Ayşe

Ayşe
Okul Öncesi Ögretmeni
Lisans
20 Nisan
111 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Döndüğümüz İstanbul, üç yıl önce Hicaz'a giderken bıraktığımız o bizim sevgili İstanbul'umuz değildi. Renkleri bile gözlerimizi karartan, benliğimizi inciten bir sürü yabancı bayraklar altında, Türk'e kan ağlatan, bir bambaşka yer olmuştu.
Reklam
Desem ki bin kere "İnsanım" kanan kim? Hem niçin kansın? Hayır... Hürriyetin, hakkın, masum oldukça insansın. Bu hürriyet, bu hak bizden her gün aheng-i say ister. Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşalsın ter.
Vaktiyle büyük medeniyetlere sahne olmuş, üç büyük peygamber vermiş, cihan için vahdâniyet mücadelesini başarmış olan bu tarihî ülkelerde şimdi, bugünün nimetlerinden, umranından, ilim ve hattâ ahlakından yoksun yaşayan insanlar, koca Akif'in duygulu ve imanlı kalbini incitiyordu.
Biz Çanakkale'de, Ehl-i saliba karşı harbettik. Ve Allah'a bin şükür, salipleriyle beraber cümlesini hak ile yeksan ettik. Lâkin unutmamalıyız ki bu harp başka başka cephelerde devam ediyor ve Müslümanlar uyanıp da kendilerine gelinceye kadar devam edecektir."
"Hele Fahreddin Paşa, diyorlardı. Şöhreti buralara kadar yayılan bu kumandanın Arap olduğunu iddia edenler var. Bazıları da Arnavut olduğunu söylüyor. Doğru mudur? Aslını siz bildiğiniz için lütfen bizi aydınlatın." Aydınlattık ve Paşa'nın halis muhlis Türk, Türkoğlu Türk olduğunu anlatırken, Mısırlı gazetecinin: "Ama duyduğumuza göre pek mûtekit bir Müslümanmış da..." deyişi üzerine, ben dayanamadım sesimi yükselttim: "Doğrudur, öyledir. Fakat hangi Türk yine öyle dini bütün Müslüman değildir? Zaten öyle olmasaydılar dünyaya parmak ısırtan o Medine destanını yaratabilirler miydi?
Reklam