Işıl Döneray

Işıl Döneray

Tasarımcı
8.5/10
131 Kişi
·
385
Okunma
·
0
Beğeni
·
35
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
205 syf.
·9/10
Değerli 1K Okurları!
Bugünlerde Ahlak serisi kapsamında okumalar yapıyorum.
Ve bu bağlamda bana tavsiye edilen kitaplardan biri de Nurettin Topçu nun ahlak kitabı.
Uzun yıllar öğretmenlik yapan Nurettin Topçu'ya liselerde okutulması için Ahlakla ilgili ders kitabı yazması istenmiş ve uzun yıllar lise 1 ve lise 2 lerde ders olarak okutulmuş.
Üstad tarafından;
Ahlakın farklı tanımları felsefi açıdan tutun,dini boyutuna kadar ,Pascal dan tutun Dostyevski,Ali Fuad Başgil,Rousseau,Kant ve Nietzsche ‘ye kadar da okuma parçalarıyla en güzel şekilde desteklenmiş.
Özelikle karakter ile ilgili bölümünde kişilik tiplerini yazarımız öyle güzel bir şekilde tasniflemiş ki kendi kişilik tipinizi bulmamanız imkansız..ve hatta öğretmen arkadaşlarla da paylaştım ,beraber kişilik tiplerimizi tespit ettik:)))
Sonuç;
Mutluluğun özü erdemli ve ahlaklı bireyler olmaktan geçmektedir.
Ahlaki bir davranışımızın temelini vicdanımız oluşturmaktadır.
Ahlakın özünde de sevgi-saygı-hoşgörü gibi değerlerimiz mihenk taşıdır.
Şiddetle tavsiye edilir.
419 syf.
Huzur kavramı bu coğrafyada adeta unutulmuştur. Bunun en büyük göstergesi, halk olarak hep geçmişe özlem duyuyor olmamızdır. Aslında biraz tarihi araştırmış bir insan çok iyi bilir ki geçmiş, bugünden daha huzurlu değildir. Hatta geçmiştekiler huzura daha çok hasrettirler. Buna rağmen geleceğe değil de geçmişe hasret duyulmasının nedeni, geleceğin her zaman puslu olmasından mütevellit, daha huzursuz ve korku verici bir imge olmasıdır.

İkinci Dünya Savaşı’nın arefesindeki İstanbul’una konuk olduğumuz Tanpınar’ın Huzur’unda bizleri ya geçmişte ya da gelecekte olan ama bugününde olamayan bir tutunamayan, Mümtaz karşılamaktadır. Küçükken elem verici bir şekilde babasını kaybetmiş, annesiyle zor zamanlar geçirdikten kısa süre sonra onu da kaybederek hem yetim hem öksüz kalarak amcasının oğlu İhsan Bey’in yanında kendini bulmuştur. İhsan, Mümtaz’a hem baba hem de akıl hocası olarak onun hayatını derinden etkilemiştir. Romanda İhsan Bey hasta bir vaziyettedir. Mümtaz yengesiyle birlikte onunla ilgilenmektedir bir süredir, yengesinin ısrarıyla biraz hava alması için dışarı yollanır ve Mümtaz sokaklarda dolaşırken bizler de onun hayatını okumaya başlarız.

