Sardunyalar Güneşe Bayılır
9/10
·112 syf.··
2026 12. kitabı
instagram.com/reel/DYsJcbeAAp... Başak Arslan’ın ilk öykü kitabı Sardunyalar Güneşe Bayılır, Sel Yayıncılık etiketiyle Ocak 2025'te yayımlandı. Arslan, bu ilk eseriyle Darüşşafaka Cemiyeti, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları ve Türkiye İş Bankası iş birliğiyle düzenlenen 72. Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. Kitabın 190 eser arasından seçilerek bu ödüle layık görülmesi, üzerinde durulması gereken bir başarıdır. ​1979’da Ankara’da doğan Arslan, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu. İstanbul’da yaşıyor ve Türkçe öğretmenliği yapıyor. Kaleme aldığı metinler daha önce Notos, Trendeki Yabancı, Öykü Gazetesi, Lacivert, Parşömen, Masa, Altzine, Oggito, Sin Edebiyat, Öykülem, Kitap Eki, Koza, Çıvgın gibi çeşitli dergilerde okurla buluştu. ​110 sayfalık bu eserde on dört öykü yer alıyor. Yazar, öykülerinde birinci şahıs anlatıcıyı tercih ederek samimi, etkileyici ve içten gelen doğrudan bir aktarımı okuyucuya ulaştırıyor. Sade bir dile sahip olan Arslan, kısa cümleler kuruyor ve karakter analizlerini uzun uzadıya yapmaktan kaçınıyor. Bununla birlikte anlatılardaki duygu yoğunluğu o kadar fazla ki kitap bittiğinde zihninizde kendi aforizmanız şekilleniyor. Yazar, “Ey okuyucu, ben satırlara hazır aforizmalar serpiştirmedim ama sen metni bitirince kendi çıkarımını yap” demek istiyor sanki.​ Öykülerde, aile içinde yaşanan ya da yaşanamayan ilişkilerin izdüşümleri, karakterler üzerinden bugüne taşınıyor. Konuşulanlar ile konuşulamayanların oluşturduğu atmosferde okur, hüzün ve tebessüm salıncağında bir o yana bir bu yana sallanıyor. Duygular o kadar yalın ve az sözcüklerle veriliyor ki bu durum, okuyucuya geniş bir anlam alanı açarak onu metnin içine çekiyor. Metafor veya alegori gibi dolaylı yollara başvurmayan yazar, gizem ve
İnadınaEdebiyat
Sardunyalar Güneşe BayılırBaşak Arslan · Sel Yayınları · 202538 okunma
7/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
116 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 15:45
Alışkanlık yaratan, günlük davranışlarımızı etkileyen ürün ve hizmetlerin nasıl oluşturulduğunu açıklamaya çalışan bir eser... Günümüzde şirketlerin ekonomik değerleri yarattıkları alışkanlıkların gücüyle doğru orantılı şekilde belirleniyor. Sabah kalkınca Twitter'a bakmamız, boş vakitlerimizde Instagram'da gezinmemiz, bir şeyi merak ettiğimizde Google'a girmemiz gibi... Yazar kanca döngüsü adını verdiği süreç sayesinde şirketler büyük reklam kampanyalarına, yoğun pazarlama faaliyetlerine ihtiyaç duymadan ürün ve hizmetlerinin tekrar ve tekrar kullanılmasını sağlamakta, ürünlerinin kullanımını tüketicilerde rutin davranış haline getirmektedir. Kanca Modeli şekilde ifade edilen bu sürecin tetikleyici, eylem, değişken ödül ve yatırım şeklinde dört adet aşaması bulunmaktadır. Alışkanlık haline gelen ürün ve hizmetler sayesinde şirketler için müşteri başına kazanılan gelir artar, müşterilerin ürünün fiyatına olan duyarlılığı azalır, müşteriler aynı zamanda ürünün gönüllü pazarlamacıları hale gelir, ürünü tavsiye ederler, çevrelerine haberdar ederler. Bir ürün veya hizmetin alışkanlık haline gelmesi için bir sorunu çözmesi ve/veya bir ihtiyacı gidermesi gereklidir. Buna karşın instagram, twitter gibi uygulamalar başta eğlenme ve vakit geçirme gibi kullanılmakta iken