güzel. Hâlâ burada, yakınımda olduğunu, nefes aldığını bilmek her şeyden güzel.

KAYBETMEDEN ÖNCE BULMAK LAZIM. Ve ben henüz kaybetmediğim için bin şükürle doluyum.

OYSA ÖLÜM..
Ne zaman gelirsen gel, davetsiz misafirsin.
Belki de kabullenilmesi en zor olan tek gerçeksin.
Soğuk musun, yoksa kor halinde misin, bilmiyorum. Ama dokunduğun her şeyi yok ediyorsun.
Genç - yaşlı fark etmiyor senin için, hasta - sağlıklı fark etmiyor, kadın - erkek hatta çocuk fark etmiyor. Kesinlikle eminim, körsün sen.
Adaletsizsin.
Vicdansızsın.
Nankörsün.
Duvarları yükselten, evleri daraltan, karanlıklaştıran sensin.
Hatıraları da öldürürsün ya da ölümsüz bir hatıra olursun kalanlar için.
Devredilemez, vazgeçilemez, unutulamaz..
Belki de sızısı azalan ama hiç tükenmeyen.
Telafi edilemez bir yokluk, ikamesi olmayan bir yalnızlık bırakırsın geride.
Sen, aslında zamanı öldürürsün..

...............
MAGDA SZABO.
Evet, Hermann Hesse 'nin dediği gibi altın bir balık yakaladım. Bu, yazarın okuduğum üçüncü kitabı, hangisi daha güzeldi, ayrım yapamıyorum. Ama ne yazmışsa okurum dediğim yazarlar arasında çoktan yerini aldı.

Çok kalabalık bir hikaye değil. Kişiler ve ilişkiler oldukça detaylı incelenmiş ve ifade edilmiş. Artısıyla eksisiyle, taşra ve şehir yaşamına ait unsurlar da araya serpiştirilmiş.

Kuşak çatışmasının, beraberinde getirdiklerini okurken İza 'yla tanışıyorsunuz.
Doktor İza.
Yaşamını kendi yaratmış, kimsenin karışmasına ya da müdahale etmesine fırsat vermeyen, acı ve dirençten kirpikleri kırpışsa bile asla ağlamayan İza.
Sembolleri küçümseyen, ayakları yere basan, fakat empati yoksunu İza.
İnciten bir şefkat mi, yoksa perdelenmiş bir acımasızlık mı onunkisi, çok da ayırt edemiyorsunuz.

Eşinin ölümüyle yerle bir olan Etelka.
İza 'nın annesi.
Her şeyini bir anda geride bırakmak zorunda kalan, yeniye alışmak için çabalarken, eskiye deli gibi özlem duyan, tüm dünyası baştan sona değişmiş, yıkılmış bir kadın..
Ben ona, çaresiz yürek diyorum.

Ve Vince.
Kitabın beni en çok etkileyen karakteri.
Dünyanın en zengin fakiri Vince, İza 'nın babası.
Onu okurken resmen ruhumun incindiğini hissettim.
Hayattayken cenaze arabası kadar bile ihtişamlı bir arabaya binmemiş, kimse onu cenaze görevlileri kadar saygıyla karşılamamış.
Kendisi de ihtiyaç sahibi olmasına rağmen yardım yapmak için çırpınan yüce gönüllü bir adam.

.............

KAYBETMEDEN BULMAK GEREK. İş işten geçmeden doya doya sevmek.. En önemlisi de anlamak.

Çünkü onsuz yaşamak, onsuz da acıkmak, onsuz da gülümseyebilmek çok acı gelecek sonra.
Ona ihanet edip, ölüme yenilir gibi yokluğunu kabullenmek çok acı gelecek..

Sonra onunla geçen zamanları, onsuz geçen zamanlarla takas etmek zorunda kalacaksın.

İyisi mi vakit varken, pişman olmamak için, mutlu olmak kadar mutlu etmek için kıymet bilelim..