600 yıllık bir imparatorluğun görkemliliği uzakta kalmış köhne mirasını devralan Cumhuriyet, hızla yenilikler yaparak Tanpınar’ın en çok etkilendiği isim olan Yahya Kemal’in ismini verdiği Lale Devri’nde başlayan Batılılaşma hareketi, en hızlı halini almış ve Avrupa tarafından bu durum Türk Mucizesi olarak lanse edilmiştir. Lakin öte yandan ise Doğu ile Batı arasında bilhassa kültürel olarak arafta kalmış bir veya birkaç kuşak yaratmış hatta bunun etkileri az veya çok halen hissedilmeye devam etmektedir. Romanda bu durum kendisini en çok İhsan Bey’in bulunduğu bölümlerde kendisini hissettirse de romanın tamamında bunun varlığını her an hissederiz. İhsan Bey, medeniyet ile kültürün iç içe olduğunu düşünür. Bununla birlikte fertlerin yekvücut olduğu bir cemiyetin tertibinin insanı ölüm mefhumuna karşı koruyacak ve toplumu da kalkındıracak tek çare olarak görmektedir. Romanda ağır basan başka bir unsur olan ve insanların hayatına derinden etki edip onların sınırlarını belirleyen kader olgusuna karşı insanın fert olarak duramayacağını ancak cemiyet halinde kaderle barışık hale gelerek daha iyi bir dünya yaratabileceğini düşünür. Ayrıca Cumhuriyet’le birlikte henüz kalkınma hareketinin üretime dayandırılamadığını, memur kadrolarının doldurulma gayretine fazla odaklanılarak ileride bunun bir kriz oluşturabileceği öngörüsünde bulunur. Müziğin merkezde yer aldığı romanda, İhsan Bey vasıtasıyla Türk’ün romanının musiki olduğu ve musikinin de bizi biz yapan, ruhumuzun derinlerine nüfuz ederek medeniyetimizin kökü olarak bulunması gereken tarihe giden yolu teşkil ettiği belirtilir.

Mahur Beste eserine de adını veren ve Mümtaz’ın aşık olduğu kadın olan Nuran’ın akrabalarından birinin bestesini yaptığı bestenin ailede kuşaklar boyu hüzün mirası olarak gezinir. Bir çocuk annesi olup kendisini yabancı bir kadınla aldatan kocasından ayrılmak üzere olan Nuran, Mümtaz ile tanışır ve kısa sürede ikili arasında aşk filizlenir. Filizlenen aşkın arka planında Mümtaz’ın hayatının anlamını bugünün bir maddesinde yani Nuran’ın güzel gözlerinde bularak geçmiş ile gelecek arasında ruhu uçurumun dibine götüren gelgitlerinden kurtulma arzusu yatmaktadır. Tanpınar’ın Yahya Kemal ile birlikte gezindiği İstanbul sokaklarında, romanda Mümtaz ile Nuran gezinir. Bu esnada edilen sohbetler, aşka soğuk insanın bile aşkla buzlarını eritecek derecede sıcak ve hoştur. Bununla birlikte şehrin tarihi dokusunun yıprandığı noktalar, onlara hafızalarında her geçen gün derinliklere gömülen maziyi anımsatır. İfade edilen eski musikilerden beytlerle gömüldüğü derinliklerden yine yüzeye çıkan mazi, bilhassa romanın kahramanlarının neredeyse tamamının bulunduğu ney musikisinin icra edildiği ev ortamında atmosferi kaplar ve her karaktere nüfuz ederek vecd halini alır. Bu esnada ortama sonradan dahil olan verem hastası, evli ama bir yandan da Nuran’a aşık olan ama özellikle varoluşsal konular üzerinde durmasıyla romanda yer eden Suat ile birlikte evde Tanrı, ölüm ile hayat, cemiyet ile fert, ahlak ve insanın hürriyeti üzerine sohbetler başlar.

Bir ateist olan Suat ile İhsan Bey arasındaki münakaşada Suat’ın insanın hürriyetinin sağlanması için ölen tanrının yeterli olmadığına şahit olup buradan ferdin merkeze alındığını görürüz. Suat, ahlakın da insan ürünü olduğunu ve inançtan sıyrılan insanın önünde ahlak ve benzeri bir sınırın olamayacağını ifade eder. Eğer inanıyor olsa tanrıyla kavga edeceğini ve ona şunları söyleyeceğini belirterek kötülük sorunu ve hayat denilen muammadaki anlam arayışının insanı düşürdüğü vaziyetine parmak basar: “…Sen ki yaratıcısın, bilmemen kabil olmaz. Onun için herhangi birinin derisine gir. Ve kendi yalanını bir an bizimle beraber yaşa; bizim gibi yaşa. Yirmi dört saat bu bataklıkta küçük susuzlukların kurbağası ol!” Anlattığı ve ortamdaki insanlar için uç olan şeylere karşılık tepkilere verdiği “Kendimi duymak istiyorum da ondan! Uçuruma, her an varım, demek ihtiyacı.” Sözleri akla Nietzsche’nin “Uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da sana bakar” sözlerini getiriyor. Hayatının bir anında sınırlardan ve korkulardan sıyrılarak düşünen ve sorgulayan bir insanın uçuruma ben varım dememesinin veya uçuruma bakmamasının mümkünatı var mıdır? Baktığı yerde huzurun olmadığını görmemesinin ve biraz daha uzun baktığında ise insanın hürriyetinin nihai noktasını Suat’ın veya Nietzsche’nin veya İvan Karamazov’un gördüğü gibi görmemesinin imkanı var mıdır? Genel manada da hayatın kodlarında huzurun olmadığının… Çünkü romanda ifade edildiği üzere “Derin ve sağlam düşünce, bir tek noktaya bakardı: Ölüm! veya başıboş çılgınlık, yani hayat!”.

