Paul M. Sweezy

Paul M. Sweezy

Yazar
8.1/10
12 Kişi
·
25
Okunma
·
2
Beğeni
·
518
Gösterim
Adı:
Paul M. Sweezy
Tam adı:
Paul Marlor Sweezy
Unvan:
Amerikalı İktisatçı, Yazar
Doğum:
New York, ABD, 10 Nisan 1910
Ölüm:
27 Şubat 2004
Harvard Üniversitesi İktisat Bölümü’nden 1931’de mezun oldu. Joseph Schumpeter’in asistanı, sonra da öğretim üyesi olarak 1942’ye kadar Harvard’da çalıştı. İstihbaratçı olarak orduya katıldı. 1945’te terhis olduğunda, Harvard kendisine kadro vermeyince akademik mesleğe ara verdi. 1949’da Leo Huberman’la birlikte Monthly Review adı altında bağımsız bir sosyalist dergi çıkarmaya başladı. New Hampshire Üniversitesi’ndeki “yıkıcı faaliyetler”i soruşturan komisyona ders notlarını vermeyi reddettiği için hapisle cezalandırıldı; ancak bu ceza daha sonra Yüksek Mahkeme tarafından bozuldu.

Bu olayı izleyen yarım yüzyıl içinde Paul M. Sweezy, kitapları, araştırmaları ile yirminci yüzyılın radikal, devrimci, Marksist düşünürlerinin başında yer aldı. Büyük ölçüde onun ürünü olan (ve hâlâ da yayımlanan) Monthly Review dergisi, sadece ABD’de değil, Batı dünyasında Marksizmi ve radikal-devrimci akımları canlı tutan ana kaynaklardan biri olarak önem taşır.

Sweezy, bir iktisatçı ve sosyal bilimci olarak ilk dikkati çeken katkısını, oligopol kuramına ilişkin ve esas olarak neoklasik okulun sınırları içinde dolaşan bir makalesi ile yapmıştı. Sweezy, Marksist iktisada ilk önemli katkısını 1942’de Kapitalist Gelişme Kuramı başlıklı kitabı ile yaptı. (1970’te Kapitalizm Nereye Gidiyor? adıyla Türkçeye çevrildi.) Sweezy’nin ikinci önemli katkısı, Marksist iktisatçı Paul Baran ile birlikte kaleme aldığı Tekelci Sermaye başlıklı kitaptır.

Yirminci yüzyılın en ünlü Marksist iktisatçılarından biri olan Paul M. Sweezy, 27 Şubat 2004’te New York’ta 93 yaşında öldü.
1. "bir toplumsal sistem" der Marx, "İçerebildiği tüm üretici güçler gelişmeden asla yok olmaz; maddi koşullar eski toplumun rahminde oluşmadan önce yeni ve daha yüksek üretim ilişkileri asla ortaya çıkmaz. "