sonrasında kullanılmaması halinde kişide rahatsızlık yaratan ürünler halini alarak kişide alışkanlık haline gelmektedir. Fakat alışkanlık haline gelen bir davranış bir anda meydana gelmez, belirli bir sürecin işlemesi ve davranışın tekrarlanması neticesinde alışkanlık haline gelir. Bu sürecin başlatan ise dışardan ve içimizden gelen tetikleyici işaretlerdir. Bir eylemin başlaması için o eylemi yapmak, üzerinde düşünmekten daha kolay olmalıdır. Alışkanlıklar düşünülmeden yapılan eylemlerdir. İster fiziksel
Kancaya TakılıncaRyan Hoover · Nova Kitap · 2022150 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·83 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 00:00
“Tam pes etmek üzere olduğum bir gecede, kafamın içinde verdiğim savaşı zor da olsa kazandım. O gecenin sabahına ben çıktım ama içimdeki kimseyi sağ bırakmadım.” Yazan bir paylaşıma denk geldiğimde kitabın içeriğini unuttuğumu farkettim ve tekrar okudum. 64 karelik bir tahtayı hem bir kurtuluş panzehri hem de yeni bir zihinsel hapishane olarak kurgulayan Zweig, “hiçlik zehirlenmesinin” insan ruhunu nasıl kemirdiğini ustalıkla işlerken, masadan son anda kalkışıyla aslında kendi hayatındaki o büyük vazgeçişi; barbarlığın hüküm sürdüğü bir dünyada artık “oynamayı” reddedişini hüzünlü bir metaforla mühürlüyor.. Instagram: tgrlkcn
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,1bin okunma
Spoiler!!!
7/10
·496 syf.··
2026 19. kitabı
Serra yaz tatilindeki stajı ve Çeşme maceralarını anlatıyor. Ay orada da Timur ucubesi çıkmaz mı? Alev'le, Betül yetmiyormuş gibi evren Serra'ya bir tekme de benden olsun cinsten, Taaşşuka Talat ve Fitnat geçmesi cidden çok can sıkıcıydı. Hey yarabbi! Bu kitapta Serra ne çekti ya. Hadi sonra o bitti dedik bir yolda Cüneyt ile Tümay'ın çıkma haberi, gündeme bomba gibi düştü. Oha dedik! Yok daha neler dedik ama durun daha yeni başlıyoruz. Alev ve Betül; Bu kızları tüm sayfa boyunca okumak, midemi bulandırdı cidden. Kusma derecesinde fevkalade fikirler... Hadi Betül eski sevgilisiydi. Bir şeyleri bitirememiş boş yere volta atıyor da, sana ne oluyor Alev. Ay bir sinir oldum. Yok bir lafı ters çevirip, dörtle çarpmalar... Yok Feyza'yı dolduruşa getirmeler... Oktay'a acıtayson yapıp, her yerden çıkmalar... Doldurmalar... Dolduruşlar. Bir insan seviyesini nasıl bu kadar düşürebilir aklım almıyor. Adam Serra'yı seviyor ve bu ilişki karşılıklı. Bunun düşüncesi bile insanın özsaygısı için yeterli bir sebep iken, senin ortada sıçan gibi dolaşman, o Alev'in etrafı olur olmaz nifak tohumlarıyla etrafı yakıp yıkması, onlar için felekten bir gün çalmak kadar normal bir durum. Bana kalırsa bu tarz hastalıklı insanların HEMEN bir doktora görünmesi ŞART AZİZİM. Burada Oktay'a çok kızdım ama sonra onun açısından bakılınca da, onun iyi niyetinin nasıl su istimal edildiğini gördüm. Serra bu kitapta da harika dostluklar edindi. BURADA ASLINI İSTERSENİZ, DOĞANAY HOCANIN BİZ GENÇLERE VERDİĞİ ÖĞÜTLERİ SIRALAYACAKTIM LAKİN BU ATRAKSİYONLU VE GERİLİMLİ SAHNELERDEN ÖTÜRÜ, BU ANLARI INSTAGRAM ÜZERİNDEN PAYLAŞACAĞIM. BURADA YAZAMAYACAĞIM KADAR ÇOK FAZLA YERE DEĞİNİLDİ. Doğanay hocadan "İşte Hayat" adındaki yeni ve son konumuzu işledik. Her şey tek kelimeyle FEVKKALADEYDİ... -Timur -Alev ve
Edebiyat & Roman
İşte Hayatİpek Ongun · Artemis Yayınları · 20126,6bin okunma
İYİLEŞTİRMEYEN, SADECE ALIKOYAN BİR SİSTEMİN ANATOMİSİ....
