Walter Lewin

Walter Lewin

Yazar
9.1/10
14 Kişi
·
21
Okunma
·
4
Beğeni
·
712
Gösterim
Adı:
Walter Lewin
Unvan:
Hollandalı Fizikçi
Doğum:
29 Ocak 1936
Hollanda'da doğup büyüdü. 1965'te fizik doktora diplomasını Delft'teki Teknoloji Üniversitesi'nden aldı. MIT'ye 1966' da postdoktora için geldi. Aynı yıl yardımcı doçent ve 1974'te de profesör oldu. Çok başarılı bir gök fizikçisi ve X ışını gökbiliminde öncü olan Lewin dört yüz elliden fazla bilimsel makale yayımladı. Kırk üç yıl boyunca MIT'de üç ayrı fizik dersi verdi. Bu dersler o kadar tutuldu ki videoya kaydedildi ve MIT'nin OpenCourseWare'inde, YouTube'da, iTunes U'da ve Academic Earth'de çok büyük ilgi gördü. 2009 yılında MIT'den emekli olan Lewin'in ödülleri ve onur nişanları arasında, NASA Üstün Bilimsel Başarı Madalyası (1978), Alexander von Humboldt Ödülü, Guggenheim Bursu (1984), MIT Bilim Konseyi Ödülü (1984), MIT Fizik Bölümü'nden W. Buechner Ödülü (1988), patlayan atarcanın keşfinden dolayı NASA Grup Başarısı Ödülü (1997) ve Everett Moore Baker Memorial, Lisans Öğretiminde Üstün Başarı Ödülü (2003) bulunuyor.
Gökyüzüne şöyle bir bakıp kendinize bazı bildik sorular sorun: Gökyüzü neden mavi, günbatımı neden kızıl? Cevapları fizikte!

Güneş ışığı gökkuşağının bütün renklerinden oluşmuştur. Fakat atmosferde ilerlerken havadaki moleküllere ve minik toz parçacıklarına çarparak her bir yana dağılır. Buna Rayleigh saçılımı denir. Bütün renkler içinde en çok saçılanı mavi ışıktır, kızıl ışıktan yaklaşık beş kat daha çok saçılır. O yüzden gündüz göğüne hangi yöne bakarsanız bakın mavi baskındır.

Günbatımları neden kızıl olur? Gökyüzünün mavi olmasıyla aynı sebepten. Güneş ufuktayken, ışınlarının atmosferin daha büyük bir kesimini geçmesi gerekir, ayrıca yeşil, mavi ve mor ışık güneş ışığından süzülerek en çok saçılanlardır. Işık gözümüze ulaştığı zamana kadar çoğunlukla sarı, portakal rengi ve de özellikle kırmızıdan ibarettir.
Gökyüzünde şimdiye kadar herhangi bir teleskopla ya da teleskopsuz gördüğünüz pek çok yıldızın, bizim bildik güneşimizin uzaktaki versiyonlarından çok daha karmaşık olması sizi şaşırtmayacaktır. Gördüklerinizin yaklaşık üçte birinin tek yıldızlar bile olmadığını, ikili yıldız dediğimiz yıldızlar olduğunu bilmeyebilirsiniz: birbirlerinin yörüngesinde dönen, kütle çekimiyle birbirlerine bağlı yıldız çiftleri. Başka bir deyişle , gece gökyüzüne baktığınızda gördüğünüz yıldızların yaklaşık üçte biri ikili yıldız sistemidir. -size tek bir yıldızmış gibi görünseler de.- Hatta üçlü yıldız sistemi bile var.-birbiri yörüngesinde dönen üç yıldız- fakat bunlar kadar yaygın değil.
Fizikle sanat arasında büyüleyici bir ilişki görmemin sebebi budur; sanatta öncülük yapmak da yeni bir görme biçimi, dünyaya yeni bir bakış şekli sunmaktır. Hayatımın büyük bir kısmında fiziğe olduğu kadar modern sanata da tutkuyla bağlandığımı öğrenince şaşırabilirsiniz; ikisiyle de bir aşk ilişkim var! Daha önce büyük porselen koleksiyonumdan söz etmiştim. Ayrıca atmışlı yılların ortalarından itibaren yüzden fazla sanat eseri topladım. - tablolar, kolajlar, heykeller, kilimler, sandalyeler, masalar, kuklalar, maskeler - ve bunları sergilemek için artık evimde duvar ya da yerde boş alan kalmadı.
MİT'deki odamda fizik baskın çıksa da üniversiteden geçici olarak aldığım iki büyük sanat eseri var. Fakat evde muhtemelen on kadar fizik kitabı vardır. - ve yaklaşık 250 sanat kitabı. Bana sanat sevgisi erkenden aşılandığı için şanslıyım.
