Zeki Baştımar

Zeki Baştımar

Çevirmen
8.9/10
55 Kişi
·
19
Okunma
·
0
Beğeni
·
12
Gösterim
Adı:
Zeki Baştımar
Unvan:
Çevirmen, Siyasetçi
Doğum:
Baştımar, Sürmene, 1905
Ölüm:
Berkin, Almanya, 18 Kasım 1974
1905’te Sürmene’nin Baştımar köyünde doğdu. Babası Hacı Yakupoğulları’ndan Muhammed, annesi Huriye Hanım’dır. Trabzon Muallim Mektebi’nin son sınıfındayken Sovyetler Birliği’ne gitti. Yüksek öğrenimini Moskova Şark Üniversitesi’nde yaptı. 1932’de gizli TKP muhalefetinin Pavli Adası Kongresi’ne, ardından TKP 4. Kongresi’ne katıldı ve Merkez Komitesi yedek üyeliğine seçildi. 1936’da yurda döndü; Başvekâlet Murakabe Heyeti Kütüphanesi’nde tercüman olarak çalıştı. Tolstoy’un Savaş ve Barış (Nâzım Hikmet’le birlikte), Hacı Murat, Puşkin’in Erzurum Yolculuğu, Çehov’un Mujikler, Maske, Sayfiyede adlı roman ve öykülerini Türkçeye çevirdi. 1940-1946 arasında Ses, Yeni Edebiyat, Adımlar, Söz dergilerinde incelemeleri yayımlandı. “1951 Tevkifatı” diye bilinen TKP davalarında TKP Merkez Komitesi üyesi olarak en ağır cezayı o aldı. Cezası bitince Cemal Reşit Eyüboğlu’yla birlikte Yedi Gün Yayınları’nı kurdu. L. Tolstoy-Hayatı, Eserleri, Fikirleri (1961) ve Çehov-Hayatı ve Sanat Hikâyesi (1961) adlı incelemeleri vardır. Daha sonra yurtdışına çıkarak TKP genel sekreteri oldu. 18 Kasım 1974’te Berlin’de öldü. Hayatı, Zeki Baştımar Yaşamöyküsü, Mektuplar, Yazılar adıyla kitaplaştırılan Baştımar, İngilizce, Fransızca ve Rusça biliyordu.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
1808 syf.
·Beğendi·10/10
“ Küt küt atıyor kalbim
Bitmedi gitti şu harbim
Liseli kızlar gibi pırpır
Uykusuz gecelere talim”

Bu dizelerin derinliğini kavrayabilen bir neslin, Savaş ve Barış’ın Önsözünden de anlayabileceği gibi kendisi bir romandan ziyade Tolstoy’un ne olmasını istediyse o olan bir eser. Benim kişisel görüşümle ise Tolstoy’un tarihe tanıklığı...

Sitemiz sınırları içerisinde “Okudum” diye işaretlendiği kadar okunmadığını düşündüğüm, dışarıda ise her insan evladının en az “bir kere okuduğu ve yeniden okumak istediği, okuyacağı” bu eser biliyorum ki göz korkutuyor... Ama korkmayın ve sakince devam edelim sohbetimize.

Girişten de anladığınız gibi bu incelemeyi dönemin başbakanını, evinde ropdöşambrıyla karşılayan medya patronu rahatlığıyla yazıyorum. Sizi, kendisi zaten uzun olan bir kitabın kendisini aratır derecede uzun ve her şeyi anlatmaya çabalayıp anlatamayacak olan incelemesini okuma zahmetine sokmayacağım. Onun yerine sizi, “hadi bi’cesaret sen de taşın altına koy elini, inadına sevişmeli bağır çağır” diyen Casallini’yi dinlemeye davet edeceğim.

