Murat Kayı

Murat Kayı

Çevirmen
8.4/10
6,5bin Kişi
·
26,3bin
Okunma
·
4
Beğeni
·
1.439
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
640 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Kitaba dair aşağıdaki incelemenin videosuna şu linkten ulaşabilirsiniz;
https://www.youtube.com/watch?v=uqWwmvxIhwE

“Ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.” diye başlıyor romanımız. Hatta arka kapağında da bu bölümün bir alıntısı yer alıyor. Ve kitabın tüm içeriğinin, kurgusunun temelini de bu fikir etkilemiş.

Romanın ana karakterleri bu fikri besleyen değişik bir empati gücüne sahipler. Öyle ki karşılarındaki insanların duygularını değiştirebiliyorlar. Hikaye bu güce sahip bir öğretmen (Laszlo) ve onun öğrencileri (Elijah ve Winter) etrafında dönüyor. Laszlo, Elijah ve Winter’ın bir nevi mentoru, onları bu güç anlamında ve hayata dair yönlendiriyor. (Kitabın en güzel diyaloglarını da Laszlo’nun derslerdeki diyalogları oluşturuyor.) Bir diğer önemli karakter Darian’ın amacı ise Elijah ve Winter’ı örgüte kazandırmak. Kitap boyunca da Elijah ve Winter’ın Laszlo ve Darian’ın etkileriyle yaşadıkları maceralara, duygulara tanık oluyoruz.

Adam Fawer bu kurguyu felsefe, fizik, nöroloji gibi farklı bilim dallarından birçok bilgi ile çok güzel desteklemiş. Bence kitabın asıl değeri de verdiği bu bilgilerden ve öne sürdüğü, insanı düşünmeye iten bazı fikirlerden geliyor. Bu fikirler arasından bende en çok etki bırakan üç tanesi şöyleydi;

“Gördüğün gibi, hiçbir şey tümüyle yin ya da yang değildir. Her şey içinde karşıtının en azından tohumunu barındırır: Kışyaza dönüşür; yukarıya çıkan her şey aşağıya inmek zorundadır. Benzer şekilde, yang olmazsa yin de olmaz; tıpkı sıcak olmadan soğuğun, aydınlık olmadan karanlığın olmayacağı gibi.”

İnsanın içinde ve evrende olan mükemmel dengeden bahsediyor Adam Fawer. Bu denge içerisindeki sürekli değişim ve dönüşümü vurguluyor.

“Herkesin zihni, onu çevreleyen frekansları anlayabilmek için sürekli olarak kendini uyarlar. Kalıplar ve frekanslar zaman içinde ortama uyum sağlamaya yönelik olarak evrim geçirir. Dolayısıyla, yabancı bir dili öğrenmek, o dilin konuşulduğu ülkedeysen daha kolaydır, çünkü zihnin de değişip, o dilin belirleyici ayrıntılarım öğrenmeni kolaylaştırır.”

Bu da aslında içinde yaşadığımız toplumun sadece dil anlamında değil, düşünme, deneyimleme ve yaşama anlamında bizi ne kadar etkilediğini gösteriyor.

Ve son olarak kitabın ana fikrini oluşturan konu; “Ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz.”

Kitaptan bağımsız olarak ara sıra aklıma gelen, düşündüğüm bir konudur bu; hakikaten isteklerimiz neye göre ve nasıl şekilleniyor? Zaman zaman bu soruya cevabım değişiyor. İsteklerimizi etkileyen tüm girdiler biyolojimizden ve çevremizden geliyor, fakat hangi isteklere yoğunlaşacağımızı, hangilerini parlatacağımızı ve hangilerine yöneleceğimizi biz belirliyoruz diye düşünüyorum şu sıralarda.

Kitabın Dili ve Kurgusuna Dair Yorum:
Genel olarak akıcı bir dili vardı. Diyalogların yoğun olduğu bir anlatım tarzı kullanılmış. Uzunluğuna rağmen okumakta zorlanmıyor insan. Fakat edebi anlamda keyif aldığım bir dil olduğunu söyleyemem. Orta kalitede denebilir.

Olaylar ve karakter gelişimi anlamında ilgiyi canlı tutabilse de derinlik ve bıraktığı etki anlamında kurguyu zayıf buldum. Okuduktan bir süre geçtikten sonra bende karakterler ve kurgudan ziyade kitabın dokunduğu fikirler kalıcı oldu.

Kitaba Dair Genel Deneyim:
Oldukça sürükleyiciydi. Genel yorumların aksine Olasılıksız’a oranla benim daha çok ilgimi çekti, daha çok içine aldı. Hani böyle canınız sıkılır da ilgi çekici, aksiyon dolu, akıcı bir film izlemek istersiniz, tam da öyle bir zamanda okumuştum. Bu anlamda da beni tatmin etti. İçindeki ilginç bilgiler ve fikirler ile de düşünmemi sağladı. Ama fazlası değil. Keyifli zaman geçirmek adına tavsiye edebilirim.

Kitaplara dair videolar ve daha fazlası için; http://www.youtube.com/c/Toykalem
320 syf.
·6 günde·Beğendi
Müthiş bir boğaz ağrısını düşünmemenin yolu uğraş bulmaktır. Ben de küçüklüğümden gelme bir başka ilgi alanım olan 'terörizm' üzerine ki kitap tam olarak öyle olmasa da, birçok yerde ayrıntılı açıklaması ile aktaracağım.

