Ogün Duman

Ogün Duman

Çevirmen
7.9/10
1.643 Kişi
·
1.143
Okunma
·
1
Beğeni
·
882
Gösterim
Adı:
Ogün Duman
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Mannheim, Almanya, 1971
1971’de Almanya’nın Mannheim kentinde doğdu. Yükseköğrenimini Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Yurtdışında çeşitli çeviri atölyelerine ve seminerlere katıldı. Norbert Gstrein’dan çevirdiği Öldürme Sanatı romanıyla Avusturya Kültür Bakanlığı’nın verdiği Çeviriyi Destekleme Ödülü’nü aldı. Dilimize kazandırdığı başlıca yapıtlar arasında Max Frisch’in Günlük, Martin Walser’in Eleştirmenin Ölümü, Peter Stamm’ın Uçuyoruz ve Böylesi Bir Günde, Margrit Schreiner’in Hayal Kırıklıkları Kitabı, Ralf Rothmann’ın Genç Işık ve Deniz Kenarında Geyikler, Petros Markaris’in Che İntihar Etti, Ingrid Noll’un Aziz Dullar sayılabilir.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
120 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Stefan Zweig’in diğer kitaplarından farklı olarak biraz didaktik ve biyografik bir eser olan Amerigo.Kitap Amerika’nın keşfedilmesi,Amerika isminin nerden geldiği gibi bilgiler içeren güzel bir eser okumanızı tavsiye ederim
56 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
"Madame her şey üstüne mi geliyordu yoksa sen artık bir karıncaya bile sinirli miydin" Biz insanlar yoruluruz, sıkılırız, biteriz şu hayat denen tiyatroda. Ölümümüz de bir tiyatro sahnesi ama Madame senin tiyatrona bayıldım. Yazarının yine müthiş yazdığı bir kitap. Okumanızı öneririm.
104 syf.
·3 günde·10/10
Atatürk Diyor ki;

“ Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa, hakikat insanlığı şaşırtacak bir hal alır.”

Stefan Zweig Amerigo kitabında anakarayı ilk keşfedenin kim olduğunu Portekiz, İtalyan ve İspanyol kaynakları üzerinden iz sürerek bulmaya çalışıyor, Vespucci’nin anakaranın isim babası olma sürecini geçmişten günümüze yapılmış tüm tartışmaları yine kaynaklar göstererek bir tarihçi titizliğinde biz okuyuculara sunuyor..

Kitabı okuma süresince Atatürk’ün yukarıda alıntıladığım tarihe yaklaşımı bir an için aklınızdan çıkmazken, kitap bittiğinde de yaşadığınız hayatı ne kadar mental kalarak yaşayabildiğinizi, hayattaki tutkularınızı, kendi kişisel tarihinizi iyice bir evire çevire düşünüp, ya yeni kararlar alma isteği ya da ;

Hakkı Bora s*çtı dona
Don yırtıldı baştan başa
nahoşluğu ve talihsizliğinde bir hayat ise nasıl toparlarım acep sorusu kalbinizi de esir alarak zihninizde belirebilir..
Benim profilim üzerinde kafa yorup iyi analizci okurların çıkartabileceği gibi bendeniz tekerleme tadında mani havasında ne hocası olduğunu hatırlayamadığım ortaokul öğretmenimin adıyla özdeşleşmiş yukarıdaki dizeler duygusundayım:-))

Burdan itibaren SPOİLER İÇERİR!!