Puan vermedi·96 syf.··
2026 14. kitabı
Belçika edebiyatının yasaklı ve sarsıcı sesi Roger Van De Velde ile tanışmak, benim için ilginç bir okuma deneyimi ve keşfi oldu. Cezaevinin akıl hastaları koğuşundan, yazarın yazma yasağına rağmen dışarı sızdırılan bu öyküler; sistemin "normallik" iddiasına indirilmiş en sert felsefi balyozlardan biri olsa gerek. Kitap bizi Shakespeare’in Macbeth eserinin o meşhur  alıntısıyla karşılıyor: "HAYAT BUDALANIN TEKİNİN ANLATTIĞI BİR MASALDIR." Hastanede veya hapishanede uygulanan o soğuk kurallar, prosedürler ve "iyileştirme" iddiaları, aslında bir "budalanın anlattığı masal" kadar tutarsızdır. Macbeth alıntısının devamı şöyledir: "Gürültü ve patırtıyla dolu, hiçbir anlamı olmayan bir masal." Kitabın adındaki o "çatırdama", tam da Macbeth’in bahsettiği o "gürültü"nün zihindeki karşılığıdır. Zihninin artık düşünceleri ve acıyı taşıyamadığı o kırılma anını temsil eder. Toplum, "arıza yapanları" iyileştirmek yerine onları susturmayı ve görünmez kılmayı seçerken; Roger, bu görünmezlerin sesini açmış bize... Kafatasları çatırdar, insanlar acıdan haykırır, sistem tıkır tıkır (ama amaçsızca) işler; fakat sonuçta tüm bu gürültünün sonunda koskoca bir "anlamsızlık" vardır. Roger, o kurumuş gözyaşlarıyla bu anlamsızlığın en ön safındaki izleyicisidir. Etkilendiğim "Felsefe Dersi" öyküsünü önceki postta paylaşmıştım. Ancak beni en çok etkileyen Roger Van De Velde'nin de  sesini duyduğum "Bir Sorunun Cevabı" öyküsü oldu. Yeni gelen bir yabancıya burası hapishane değil hastane der. Çıkabileceği umudunu ekerek. Kendisi bu yalana inanmasa da... Çarpıcı diyalogları sonunda Roger’ın son yorumu tüm duygularını, yaşanmışlıklarını yüksek bir çatırtıyla duyurur. "Ben de ona cesaretlendirici şekilde gülümsedim; bir an kendimi o kadar kötü hissettim ki hıçkırıklara boğulacaktım. Ama
1000Kitap
Çatırdayan KafataslarıRoger van de Velde · Siren Yayınları · 2025172 okunma
Puan vermedi·480 syf.··
2026 24. kitabı
Canım yazarımın canım kitabııı Benim gerçekten okuduğum en iyi kitaplardan birisiydi. Konusu, karakterleri, yazım dili… Hepsine ayrı hayranım. Eğer samimi bir arkadaş ortamı ama bir yandan da o karanlık, psikopat havayı veren çok iyi bir karakter var ;)) TikTok ve Instagram hesabımda daha önce bir çok kez alıntılarını paylaştım. Konu ve yaşanan olaylar herkese hitap edebilecek bir seviyede değil çünkü hem psikolojik derinliği çok yüksek bir kitap hemde psikolojik ve fiziksel şiddet içeriyor. Ama bu konuları seven insanların beğeneceğini düşüyorum. Serinin diğer iki kitabınıda okudum, heyecanla 4. kitabı bekliyorum. Yazar hanımcığım yeni kitap ne zaman acabaaaaa Benim için ️️️️️ bir kitap Işıl LimaeIşıl Limae
OyunbazIşıl Limae · Martı Yayınları · 2024979 okunma