Öncelikle kitabın çıkarılmasında zorlu yolu kısaca yazayım. Kitap, bir ET olan ve Irak, Afganistan, Panama, İran ve birçok Afrika ülkesini gezmiş, gerçekleri gözleriyle görmüş, gerçekleri yaşamış kişilerle konuşmuş, diplomat, askeri yetkili gibi kişilerden alınma bilgilerle yazılmıştır. Perkins, kitap içerisinde daha doğrusu sonlara doğru ne denli bir zorluktan geçtiğini ve onlarca yayınevinin bu kitabı basamayacağını bildirmiştir.

Basitleştireyim. Bir film düşünün, Birleşik Devletleri çok feci bir şekilde eleştiriyor, Irak işgali sırasında tecavüzleri... dur dur, o kadar uzağa gitmeye gerek yok. Türkiye'de x hastanesinde 145 18 yaş altı ve yarısı kadar 14 yaş altı çocuğun hamil kalması ile ilgili haberi yapan kişi ne oldu? What? Sanırım biliyorsunuz. Size bir sır vereyim: Bu gibi kitapları, filimleri yani eleştri ve gerçekleri yüzeye çıkarmak istiyorsanız, arkanızın çok feci sağlam olması gerekir. 5-6 yıl önce yani, 14 yaşlarındayken yeni dünya düzeni ile ilgili 11 saatlik bir belgesel izlemiştim. Bu belgeseli tekrar ve tekrar izledim. Belgeseli hazırlayan iki yönetmen defalarca tehdit edilmiş, ailesi ve akrabalarına türlü şeyler yollanmış, belgeselleri parça halinde kaldırılmıştı. Türkiye gibi ülkelerden yayımlayıp birleştiriyorlardı.

Yeni Dünya Düzeni...

Size kitaptan geçmediği halde birkaç şey önerebilirim. Belki de geçtiği halde...

Kitapta CIA'nin onlarca ki Türkiye'de dahil, darbelerini, ekonomik savaşlarını, Irak işgalini, Afganistan Taliban'ını, Usama Binladin'i, açlıktan ölenleri... bla bla.

Şunu unutmayın: 'Birleşik devletler, küçük İsrail'dir.'

John F. Kennedy'nin 'Yahudi Lobisine' gönderme yaptıktan sonra suikast sonucu öldürülmesi. (Orijinali kaldırılmış, idare edin)
https://www.youtube.com/watch?v=9Zr3TmfHZF0

Yaklaşık 645 Birleşik Devletler askerini öldüren Irak direnişinin en büyük öncülerinden Juba lakaplı keskin nişancı.
https://www.youtube.com/watch?v=RTM1qEmi1rg

Devrik lider Saddam Hüseyin'in psikopat ve zürriyetsiz oğlu olan Uday Saddam Hüseyin ile ilgili... bir söylemini vereyim, ''Kızları Tanrı'dan daha çok seviyorum.''
https://www.youtube.com/watch?v=zQxDU0aLhpU

Yeni Dünya Düzeni ile ilgili Banu Avar'ın belgesellerini öneririm.
https://www.youtube.com/...oNmqtrj1OHfanXEORme-

11 Eylül ile ilgili de Rockefeller ailesinin binanın sahibi olduğunu, daha sonra el değiştirdiği bildirmiştir. Günümüzde hangi aptal ki buna Birleşik Devletler vatandaşlarını da ekleyebilirsiniz. Hiçbir insan iki kulelerin gerçekten intihar uçakları tarafından yerle bir edildiğine inanmaz. Aklınızla alay edilmesine izin vermeyin!

11 Eylül ile ilgili de Zeitgeist belgesellerini öneririm. Yorgunum, atamam şimdi. Rahatlıkla bulabilirsiniz. :)

Sıradaki hedef İran.

Ortadoğu da, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen gibi birçok ülkenin işgali on yıllar önceden bir harita üzerinden yapılmıştı. Bu ülkelerden sonra açık hedef İran olacatı. Çünkü İran, İsrail'i tehdit eden ve Amerika'ya karşı gelen tek 'İslam Cumhuriyeti'dir. (Şah sonrası) CIA'nin eli ile başa gelen ve ilişkilerin müthiş düzenlendiği İran... her neyse. :) Belgeseli izleyin.
https://www.youtube.com/watch?v=Y1SRxk2eU4g

Osama Binladin eski bir CIA destekçisiydi. Babası Suudi bir milyarder olan Osama, bir din alimi olmak üzereydi. Afganistan- Sovyetler Birliği savaşında öncülük etmek için Afgan mücahitlerinin başına gelmiş ve oradan bir süre sonra Pakistan'a geçmiştir. El-kaide'nin kurucu lideridir, Taliban ile çok yakın ilişkileri vardı.

Gizli ve hemen sonra kendi sitelerinden kaldırılmış bir bilgi.
11 Eylül sonrası bir ses kaydı yayımlamıştı ve kesin bir dille saldırının El-kaide ile bir bağlantısı olmadığını, bunu şiddetle kınadığını söylemişti. Peki sonra? Kaldırıldı.