Yüksek voltaj tek başına sizi öldürmez ya da yaralamaz. Önemli olan vücudunuzdan geçen akımdır. Akım birim zamandaki elektrik yük miktarıdır ve daha önce de gördüğümüz gibi, amper cinsinden ölçülür. İnsanı gerçekten öldürecek ya da yaralayacak olan şey akımdır, özellikle de süreğense. Akım neden tehlikelidir? En basit şekilde söylemek gerekirse, vücudunuzun içinde hareket eden elektrik yükleri kaslarınızın kasılmasını sebep olur. Aşırı düşük seviyelerde elektrik akımları elektrik akımları kaslarınızın kasılmasına sağlar, yani onları "harekete geçirir", bu da hayatımızı sürdürmek için çok önemlidir. Fakat yüksek seviyelerde, kaslarınız ve sinirleriniz o kadar çok kasılır ki kontrolünüz dışında ve acıyla seğirirler. Daha da yüksek seviyelerdeyse kalbiniz durur.
" Elektrik akışkanı" ya da "elektrik ateşi" dediği şeyin bütün maddelere nüfuz ettiği fikrini ilk ortaya atan Benjamin Franklin'di. -diplomat , devlet adamı , editör , siyaset felsefecisi , çift odaklı gözlüklerin , yüzme paletinin , kilometre sayacının ve Franklin sobasının mücidi.- Diğer doğa felsefecilerinin deney sonuçlarına bir açıklama getiriyor gibi göründüğünden , bu kuram gayet ikna edici bulundu. Örneğin İngiliz Stephen Gray elektriğin metal telle uzun mesafelere iletilebileceğini göstermişti , dolayısıyla genellikle görünmeyen bir akışkan ya da ateş (ne de olsa kıvılcımlar ateşe benzer) çok mantıklıydı.
Yüzlerce farklı armonik kokteyl hazırlamada usta olan ve bir müşteriye banjo , başka bir müşteriye orkestra davulu , bir sonrakine de bir erhu ya da trombon servisi yapan görünmez bir kozmik barmen imgesi çok hoşuma gider.
Kuantum mekaniğinden önce fiziğin belirlenimci olduğuna inanılıyordu, yani bir deneyi yüz kere yaparsanız, yüz kere tam aynı sonucu elde edeceğiniz düşünülüyordu. Şimdi bunun doğru olmadığını biliyoruz. Kuantum mekaniği olasılıklarla ilgilenir - kesinlikle değil -. Bu o kadar şok edici bir şeydi ki Einstien bile asla kabul etmedi. "Tanrı zar atmaz." onun ünlü sözüydü. Eh, Einstein yanılmıştı!
Bu kitap aracılığıyla tanıttığım pek çok baş döndürücü keşif, ilk yapıldığı zamanda şaşkınlık yaratıcıydı. Bu keşiflerin arkasındaki matematiği öğrenmek zorundaysak, gerçekten insanın gözünü korkutabiliyor. Fakat umarım bu çığır açıcı keşiflere dair anlattıklarım, bunların ne kadar heyecan verici ve güzel olduklarını görmenizi sağlamıştır. Tıpkı Cezanne, Monet, van Gogh, Picasso, Matisse, Mondrian, Maleviç, Kandinski, Brancusi, Duchamp, Pollock ve Warhol'un, sanat dünyasına meydan okuyan yeni yollar açmaları gibi, Newton ve ardından gelenler de bize yeni bir görme gücü verdi.
Bir kemandan uzun , güzel , yanık bir nota duymanız için , orada önceden dünyanın fiziği seferber olmuştur. Bir kemanın , bir çellonun , bir arpın ya da gitar telinin -veya herhangi bir telin ya da ipin- sesi üç faktöre bağlıdır : uzunluğu , gerginliği , ve ağırlığı. Telin uzunluğu arttıkça gerginliği azalır ve ağırlığı arttıkça ses perdesi alçalır. Tabii tersi de doğrudur : Tel kısaldıkça gerginliği artar ve tel hafifledikçe ses perdesi yükselir. Telli çalgılarda müzisyenler ne zaman enstrümanlarını bir aradan sonra tekrar ellerine alsalar , doğru notaları , yani frekansları çıkarması için tellerinin gerginliklerini ayarlamaları gerekir.
Ama işin sihri şurada : Kemancı tele bir yay sürttüğü zaman tele enerji aktarıyordur , tel de bir şekilde kendi rezonans frekanslarını (mümkün olan bütün titreşimler içinden) seçer ve -şimdi daha da akıl almaz kısım geliyor.- biz görmesek de birkaç farklı rezonans frekansında (birkaç armonikte) aynı anda titreşir. Sadece tek bir frekansta titreşen akort çatalına benzemez.
