Ö.Yücel Ulukanoğlu

YUNAN EFSANESİ- Yunanlılar kavramlarında daima orijinalliği benimsemişlerdir. Konulara mutlaka diğerlerininkilerden farklı bakış açıları getirirler ve bu, kadın ve erkeğin yaratılışı için bile geçerlidir. Eflatun, bu hikayeyi şöyle dile getirir: İnsanlar başlangıçta erkek ve kadın birleşmiş şekilde yaratıldılar. Dört kolları ve dört bacakları vardı. Bedenleri yuvarlaktı, kol ve bacaklarını hareket ettirerek yuvarlana yuvarlana ilerlerlerdi. Sonra zamanla tanrılara hürmet göstermez oldular. Hatta tanrılara saldırmak ve onları devirmek üzere Olimpos Dağı'nı kuşatma tehtidi savurdular. Tanrılardan biri şöyle dedi: 'Hepsini öldürelim! Tehlikeli olmaya başladılar.' Bir başkası ise şöyle dedi: 'Hayır, daha iyi bir fikrim var; onları ikiye böleceğiz. Böylece sadece ikişer kol ve bacakları olacak ve yuvarlanamayacaklar. Sayıları ikiye katlanacak ve iki kat daha fazla kurban sunacaklar ve en önemlisi, her iki yarı da birbirine bakmaktan kendini alamayacak ve bizi rahatsız etmeye vakit bulamayacaklar.'
Sayfa 91·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnsanın tek olarak yaratıldığına ve kadının orijinal insanın bir tarafından elde edildiğine dair sayısız yazı vardır. Bunlardan belli başlılarından bazılarını buraya aldım ve ayrıca bu konuyla ilgili bazı efsaneler de nakledeceğim. TEVRAT- Tekvin 2/21-22 "Ve Rab Tanrı Ademi derin bir uyku haline sevk etti (Eskiler ölüme uyku derlerdi, bu yüzden buradaki uyku bizim ölüm dediğimiz şeye eşittir) ve o uyudu (yani öldü) ve Rab onun kaburgalarından birini aldı ve o yeri etle kapladı. Ve Rab Tanrı insandan aldığı kaburgadan bir kadın yaptı ve onu adama getirdi. Bu, Musa'nın metinlerinin 800 sene sonra Ezra tarafından yapılan çevirisidir. Musa'nın metinleri, Mu dili ve yazısıyla kaleme alınmış Naga metinlerinin kopyalarıydı ve bunlar Babil'de tutsaklığı süren ve henüz üstat olmayan Ezra tarafından ancak kısmen anlaşılabilmişti. MISIR- Mısır'a kadının yaratılışını da içeren Mu'nun Vahyedilmiş Kutsal Metinleri iki koldan gelmişti. İlki, Hindistan'dan gelerek ilk yerleşim bölgelerini Yukarı Mısır'da, Nübye'deki Maiu'da kuran Nagalardı. İkincisi ise Thoth başkanlığında Atlantis'ten gelen ve Aşağı Mısır'daki Nil Deltasında, Sais'te yerleşen Mayalardı. Erken dönem İncil'lerde Yaratılışın iki ayrı versiyonunun yer almasının ardında belki de bu neden yatmaktadır. Birinin kaynağı Hindistan'dan gelen kişiler, diğerininki ise Atlantis'ten gelenlerdi. HİNDU- Mu'nun Vahyedilmiş Kutsal Metinleri Hindistan'a Anakara'dan gelen Naakaller tarafından getirilmiş, Hindistan'dan da yine Naakaller vasıtasıyla Fırat dolaylarındaki Babil Ülkesi ve Yukarı Mısırdaki Maiu gibi daha yeni kolonilere taşınmıştı. KALDE- Anlayacağınız Kaide ve Mısır, Hindistan'ın yansıması, Hindistan da Anavatan'ın yansımasıydı; bu da kadının erkekten geldiği şeklindeki efsanenin çıkış yerinin Anavatan Mu olduğunu
Sayfa 91·Kitabı okudu
YARATILIŞ ÖYKÜSÜ- Doğu çıkışlı Naakal metinlerinde karşıma çıkan aşağıdaki bölüm Meksika Tabletleri tarafından da doğrulanmaktadır"Başlangıçta Evren yalnızca bir ruhtu. Her şey formsuz ve cansızdı. Her şey dingin, sakin ve sessizdi. Uzayın enginliği boşluk ve karanlıktan ibaretti. Yalnızca Yüce Ruh, Kendiliğinden Var Olan Kudret, Yaradan, Yedi Başlı Yılan bu dipsiz karanlıkta hareket ediyordu. Alemleri yaratma arzusu duydu ve üzerindeki canlılarla birlikte yerküreyi yaratma arzusu duydu ve yerküreyi ve içindekileri yarattı. İçindeki ve üzerindekilerle birlikte yerkürenin yaratılışı şu tarzda oldu: Yedi Başlı Yılan yedi büyük emir verdi."Bu iki tablet bize bu emirlerin Dört Büyük İlksel Güce verildiğini söylemektedir. Bu Güçler, Yaratıcı'nın emirlerini Yaratılış boyunca icra etmişlerdi "İlk Emir: 'Şekilsiz ve düzensiz olarak Uzayda dağınık halde bulunan gazlar bir araya getirilsin ve bunlardan dünyalar meydana getirilsin.' Ve bunun üzerine gazlar dönen sarmal şeklinde