Taliban ile ilgili;
https://www.youtube.com/watch?v=5OI8Y0jjM0k

Neyse, toparlamak gerekirse, kitapta ET(Ekonomik Tetikçi)'nin oluşumu ve gelişimini açıklıyor. Onlarca ülkede yaptıkları, gözlemledikleri, duydukları ve tartışkları birçok bilgi.

Benden bir bilgi. 11 Eylül sonrası Pusht, açıklamaları hiç dinlemeden önce Afganistan'a girdi. yaklaşık 250 bin insan öldürüldü. Hemen sonra 'kitle imha' silahları bahanesiyle Bağdat bombalandı. Ne zaman oldu biliyor musunuz? Kadir gecesi. Pusht,' Bugünün olmasını özellikle seçtik.'

5 yaşındaydım, ama dün gibi hatırlıyorum. Bağdat'ın bombalanması, Irak işgalinin başlangıcı...
https://www.youtube.com/watch?v=hCRcydUm2Qs

Ne diyordum, ha. Daha sonra yani 2002 Afganistan işgalinden sonra Irak'a girildi. Başlarda demokrasi naraları atan halk, ebesinin şeyini sornadan görecekti. Bir istatistik vereyim. Yaklaşık yarım milyon insan öldü, yüz binlerce genç kız, çocuk, kadın, adam, bulabildikleri herkese, gözünü kestirdikleri herkese tecavüz ettiler. Canları sıkıldığında veya birlikten biri vurulduğunda camilere ateş açar, sokakta arabadan rastgele arabalara ateş açarlardı.

Gazeteci ve sivillere ateş açan Amerikan askerleri ve diyalogları
https://www.youtube.com/watch?v=5rXPrfnU3G0

https://www.youtube.com/...fnWY8UQfykA(Türkçe Altyazılı)

Gecenin bir yarısı evinizi basarlardı, annenizi, kardeşlerinizi, babanızı dışarı çıkarırlardı. Annenizi ve kardeşinizi içeri alır hunharca tecavüz edip babanıza ve size dinlettirirlerdi. Amaç, elinizden bir şey gelmediğini görüp böbürlenmekti. Bu olayların yani eziyetlerin tamamı neredeyse 'sunni' mezhebine mensup insanlara yapıldı. Çünkü Saddam zulmünden dolayı acı çeken şiiler, işgal sonrası kız alıp verdiği, yüzlerce yıl yaşadığı bu topraklarda Amerikan askerlerinin iğrençliklerine alkış tutup yeltendi. Irak'ta mezhep savaşının tanımı budur.

Meşhur Abu Gharip hapishanesinden (+18)
https://www.youtube.com/watch?v=fRZEvNnyqlA

Irak, Afganistan gibi yerlerde yakaldıkları üst düzey yetkilileri konuşturmak için Guatemala'ya getirirlerdi. İşkencelerini yazmayayım şimdi, mideniz kaldırmaz.

Son olarak, affınıza sığınarak bir söz bırakmak istiyorum. Tanrı'nın Psikopat Çocukları kitabından bir alıntı.

''Amerika Birleşik Devletlerin ordusu, tecavüzcü koğuşlarında bile rastlayamacağınız kadar çok o.rospu çocuğu sübyancılarla doludur.''

Keyifli okumalar.
320 syf.
·Beğendi·10/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım insanlar vardır...Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Nörüyonuz KİKİRİKLER ? Ammman iyi olun .. Hele şu işe gidenleeeer !!! =)) Siz çalışın BEN YATARIM!!! Anlayacağınız üzere ben evdeyim .. "İŞİM" gücüm YOK!! Sağa sola salça olmaktansa oturam bu kitabı kritikliyem dedim .. Arkadaşım bu kitabı kesinlikle oku .. Orda bir kez anlaşalım .. Ben siyasetten anlamam , yok efenim tarih bilmem falan deme .. Birincisi, bu kitap son derece yalın ve anlaşılır bir dille yazılmış , ikincisi tüm bu anlatılanlar bir gezi ya da hatırat kıvamında aktarılmış .. Sizi boğan grafikler ve sayısal değerler yok .. Olaya "FRANSIZ" büyükelçiliğinden katılacaklar için de gerekli temelleri işbu inceleme ile ben atıcam ..(bkz : yauw Tuco ne mübarek bir zatsın sen!) Kitaba konu olan coğrafya ve halkların bir kısmını sizlere tanıtıp , "KESTANE GÜRGEN PALAMUT - ALTI YAPRAK ÜSTÜ BULUT - GEL SEN TUCO'YLA DERDİ UNUT - "İŞSİZLİK" NE GÜZEL diyip güle oynaya incelemeyi bitireceğiz .. Damalı bayrak havada .. Git , çayın ,çorban neyin varsa kap gel .. Füt füt füt diyerekten ,bade süzerekten , biramı hüpleterekten ve tuzlu fıstık kemirerekten olaya başlayayım ben de .. Saat 11 ! Şaşırmayınız !! Erken kalkan yol alır .. 18 yaş altı kesim.. Aman alkol almayın .. Alkol alırsanız kul hakkı yer , yoldan çıkmış canavarlara dönersiniz .. Uyarmadı demeyin !! =))