İlk şu problemleri çözüme kavuşturalım: Kitap, Rus aristokratları ve sosyetesi üzerinden savaş dönemini, savaşın insanlara etkisini ve etkisizliğini konu alıyor. Ve bulunduğu dönemde Fransızca bilmek bir elitlik emaresi. Nasıl bizde İngilizceyi herkes biliyorsa o zamanın halkı da Fransızca’yı sular seller gibi konuşuyor(!) Bu yüzden çoğu Fransızca yazılıyor. Türkçeye çevirisi içerisinde de paragraflarda Fransızca, dipnotlarda ise Türkçe’si şeklinde karar vermişler. Evet okumayı zorlaştırıyor olabilir ama kitabın akıcılığıyla alakalı bir problem değil. Bu dipnotları okumak sizi rahatsız ediyor ise lütfen Tristram Shandy gibi kitaplardan uzak durun... Diğer problem ise kitabı okurken olayların nasıl gelişebileceğini tahmin edebilmeniz... Şu Çılgın Türkler kitabını da okumayın sayın arkadaşlar...Kimilerinin zoruna gitse de kazanıyoruz ve heyecanı kaçabilir kitabın...Tarihi anlatan bir kitabın spoiler vermesine gerek var mı? sorusu beliriyor hemen o genç, parlak ve aklı başında zihinlerde, biliyorum. Zaten bu ülkeden hiç umudumu kesmemiştim. Koskoca tarihsel roman denebilecek bir kitaba spoiler var ne demek ya? Tarihin spoiler’ımı olur.... Bi git allasen...

Bu açıklamalar ile gereksiz yere incelememin kalitesini düşürdüğümü hissetsem de zaten benden ötürü de kalitesiz bir inceleme olacağını bildiğimden dert etmeden devam ediyorum...

1800 sayfa yazılacak kadar bir ömür bile yaşamamış olduğumu bilen bir edeple demek istiyorum ki: Hasikome....

Flaubert diyor ki, “ Ne sanatçı ve ne psikolog! İlk iki kısım kusursuz, ama üçüncü yokuş aşağı gidiyor....Bazı kısımları Shakespeare düzeyinde. Okurken zevkten gözlerimden yaşlar aktığını hissettim, üstelik bu çok da uzun sürdü.”

Gerçekten uzun sürüyor...Tahmin edebileceğiniz her ortamda okudum kendisini. Salonda okudum, odamda çalışma masamda okudum, yatakta okudum, yemek yerken okudum, ofiste okudum, arabada giderken okudum, restoranlarda okudum, alıntı atmamaya karar verdirtecek düzeyde okudum-çünkü çok yavaşlatıyor malumunuzdur- ama en önemlisi, tuvalette bile okudum. Ve oradan bile başarıyla çıktı...#43112670

Nabokov Tolstoy için kimilerince cüretkar sayılabilecek şekilde “Flaubert’in yazarlık ülküsü olan ‘görünmez ama Tanrı gibi her yerde olabilen yazar’ mertebesine ulaştığını” söylüyor...

Size Rembrandt’tan söz etmek istiyorum. Bilenleriniz diyebilirler ki ne alaka? Rembrandt gerçeğe yakın resimleriyle ünlü bir ressam ve kullandığı siyah tonu hiçbir şekilde günümüzde dahi kopya edilemiyor. Rembrandt siyahı ve Tolstoy’un kitabı... Benim için ortaklıkları şurada. Bu kitapta Tolstoy yazarlık değil ressamlık yapıyor...Gerçeği en az gerçeğin kendisi kadar etkili anlatıyor. Bu kimilerine anlamsız gelebilir ancak şunu söylemek isterim: süslü betimlemelerle kurulmuş bir cümle bile mi olmaz içeride! Yazarlar tasvir etmeye bayılırlar biliriz, Tolstoy’un tarzı ise tasvirden ziyade tarif etmek gibi...Bir insan portresini tüm her şeyiyle gerçeğe uygun şekilde anlatabilmek ve sözcüklerle resim yapmak zor zanaat olsa gerek...Beden dili, mimikler dahil olmak üzere her detayı nakış nakış işliyor. Hikaye eksponansiyel grafik gibi yükselmiyor... Adım adım, basamak basamak bir merdivenden çıkartıyor sizi. Anlık coşkulardan ziyade kesintisi bir zevk. Gamsız. Eğer hiç -amatörce bile olsa-yazma ediminde bulunmadıysanız bunu kavrayamayabilirsiniz ya da en azından dikkatli okumazsanız...İşte bu gerçekliği böylesine tarif eden başka bir yazar varsa bile ben henüz karşılaşmadım. Rembrandt ile özdeşleştirme sebebim budur.