Dostoyevski’nin İvan Karamazov’u ile Tanpınar’ın Suat’ı, benzer noktaya varırlar yani “Tanrı yoksa her şey mübahtır!”. Daha genel manada ise insanın üstünde onu koyduğu kurallarla düzenleyen ve sınırlayan bir güç mevcut değildir. O halde insan özgürdür ve kendini inşa etmelidir. Ancak kader karşısında ferdin tek başına puslu bir havada dağın başında kaybolmuş olduğu noktada İhsan Bey için cemiyetin tek çıkar yol olduğu ve böylelikle inşayı sağlayabileceği dile getirilir. Tanpınar’ın kendisi de şunları söyler: “Ebedi devam cemiyette vardır. Fert hayatının yerine, topluluk hayatını koyduğumuz an, ölüm bizim için hiçbir hoyrat tarafı kalmamış bir tecrübe olur”. İnsan mensubu olduğu zamanın dışına çıkmak ister ve bu isteği de onu huzurdan uzaklaştırır. Romanda zaman olgusunun huzura en yakın anlam ifade ettiği musikinin bulunduğu anlarda bile hüzün ve ıstırap gözlerini uzaktan da olsa insana dikmiş vaziyettedir. Kendisi Proust’tan etkilenmiş yazar olan Tanpınar’ın zamanı işleyişi olsun Mümtaz’ın Nuran’a aşkının barındırdığı özellikler olsun okurun aklına Proust’u getirir. Bununla birlikte Suat karakteri olsun genel manada karakterlerin işleniş biçimi ve ele alınan konular olsun okurun aklına Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşleri’ni getirir. Ama bunların yanında en önemlisi, Tanpınar’ın tarihsel köklerimiz ve romanımız olarak nitelediği musikiyi merkez yaparak inşa ettiği üslubudur. Tanpınar aynı zamanda çağdaş romancılarımızdan Orhan Pamuk’u çok etkilemiştir. Bu etkilerden gözüme en çok çarpanları; hüzün teması, İstanbul’un merkeze alınması ve anlatımları, nehir roman tekniğinin kullanımı, eski geleneklerin romanlarda önemli bir unsur olması.

Bir ucunda İhsan Bey’in diğer ucunda Suat’ın bulunduğu sarkaçta salınan Mümtaz’ın tutunma çabalarının seyrini sizlere bırakarak incelememi bitiriyorum.

İyi okumalar.
960 syf.
·55 günde·Beğendi·9/10
1347-1351 yılları arasında dönemin veba salgınından kaçan 7 kadın ve 3 erkeğin bir şatoya sığınarak birbirlerine anlattıkları toplam 100 hikayeden oluşur. hikayede dönemin ahlaksızlıkları,cesurlukları, iyilikleri, kötülükleri, çapkınlıkları anlatılır.