Sevgili canikolar , biliyorsunuz ki Osmanlı parçalandığında , ortadoğudaki toprakları , sınırları CETVEL ile çizilip pekçok tarihçinin de dile getirdiği üzere, adeta "yoldan geçen" arap şeyhlerine tanzim edildi..O dönemlerde, yani 1930 larda Suudların kıçını silecek taşı yoktu .. Kuveyt 'i yüzyıllardır yöneten El Sabah ailesinin, dedelerinin kardeşini 10 (yazıyla on!) osmanlı altını karşılığında öldürdüğü falan söylenir durur..Gün geldi hesap döndü , işbu Kuveyt şimdi Amerika' nın en büyük yabancı yatırımcılarından biri oldu ..Bu kısmı cebine at ilerde lazım olacak .. Devam edelim ..O zamanlar , ortadoğudaki şeyhlikten ,monarşi ve krallığa henüz geçmiş bu sonradan görme görgüsüzlerin gelmiş geçmiş en büyük düşmanı, zannettiğiniz üzere Amerika değil , BAAS hareketi idi .. '45'ten sonra ,peşpeşe girdikleri dünya savaşlarının ardından, Kibariye'nin annesi moduna girmiş İngiltere ve Fransa ,bu iki büyük güç , parkinsondan yakınarak ligi , ABD ve SSCB' ne (Rusya işte Rusya !) bıraktılar .. BAAS , araplar için yeniden doğuş demekti .. Tek bir çatı altında , tek bir devlet altında birlik olma fikriydi ..Özgürlükçüydüler .. Kalkınmacıydılar.. Laiklikten yanaydılar ve şimdilerde radikal islam olarak adlandırılan olgunun da "tam" karşısındaydılar..Mottoları özgürlük ,birlik , sosyalizm idi .. Suud kralı Faysal , sonrasında "yalelli" Fahd , BAAS 'tan kıl kaptı kelimenin tam anlamıyla .. Çünkü 1950 'li yıllarda bu monarşik düzene , gücün tek elde toplandığı bu dikta rejimine, halkın zenginliğini sömüren bu azgın bedevilere dur diyecek tek bir kesim vardı : BAAS! Bir tarafta para , diğer yanda sosyalist birlik heyecanı.. Bir yanda TÜM amerika kıtasının sahip olduğu cip sayısından fazlasını şimdilerde bir sülalenin garajına toplayanlar , çölde ferrari parçalayanlar , diğer yanda ekmek arası çöl kumuyla yoğrulmuş humusa talim eden zümre ..

Arap dünyasının BÜYÜK abisi Mısır' a uzanalım az da .. BAAS'ın gelmiş geçmiş en büyük lideri Cemal Abdulnasır , 1952'de Kral Faruk' u yukarda saydığım sebeplerden ötürü tahtından darbe ile indirdi .. İlk işi Süveyş'ten kan emici asalak ingiliz ve fransızı kovmak oldu..Daha sonra "millileştirme" politikalarına el attı.. Biz biliyoruz ki bugüne değin petrol ve yeraltı kaynaklarını millileştiren her kim olursa olsun ya asıldı , ya da yok edildi tıpkı İran'ın efsanevi başbakanı Musaddık gibi.. Nasır'ın da suyu ısınıyordu.. Üzeri çizilmişti ..Yaptığı bu affedilmez hareket ile bölgeye yeni yeni yerleşen Amerika'yı çok tedirgin etmişti .. Sosyalist ve eşitlikçi politikalar, ABD ile oksimoron bir birliktelik ortaya çıkarıyordu..Yalnız gelmiş gecmiş en azılı sömürgecilerden , yani ingilizlerden çok ders çıkarmış Amerika "böl ve yönet" kartını henüz oynamamıştı.. İşte o yıllarda , Nasır çok büyük bir hata yaparak islami hareketin önde gelmiş isimlerinden Seyyid Kutup'u astı.. Böylece Abd' nin isteyipte bulamadığı kozu eline vermiş ,Mısır'ı da ikiye bölmüş oldu : Reformist BAAS taraftarları ve İslamist kesim.. Pek tabiidir ki ABD , Nasır'a karşı islam geleneğinden gelenleri destekledi.. (Emperyalizmin maşaları o gün bugündür hiç değişmedi.)Bu kesimi de at cebine!! 48 ' de kurdurdukları ve ortadoğuya soktukları truva atı İsrail'i de sonradan cepheye sürüp '67'de Suriye - Mısır ve Ürdün'e saldırttı.. İsrail, hem Golan tepelerini ele geçirdi , hem de Nasır' ın bölgedeki karizmasını ve otoritesini kırdı .. Nasır İsrail ile masaya oturmak zorunda kalmıştı ki, bu arapların ASLA affedebileceği bir durum değildi .. Resmen ,alenen ve ilk kez bir arap ülkesi İsrail'i tanımış oluyordu çünkü böylelikle..