Adı Savaş ve Barış olan bir kitabın konusunun ve anlatısının savaş olmasını beklersiniz bittabi. Lakin bu kitabın asıl anlatmak istediği sadece savaş değil... Size savaş eşliğinde koskocaman bir tablo sunuyor. Savaş sadece diğer tüm hikayenin arkaplanını oluşturan bir detay. Savaşın korkunç yüzünün sadece bir alanda savaşan binlerce insan ve bunun sonucunda olan katliamlar olmadığını, bir adamın sözüyle yüzbinlerce insanın niçin savaştığını dahi bilmeden can verdiğini, savaşın anlamsızlığını, savaşın iktidar hırsından başka bir şey olmadığını, savaşta onur,şan ve şöhret arama cüreti gösteren kişilerin bile bunun ne kadar saçma olduğunu anladığını, savaşa fiziken katılmayacak aristokratlar için sadece bir sermaye olduğunu, aynı zamanda savaşta olmayan kişilere nasıl yansıdığını, psikolojilerinin nasıl değiştiğini ve nasıl değişmediğini, savaşın eşiğindeyken bile insanların nasıl kendilerini düşündüklerini anlatıyor...Zengin ve elit kısım üzerinden tüm insanlığın resmini çiziyor Tolstoy. Bunu buradan yapması ise kendisinin de zaten o aristokratların içinde yer alması. O yüzden o hayatı ondan daha iyi tarif edebilecek kişi yok...

Tolstoy insanı, hayatı, tarihi, sınıf kavgalarını, aşkları, inançları, inançsızlıkları, zamanının Rusya’sını, Napoleon’u( ki ben çok sevdim adamı) gerçekten büyük bir araştırmanın sonucu olarak -ki bu kitabı yazarken aristokrasi gücünü kullanarak ulaşabildiği kadar bilgiye ulaşmıştır- kimisi kurgu kimisi gerçek (kendi akrabası bile mevcut) karakterlerle anlatıyor..

Mutlaka okuyun demeyeceğim zira okusanız da okumasanız da kendinize. Sadece okumayı düşünenlere birkaç naçizane tavsiye verebilirim. Size bir kitap sunmuyor Tolstoy...Detayları dikkatli okuduğunuzda şahit olabileceğiniz mükemmel analizler, yazarlık yapmayı düşünenler için mükemmel tarifler ve koskocaman, belki şahit olamayacağımız kadar çok deneyim veren hayatlar topluluğu sunuyor...Ve bana Tolstoy kitaplarını nasıl okumam gerektiği konusunda yol gösteren sayın hocamın tavsiyesini de söylemeden geçmeyeceğim. “Bir psikoloji, sosyoloji kitabı gibi ders çalışır gibi oku bu kitapları.” Bu tavsiye olmasaydı bu kitaptan bu kadar hayat dersi çıkmazdı kendi adıma...

(edit)
Karakter fazlalığı ile ilgili şunu söylemeyi unutmuşum. Boş yere triplere girmeyin bütün karakterleri bilmenize gerek yok. Sokakta arkadan geçen figüranı bile ismiyle anlatıyor Tolstoy. Siz de okurken zaten kimlerin olayın içinde olduğunu isimlerin tekrarlanışından anlıyorsunuz. O yüzden tüm karakterlere hakim olmaya çalışmayın. Kendinize boş yere bunalımlar yaratmış olursunuz. Buna emek harcamadığınızda dahi tüm hikayenin zaten istemsizce de olsa içinize işlemiş olduğunu farkedeceksiniz.

Klasikleri Niçin Okumalı?—#44334316

“Tanrı’dan sonra en sevdiğim Tolstoy’dur”. —Elias Canetti

Keyifli okumalar...
2085 syf.
"Savaş ve Barış nedir? Bu bir roman değil, bir poem de, bir vakayiname de değil. Savaş ve Barış, yazarın tam da dile getirildiği biçimde dile getirmek istediği ve yapabildiği bir şey."

