Tüm Türklerin Yüce Babası olan Tengri’nin, bir zamanlar çocukları olan Türklere büyük bir kazan hediye ettiği yönünde bir efsane anlatılır. Bu kazan saf bakırdan yapılmış ve demir bir sehpa üzerine yerleştirilmişti. Büyük-küçük tüm Türk boyları bu Büyük Kazan’dan, yani Tengri Kazanı’ndan yemek yerdi. Hiç kimse mahrum kalmaz, hiç kimse yiyecek eksikliğinden şikâyet etmezdi.
Türk topraklarında sürüler dolusu kısrak ve sayısız hayvan otlardı. Avlar her zaman bereketli geçerdi. Çocuklar sağlıklıydı, aileler güçlüydü, yaşlılara büyük saygı gösterilirdi. Erkekler hem hayvan yetiştirir hem de topraklarını düşmandan korur, komşularıyla iyi ilişkiler kurar, ticaret yaparlardı. Türk ihtiyarları, kuşaktan kuşağa aktarılan bilgelikleri ve hitabet yetenekleriyle meşhurdu. Türk kızları güzellikleri, zarafetleri ve zekâlarıyla parıldardı. Türk delikanlıları ise en yenilmez savaşçılar olurdu. Tüm Türkler için özgürlük, onur ve şeref her şeyin üzerindeydi.
Türk halkı, Tengri’nin bağrında çoğaldı. Ancak her geçen gün Büyük Ayrılık Günü’ne biraz daha yaklaşıldı. Bu, büyüyen Oğul’un ata binip Babasına veda ederek bilinmeyen bir dünyaya gideceği gündü. Ve o gün geldi.
Türkler Tengri Kazanı’nı demir sehpadan indirip toprak bir ocağın üstüne koyarak veda yemeğini hazırlamaya başladılar. Ustalar, demir sehpayı eritip ondan çok sayıda savaş baltası, her zırhı delen ok ve mızrak uçları, savaş atlarını ustalıkla yönlendirmeyi sağlayan üzengiler, şimşek hızında kılıçlar ve babalarının evi olan Tengri’nin göksel kubbesini simgeleyen sivri miğferler yaptılar.
Türk kadınları at binmeye uygun deriden şalvarlar, kısa gömlekler dikti, göçebe evleri olan keçeden çok sayıda yurt yaptı. Tengri Kazanı’ndan yenen veda yemeği boldu ve birçok kişi bu yemeğin benzersiz tadını sonsuza kadar unutmadı.
Ve bu