Gelelim Irak ve İran'a .. Tıpkı Nasır gibi Abdulkerim Kasım da 17 temmuz 1967 'de 2. Faysal'ı devirip Irak'ta cumhuriyeti kurdu..Sonrasında içinde yeraldığı devrimi baltalıyacak olan ve o zamanlarda başkan yardımcısı olarak görev yapan "Saddam" ile beraber.. Bu kısmı da at cebine sevgili monçiçi !! ABD onu çooooook önceden araştırmış ve keşfetmişti çünkü.. O dönemlerde Irak'taki BAAS rejimi kelimenin tam anlamıyla inanılmaz reformlara imza attı .. Dünyanın hiçbir yerinde bir devrim bunca hızlı ve aksaklık olmaksızın başarıya ulaşmamıştır..Neydi bu yapılanlar ? İşçi emeklilik yasası çıkarıldı, PETROL MİLLİLEŞTİRİLDİ, onlarca üniversite kuruldu, kadınlara askerlik yolu açıldı, halk okulları ve halk ordusu kuruldu, okuma yazma seferberliği başlatıldı , bu seferberlik merkezlerinin sayısı 255 'ten 26.790 'a çıkarıldı..Kadın hakları , tarım , sulama , kimya , makine ve endüstri .. Aklınıza gelip gelebilecek tüm alanlarda topyekün bir kalkınma hareketi başlatıldı.. Bu kısım çok çok önemli : ÜLKEDEKİ TÜM IRK VE MEZHEPLER , TÜM SİYASİ HAREKETLERE PARLEMENTODA TEMSİL HAKKI VE ÖZGÜRLÜĞÜ VERİLDİ .. Ve BAAS ,tüm emperyalist petrol şirketleri ile çok şiddetli bir savaşa girdi..

İran' da skor, erken davranıp hatalarından ders alan ABD leyhine yazıldı ve şapkadan Humeyni çıktı .. İran acemdi , şii idi .. Tüm arap ülkelerinin onlarla görülecek tarihi bir hesabı vardı .. Zaten öyle de oldu .. Saddam' ın darbesine müteakip Irak -İran savaşı patladı ..Tam 8 yıl savaştılar boş yere!!! Burayı cebine atma ..Koy önüne... Cebindekileri de çıkar ..Nedir bunların ortak noktası ? Hepsi de yozlaşmayı seçmiş , para için halkını satmış zümreler ya da kurumlar .. Karşılarında kim var ? SOSYALİZM.. Siz bugün Trump'la karşılıklı kılıç kalkan oynayan bu araplar hep böyle miydi sanıyorsunuz ?!?

Buraya kadar okuduklarınız olayın makro ölçeği..Bir nevi kendi şahsımca kısa tutmaya calışarak anlattığım ..Mikroya geçtiğimiz an işte bu kitaba ayak basıyoruz .. Yıkılan kentler ve bu kentlerin yeniden inşaası ile bölgede at koşturmaya başlayan az gelişmiş ülke müteahhitliğine soyunan çok uluslu emperyal şirketler, satılan silahlar ,ilaçlar , kazanılan ihaleler.. Altyapı - üstyapı .. Aklınıza gelebilecek her türlü iktisadi çıkarlar .. Kimler vasıtasıyla mı ? Ekonomik tetikçi olarak anılan bu ajanlar yardımıyla .. İşbirlikçileri kim? Az önce bahsettiğim yozlaşmış kurumlar ve devlet erkanı.. Ben size sadece kitap öncesinde oluşan tezi sundum üç aşağı beş yukarı..Okuyacaklarınıza yabancı kalmayasınız diye ..Bu kitap esasen sosyalizme karşı emperyalizmin demin de belirttiğim gibi mikro ölçekteki savaşıdır .. Ülkeleri sömürgeleştirilmiş , tüm hakları ellerinden alınmış , günde 16 17 saat çalıştırılan insanların , toplumların başlarına "GETİRİLENLERDİR" .. İnanılmaz raddede gözü dönmüş , kuduz köpeğe bile rahmet okutacak bir AÇGÖZLÜLÜĞÜN, maskelenerek yozlaşmış yöneticiler yardımıyla ülkelere yapılan ihracıdır.. Doğaları gereği "ihraç etmeden" duramaz bunlar.. Ya özgürlük der , basını susturur , ya düzen der terör pompalar bölgeye ..Oynanan oyun hiiiiç değişmez ! Zira hepimiz biliyoruz ki , TARİH ŞU GÜNE DEK GÖZÜ DOYMUŞ TEK BİR TANE DAHİ KAPİTALİST KAYDETMEMİŞTİR..
640 syf.
·Puan vermedi
Öncelikle felsefe ile alakası olan bir kitap olduğunu bildirmek isterim. Düşünce var olmak ve var olanlar hakkında ince ruha sahip fikirlerin topluluğundan oluştuğunu da belirtmek istiyorum.

Kısıtlanan hayatlar kadar Kısıtlanan kelimeler var. Söylenmesi gereken susuluyorken, susulması, susturulması gereken kelimeler konuşuyor.

Meşhur oldu baştan aşağı konuşup dil sustuktan sonra düşünmek. Anlaşılmak yazık kapı önünde yatıyor ki bu kadar zor bir durum olmamalı toplumda.

Bir insanı anlamak çoğu zaman anlaşılmaktan daha başarılı bir eylem. Konuşmak istediklerin dilin ucunda kalabilir ama anlaşılmak hayat ucunda kalmamalı diye düşünüyorum.

Konuşurken karşı tarafa uygun gelmeyen kelimeler yüzünden ülkemizde bilindiği üzere bir çok infaz, yargısız infaz uygulamaları getirilmiştir. Bunun başlıca sebepleri anlaşılmamak, anlayamamak ve gerçeklerle yüzleşmeye yüzü olmamak gibi... Eski dönemlerde infaz şeklinde engeli olan kelimeler günümüzde engel tanımamasına rağmen saklanmakta ısrarcı olunmaktadır.