2. "Ana hatlarıyla bakıldığında, Asya , antikçağ, feodal ve modern burjuva üretim tarzları, toplumun, iktisadi sisteminin giderek ileriye doğru giden dönemleri olarak nitelendirilebilir. Burjuva üretim ilişkileri, toplumsal üretim sürecinin en son karşıktlık içeren biçimidir... ; ama burjuva toplumunun rahminde gelişen üretici güçler aynı zamanda bu karşıtlığı çözüme kavuşturacak maddi koşulları yaratırlar. Dolayısıyla , bu toplumsal sistemle birlikte insan toplumunun tarih öncesi sona ermiş olur."
Marx, "kapitalist üretimin önündeki gerçek engel
bizzat sermayenin kendisidir" diye yazmıştı. Ben de tekelci
sermayenin bu engeli daha büyütüp, iyice aşılmaz
hale getirdiğini savunuyorum. Öyle ki yavaşlayan büyüme,
artan işsizlik ve müzminleşen bir düşük düzeyde
üretim kapasitesi kullanımı bileşiminin oluşturduğu
iktisadi durgunluk, kapitalist ekonomi/erin normal durumu
haline gelmiştir.
Meta kullanmak için değil, satılmak için üretilen
bir şeydir; bir mal ya da hizmettir. En ilkel toplumlardan
başlaya rak tüm toplumlarda şu ya da bu ölçüde
meta üretiminin varlığına rastlanır, ancak hakim üretim
tarzı haline gelmesi kapitalizmle birlikte olmuştur.
Keza, emek gücünün, yani işçinin faydalı emek icra
etme kapasitesinin bir meta haline gelmesinin istisnai
olmaktan çıkıp genelleşmesi kapitalizm koşullarında
olmuştur. İşçiler, mal ve hizmetleri kendileri namına
(yani doğrudan tüketmek ya da pazarda satmak amacıyla)
üretmek için gerek duydukları üretim araçları ile
malzemelerine sahip olsaydılar, faydalı emek icra etme
kapasitelerini başkalarına satmayacaklardı. Buradan da
anlaşılıyor ki kapitalizmin varlığı, toplumsal ilişkilerin
yapısında halihazırda büyük ve sarsıcı bir çalkanıının
yaşanmış olduğuna işaret eder. Başta köylüler olmak
üzere üreticiler yerlerinden edilmiş, geçimlerini sağlamak
için kullandıkları geleneksel üretim araçlarından
koparılmış, hayatta kalmak ve soylarını sürdürmek
için emek güçlerini satmak zorunda bırakılmışlardır.
Engels'in, Marx'ın ölümünden sonra genç Alman
yandaşlarına (Conrad Schmidt, Bloch, Mehring, Starkenburg)
yazdığı ünlü mektupları da aynı şekilde yorumlamalıyız.
Bu mektuplar ekseriyetle iktisadi faktörün
tarihsel materyalizmdeki rolüne dair soruları;
tarihsel materyalizmi bir çeşit iktisadi determinizme
[belirlemecilik] dönüştürmeye yönelik (bugün de varlığını
sürdüren) güçlü bir eğilimi yansıtan soruları
cevaplamak için yazılmışlardı. Engels, ortaya çıkması
için uygun bir zeminin var olduğunu inkar etmemekle
birlikte bu eğilime karşı çıkıyordu:
Bu öncülden hareketle Marksizim, klasik altyapı/üstyapı anlayışıyla karşılaştırılabilir "toplumsal ve siyasi yapı ile üretim arasındaki bağlantı" ya hiçbir genel teorisi ileri süremez. Çünkü böyle bir teori ya a priorik ya da tümevarımsal bir genellemeyi içermelidir. (Marx, öncelikle bu bağlantıyı" ampirik olarak" saptmamız gerektiğini söyleyerek, sonra da bunu "her ayrı durum" için yapmamız gerektiğini bize hatırlatarak böyle bir genellemenin olabilirliğini reddeder) (New York, Monthly Review Pres, 1978, s.6)
Genç yazarların iktisadi yana hak ettiğinden daha fazla önem vermelerinin sorumluluğu kısmen Marx'a ve bana ait. Bu temel ilkenin varlığını inkar eden rakiplerimiz karşısında bu ilkeye vurgu yapmak zorundaydık ve etkileşime dair olan diğer öğelerin hak ettikleri yeri almalarına izin verecek zamana, yere ve olanağa her zaman sahip değildik. Ama tarihin bir bölümünün sunulması , yani pratik bir uygulama söz konusu olduğunda, bu farklı bir meseleydi ve burada hataya yer yoktu. ( 21 Eylül 1890)
Emek gücü arzına geldiğimizde mesele biraz daha
karmaşıklaşır. Emek gücü, değer yasasının emirleri
uyarınca kapitalistlerce üretilen bir şey değildir. Arzın
hızlı ya da sorun yaratmayacak bir biçimde talebe
uyum sağlamasını beklemek için herhangi bir a priori
sebep yoktur. Bu nedenledir ki devletin, kölelerin ya da
sözleşmeli işçilerin ithal edilmesi yoluyla kapitalizm
öncesi ilişkilerin çözülüşünü hızlandırmaktan tutun,
(II. Dünya Savaşından sonra Avrupa'ya çok sayıda "misafir
işçi"nin göç etmesi örneğinde olduğu gibi) özgür
ücretli emekçilerin göç etmelerinin teşvik edilip desteklenmesine
kadar çeşitli amaçlarla tasarlanmış önlemlere
başvurarak yaygın bir şekilde müdahalelerde
bulunması kapitalizmin tarihi boyunca istisna olmayıp,
aksine bir kural haline gelmiştir. Batı Yarım Küre'nin
neredeyse tamamen kapitalist dönemin ürünü olan etnik
ve ırksal bileşimine şöyle bir bakacak olursak, bu
etkenierin modern dünyanın tarihinde ne kadar önemli
bir rol oynadığını kolayca görebiliriz.
Marx, mantığından ötürü değil, ama öncülleri nedeniyle
elbette bunu tamamen reddediyordu. Ona göre niceliksel
olduğu kadar niteliksel de olan sermaye birikimi
süreci, bilimsel ve teknolojik ilerlemeleri sermayenin
lehine ve emeğin aleyhine olacak şekilde özümseyerek,
(aslında bir yasa olmayıp bilinen bir gerçeğin ilanından
ibaret olan) azalan getiriler yasasını geçersiz kılıyordu.
Marx, " insan ırkına yapılmış ağır bir hakaret" olarak
gördüğü Malthusçu nüfus yasasını aşağılayarak reddedi
yordu. Böylece kapitalizmi, giderek yavaşlayarak sonunda
işlemez hale gelecek bir sistem olarak değil, aksine
güçlü bir içsel itici güce sahip ve insan emeğinin üretim
gücünü muazzam arttırma tarihi misyonunu üstlenmiş
bir sistem olarak kavrayabiliyordu. Ne var ki bu, kapitalizmin
otomatik kontrollere ve dengeleyicilere sahip
uyumlu bir sistem olduğu anlamına gelmez. Tam tersine;
doğasına içkin, ne ortadan kaldırabileceği ne de denetim
altına alabileceği çelişkilerle dolu bir sistemdir. Marx,
kar oranının azalma eğilimi yasasını, bu çelişkilerin şiddetlenip
kaçınılamaz hale gelmesinin son derece önemli
bir göstergesi olarak görüyordu.
125 syf.
·8/10
Sosyalizm hakkında ve kapitalizmle kıyaslamalı örnekleriyle güzel ve anlaşılabilir çevirisiyle tavsiye edilebilir bir kitap. İlgi duyanlar için iyi bir başlangıç kitabı olabilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Paul M. Sweezy
Tam adı:
Paul Marlor Sweezy
Unvan:
Amerikalı İktisatçı, Yazar
Doğum:
New York, ABD, 10 Nisan 1910
Ölüm:
27 Şubat 2004
Harvard Üniversitesi İktisat Bölümü’nden 1931’de mezun oldu. Joseph Schumpeter’in asistanı, sonra da öğretim üyesi olarak 1942’ye kadar Harvard’da çalıştı. İstihbaratçı olarak orduya katıldı. 1945’te terhis olduğunda, Harvard kendisine kadro vermeyince akademik mesleğe ara verdi. 1949’da Leo Huberman’la birlikte Monthly Review adı altında bağımsız bir sosyalist dergi çıkarmaya başladı. New Hampshire Üniversitesi’ndeki “yıkıcı faaliyetler”i soruşturan komisyona ders notlarını vermeyi reddettiği için hapisle cezalandırıldı; ancak bu ceza daha sonra Yüksek Mahkeme tarafından bozuldu.