Yazarın önsözünde dile getirmiş olduğu bu sözün ne anlama geldiğini kitabı okuyunca çok iyi anlıyoruz. Başta bu sözü okuduğumda fazla bir anlam verememiş, üzerinde durmadan geçmiştim. Ancak kitabı bitirip geriye dönüp esere baktığınızda başta üzerinde durmadığınız yazarın girişteki cümlesi geliyor aklınıza.

"Peki neden?" diye sorabilirsiniz. Çünkü; bu koca eseri ne tam bir roman diye ne tam bir tarihi eser diye ne de tam bir felsefik eser diye niteleyebiliyorsunuz. Üçü bir arada...

Kitapla ilgili duyduğum kadarıyla 500'den fazla karaktere sahip; duyduğum kadariyla diyorum okurken bunların sayısını tutacak değilim. Böyle deyince gözünüz korkmasın, 8-10 tane ana karakter var, yan karakterler onlardan birisinin kitap boyunca belki bir defa rastladığı bir karakter olabiliyor. Şahsen okuyana kadar kitapta 500'den fazla karakter oluşu, benim gözümü korkutuyordu.

Karakterlere gelecek olursak, genel olarak soylu çevrelerden seçilmiş karakterlerdir. Zaten kitap bir baloda başlıyor. Soylu muhabbetlerini, ticaret yapar gibi evlilik planlarını sevmiyorsaniz, siz de benim gibi kitapta ara ara sıkılabilirsiniz. Çünkü, Moskova'nın kapısına Napolyon 500 bin kişilik orduyla dayanmış, bir bakıyorsunuz bazı karakterlerin derdi hala zengin kız bulmakta. Zengin kız bulmakta demişken Ruslarda bizimkinin tersi bir durum söz konusu sanırım; bir erkek evlendiği kadından drahoma adı verilen bir para alıyor.

Karakterlerden Piyer Bezuhov ve Andrey Bolkonski üzerinden Tolstoy, hayatın anlamı üzerine gelgitlerini, düşüncelerini aktarmak istemiş gibidir. Bu iki karakteri özellikle hayatın anlamı konusu üzerine kullanmış yazar.

Mariya Bolkonski'nin kitabın başında insanda uyandırdığı izlenim, kendini dine (tarikatvari- dogmatik) vermiş, babasına karşı çokça saygı ve besleyen ancak babasından yeterince bu karşılığı göremeyen, itici dogmatik görünen bir karakterdir. Ana karakterlerin 'yan'ı olmasına karşın ilerleyen sayfalarda Tolstoy tarafından odak noktasına doğru terfii ediyor kendisi.

Kitapta, ismiyle oldukça uyumlu karakter olan Nataşa... Kitap boyunca Napolyon'un Rusya seferinden çok Nataşa'nin aşk hayatını daha çok merak eder halde bulabilirsiniz kendinizi. Aklımda yanlış kalmadiysa en azından 4-5 kişiyle ilişkisi oldu. İşin ilginç tarafı hepsine aynı kuvvetle aşık olmasi, bir ara nişanlısı varken başlasına aşık olmasi; ikisini birden istiyorum, imkanı yok mu acaba diye düşünmesi gibi etmenlerden dolayi şahsen benim pek hoslandigim bir karakter değildi kendisi. "Nataşa mutlu sona ulaştı mi?" sorusunun cevabı için kitabı okumalisiniz (:

Olay örgüsü giderken sonraki bir bölümde Tolstoy araya girip, savaş hakkında dipnot geçiyormus gibi oluyor. Yazar bu şekilde bir anlatımı tercih etmiş. Bir romancı gibi bir bölümde olay örgüsünu sürdürürken ve karakterlerin yaşadıkları hayatın içindeyken, bir sonraki bölümde bir anda tarihcinin kaleminden savaşın gidişatını okurken kendimizi buluyoruz.