Peki empati ile konuşmak arasındaki ilişki nedir?
Empati; birini anlamak, kendini karşısındakinin yerine koyabilme becerisidir. Konuşma ise empati eyleminden sonra gerçekleşen ikinci bir eylemdir. Kişi önce düşünüp, anlayıp daha sonra konuşmalıdır.

Çeşitli durum ve sözlerle bunu farklı yollardan beyan etmiştir yazar. Elimde kalemle altını çizerek okuduğum bir eserdi. Lakin empati ile alakası olmayan insanlar için gelişme kaydedeceğini düşünmüyorum çünkü anlamak, anlaşılmak için önce empati gibi şeyleri öğrenmek gerekir. Bu gibi eylemlere geç kalan bir insan ne kadar gelişir hiç bir fikrim yok. Sonuçta insan değişim için olanak sağlayabilen canlı değildir ki belki de bu yüzden atalarımız" Bir insan yedisinde ne ise yetmişinde de o' dur" demiştir.

Empati belki de değişim değil insan için bir gelişimdir. Eğer tanım bu şekilde ise tüm insanların gelişmek adına ölene kadar şansı var demektir tabi kendini karşısındakinin yerine koyabilecek, karşısında birini bulabilirse...

İnsan insanı kaybetmeden anlamalı lakin çıkarlar doğrultusunda anlaşılmayan insan her gün eriyen muma benzer.

Eskiden insanı anlamak ve anlaşılmak yerine infaz ederken düşünme eylemini henüz başaramamış olmak geçmişten günümüze pek çok gelişim çağının önünü kapatmıştır. Bunun günümüzde bir çok şeye sebebiyet verdiğini de göz ardı edemeyiz. Mesela empati üzerine yazılan bu kitap çeşitli durum kaygılarını dile getirmiştir ki empati sıkça uygulanan bir eylem olsaydı neden bu eser ısrarla okunması gereken eserler arasında yerini koruyordu? Ya da neden insan empati kelimesinin tanımını öğrenip de uygulamasını hala yapamamaktadır? Yaşadığımız şu dönemde iki ülke arasındaki sorunlardan biri de empatidir. Gelişim adına iyi bir kaynak olduğunu düşünüyorum ama tavsiye konusuna gelince; ister okuyun ister okumayın. Konusuna fazla girmeden yargıya sığdırdığım bu kitabı tavsiye etmeyi doğru bulmuyorum çünkü genel anlamda bütün kitaplar insan ruhunu yansıtan birer ayna ve empati örneğidir. Malum insan anladığı kitabı okur bunun hakkında bir kitaba örnek vermek istiyorum" Tutunamayanlar" bu kitaplardan biri çoğu zaman okunması zirvede kalan bir eserdir.

Şimdiden iyi okumalar diliyorum.
320 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10 puan
Bu kitabı anlamak için iktisat bilmenize gerek yok. Dili çok sade ve akıcı. O yüzden kitabın isminden dolayı algılarınızda oluşan antipatiyi bir kenara bırakın ve hemen okuyun, okunmasına vesile olun. Zaten az çok hepimizin bildiği şeyleri gözümüze sokması hikayeye ayrı bir güzellik katıyor. Hikayenin kurgu olup olmadığını bilemem ancak yazılanlara komplo teorileri diyenlerin bir an önce bulundukları mağaradan çıkmalarını öneriyorum.

Yazarımız John Perkins, bir ekonomi uzmanı ve aynı zamanda şirketokrasiye hizmet eden bir ekonomik tetikçi (ET). Yaptıklarından pişman olmuş olacak ki, görevinden istifa edip yaşadıklarını kaleme almaya karar veriyor. 5 kez rüşvet ve tehditlerle kitabı yazmaktan vazgeçiriliyor. ABD'de 24 yayınevi kitabı yayınlamaya korkuyor.

Kitap, Amerika'nın Ortadoğudaki gelişmemiş üçüncü dünya ülkeleri üzerindeki kirli planlarını, Amerikan ajanı olan John'un bu ülkelerin yöneticileri ile yapmış olduğu ziyaretlerini, bu ziyaretlerde aslen bu devletlerin hiç ihtiyaçları olmayan şeyleri Amerika'nın çıkarları doğrultusunda nasıl pazarladığını, bu ülkelerin Amerikan bankalarından faizli devasa krediler çekmek zorunda bırakılarak yıllarca borçlandırıldıklarını, dolayısıyla onları nasıl dışa bağımlı hale getirdiklerini, sonrasında yeraltı kaynaklarına nasıl çöküp sömürdüklerini, anlaşma sağlayamadıkları ülkelerin yöneticilerini nasıl derdest ettiklerini, silah satmak istedikleri ülkelerde terörizmi nasıl faaliyete geçirdiklerini bir itiraf şeklinde ele alır.