Marco Polo ,ünlü seyyahımız, Ortaçağ Avrupasının meraklı ve işsiz takımının hayal dünyalarını besleyip o düşten bu düşe sallanmalarına sebep, ülkesine bir geri dönüş gerçekleştirir.
24 yıl boyunca Uzakdoğu ülkeleri,Asya ve Çin topraklarında gezer durur ama elinde Kubilay Han’ın verdiği elçi vasfıyla..
İtalya’ya geri döndüğünde ülkesi savaş halindedir ve Cenevizlilere esir düşer ,hücre arkadaşına tüm gezip gördüklerini anlatır ve yazdırır ,işte o seyahatname, Kristof Kolomb’un başucu kitabı olur,tek hayali vardır hayatında tanımlayamadığı bir eksiklik ne ne diye düşünürken hissikablelvuku bulur Hindistana varıp o saate kadar yediği
anacığının yaptığı sütlacın eksiğinin TARÇIN’da olduğuna kanaat getirip tamamlamak için annesinin elini öper denizlere açılır..
Tamam safsata ve şaka anlayışıma son verip gerçeklere dönüyorum..
Hint ülkesinin baharatlarına ,altınlarına ,gümüşlerine kavuşmak, gemilerle Avrupa’ya taşıyıp(sanki bedava dağıtıyorlar,ya da bedelini ödemeyi düşünüyor ,bildiğiniz emperyalist zihniyet işte:-/)İspanya kraliçesinin övgülerine mazhar olmak..
Kolomb o tarihe kadar tüm denizcilerin aksine batıya açar yelkenlerini ve Atlas Okyanusunu boylu boyunca aşan ilk denizci olur, anakara ile karşılaştığında Hindistana geldiğini zanneder..Haiti’ye ve Küba’ya gelmiştir bir de bakar ki ordaki insanların derileri de kızıl,aynı Hintliler gibi..önyargılarının kurbanı olur ,öldüğünde dahi Hindistan orası diye yırtınır durur, tayfalarını kırbaç cezası ile tehdit eder siz de kabul edeceksiniz diye..Saplantı haline getirmiş işte..Mental bir adam olmadığı, tutkularının esiri olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz..

America Vespucci ise Medici ailesinin deniz işletmesinin güvenilir bir muhasebecisidir.Hayatında ilk kez bir maceraya çıkar Kolombun geldiği yerlere geldiğinde der ki; BURASI YENİ KITA!!!!
Medici ailesinin işletme sahibine de üç tane seyahatini anlatan mektup gönderir, Kolomb yanılıyor burası MUNDUS NOVUS(YENİ KITA) diye yazar..
İşte olaylar dizisi bundan sonra önem arzediyor, Kolombun saygın olmayan hayatı ve saplantılı iddiası yüzünden Yeni Kıtayı bulanın Vespucci olduğunu yazmaya başlarlar ve yayılır tüm Avrupa’da..
Kitapta tartışılan husus; Vespucci yanlış anlaşılmayı neden düzeltmemiş?? Haklı bir soru..O zaman telif hakkı olmadığından kimi nereye şikayet edip düzeltme yaptırıcak!!
Ne Kolombun ne de Vespucci’nin yayılan kötü ya da iyi ünlerinden haberleri olmadan yoksul insanlar olarak hayatlarını tamamlamış olduklarını anlıyorsunuz..

Kitabı okuduktan sonra kafanızı kaldırıp hayatınızla ilişkili yer isimleri, tabelalardaki yer isimleri hepsinin kökenini, kimin neden bu isimleri verdiğini düşünüyorsunuz..
İbn Sina Bilgievi, Yunus Emre sınıfı falan filan..Yunus Emre yaşarken bilebilirmiydi benim adının verildiği bir sınıfta ders vereceğimi!!
Hülasaten; Tarih yazıcılığına soyunanlar,anakarayı Vespuccinin bulmuş olmasını ona yakıştırmışlar ve öylede yazmışlardır..

Kitabı okurken bilmediğiniz terimler ve tarihi şahsiyetler ile bolca karşılaşabilirsiniz,durup küçük çaplı araştırmalarla soluklanırken bulabilirsiniz kendinizi..

Mesela; HANNİBAL,ne çok komutan ve lideri etkilemiş bir adam..Sarıkamışta donarak ölen günahsız askerlerimizin bir Hannibal stratejisinin taklit edilmeye çalışılmasına kurban edildiğini görünce kaderimiz kimlerin düşlerinin pençesinde,iyice bir sarsılarak düşünüyorsunuz..