kitleler halinde biraraya getirilmiştir "İkinci Emir: 'Gazlar katılaşsın ve yerküre oluşsun.' Sonra gazlar katılaştı. Kabuğun dış kısmında kalan hacimlerden ileride sular ve atmosfer meydana gelecekti ve hacimler yeni dünyanın içine hapsolundu. Karanlık hüküm sürüyordu ve hiçbir ses yoktu, çünkü henüz ne atmosfer ne de sular oluşmuştu." "Üçüncü Emir: 'Dışarıdaki gazlar ayrışsın; suları ve atmosferi oluştursunlar.' Ve gazlar ayrıştı. Bir kısmı suları oluşturmaya koyuldu, geri kalanlar atmosferi oluşturacaktı. Sular yerkürenin üzerinde yerleştiler ve henüz görünürde hiçbir kara yoktu.""Suları oluşturmada rol almayan gazlar atmosferi oluşturmaya koyuldular. Ve güneşin ışınları atmosferdeki ışık ışınlarıyla buluştu ve bunun sonucunda ışık doğdu. Artık yeryüzünde ışık vardı.""Ve Güneşin ışınları atmosferdeki
Sayfa 88·Kitabı okudu
Bir zamanlar üstünlüğün hangisinde olduğu konusunda elin parmakları arasında bir münakaşa çıkmış. Baş parmak demiş ki, birincilik benim hakkım, çünkü ben olmadan hiçbirinizin iş göremeyeceği açıktır. Yok canım, demiş işaret parmağı, bir yeri ya da bir şeyi işaret etmekten daha önemli bir şey olabilir mi? Bu vazife bana verilmiştir. Ben birinciliğin benim olduğu düşüncesindeyim. Ben demiş orta parmak, iddialarımı matematiksel prensiplere dayandırırım. El dik tutulduğu zaman en uzun parmak hangisidir? Benim, o halde birincilik bana aittir.Hiç de değil, demiş yüzük parmağı, yolu işaret etmek ve matematik önemli şeyler olmasına rağmen bunlardan daha önemli bir şey vardır o da sevgidir. Sevgi sembolü benim üzerimde taşınır. Üstünlük benim hakkımdır. Bir de beni dinleyin demiş en küçük parmak. Benim küçük ve sizlerinse büyük olduğunuz doğru. Matematiğin gücü tartışılmaz ve sevgi daha da güçlüdür. Fakat bütün bunların üzerinde olan bir şey vardır ki o da ibadettir. Tanrı'ya yöneldiğimiz zaman dua ederken Ona en yakın parmak benim, çünkü ellerinizi bitiştirdiğiniz ve onları göğüs hizasında tuttuğunuz zaman en önde ben dururum. Bu yüzden birincilik benim hakkımdır."
Sayfa 48·Kitabı okudu
Tüm inanışlar böyle değil mi?
Birinci: İnsana önce Sonsuz, her şeye Kadir ve Yüce bir Varlığın olduğu öğretiliyordu. Ve O'nun aşağıda ve yukarıdaki her şeyin Yaratıcısı olduğu... Ve insanın bu Kadir Varlık tarafından yaratıldığı ve O'nun tarafından yaratıldığı için onun oğlu olduğu ve aynı şekilde bu Varlık'ın insanın Semavi Babası olduğu... İkinci: İnsan yaratıldığı zaman Yaratıcı, insanın bedenine asla ölmeyen fakat ebediyen var olan bir ruh yerleştirmişti. Üçüncü: İnsan yaratıldığı zaman, maddesel bedeninin, geldiği yer olan toprağa geri dönmesi takdir olunmuştu. Bu maddesel beden öldüğü zaman ruh serbest kalıyor ve ötealeme giderek bir başka maddesel bedeni işgal etmek üzere yeni bir çağrı alana dek orada bekliyordu.Şurası bellidir ki, ilkel zihni bu verileri kavrar kavramaz, ruhuna belli bir vazifenin verildiği öğretilmişti. Dördüncü: Semavi Baba'nın Yüce Sevgi olduğu ve bu Yüce Sevgi'nin tüm Evren'i yönettiği ve asla ölmediği, bireyin zihnine iyice işleniyordu. Semavi Baba'nın sevgisinin, Semavi Baba'nın bir yansıması olan dünyadaki babasının sevgisinden çok daha büyük olduğu öğretiliyordu. Dolayısıyla her zaman Semavi Babasına korku veya endişe duymadan, tam bir güven ve sevgiyle yaklaşmalı, O'nun kendisine sevgiyle kucak açacağını bilebilmeliydi. Beşinci: Tüm insanların aynı Semavi Baba tarafından yaratıldığı işleniyordu; bu nedenle bütün insanlar kardeşti ve birbirleriyle ilişkilerinde bu gerçek esas alınmalıydı. Altıncı: Son olarak dünyadaki görevleri, öte tarafa çağrıldığı zaman en elverişli geçişi yapabilmek için nasıl yaşaması ve kendisini nasıl hazırlaması gerektiği öğretiliyordu. Özellikle de Doğruluk, Sevgi, Yardımseverlik, Safiyet ve Göksel Babasına tam bir sevgi, güven ve teslimiyet yolunu izlemesi gerektiği anımsatılıyordu. arzulara galip gelmek suretiyle ruhun maddesel bedene
Sayfa 28·Kitabı okudu