'Sonuçta bu liderler, sadakatlerini garanti edecek bir şekilde bir borç batağına saplanırlar. Sonra da politik, ekonomik veya askeri ihtiyaçlarımız için ne zaman istersek onları kullanabiliriz. Karşılığnda onlar da, halklarına sanayi siteleri, elektrik santralleri ve havaalanları sağlayarak politik durumlarını güçlendirirler. Bu arada, Amerikan mühendislik ve inşaat firmaları inanılmaz derecede zenginleşirler.' (Alıntı)

Olur da vaktiniz olursa hiç sıkılmadan keyifle izleyeceğinizi düşündüğüm ve içerisinde İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan emperyalizminin ve kapitalizmin ülkemize giriş hikayesini, 1948 - 1951 yılları arasında Amerikanın diğer 16 ülke ile birlikte Türkiye'ye yaptığı Marshall yardımı neticesinde ülke olarak verdiğimiz tavizleri, margarinin ülkemize nasıl girdiğini, zeytinyağlı yiyemem aman türküsünün hikayesini, dönemin en büyük gelir kaynaklarından olan kenevirin yasaklanmasını, sağ-sol olaylarının çıkışını, hala aktif siyasette rol oynayan bir partinin kuruluşunu, devalüasyonları, darbeleri, idam sehpalarını da anlatan Mehmet Ali Birand'ın (nur içinde yatsın) belgesellerini bırakıyorum.

Demirkırat :

https://www.youtube.com/...rux_vc-tC_8QjvI4JyCM

12 Mart :

https://www.youtube.com/...kjpo0R4I_ApHg54V327Q

12 Eylül :

https://www.youtube.com/...0g2zuAIgGDpVNLKnzts5

Diğer yandan, aslında fotoğrafa yakından baktığımızda ekonomik tetikçilerin faaliyetlerini halen ülkemiz üzerinde devam ettirdiklerini ve hatta bunu bireylere kadar indirgediklerini görüyoruz. Örneğin hepimizin evinde ömrümüzün sonuna kadar kullanmayacağımız bir çok eşya mevcuttur. 'Bir kez evleniyoruz, âdet vs.' adları altında birkaç saatlik düğün merasimi için yıllarca çalışmak zorunda bırakılırız. Özel hastanelere yolumuz düşerse olmayan hastalık çıkarırlar. Aman sağlığımdan önemli mi deyip varımızı yoğumuzu harcarız. Bir de MR'ınıza bakalım, sizi şu polikliniğe yönlendiriyorum, ameliyat olmanız lazım, 1 ay sonra kontrol vs. (bu kontroller hiç bitmez). Sezonda izleyeceğimiz dört tane maç için bir yıl boyunca abone oluruz. Bize hiçbirşey katmayan dizilerin, programların başından kalkamayız. Şu 3 harfli marketlere gelince; tüm ürünleri görüp dokunabilelim diye labirent şeklinde tasarlanmıştır. Ayrıca bütün ürünler kolisinin içinde durur ve kolilerin ağzı gülenyüz şeklinde açılır. Nedenini siz düşünün. Rezistans denilen şey o kadar pahalı olmamasına rağmen, işe yarayıp yaramadığı bile meçhul olan ve makinenin rezistansına zarar verdiği gerekçesiyle her yıkamada kullanılması gerektiğini söyleyerek itelemeye çalıştıkları reklamı hatırlamışsınızdır. Bankalar yasal dolandırıcılardır. Bize kredi, kredi kartı verebilmek için ne kadar uğraşırlar değil mi? Sonunda bu krediye gerçekten ne kadar ihtiyacımız olduğuna ikna olmuşuzdur. Yukarıda saydıklarım benim aklıma gelenler. Eminim siz de buna benzer birçok şey bulabilirsiniz. Şimdi bunların kitapla ne alakası var diyeceksiniz. Bana göre hepsinin amacı ET'lerin amacı ile aynı yöntemleri ise farklıdır. Amaç bize hiç lazım olmayan şeyleri çok ihtiyacımız varmış gibi göstermek ve bu şekilde kendilerine bağlamak. Bunların en tehlikelileri ise online oyunlardır. Oynayanlar bilir ki bu oyunlar tamamen ayrı bir dünyadır. Ancak burada bir farklılık söz konusudur. Oyunculara satılmak istenilen bir itemin oyuncuya lazım olduğuna ikna edilmesine gerek yoktur. Çünkü oyunun kurucusu oyuncuların ihtiyaçlarını da zaten kendisi belirler. Birçok online oyun böyledir. Para vermezseniz ilerleyemezsiniz yada güçlenemezsiniz böylece oyundan da keyif almazsınız. Pay to win. Konu fazla dağılmadan toplayayım. Ülke olarak dışa bağımlılığımız artar birey olarak da ihtiyaçlarımızı kendimiz belirlemez ve bilinçli tüketici olmaz isek, malesef bizden sonraki nesillere şirketokrasi ile yönetilen küresel bir imparatorluk bırakacağız gibi görünüyor. Umarım bu olmaz. Ekonomik tetikçilere karşı her an tetikte olmalıyız :)

Kitabı okuduktan sonra geleceğe karşı umudunuzu yitirebilirsiniz, o yüzden izlemediyseniz kitabı okumadan önce Zeitgeist belgeselini izlemenizi öneririm.

Bu kitabı bana hediye eden kardeşim Homeless ufkumu açmama neden olduğun için sonsuz teşekkürler.
320 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Sadece Türkiye'deki değil, dünyadaki tüm insanların mutlaka okuması gereken bir kitap. Hatta okuması gerek demekle de kalmamalı , okullarda okunması mecburi olan bir kitap haline getirilmeli diye düşünüyorum.