Düz yazı olmasıyla, dönemi için devrim niteliğinde olan decameron, içeriğiyle de shakespeare dahil pek çok yazara ilham vermiş olan eserdir. İnsanı olduğu gibi yalın, çırılçıplak, bütün zaaflarıyla göstermesi bakımından ilk örneklerden biridir. Ortaçağ öyküleri, genel olarak dinleri,gelenekleri,dogmaları vs alaya alan olaylar üzerine kurulu..
205 syf.
·Beğendi·10/10
Çağdaş Türk düşünce tarihinin önemli simalarından olan Üstad Nurettin Topçu, felsefeden eğitime, ahlâktan siyasete kadar pek çok konuda eserler ortaya koyan ve bu konularda özgün diyebileceğimiz fikirler oluşturan değerli bir düşünürümüz bu kıymetli eserde yine onun delilidir.Ben okurken çok fazla not alıp düşünmüştüm.

Bir ahlâk filozofu olan üstad Nurettin Topçu kıymetli eserinde, ahlâk ve ahlâk eğitimi konusunu hareket felsefesi açısından anlamaya ve kavramaya çalışır.

Ayrıca bu konuların din ile olan bağlantıları üzerinde de durarak konuyu kendi özgün yaklaşımları ile çözmeye çalışır. Üstad Nurettin Topçu’ya göre ahlak, insan hareketlerinin metafiziğidir. Öncelikle Anadolu insanından başlayarak insan sorununu anlamaya ve kavramaya çalışan Üstad, ahlaklı olmakla insana değer verme arasında karşılıklı bir ilişki kurar. Nitekim o, ahlaklı bireyler olmanın ilk şartını insana ve insan ruhuna değer vermek olarak değerlendirir. Bu bağlamda Üstada göre insanın maddeden sıyrılarak manaya yükselmesi en temel başarıdır.

Üstadın Kitabin da temel düşüncesi, ahlak merkezli bir felsefe olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla onun düşüncesinde ahlak, sadece sistemin bir parçası olmaktan ibaret değildir burda. Çünkü onun düşünce sisteminde, insan varlığı, bir ahlak varlığı ve ahlak kişisi, toplum ise bir ahlak toplumu, devlet, bir ahlak devleti nihayet insanlık da ahlak bağlamında inşa edilmesi gereken bir tasarım olmaktadır. Böylece Nurettin Topçu’da insan, toplum, devlet ve insanlık arasında tekâmül hedefi açısında bir birlik söz konusudur. Bu nedenle insanın olumlu değerlerle bütünleşmesi ve hayata geçirmesi, ahlak kişisi olma yolunda olgunlaşması anlamına gelir.

Aynı zamanda Üstadın düşüncesinde değer, aksiyonla birlikte ele alınır. Aksiyon ise sıradan bir eylem değildir. Üstad Nurettin Topçuya göre aksiyon, bir değeri gerçekleştirmeye yönelmiş, bilinçli ve kasıtlı bir insan eylemi olarak değerlendirilir.Üstadin sorunları ele alış biçimindeki temel kaygı ahlaktır diyebiliriz. Onun ahlak sahasındaki amacı ise, ahlak problemini evrensel ölçüler içerisinde çözümlemektir. Çünkü ona göre, evrensel ölçüye uymayan her ahlak görüşü eksiktir.Bu bağlamda Üstad

“Evrensel nizamın dışında gerçek ahlaklılık yoktur… Hareketlerini evrensel ölçüye vurarak ve kendi hareketinde evreni kucaklayarak orada kendi şuurunu araması, işte insanın ahlaklı davranışı bu şekilde olmalıdır.

Ahlak ile din arasındaki ilişki üzerinde de duran Üstada göre, din gibi ahlakın da amacı insan ruhunu temizlemek ve sonsuza doğru yükseltmektir. Örneğin, toplum içinde dinin yaptığı iş, ruhlar için kuvvet kaynağı olmaktır. Bununla birlikte insanlara bir takım bilgiler sağlamak değildir. Ayrıca dinî bilgiler, ruh kuvvetini kazanmanın yollarını öğretir. Bunlar, evrene ait açıklamalar olmayıp insanın iç hayatına düzen ve değer sunucu bilgilerdir. Böylece Topçu’ya göre, din insanlar için bilgi kaynağı değil, kuvvet kaynağı olmaktadır.