Toprağın bol olsun Stefan Zweig diyerek tüm okuyucu arkadaşlara gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum bu eseri..
Keyifli okumalar..
76 syf.
·2 günde·8/10
Hayatın zorluklarına karşı verilen mücadelelerin anlatıldığı 5 farklı öykü.
Stefan Zweig sevmemin sebeplerinden biri de kısacık öykülerine dünyaları sığdırıyor olması.
Çaresizliğin insana neler yaptırabileceğinin üzerinde durulmuş.
77 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Merhaba. Stefan Zweig'la tanışma kitabım. Bu kitaptan sonra Zweig'dan 8 kitap daha okudum. Çoğunuz okumuşsunuzdur diye düşünüyorum ama henüz Zweig okumadıysanız bu kitapla başlamanızı tavsiye edebilirim. Çünkü bu sayede yazarın ruh durumunu çok net bir şekilde analiz edebilirsiniz. Nedir bu ruh durumu ondan da bahsedelim. Yazarın yaşadığı dönemin en büyük sorunu olan Nazi tehlikesi, baskı, zorbalık ve toplumun yaşadığı sorunlar vs vs. Zweig bu kitabı Brezilya'da kaleme almış ve intihar etmeden hemen önce tamamlamıştır.

Kitabı okurken biraz kafam karıştı ama yine de çok sevdim. İçim daraldı ama yine de elimden bırakamadım öyle bir kitap kesinlikle. Keyifle okuyacağınıza inanıyorum. :)
96 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
*Spoiler içerir*
Hayatın tek düzeliğinden ihanet yoluyla bir sıyrılma isteği yaşayan bir kadın. Konu ihanet olsa bile karısını yanında isteyen bir koca. İhanet yolunda yürürken kadının tanımadığı insanlara karşı bile yaşadığı korku ve utanç.Hayatımızda kararlar verirken bunu gerçekten isteyip istemediğimiz konusunda ve duygusal boşluklarla hareket edip etmediğimizi sorguluyor muyuz? Kendimizi ne kadar tanıyoruz? Korkuyla nasıl mücadele ediyoruz? Yazar bize bunları sorgulatıyor. Akıcı, yazım dili hafif, olay örgüsü kuvvetli ve sürükleyici bir kitap...
56 syf.
·10/10
Madame de Prie Fransa'nın tamamını iki yıl boyunca yönetmesine rağmen günün birinde gözlerden düşer ve acı bir mektupla saraydan uzaklaşmak zorunda kaldığını öğrenir. Böyle bir şok karşısında büyük bir hayal kırıklığına uğrar ama kendisini saraya tekrar davet edecekleri umuduyla kendini avutmaya çalışır çünkü bu sürgünün ne zamana kadar süreceği belli değildi. Böylece kimse kendisinin bu şekilde saraydan uzaklaştığını görmesin diye gece yolculuğa çıkarak Normandiya'ya yerleşir. Saraydan haberler almak için bir ulak görevlendirir ama saraydan ayrılışı pek de ses getirmemişti sarayda. Bu sebeple daha çok kahrolmaya başlar. Bulunduğu yerde tek başına ve yapayalnızdır. Her ne kadar bütün kitabı özet geçmek istesemde bundan sonrasını kitabı okuyacaklara bırakıyorum.

Kitap kalabalıklara, insanlara alışmış üst düzey yönetici bir kadının görevinden uzaklaştırılarak yalnız kalma mücadelesini, yalnızlığın yol açtığı buhranları, sorunları olağanüstü psikolojik tahlillerle muhteşem bir şekilde anlatıyor. Kitapta yalnızlığın doğurduğu aşağılanmayı, çaresizliği, ümitsizliği yoğun duygularla hissederek yaşayacaksınız.