Bu olayı izleyen yarım yüzyıl içinde Paul M. Sweezy, kitapları, araştırmaları ile yirminci yüzyılın radikal, devrimci, Marksist düşünürlerinin başında yer aldı. Büyük ölçüde onun ürünü olan (ve hâlâ da yayımlanan) Monthly Review dergisi, sadece ABD’de değil, Batı dünyasında Marksizmi ve radikal-devrimci akımları canlı tutan ana kaynaklardan biri olarak önem taşır.

Sweezy, bir iktisatçı ve sosyal bilimci olarak ilk dikkati çeken katkısını, oligopol kuramına ilişkin ve esas olarak neoklasik okulun sınırları içinde dolaşan bir makalesi ile yapmıştı. Sweezy, Marksist iktisada ilk önemli katkısını 1942’de Kapitalist Gelişme Kuramı başlıklı kitabı ile yaptı. (1970’te Kapitalizm Nereye Gidiyor? adıyla Türkçeye çevrildi.) Sweezy’nin ikinci önemli katkısı, Marksist iktisatçı Paul Baran ile birlikte kaleme aldığı Tekelci Sermaye başlıklı kitaptır.

Yirminci yüzyılın en ünlü Marksist iktisatçılarından biri olan Paul M. Sweezy, 27 Şubat 2004’te New York’ta 93 yaşında öldü.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 25 okur okudu.
  • 27 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.