“Ruhu kuvvetli olmayanlar, kendilerine bir kötülük, bir hakaret yapılırsa bunu ellerinden gelen bir kötülükle karşılarlar. Ruhu kuvvetli olanlarsa, kendilerine yapılan fenalığı affeder ve bunu yapan insanı kötülüğünden kurtarmaya çalışırlar. İntikam almazlar, yapılan fenalığı iyilikle karşılarlar” diyen Üstad Topçu’ya göre, bu yolda hareket eden fertler ve toplumlar mutlu olurlar. Ruhu kuvvetli insan, ahlaklı insandır. Ahlaklı insan, ruhundaki kuvveti arttıkça, kötülüklerden kurtulur, olgunlaşır ve yükselir.

Ahlak duygularının hepsinin kaynağında saygı yer alır. Zira yalnız insana karşı saygı duyulur ve varlığımızda ahlak duygularının uyanışı saygıyla başlar. Dolayısıyla insan ancak saygı duygusundan başlayarak ahlaklılığın gittikçe derinleşen şuurunu kazanabilir. Örneğin, başkalarını aldatmak en büyük saygısızlıktır. Yine başkalarının her türlü fikirlerine saygılı olunmalıdır. Hiç kimse başkalarının da kendisi gibi düşünmelerini istemeye hakkı yoktur. Başkalarının görüşleri bizimkine ne kadar aykırı olursa olsun, karşımızdakinin düşüncelerini sakin, saygılı edepli bir şekilde dinlemeliyiz. Nitekim olgun ve medeni insanların en değerli zihni karakteri, hoşgörüdür.

Ahlaki bir varlık olarak insanın vicdanı, iyi ve mecburi olan ödevler ortaya koyar. Doğuştan her insanın vicdanı ise iyiliği arar ve onu gerçekleştirmek için kendinde mecburilik oluşturur. Öte yandan fertte ödevin gelişmesi, şuurun gelişmesine bağlıdır. Nitekim şuur ilerledikçe insan kendinde ödevlerini artırır ve böylelikle hareketlerinin alanını genişletir.

Bu bağlamda Üstad Nurettin Topçu’ya göre, ödevlerimizin sayısı çoktur. Öncelikle kendimize karşı ödevlerimiz vardır. Daha sonra da ailemize, toplumumuza ve milletimize, insanlığa ve Allah’a karşı ödevlerimiz bulunmaktadır. Ancak bunların hepsi kendimize karşı ödevlerimize bağlanır, onlarla beraber gelişirler ve onları tamamlarlar. Çünkü hepimizin gayesi, bir insan olan ferdi varlığımızı gayesine doğru ilerletmektir.

Üstada göre insanlar doğuştan, düşünme yetisine sahip oldukları gibi ahlak yetisine de sahiptirler. Şuurun gelişmesinde zihin eğitimine lüzum olduğu gibi ahlakın gelişmesinde de ahlak eğitimine ihtiyaç vardır. Nitekim çevrenin iyi şartları kötü bir insanın iyiliğe doğru yönelmesine yarayabildiği gibi çevrenin kötü şartları bir iyinin kötülüğe sürüklenmesine yol açabilir. Bu nedenle kötülükten uzaklaşmak ve iyileri daha ileri iyiliklerin seviyesine yükseltmek, ahlak eğitiminin işidir.

Ahlak eğitimi ise Üstada göre, sadece tek bir alanda çalışmakla olmaz. Örneğin yalnız “iyi olun!” demekle insanların iyi olmadıklarını görürüz. Elbette ahlakta öğütlerin faydası vardır. Ancak kendisine hazır olanlar üzerinde öğüt etkili olur. Bununla birlikte ona hazırlanmamış olanlar için öğüt verme kuru bir nasihat olur.
Bu bağlamda Üstad ahlak eğitimini, çok basamaklı bir çalışma olarak değerlendirir.Bununla beraber Basamaklar hâlinde sıralanan bu çalışmanın bütünlüğe kavuşması ise ancak ahlak yapımızda olgunluk sağlayıcı bir etki oluşturur.Basamaklar kitapta geniş şekilde yer alıyor bakabilirsiniz.