Kitap çok kısa olmasına rağmen (ki içi dolu doluydu) çok güzel mesajlar veriyordu. Benim kitaptan çıkardığım dersler şöyle:

*Ne kadar yükselirsen yüksel, ne kadar yüksek rütbe makam sahibi olursan ol bir gün yüksekten tepetaklak olabileceğin makam ve mevkini yitirebileceğin gerçeğiyle yüzleş ve ona göre bir hayat yaşa.

*İnsanlarla yapmacık ve sahte iletişim içerisinde olursan, samimi olmazsan insanların sana ihtiyacı kalmadığında onları istesende bir daha yanında bulamayabilirsin.

*Yalnızlık gibi bir hakikatin olduğunu kabul ederek elbet bir gün böyle bir hakikatle karşılaşacağının bilincinde olman gerekir, kendini ara ara yalnız bırak ve yalnızlık duygusunu tat.

*Herkes bu hayatta hakettiği değeri görecektir. Bu yüzden kibirden, insanlara yüksekten bakmaktan uzak durmak gerekir. Aksi halde içinde beslediğimiz kibir bizi yer bitirir..

Kitap hakkında söyleyecek çok sözüm var yazdıkça da yazasım geliyor. Bu kadarla yetinmemin daha doğru olacağını düşünüyorum.

Stefan Zweig'in kaleminden okunması gereken ustaca yazılmış bir eser...
88 syf.
·1 günde·Beğendi
Okumak isteyenler için tavsiye edilebilecek bir kitap hatta bence herkes okumalı bu kitabı. Yazar diğer kitaplarında da olduğu gibi bu kitapta da akıcı ve güzel bir dil kullanmış. Keyifli okumalar.

Kitapta anlatılanlara gelecek olursak;

Bir şeyleri öğrenmekte güçlük çeken Czentovic papaz ile jandarma çavuşunun oynadığı satranç partisinin yarım kalması üzerine jandarma çavuşuyla oynamaya devam eder ve ne hikmetse Czentovic partiyi kazanır. Bunun üzerine birkaç parti daha oynarlar ve Czentovic bu partileri de kazanır. Papaz bunu öğrenince Czentovic'in gelişmesi için komşu kasabaya gider ve orada satranç oynayan insanlarla oynamasını ister. Czentovic ilk partiyi kaybeder çünkü papazdan daha önce bu hamleyi hiç görmemiştir. Sonraki partileri de kazanan Czentovic dünya satranç şampiyonu olur. Ancak bir sıkıntı vardır: Czentovic satrançtan başka bir konu hakkında bilgi sahibi değildir. Diğer taraftan ise elini en son lisedeyken satranç taşlarına sürmüş ama tutuklu kaldığı zaman boyunca gizliden bir satranç kitabına sahip olan Dr. B. var. Dr. B. uzun süre bir oda içerisinde tek başına kaldığı için kitabı defalarca okumasından sonra artık ezberlemiştir. Kendi kendine dünya şampiyonlarının hamlelerini oynamaya başlamıştır. Artık bundan da sıkılınca kendi partilerini oynamaya başlamıştır. Ancak bir sorunu vardır: satranç iki kişiyle oynanır ve Dr. B. tek başınadır. Bu yüzden hem siyah hem de beyaz olarak partiler oynamaya başlar. En sonunda Dr. B. sinir krizi geçirerek o tutuklu kaldığı yerden kurtulur ve bir gemide dolaşırken tesadüf eseri Czentovic ile bir grup insanın satranç oynamasını izler. McConnor yanlış bir hamle yapacağı zaman ise buna engel olur ve yardım ederek Czentovic'i yenmesini sağlar. Dr. B. ile Czentovic ise bir parti oynamaya karar verirler. Oynarlar ancak Czentovic yenildiğini kabul edemeyip bir parti daha ister. Dr. B. ise kabul etmemesi gerekirken bir parti oynamayı kabul eder ve ilerleyen dakikalarda kendi kafasında kurduğu partiyi oyuna dökerek kazandığını sanmaya başlar ancak sonrasında dostlarından biri onu uyarınca her şeyin farkına varır ve oyunu terk eder.
120 syf.
·1 günde·8/10
-Amerika'yı kim keşfetti?
-Christopher Columbus
-Peki adı neden KOLOMB ya da KOLOMBİYA değil de AMERİKA?