Kitapta aralara serpistirdiği (tarihci olduğu kısımlara) kısımlarda tarihçilerin, olayları tek bir kralın, imparatorun vb kararlarına bağlayarak anlatmasına sürekli eleştiren yazar, aynı zamanda yüzbinlerce insanın neden birbirlerini öldürdüklerini felsefeci olarak sorguluyor. Özellikle epilog'un ikinci kısmı tamamen bu şekilde yazılmış. Bence kitabın en güzel kısmıydı.

Kitapta eleştireceğim birkaç durum var: Adeta Tolstoy, roman yazmamış, film çekmiş gibi davranarak, Fransız karakterleri ve bazı Rus karakterleri Fransızca konuşturuyor. Epub okuyorsaniz bu durumdan daha az rahatsız olacaksınız ama yine de sıkılıyor insan bir süre sonra bu durumdan. Ancak bir açıdan da o dönemde Fransa'nın ve Fransızca'nin üstünlüğünü güçlü bir şekilde hissetmiş oluyorsunuz. Yazarı en çok eleştireceğim nokta kitapta çok ağır bir kadercilik havasının hakim olmasıdır. "Olmasi gerekti, oldu" anlayışını güçlü bir şekilde hissediyor ve sözü bire bir başlıca karakterlerden de duyuyorsunuz. Başta Napolyon'un, Kutuzov'un, Aleksandr'in olmak üzere aslında tarihte önemli önemsiz tüm krallarin, komutanların etkinliğini çok çok aza indirgemesi bence çok mantıklı bir düşünüş değildir. Tolstoy burada aşırı felsefik yaklaşarak böyle bir fikre sahip olmuş olabilir. Epilogta özgür irade üzerine yazılarından bu sonuca ulaşıyorum. Yoksa çok daha fazla eleştiri getirmeyi düşünüyordum.

**** Son eleştirim, SPOİLER içerebilir.****



Son eleştirim ise şu; kitabın sonunda ana karakterlerimizin birer birer hidayete ermeleridir. Herkes adeta birer Mariya Bolkonski çizgisine geldiler. Mariya Bolkonski'nin yıldızı da sonlara doğru parladığı düşünülürse Tolstoy'un bunu özellikle yaptığını düşünebiliriz. Bari biri hidayete ermeseydi de okurken aklıma Amak-ı Hayal gelmeseydi. Şimdi düşününce bir tane geldi aklıma hidayete ermeden göçüp giden: Baba Bolkonski. Ama onu da ana karakter olarak değerlendirmek ne kadar doğru olur bilemedim.


****SPOİLER BİTTİ****


Kitap oldukça yorucu gelebilir. Bu nedenle çok aşırı boş bir zamanızda okumanızı tavsiye ederim. İzlediğim bir videodaki kişi: "Dostoyevski daha çok bir psikolog, Tolstoy ise bir sosyolog gibidir." demişti. Karamazov Kardeşleri de yakın zamanda okumuştum. Şimdi gerçekten bu söze hak veriyorum.

Napolyon'un Rusya seferiyle ilgili güzel bir belgesel izlemiştim kitabı okurken. Şahsen kitabı okurken, olayın ne olduğunu anlamak açısından faydası oldu. Size de tavsiye ederim:

https://youtu.be/14YHcAI1qH4

https://youtu.be/dUV3xdC5T2U


Keyifli okumalar.
1712 syf.
"Anna Karenina" kitabı için yazmış olduğum sade incememin spoiler ibaresinin kullanılmaması sebebiyle şikayet edilmesinden sonra inceleme yazmayı düşünmüyordum.Lakin 1700 küsür sayfalık "Savaş ve Barış" kitabını okuduktan sonra, beni aşacak olsa dâhi, yardım alarak birkaç cümlede olsa, bende bir şeyler yazmak istedim.

"Savaş ve Barış" kitabı nasıl başlıyor?

