Bir distopyanın temeli muhakkak ki "özgürlük" ve "politik taşlama" üzerine kurulmalı. Daha önce okuduğum distopik kurgular gibi Cesur Yeni Dünya'da da bu böyleydi fakat Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret'te kurguladığı evrenden hareketle fikirlerini daha net açıklayan Huxley, temelimizi biraz sarstı.
Güzel bir oligarşi tanımıyla başlayan Huxley'in söylemlerinin; giderek vasat bir Amerikan demokratına, bir proavrupacıya ya da "PhD tayfadan" politika yorumlayan bir sosyoloğa dönüşmesi -her ne kadar okura aktarmasa da kendi fikir dünyasında oligarşi ve kapitalizm arasındaki duvarı da yıkmıştır diye düşündürürken- bahsettiği özgürlüğün de epey yavan kalmasına neden oluyor ve elimizde iki farklı özgürlük kalıyor kitapta ilerledikçe: Huxley'in "yavan özgürlüğü" ve bir distopyanın temelinde olması gereken has "devlete karşı özgürlük". Bu farkı belki günümüzde liberalizm ve liberteryenizm arasındaki fark olarak tanımlamak da mümkün.
Nüfus kontrolü üzerine komüncü savunusu, "kurguladığı evreni bir distopya değil de ütopya olarak görüyor olabilir" diye düşünmeme neden oldu. Keza nüfus kontrolünün "birey özgürlüğüne müdahale etmek" olarak tanımlanması için; kendi kurgusundaki gibi, Londra Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'ndeki şişelere ayrılmış olan döllenmiş yumurtaların hesabını, kitabını, halklarını, gelecekteki mesleklerini yapan/seçen bir memur grubuna ihtiyaç yok. "Müthiş elitist" ve "iyi doktrin" sahibi bürokratların nüfus kontrolü üzerine dandik sosyal politikaları da gayet tabii birey özgürlüğüne müdahaledir.
Huxley'in yavan özgürlük yaklaşımıyla kitabın sonlarında yaptığı Dostoyevksi alıntısı, "insanları mutlu etmek için özgürlüğü yenilgiye uğratmayı" içeriyor ve bu bir otorite taşlaması olarak sunuluyor. Bu sunu, Avrupa'nın savaş sonrası dönemde şekillenen makul (!) sosyal