Ortaya çıkan her yeni araç ya da mecra -basılı kitap, televizyon, Twitter- ile birlikte gözünüze kendine özgü renkleri ve mercekleri olan yeni bir gözlük takıyorsunuz adeta. Her gözlük dünyayı farklı görmenize yol açıyor.
Örneğin televizyon seyretmeye başladığınızda, herhangi bir televizyon programının -Çarkıfelek ya da The Wire- mesajını özümsemeden önce, dünyayı televizyon gibi şekillenmiş olarak görmeye başlıyorsunuz. Bundan dolayı, ortaya çıkan her yeni aracın/mecranın -insanlar için yeni bir iletişim yolunun- içinde gömülü bir mesaj bulunduğunu söylüyor McLuhan. Bizi usulca dünyayı yeni kurallara göre görmeye itiyor her yeni mecra. Enformasyonun size nasıl ulaştığını ulaşan enformasyondan daha önemli olduğunu öne sürüyor McLuhan. Televizyon size dünyanın hızlı olduğunu, yüzeyler ve görünüşlerle ilgili olduğunu, dünyadaki her şeyin aynı anda meydana geldiğini öğretiyor.
Sosyal medyadan kaptığımız mesajın ne olduğunu ve basılı kitaplardan kaptığımız mesajdan ne farkı olduğunu düşündürdü bunlar bana. Önce Twitter'ı düşündüm. Twitter'a giriş yaptığınızda -Donal Trump da olsanız, Bernie Sanders da olsanız, Bubba the Love Sponge da olsanız- o mecra üstünden aldığınız ve takipçilerinize gönderdiğiniz bir mesaj oluyor. Ne gibi bir mesaj bu? Birincisi: Hiçbir şeye uzun süre odaklanmamalısın. Dünya 280 karakterden oluşan kısa, basit ifadelerle anlaşılabilir ve anlaşılmalı. İkincisi: Dünya çok çabuk yorumlanmalı ve anlaşılmalı. Üçüncüsü: İnsanların hemen seninle hemfikir olmasından, kullandığın kısa, basit, hızlı ifadelere alkış tutmasından daha önemli bir şey yok. Başarılı ifade bir sürü insanın hemen alkış tuttuğu, başarısız ifade ise insanların görmezden geldiği ya da ayıpladığı bir ifade. Tweet atarken, daha herhangi bir şey söylemeden önce, bu üç öncüle katıldığınızı
Sayfa 87 - Metis Yayınları