Roman, Fransızca diyaloglarla başlıyor. Çünkü o dönemlerde Rus aristokratları için Fransızca bilmek ve konuşmak saygınlık kazandırıyordu.
Eserimiz bu çeviri diyaloglar eşliğinde başlayınca;
Eyvah! Hiçbir şey anlamıyorum bu kitabı nasıl okuyacağım, dedirtti bana ilk etapta.Birçok karakter ve tabii okumakta ve aklımda tutmakta zorluk çektiğim isimleri görünce işimin kolay olmadığını anlamıştım.
Kim kimdi, kim kimin nesi yahû? Diye anlamaya çalışırken üçüncü günü doldurmuştum.Yılmadım.Ve yavaş yavaş puzzle parçaları gibi taşlar yerine oturmaya başladı.Karakterler, olaylar, aileler anlaşılmaya başlayınca ve her bölümde ayrı ayrı ele alınınca okumakta haliyle kolaylaştı.Artık geriye sadece keyif almak kalmıştı ki, duygusal devinimler beni çok sarstı ve romanın içinde buldum kendimi.

"Savaş ve Barış" kitabı ne anlatıyor?

"1828 doğumlu Tolstoy, kendi doğumundan 20 yıl önceye, romanı yazdığı yıllardansa yaklaşık 60 yıl önceye gidiyor. Napolyon Bonapart'ın Avrupa’yı kasıp kavurduğu günlere. Napolyon, 1805 yılında Avusturya’nın arından Rusya’yı işgal girişimlerine başlıyor ve bunu takip eden yıllar için de, “Dedelerimizin zamanı” diyen Tolstoy, bu döneme ışık tutabilmek için bolca araştırma yapıyor. Başta Napolyon olmak üzere, romanda anlatılan birçok karaktere ait mektupları, biyografileri ve günlükleri okuyarak gerçekçilik kattığı Savaş ve Barış’ı her ne kadar bir tarih romanı olmasa da tarihle ilgisi olan herkesin okuması gereken bir kitap haline getiriyor. Aslında tarih sevmeyenler için de dönemin Rusya’sını öğrenmek için en iyi yöntemlerden biri Savaş ve Barış. Çünkü tüm bu tarihi olayları ve geçmişi, birçok tarihçinin göz ardı ettiği küçük anlarla, gündelik hayatlarla, gerçek ve kurgusal karakterlerle ustaca harmanlayıp gün yüzüne çıkarıyor Tolstoy. Zekice uygulanmış bir savaş taktiğini aydınlatıyor. Hatta Savaş ve Barış sayesinde birçok Rus, 1812 savaşını ve meşhur kanlı Borodino çatışmasını, büyük Rus zaferi olarak tanımlıyor. Yüzlerce yerlinin katledilmesine rağmen Borodino çatışması Napolyon’un hazin kaybı ve Moskova’dan geri çekilişiyle anılıyor. Avrupa tarihini değiştirecek bir dizi olayı Tolstoy, gelmiş geçmiş birçok tarihçiden çok daha güçlü bir biçimde anlatıyor. "

"Savaş ve Barış" kitabı size ne katabilir?

Bütün duygularınızı, yaşayışınızı, öngörülerinizi, önyargılarınızı hatta, hayata bakışınızı sorgulamaya başlayacaksınız.Tolstoy sizi usta kalemiyle alıp, dönemin içinde karakterlerle, onların yasayislariyla, zorluklarıyla, aşklarıyla, değişimleriyle yoğuracak ve siz romanın bitiminde bir dönemi görmüş geçirmiş kadar yorgun ve kendinizden emin olacaksınız.
Göz ardı edilmemesi gereken evrensel bir mesaj da alacaksınız: "İnsanlığın, siyasetten daha üstün olduğu."

Tolstoy efsane bir yazar ve benden tam puan aldı.Sizede keyifli okumalar diliyorum.



