Diana Bishop tarihçi bir akademisyen. Güçlü bir cadı soyundan geliyor ama güçlerini kullanmayı her zaman reddeden bir kişilik. Mesleği dolayısıyla eski yazıtları ve tarihi el yazmalarını inceler. Bir gün Bodleian Kütüphanesi'nde tesadüfen Ashmole 782'ye denk gelir. Büyülü el yazmasını açmasıyla etrafına bütün yaratıkları çektiğinden habersizdir. Buna araştırmacı bilim adamı olan vampir Matthew Clairmont da dahil.
Ayrıca ikilinin arasında gittikçe şekillenen bir çekim oluşur, yaşadıkları yasak aşktır ve olaylar bu noktadan sonra gelişmeye başlar. Vampir ve cadı aşkı ne kadar yasak olmayabilir ki?
Konuşmalar genellikle tarihten, bilimden, simyadan meydana geliyor. Kitap ilk başta kendini klasik cadı ve vampir hikayesi gibi gösterse de kitabın ilerleyen sayfalarında öyle olmadığını görüyoruz. Yazar konuyu öyle bir yere çekiyor ki şaşmamak imkansız hale geliyor. Bilim ve tarihin içine bir de mitolojik ögeler ve zamanda yürüyüş giriyor. Bunların yanında tabii ki romantizm de var. Bence gerçekten büyüleyici etkiler bırakan bir kitap diyebilirim.
Matthew'un sahiplenici ve korumacı tavırlarına, Diana'nın gücüne hayran kalacaksınız.