Keyifli okumalar.. :)
224 syf.
·6 günde
"Magda Szabo'yu keşfettiyseniz altın bir balık yakaladınız demektir. Yazmakta olduğu bütün kitapları alın, ileride yazacaklarını da."
Hermann Hesse

Sitede önerilerine kıymet verdiğim okuyuculardan mehmet temiz Beyin tavsiyesiyle keşfettim Magda Szabo'yu. İyi ki alıp okumuşum öyle beğendim.

Evlenince veya bir şekilde ayrı bir eve çıkınca o ev bizim yuvamız olur. Kendi düzenimizi kurarız ve geldiğimiz yere ister istemez misafir gibi gideriz. Baba evimiz çocukluk anılarımızın geçtiği yerdir lakin artık bizim evimiz değildir. Herkesin bir yaşantısı, alışkanlıkları vardır ve bunlar zaman içinde değişebilir. Evliysek bizi en iyi tanıyan eşimizdir, annemizin bildiği çocuk olmaktan çıkmışızdır. En yakınımız bile olsa birini kendi evimize dünyamıza almak ciddi fedakârlık ister. Bunu yapmak kolay değildir.

Kitabın kahramanı Etelka, bir ömrü paylaştığı eşini kaydedince gururlandığı biricik doktor kızı Iza'nın teklifiyle yanına başkente taşınıyor. Yaşadığı taşrayı, aslında onu o yapan anılarının olduğu evi satıp terkediyor. Kızıyla mutlu yeni bir yaşam düşleyerek. Iza ise yaşlı annesinin elini sıcak sudan soğuk suya sokmayarak artık onu rahat ettirme düşüncesinde. Ama tüm bunlar yapılacak en iyi seçimler miydi?

Ben lise talebesiyken, 60'lı yaşlarının başında dedemi kaybettiğimizde anaannem o evde yaşayamayacağını söyledi.  Rüyamda dedemin istemediğini görmeme rağmen ev satıldı ve ona başka sokakta bir ev kiralandı. Anaannem orada da pek oturmadı ve sık sık bize gelip kaldı en sonunda da tamamen bize yerleşti. Yalnız siz varken bana düşer mi dedi ve hiçbir işe elini sürmedi. Bütün gün oturdu ve televizyon seyretti. Bir kaç yıl sonra da bunamaya başladı. Durumu bir sorduğunu on kere sorma şeklindeydi başlarda, sonraları bedensel ihtiyaçlarını bilemez hale geldi. Ona bakmanın ciddi sabır istediğini belirtmeliyim. Annemin dayanamadığı yerlerde devreye girerdim. Yüksek lisansı bitirip evlenmiştim, bir yaz günü sabahı eşimin memleketine giderken yolumuzun üzeri onlara uğradık. Gece rahatsızlanmış gördüğümde iyiydi. Eşimi tanımasa da beni biliyordu. Vedalaştım ve yola çıktık. Ertesi sabah vefat haberi geldi. Hanımefendi bir kadındı, huzur içinde yatsın. Bildiğim bir şey varsa bizlerin büyüklerimize dair aman çok yaşlandı hiçbir şey yapmasın, yorulmasın düşüncesinin çok yanlış olduğudur. Çalışmak ve küçük de olsa bir şeyler üretmek insanı yaşama bağlar, dinç tutar.

Ve anılardan korkmamalı, hatıraların olduğu evlere sahip çıkılmalı, bırakılmamalı.

Yazar kitabında, yaşlı kadın ve eşi, kızı ve eski eşi olmak üzere birbiriyle bağlantılı birkaç yaşama değiniyor ve edebi dili, güzel kurgusuyla ciddi farkındalık yaratıyor. Kitabı şiddetle tavsiye ederim.
224 syf.
Ölenle ölünmüyor evet ama yaşayan bir ölüye dönebiliyor insan. Görüyoruz, duyuyoruz, biliyoruz hatta yaşıyoruz.
Yıllarca birlikte yaşadığın eşini kaybetmek nasıl bir duygudur, hatıralarını geride bırakmak 70 yaşında yeni bir hayat kurmaya çalışmak nasil hissettirir insana?
Ya da 30 yaşında ne farkeder?