Üstadin düşüncesine göre okul, neslin ruhundaki güçlü tarafları yaşatmalıdır. Bu şuur ve idrake sahip olarak kurulmuş okullarımız olursa, geçmiş asırlarda olduğu gibi, asrımızda da milletimiz bilim, sanat ve felsefe alanlarında büyük adamlar ve dâhiler yetiştirebilir . Bu noktada ahlak eğitimi sorununu önleyecek ve millet hayatında, okulda ve ailede temeli verilmeli.

Üstada göre eğitim, son derece ince bir sanattır. Ahlak eğitiminde ise insan ruhuna bağlı en ince değerleri işlemek bir sabır ve maharet gerektirir. Diğer taraftan ahlak eğitiminde en önemli iş, örnek olmaktır. Başta öğretmenler öğrenciye iyi birer örnek olmalıdırlar. Çünkü bir gence kazandıracağımız ahlakı, ona ancak kendi hareketlerimizle aşılayabiliriz. Bizim onlarda kendimizi gördüğümüzü unutmamalıyız der.

Üstad;

"Menfaat yaşamak ister,
Ahlâk yaşatmak ister;
İkisi bir arada barınamazlar" der.

Kendi yorumun şu şekilde konuyla ilgili;

Kuran da şöyle diyor :
"(ey peygamber) sen azim bir ahlak üzeresin."
(Kalem/4)

azim/yüce ahlak: hulk-i azim demek.

Niçin güzel ahlak değil de azim ahlak diyor hz. peygamber sav için Allah ?

güzel ahlak ile azim ahlak arasındaki fark nedir.?

azim ahlak içinde güzel ahlakı da barındırsa da onda daha fazlası vardır. Güzel ahlakta sadece cemal isimleri yansırken azim ahlakta cemal ile dengelenmiş celal isimleri de yansır.
azim ahlak hareket etmeyi de gerektirir mesela. soyut bir iyilik değil aktif bir iyiliktir, cihattır, mücadeledir, savaştır.
müslüman kimse azim bir ahlak üzere olursa hz. peygamber'e ittiba etmiş olur.
Üstad Nurettin hocanın da hareket felsefi içinde ahlakla iste tam da budur söz ve fiil arasındaki denge.İşte kur'an mesajlarını böyle nüanslar ile verir.

Ve yine vicdanla direkt ilintili kavram. vicdanı olanın ahlaklı olduğu bir dünyada yaşıyoruz
ahlakın temel ilkesi yine, "sana yapılmasını istemediğin şeyi; sen de başkasına yapma.

Bütün bunların yanında bana göre ahlaksız kim?diye sorarsanız şöyle düşünüyorum;
ahlaksiz benim icin söyledikleri ile yaptiklari farkli olan insanlardir.
calip bunu inkar etmeyen bir insan ahlaksiz degildir, hirsizdir.
örnekler cogaltilabilir.

Bu inceleme de tavsiye edilen ve faydalanılan kaynaklar ;

*AHLÂK DAVASINA VE MUALLİMLİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR: NURETTİN TOPÇU
(Ismail kara )

*AHLÂK FILOZOFU VE “HAREKET ADAMI” OLARAK NURETTIN TOPÇU(Nurettin Topçu as an Ethics Philosopher and a Figure of “Action” (Hüseyin AYDOĞDU)

*https://www.google.com/...r-nurettin-topcu/amp

*Nurettin Topçu ve Ahlak Eğitimi
(Mustafa cihan )

Bunun gibi daha nice bilgi kitapta yer alıyor lütfen okuyun okutun..Üstadın ruhuna rahmet olsun.
205 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Es-selam 1K okurları
Ahlak üzere yazılmış bu kitabı sınavda sorumlu olduğum için aldım ve okumaktan da keyif duydum.
Merhum Nurettin Topçu bu eserinde objektif olmuş sadece kendi görüşünü değil birçok kişinin düşüncelerine de yer vermiştir...
Ahlakın vicdanlı ,merhameti, samimî , şahsiyet sahibi ,karakter sahibi insan olmaktan geçtiğini yer yer anlatıyor...
Cümleler oldukça basit ,sade ve yalın.
Lise 1 ve 2.sınıflar için ders kitabı olarak kullanılmış .
Konu sonundaki özet çok yerinde olmuş
Bu kitap biz okurlara Ahlak'ın ne kadar büyük bir çerçevede ele alınması gerektiğini layıkıyla sergiliyor.Siz değerli kardeşlerime kitaptan çok sevip altını çizdiğim bi alıntıyı paylaşıp cümlelerime son vermek isterim
"Asıl gaye ölümötesi mutluluktur "