Bu ilave armonikler (temel rezonanstan daha yüksek frekanslı olanlar) genellikle üst ton olarak adlandırılır. Kimi güçlü kimi zayıf olan çeşitli rezonans frekanslarının karşılıklı etkileşimi - armonik kokteyli - bir keman ya da çello notasına teknik adıyla rengini ya da tınısını veren şeydir , bizim içinse kendine özgü sesini tanımamızı sağlayan şey. İşte bu , akort çatalının ya da işitimölçerin veya radyodaki acil durum yayın sisteminin tek frekansının çıkardığı sesle , müzik aletinin aynı anda birkaç armonik frekansta titreşen çok daha karmaşık sesi arasındaki farktır. Bir trompetin , obuanın , banjonun , piyanonun ya da kemanın kendilerine özgü sesleri , her bir aletin ürettiği belirgin bir armonik frekans kokteylinden dolayıdır. Yüzlerce farklı armonik kokteyl hazırlamada usta olan ve bir müşteriye banjo , başka bir müşteriye orkestra davulu , bir sonrakine de bir erhu ya da trombon servisi yapan görünmez bir kozmik barmen imgesi çok hoşuma gider.
Elektrik ateşinin doğasını kavramak için atomun içine şöyle bir bakmadan önce, elektriğin dünyamızın her tarafına Franklin'in bildiğinden -ve pek çoğumuzun farkında olduğundan- daha çok nüfuz ettiğini görmemiz gerek. Elektrik her gün karşılaştığımız şeylerin çoğunu bir arada tutmakla kalmaz; aynı zamanda gördüğümüz, bildiğimiz, yaptığımız her şeyi mümkün kılar. Düşünebilmemiz, hissedebilmemiz, merak edebilmemiz, beynimizdeki aşağı yukarı 100 milyar hücrenin kim bilir kaç milyonlarcası arasındaki elektrik yüklerinin sıçramasıyla ancak mümkün olabiliyor. Aynı zamanda, nefes alabilmemiz de sinirlerin ürettiği elektrik itkilerinin göğsümüzdeki farklı kasların karmaşık bir hareketler senfonisi içinde kasılıp gevşemesini sağlamasıyla ancak mümkün oluyor.
304 syf.
·9/10
Fizik öğretiminde çığır açmış bir akademisyenin kitabı.Fizikle iligili bilgileri basit bir şekilde ve etkili örneklerle anlatıyor.Hareket,enerji,elektrik,manyetizma ve gökfiziği gibi değişik konulardan oluşuyor.Gökfizikteki bilgiler çok şaşırtıcı ve ilginç.Fizik meraklılarının kaçırmamaları gereken bir kitap.
304 syf.
·10/10
İlk 9 bölümünde deneyimleye bileceğiniz fizik konularını alırken sonraki 5 bölümden uzay sarsıcı fiziğine maruz kalıyorsunuz. Son bölümde ise herkese hitap edecek ve bence herkesin görmesi gereken bir bakış açısını fark ediyorsunuz.
Fizik. Madde ve enerji arasındaki etkileşimi inceleyen ve doğada gerçekleşen olaylarla ilgili mantıklı açıklamalar yapmaya çalışan uygulamalı ve evrenimizin nasıl işlediğini araştıran bilim dalıdır. Yani hayatımızda fark etmeden bizimle birlikte yaşayıp gider. Bu kitabı okuduğunuzda bunun farkına varacak. Hayatınızda bakış açınız genişletecektir. Fiziği en basit kavramlarla açıklayama çalışsa da bende bazen kopmalar oldu. Ondan dolayı sayısal zekanız iyi ise bölüm bölüm okumanızda fayda var. Sözel zekanız iyi ise bölümlerde konu parçalarını yavaş okumanızda daha randıman alacağınız düşünüyorum. Birde ingilizce seviyeniz iyi ise internette ders videolarını okuduktan sonra bakarsanız çok iyi özümserseniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Walter Lewin
Unvan:
Hollandalı Fizikçi
Doğum:
29 Ocak 1936
Hollanda'da doğup büyüdü. 1965'te fizik doktora diplomasını Delft'teki Teknoloji Üniversitesi'nden aldı. MIT'ye 1966' da postdoktora için geldi. Aynı yıl yardımcı doçent ve 1974'te de profesör oldu. Çok başarılı bir gök fizikçisi ve X ışını gökbiliminde öncü olan Lewin dört yüz elliden fazla bilimsel makale yayımladı. Kırk üç yıl boyunca MIT'de üç ayrı fizik dersi verdi. Bu dersler o kadar tutuldu ki videoya kaydedildi ve MIT'nin OpenCourseWare'inde, YouTube'da, iTunes U'da ve Academic Earth'de çok büyük ilgi gördü. 2009 yılında MIT'den emekli olan Lewin'in ödülleri ve onur nişanları arasında, NASA Üstün Bilimsel Başarı Madalyası (1978), Alexander von Humboldt Ödülü, Guggenheim Bursu (1984), MIT Bilim Konseyi Ödülü (1984), MIT Fizik Bölümü'nden W. Buechner Ödülü (1988), patlayan atarcanın keşfinden dolayı NASA Grup Başarısı Ödülü (1997) ve Everett Moore Baker Memorial, Lisans Öğretiminde Üstün Başarı Ödülü (2003) bulunuyor.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 21 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 43 okur okuyacak.