Kaynaklar:
Çevirmen:Denis Gürcü
1712 syf.
·10/10
Okunması zor bir kitap olduğunu kabul etmek gerekir. Bize oldukça yabancı isimler olmasi akılda tutulmasını zorlastirabilir ama hikayenin içine girdikten sonra keyif almaya başlayacak ve kendinizi başka bir dünya bulacaksınız.
1712 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
Özgürlük kavramını, yasalara bağlılığı veya bağlı olmamayı veyahut bu ikisi arasındaki ilişkiyi tarihi olayların ışığında entellektüel Rus yaşantısını ele alarak inceleyen tam anlamıyla bir başyapıt. Kitabın son kısmı insanlık için çok değerli analizler ve ölçülerle depolanmış ve son derece zihin açıcı, öğretici nitelikte. Şiddetle tavsiye ederim...
1712 syf.
·Puan vermedi
Napolyon savaşları olarak da bilinen 1813 Rusya-Fransa arasında olan savaşı konu alan Tolstoy, bir daha böyle bir roman yazılmaz övgüsü almış birçok yazardan. Savaş psikolojisinin insana etkisini incelemiş. Güzel bir kitaptı. Okumanızı tavsiye ederim.
İyi Okumalar...
Kalbi Selamlar...
1712 syf.
·Beğendi·10/10
Tolstoy, eserlerinde yazılan birçok romanın aksine size sadece bir olay örgüsü sunmuyor, hayatın her alanında baş gösteren disiplinlerle harmanlıyor o olay örgüsünü. Karakterlerin iç dünyalarındaki değişimleri bir psikolog edasıyla apaçık döküyor karşımıza, belirli yerlerde olay akışını kesip tarih kavramını irdeliyor ve tarihsel süreçlerin nasıl geliştiği hakkında incelemeler, çıkarımlar yapıyor. Napolyon'un Rusya seferini (belirli yerlerde Rus kimliğinin etkisinden çıkamasa da) olabildiğince tarafsız anlatıyor, kitapta çok önemli Rus generallerine, o sırada Rusya'nın başında olan I. Aleksandr'a, hatta bizzat Napolyon'a bile yer veriyor. Olay örgüsü bakımından yerel bir kimlikle karşımıza çıkan bu kitap içinde barındırdığı ögelerle evrensel bir nitelik kazanıyor. Savaş ve barış roman görünümünde psikolojik-felsefi-tarihsel bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Zeki Baştımar
Unvan:
Çevirmen, Siyasetçi
Doğum:
Baştımar, Sürmene, 1905
Ölüm:
Berkin, Almanya, 18 Kasım 1974
1905’te Sürmene’nin Baştımar köyünde doğdu. Babası Hacı Yakupoğulları’ndan Muhammed, annesi Huriye Hanım’dır. Trabzon Muallim Mektebi’nin son sınıfındayken Sovyetler Birliği’ne gitti. Yüksek öğrenimini Moskova Şark Üniversitesi’nde yaptı. 1932’de gizli TKP muhalefetinin Pavli Adası Kongresi’ne, ardından TKP 4. Kongresi’ne katıldı ve Merkez Komitesi yedek üyeliğine seçildi. 1936’da yurda döndü; Başvekâlet Murakabe Heyeti Kütüphanesi’nde tercüman olarak çalıştı. Tolstoy’un Savaş ve Barış (Nâzım Hikmet’le birlikte), Hacı Murat, Puşkin’in Erzurum Yolculuğu, Çehov’un Mujikler, Maske, Sayfiyede adlı roman ve öykülerini Türkçeye çevirdi. 1940-1946 arasında Ses, Yeni Edebiyat, Adımlar, Söz dergilerinde incelemeleri yayımlandı. “1951 Tevkifatı” diye bilinen TKP davalarında TKP Merkez Komitesi üyesi olarak en ağır cezayı o aldı. Cezası bitince Cemal Reşit Eyüboğlu’yla birlikte Yedi Gün Yayınları’nı kurdu. L. Tolstoy-Hayatı, Eserleri, Fikirleri (1961) ve Çehov-Hayatı ve Sanat Hikâyesi (1961) adlı incelemeleri vardır. Daha sonra yurtdışına çıkarak TKP genel sekreteri oldu. 18 Kasım 1974’te Berlin’de öldü. Hayatı, Zeki Baştımar Yaşamöyküsü, Mektuplar, Yazılar adıyla kitaplaştırılan Baştımar, İngilizce, Fransızca ve Rusça biliyordu.

Yazar istatistikleri

  • 19 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 35 okur okuyacak.