İlk Jose Saramago kitabını Körlük'le okumuş oldum. Daha önce adını sıkça duyduğum ve içeriğini merak ettiğim bir kitaptı doğrusu. Lakin sürekli popüler olup önümüze çıkan kitaplardan bazıları beni hayal kırıklığına uğrattığı için bu kitabı geç okumuş oldum.
Kitap insanın kendi ile yüzleşmesini sağlayan sarsıcı bir içeriğe sahip. Yeri geldiğinde üzüldüğün, acıdığın, korktuğun ve yeri geldiğinde öfkelendiğin, iğrendiğin yerleri var. İnsana bir çok duyguyu tattıran ve hissettiren bir kurgusu var. Herhalde okuyup da kendini körlerin yerine koymayan onlardan biri gibi hissetmeyen çok az kişi vardır. İnsanlığın o durumda bile ne kadar vahşileşebileceğini kitapta görmüş oluyoruz. Kitap ve körlük biraz daha devam etse yamyama da dönüşebilirdi insanlık. Bence gerçek hayatla örtüşen çok noktası vardı. Önemli olanda insana hisleri ve duyguları ne kadar aktarabildiği bence ve bu kitapta Saramago bunu çok iyi yapmış. Kitabı bitirdikten sonra bile geçmedi içimdeki iğrenti durumu.
Sonuç olarak ne olursa olsun insanlığını yitirenlerin çoğunluğuna rağmen insan olarak kalabilenlerin olması bizim en büyük umudumuz. Medeniyet dediğimiz şeyin nasıl ince bir kabukla çevrili olduğunu ve her an çatlayıp kırılabileceğini görmüş oluyoruz.
Bazen yaşamak ve bilmek yetmiyor demek ki. Hissetmek gerekiyor.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,1bin okunma
Sebahattin Ali'nin İçimizde Şeytan isimli kitabını ikinci defa okudum.
Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna kitaplarını da okumuştum.
Kitap baştan sona kaybedenleri anlatıyor. Önce veznedar kaybediyor. Sonra Ömer, Bedri, Nihat, Hikmet. Hepsi gözümüzün önünde hayat nasıl berbat edilirin hikayesinin karakterleri. Macide ve Bedri kazanmış görünse de onlarda kaybettiler. Macide tam olarak sorumluluk alamamasından. Yaşı küçük olmasından belki de. Sevildiğini veya sevdiğini düşündüğünden.
Bedri de benzer şekilde mücadeleden kaçan, sorumluluk alamayan bir adam. Sonunda kazanan gibi görünse de. Sığınılmak kazanmak değildir. Kazanmak mücadele ile olur.
Ömer hakkında zaten herkes çok şey yazmıştır sanırım. Sürekli bahanelere sığınıp içindeki değil çevresindeki şeytanlara uyarak hayatını ve sevdiği kadını kaybediyor. Hayat ona en büyük dersi veriyor.
Ömer'in çevresindeki tipler ne kadar tanıdık değil mi? Hala içimizde cehaletle beslenip (sorumluluk almayan, çevresine hiç bir katkısı olmadığı gibi daha çok onları bir bataklığa sürükleyen...) kendini aydın toplumun önde geleni olarak görüp yaşıyorlar ve hala canlılar. Onların yüksek ideallerine aldanan tiplerde hep yıllar yılı içimizde yaşadılar ve yaşıyorlar.
1940 yılında yazılmış bu karakterler 85 yıldır hala içimizdeler. Hiç bir şey değişmemiş. Bir toplum içten içe çökerken dün ve bugün inisiyatif alamayan tiplerde Macide ve Bedriler işte. Sevdiğiniz şeyler için mücadele etmez ve yeni insanlar kazanmaya çalışmazsanız durum böyle olur. Günümüzden bakınca nerede kaybettiler sorusunun tam olarak cevabı budur.
Sebahattin Ali'nin genel olarak seçtiği karakterler hep böyledir. Net bir ağırlık koyamayan, hep kaybedenlerin hikayesini anlatır. Aciz ve sönük sorumluluk almayan karakterlerdir. Okuduğum kitapların da güçlü karakterine
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209bin okunma
Acının birbirinden ilginç hikayelerle sarıldığı bir kitaptı bu. Bir hücrede birbirine bilmeceler ve hikayeler anlatarak acıya direnmeye çalışanların sırayla işkencehaneden dönüşleri ve hayatlarından kesitler taşıyan okunası bir kitaptı.
Kara Kuğu isimli bu kitabı okumaya başlamadan önce bu kadar çabuk bitireceğimi düşünmemiştim. Kitabı çok beğendim. Hikayesi sürükleyici. Kurgusu oldukça güzel. Okumaya değer bir kitap.
Bir kitabı değerlendirmek bu kitabı okuyuncaya kadar benim için ne kadar kolaydı oysaki. Pek çok yabancı yazarın kitaplarını okurken içinde uyanan hayranlık hissi bu kitapta da uyandı. Soyut kavramlar ile iki hatta geçiş dönemini de eklerseniz üç dönemi ince bir şekilde anlatmış bence. Edebiyat dünyasında bir duayen olan Tanpınar, Yahya Kemal'in de aynı zamanda öğrencisi olur. Günümüzde bu tür örneklere az rastlıyoruz. Kitabın sonuna doğru Halit Ayarcı "ben aldandığımı anladım" diyordu. Ne çok aldanıyoruz değil mi şu hayatta. Kendi elinizle kurduğunuz sistem yok olunca ve sizin dokunduğunuz insanların vefasızlıklarını görünce insan aldanmışım diyor maalesef. Aldantanlar da hep insan aslında.