Hem şehirde hem taşrada geçen bir hikaye.
2 farklı insan yaşantısı.
Eğitimli egitimsiz arasındaki çatışma, aynı zamanda bir kuşak çatışması da denilebilir.
Her karakterin haklı olmak için kendince sebepleri var. Kitapta kimse kötü değil, yalnızca yaşamak istedikleri hayat birbirlerinden farklı. Alışkanlıkları, düzenleri yapmak istedikleri başka.

İnsan elinde olmadan kendi hayatını düşünüyor kitabı okurken. Bazen en mantıklı tercihleri yaparsın, herkes için en doğrusunu, en güzelini seçersin ama yine de olmaz..
İşte öyle bir kitap.

Çok severek okudum, öneririm.
144 syf.
·5/10
Yeraltı edebiyatı türünde okuduğum ilk kitap. Ara sıra böyle değişik türlerde okumalar yapmak niyetindeydim. Bu kitabı okuduktan sonra buna hiç gerek olmadığını anladım. Bu niyetimi askıya almakla beraber bu tarz kitapların gerek edebi açıdan gerekse fikirsel açıdan okura bir şeyler katmayacağını söyleyebilirim. Kitabın arka kapağında yazar için deha sıfatı kullanılmış, oysa ne bir dehalık gördüm ne de bir yaratıcılık. Anlatımı sade ve gayet basit olan bir kitaptı. Olayların dayanık noktasını ve gelişimini ikisi arasındaki boşlukları okuyucunun hayal gücüne bırakmış olması yazarın kolaya kaçtığını gösteriyor. Yazar da deha falan değildi açıkçası. Yazarı ve kitabını pazarlamak için iyi bir satış stratejisi sadece. Bütün bunları göz önünde bulundurarak gerçek ve güzel edebiyatın değerini bir kez daha anlamış oldum.
496 syf.
·54 günde·Beğendi·10/10
Sözle ifade edilebilen yol ebedi yol değildir.
Tanımlanabilen bir ad ebedi Ad değildir.
İsimsiz olan (varlık) yerin ve göğün menşeidir:
Bir adla, o her şeyin annesidir.
224 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Magda Szabo...."Magda Szabo'yu keşfettiyseniz altın bir balık yakaladınız demektir.Yazmakta olduğu bütün kitapları alın,ileride yazacaklarını da ." demiş Hermann Hesse... Hermann Hesse ile aynı düşünüyormuşum demek ki bulabildiğim 4 kitabını da aldım ve ilkini okudum. :)
Macar toplumunda bir aile ve bizim topluma çok benziyor. 20.yy da geçiyor olay 2.dünya savaş sonraları...Ve anne kutsallığı...Bu kitap eğer anneniz yaşıyorsa eminim ki ona daha da sıkı bağlanmanızı sağlayacak...
496 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Kurgusal bir Jose Rodrigues Dos Santos eseri. Kuantum ancak bu kadar net anlatılır. Düşünce sınırlarınızı zorlayacak bu eser bilinen fiziğin aksine zamanın asıl tarihini zihinlerinize kazıyacak.Fizik meraklılarının mutlaka okuması gereken kurgusal bir bilim romanı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hakan Tansel
Unvan:
Türk Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1960
1960 yılında İstanbul'da doğdu. 1980'de Saim Joseph Fransız
Erkek lisesinden mezun oldu. Dönemin politik koşulları dolayısıyla, 1981-89 arası Paris'te yaşadı. Fransızcadan Türkçeye aktardığı kitaplardan bazılan: Yıldız­ların Jeanne'ı Birinci Kitap: Gül ve Zambah, Yıldızlann ]eanne'ı Üçüncü Kitap: Amerika Çiçeği (Gerald Messadie); Kızıl Ot, Çıtırlar Farkında Değil, Ve Bütün Çirkinler ôldürülecek (Boris Vian); Okyanuslar (Yves Simon); Mona Lisa'nın Dudaklan (Pierre Lepere); Sarinagara (Philippe Forest); Cennet Vadi (Alain jaubert); Mavi Sabahlar (Jean-Marie Laclavetine).

Yazar istatistikleri

  • 1.214 okur okudu.
  • 49 okur okuyor.
  • 1.161 okur okuyacak.
  • 18 okur yarım bıraktı.