Bir düzine yanlışlıklar ve karmaşıklıklar sislileri...
Neler olup bittiğinden habersiz mezara giren bir adam olan Amerigo.
Kristof Kolomb ile Amerigo Vespucci'nin hayatlarından kesitler ve Amerika kıtasından ziyade Amerika adı üzerine neden-sonuç açıklamalarından oluşan bir biyografi.

Kitapta yer almayan ama nereden öğrendiğimi unuttuğum bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.
Gemilerle çok uzun yolculuk yapan insanların geri döndüklerinde çok çeşitli hastalıklardan öldükleri, derilerinin pul pul olup etlerinin döküldükleri bir dönemde insanların tanrılar tarafından cezalandırıldığına ve tanrıların gazabına uğradıklarına inanılıyordu. Bir gün bir kaşif bu hastalıkların C vitamini eksikliğinden olabileceğini keşfetti , zira o dönemde uzun gemi yolculuklarında kurutulmuş et, kuru baklagil harici gıda tüketilmiyordu. Bir deney yaptı ve uzun bir sefere çıkacak olan gemiyi bol turunçgillerle, lahana salamuraları ve turşularla doldurdu. Sefer sonunda gemi geri döndüğünde bu gıdalarla beslenen insanların gayet sağlıklı oldukları görüldü ve meyve sebze yemenin vücut için çok gerekli olduğu öğrenilmiş oldu. Bu bağlamda yeme içme üzerine olan keşif, uzun gemi seferleri yapabilmenin önünü açan en önemli unsurlardan biri oldu. Amerika kıtası da uzun bir sefer sonucu keşfedildi çünkü.
104 syf.
·26 günde·Puan vermedi
Spoiler içerebilir!
Klasik aldatma kitabi ama duyguların verilmesi,hissettirilmesi güzel.
Irene mutlu aile tablosunu bozup hayatına macera arıyor ve bir gün bir adam ile tanışıp eşini aldatıyor.
Bu aşk ireneyi gençlik yıllarına götürüp,gençlik aşkı yaşatıyor.
Ve bu adamla aşk yaşamaya devam ediyorlar,bir gün birisi ireneyi sevdigim adamı çaldın gibisinden suçluyor,daha sonrasında bilinen klasik pişmanlıklar yaşanıyor. Bu kadın şantaj falan yapıyor.
Ve kitabin ismi olan ''Korku'' burada başlıyor devam ediyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ogün Duman
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Mannheim, Almanya, 1971
1971’de Almanya’nın Mannheim kentinde doğdu. Yükseköğrenimini Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Yurtdışında çeşitli çeviri atölyelerine ve seminerlere katıldı. Norbert Gstrein’dan çevirdiği Öldürme Sanatı romanıyla Avusturya Kültür Bakanlığı’nın verdiği Çeviriyi Destekleme Ödülü’nü aldı. Dilimize kazandırdığı başlıca yapıtlar arasında Max Frisch’in Günlük, Martin Walser’in Eleştirmenin Ölümü, Peter Stamm’ın Uçuyoruz ve Böylesi Bir Günde, Margrit Schreiner’in Hayal Kırıklıkları Kitabı, Ralf Rothmann’ın Genç Işık ve Deniz Kenarında Geyikler, Petros Markaris’in Che İntihar Etti, Ingrid Noll’un Aziz Dullar sayılabilir.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 1.143 okur okudu.
  • 37 okur okuyor.
  • 825 okur okuyacak.
  • 21 okur yarım bıraktı.