Kitabın tüm sayfalarında sanki bugünkü yaşadığımız “Modern Türkiye’yi“ buldum. John Lukacs Batı’yı anlatıyordu, yaşadığı ülke olan Amerika’yı anlatıyordu, Türk lafzı bir kere geçmiş olmasına rağmen
İki güçlü lider, tek bir arena: Avrupa
acımasızca.” “Churchill’in karakterinde de saldırgan bir tutum vardı fakat bu baskın değildi. Hitler Kavgam’da kendisini vatansever olmayan bir milliyetçi olarak tanımlıyordu; Churchill milliyetçi değildi ama kesinlikle bir vatanseverdi. Vatanseverlik, milliyetçiliğin aksine saldırgan değildir..
Churchill’in vatanseverliği korumacıydı. Churchill İmparatorluğa inanıyordu ve daha sonra savaş sırasında dile getirdiği gibi, İmparatorluğun tasfiye edilmesine göz yummayacaktı, fakat toprak kaybetmeyi Hitler’in barış şartlarına boyun eğmeye yeğlerdi. Bunun nedeni ne inatçılık ne de nefretti. Churchill, Hitler’in isteklerine boyun eğmenin ne anlama geldiğini biliyordu.”
Aykırı tarihçi Lukacs, bu kez de Hitler ve Churchill’in 80 günlük satranç oyununa kafa yoruyor ve zihnimizi önyargılardan arındıyor. “Hitler dünyayı fethetmek istemiyordu. Bunu başaramayacağını biliyordu.
. Dünya tek bir milletin kontrol edemeyeceği kadar büyüktü. Amerika Amerikalıların olacaktı, Avrupa’ya Üçüncü Reich hâkim olacaktı, Britanya İmparatorluğu’na büyük ölçüde dokunulmayacaktı. Alman Reich’ını her zamankinden daha güçlü, daha saygın, daha hayat dolu ve sağlıklı kılmak istiyordu; savaştan sonra kendini barışçıl uğraşlara verecekti. O inşa etmek istiyordu, yıkmak değil; ama eğer inşa etmek için yıkmak gerekiyorsa, o zaman yıkacaktı;
Tarıh severler bır bakın
Kitap güzeldi. Özellikle 2. Dünya savaşı ve Rusya ilişkisi gözler önüne serilmiş. Hala çözülememiş pek çok şifre bulunsa da Stalin’in Hitler hayranlığı ve son ana kadar olan güveni beni oldukça şaşırttı.
Kitap 1941 yılı Alman-Rus savaşını ve bu çerçevede Hitler ile Stalin’in ilişkisini esas alsa da gerek dönem liderlerinden fazlasıyla uzak anlatımı gerekse ucu bağlanmayan kimi olaylar sebebiyle eksik kalmış diyebilirim. Kitabın son bölümü bilhassa kesip atılmış gibi havada tamamlanmış. Bahsi geçen döneme bir bakış açısı katması bakımından okunabilir.
Eğer biri bana idealist felsefenin kendi savunusunu nasıl üstlendiğini sorarsa; hiç çekinmeden: "Modern Çağın Sonu'nu oku!" diyebilirim. Kitap olağandışı saçmalıkların imlemesinin yanı
John Adalbert Lukacs (1924-2019), Macar asıllı Amerikalı tarihçidir. Bu eseri biraz deneme havasında olan bir tarih kitabıdır diyebiliriz. Kronolojik olarak olaylardan ziyade biraz daha fazla arka