Selametle...
960 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Ba-yıl-dım! Tek kelimeyle harikaydı. Daha iyi açıklayabilmek adına; Binbir Gece Masalları ile La Fontaine'in Masallar'ını karıştırın, bazı öykülere biraz da müstehcenlik ekleyin. Muhteşem karışımınız 100 güne 100 öykü şeklinde ellerinizde. (Bu arada bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına, Boccaccio'nun La Fontaine'den değil La Fontaine'in bu öykülerden etkilendiğini belirtmek isterim.) Birbirinden güzel, didaktik ve eğlenceli öykülerden oluşan bu iki ciltlik kitabı tahminimden çok daha hızlı ve keyifle okudum. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğuna da can-ı yürekten inanıyorum. İyi ki #dünyaedebiyatıokuyoruz etkinliğimize İtalyan Edebiyatı'nı dahil etmişiz. Yıldızlı tavsiyemdir. =)
960 syf.
·12 günde·9/10
Boccaccio'nun 14.yy'da halk diliyle yazılan muhteşem kitabı...
1348 başlayıp 1351'de bitirdiği kitapta veba salgın günlerinin Florensa'sını ele alır.On gün boyunca anlatılan 100 öyküden oluşur.Kitap Florensa burjuvazisinin işleri nedeniyle sık sık uzak ülkelere giden kocalarının dönüşünü bekleyen kadınlar için yazılmıştır.
Kitap ortaçağda yazılmış ve izlerini fazlasıyla taşıyor olsa da dönemine sıkı sıkı bağlı kalmamış.O dönemde de böyle miymiş sorusunu sordurtuyor insana.Kadın-erkek ilişkileri,çıkarcı din adamları,mutluluk,ihanet,gönül yaralarının bulunduğu sansürsüz öyküleri ile insanoğlunun yıllarca bu konularda aynı kaldığını gözler önüne seriyor.Ben okurken çok zevk aldım ve eğlendim.Keyifle okuyabilirsiniz.
205 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Nurettin Topçu bu kitabında insanlık için önemli olan ahlak konusuna değinmiş. Ayrıca vicdan, şeref, edep gibi kavramlara da değinmiş. Herkese faydalı olacak bir kitap bu yüzden bence okumalısınız...
223 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Büyük yazar Nurettin Topçu önemli bir ahlak bilimci hatta Türkiye’de alanında tek. Bu kitap da aslında 1970lerde lise bir ve lise ikide ders kitabı olarak okutulmak için yazılmış. Okullarda böyle bir dersin olması ve bu büyük Felsefecinin kitabının okutulması gerçekten gençliğe büyük bir hizmet.
Bu süreçte eşim de Toplum J.J. Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi kitabını okuyordu. Farkettik ki aslında toplumun her aşamasında her yaş grubunda bu kitaplara ihtiyaç var. Ahlak nedir, saygı nedir,yaşantı olarak olması gereken ne ve biz neredeyiz? Bu soruların hepsine elbet verecek bir cevabımız vardır ancak irdelenmesi gereken konular. Ara ara bahsettiği konularla ilgili de Mevlana, Ali Fuad Başgil, Epiktetos, Pascal gibi yazarlardan okuma parçaları da eklenmiş.
“Ruhu kuvvetli insan, ahlaklı insandır. Kin, zulüm, kıskançlık ve düşmanlık duyguları, ruhun kuvvetsizliğinden doğmaktadır.
Ahlaklı insan, ruhundaki kuvveti arttıkça, kötülüklerden kurtulur, yalancılık, riyakarlık ve dalkavukluk gibi kirlerden temizlenir. Olgunlaşır ve yükselir.”

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 385 okur okudu.
  • 33 okur okuyor.
  • 377 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.