Eğer dünya emperyalizmi ile mücadele edilecekse ve bu mücadele de kazanılmak isteniyorsa , öncelikle bu kitabı ve benzerlerini okutarak , insanlara emperyalizmin bütün tuzaklarını ve nasıl işletildiğini öğretmek gerektiğine inanıyorum.

Öncelikle bu kitabın bir anı kitabı olduğunu yazmam gerek. Yazarın kendisi direk olarak emperyalizme hizmet eden, ülkeleri ve yöneticilerini çeşitli taktiklerle kandırarak emperyalizmin kölesi haline getiren grubun bir ferdi olarak çalışmış ve bu konuda da oldukça başarılı olmuş bir ekonomik tetikçidir. Burada yazdıkları da çalıştığı dönemde işini nasıl yaptığını ayrıntılarıyla bize anlatmasından ibaret anılarıdır.

Yazarın direk olarak içinde bulunduğu emperyalist operasyonlardan bazıları olan Ekvador, Panama, Suudi Arabistan, Endonezya, İran ....gibi ülkelerle olan ilişkiler ve olaylar ilk ağızdan anlatılmaktadır. Ayrıca da yazarın direk içinde bulunmamasına rağmen gerek tanık olduğu ve gerekse konumu itibariyle iç yüzünü bildiği diğer emperyalist olaylar da bütün dramatik yönleriyle bize aktarılmaktadır.

Kitap, müthiş bir akıcılık ve sadelikle yazılmış. Bu yüzden çok büyük bir bilgi açlığı içerisinde kolayca ve merakla okunuyor.

Günümüzde de her gün emperyalizmin dünya üzerinde sebep olduğu olayları üzülerek ve kaygılanarak seyretmekteyiz. Ama perdenin arkasında neler oluyor neler yapılıyor, hangi oyunlar oynanıyor tabii ki bilemiyoruz. İşte ancak bu ve bunun gibi kitapları okudukça olanları ve olacakları doğru tahmin edebilir ve ona göre de gerekli tedbirleri alarak, emperyalizmin vereceği zararlardan korunabiliriz.

Son söz olarak : Mutlaka ama mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu söylüyor ve okunmasını da şiddetle tavsiye ediyorum.
640 syf.
·4 günde·7/10 puan
Merhaba 1K ailesi.
Bu eseri Olasılıksız dan önce okusam daha beğenirdim diye düşünüyorum. Kitap kötü değil ama okumaya değer güzel bir eser sadece. Benim beklentim çok fazla yüksekti. Garip ama başlarda sanırım bu kitap zor biter dedim ama yine de kendine çeken kurgusu ile üç günde tamamladım. Sürükleyiciydi ama Olasılıksız tarafından yükseltilen o çıtayı atlayamadı bir yerlerde bir eksik vardı hep, belki ana ahengi bozmuyordu o eksik ama vardı. İçindeki bilim ve felsefe kitabı güzel hale getirmiş ancak eksik olan bir tarafı vardı. Psikolojik yada psişik bir taban üzerine kurulu, felsefi yönü çok ağır, edebi yönü zayıf, süper bir bilim kurgusu ile doyurucuydu. Hele Edison – Tesla hikayesi süperdi. İçindeki bilim ve felsefe kitabın edebi yönünü silik hale getirmiş ve bu okurken bazı şeyleri eksik hissetmenize yol açıyor. Ortada büyük bir emek ve başarılı bir kurgu olduğu doğru ama kitabı bitirip kapatırken üzerine birçok soru işareti koyup kaldırdım. Soru işaretlerini yorumda söylemek istemiyorum çünkü direk roman ile ilgili spoiler olacak. İçerisinde bazen ateist ve aşırı derecedeki Hristiyanlık propagandası çok da abartılmış. Yine de fantastik, bilim kurgu, aksiyon, felsefe severler rahatlıkla okuyabilir tavsiye ediyorum.
640 syf.
·12 günde·9/10 puan
olasılıksızda epilepsi hatalığı, empatide de sinesteziyi işlelmiş. çok sayfa sayısına karşın okumaya fazlasıyla değer bir kitap. insan psikolojisi, araştırma laboratuvrı, çılgın bilim insanları, zihin, kontrol. soluksuz okuduğum psikoloji üzerine yazılmış harikulade bir kitap diyebilirim. insan psikolojisi bir kitaba bu kadar güzel uyarlanabilir. akıcılık, kurgu çok güzel tasarlanmış.felsefe üzerine yazılan bilgiler size benliğinizi ve gerçekleri sorgulatacak. adam fawer dan yine çok güzel bir çıkış. kitabı okuduğunuza pişman olmayacaksınız. şimdiden heyecanlı okumalar...
690 syf.
eğer kitabı okumaya bir işinizin arasında, yolda ya da uyumadan önce başladıysanız ilk bölümde kimin kim olduğunu anlayabilmek için başa dönüp tekrar okumanız gerektiğini hissettiren, çok iyi bir kurguya sahip roman.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 26,3bin okur okudu.
  • 524 okur okuyor.
  • 9,9bin okur okuyacak.
  • 791 okur yarım bıraktı.